Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Nisan 2016

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Nisan-2016 döneminde Dünyabizim'e gelenler...

Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Nisan 2016

Okurlarımızın bildiği üzere, kurulduğu 2008'den beri sitemiz kültürün tüm alanlarında olduğu gibi yeni çıkan kitapların değerlendirilmesi hususunda da özel haberler, değerlendirme metinleri yayınlıyor. Habercilerimizin özverili çalışmaları, sitemizin yayın dünyasını yakından izlemesine ve gelişmelerden (yeni çıkan kitaplar da dahil) okurlarını haberdar etmesine vesile oluyor.

Özellikle son iki yıldır çeşitli yayınevleri Dünyabizim ofisine yeni çıkan kitaplarını gönderme zahmetinde bulunuyorlar. Kendilerine teşekkür ederiz. Bizler de, yayın ilkelerimize uyan kitapları habercilerimize dağıtıyor, eğer kitabı okuyup da severlerse, haber yapmaya değer görürlerse haberleştirmelerini rica ediyoruz. Şimdiye kadar bu tür yeni çıkan hangi kitaplar değerlendirildi, özel haberler üretildi, hepsine Dünyabizim Ansiklopedisi'nde ilgili kitap/yazar başlığı altında ulaşabilmeniz mümkün: http://www.dunyabizim.com/tags

Artık her ay başında, geçen ay içinde sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. Elbette her bir kitap için inşallah özel haber/ler de üretmeye/ üretilmesine vesile olmaya devam edeceğiz.

Aşağıda Nisan-2016 döneminde Dünyabizim'e gelen kitapları listeledik. İyi okumalar...

Türkiye'de İslami İlimler: Tefsir ve Kur'an İlimleri 1-2, Bilim ve Sanat Vakfı.

 

Türkiye’de İslami İlimler üzerine yapılan çalışmaların hâsılasını ortaya koymayı hedefleyen bir serinin ilk ayağını oluşturan Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi’nin (TALİD) bu sayısı, Tefsir ve Kur’an İlimleri başlığıyla iki cilt halinde yayınlandı.

Asım Cüneyd Köksal, Fıkıh ve Siyaset, Klasik Yayınları

 

Osmanlılarda siyâset-i şer’iyye konusunu teorik ve pratik veçheleriyle bir bütün hâlinde ele alan ilk modern akademik çalışma olan Fıkıh ve Siyaset: Osmanlılarda Siyâset-i Şer’iyye, temsil edici nitelikteki müellif ve eserlere odaklanarak alanın temel meselelerine ışık tutmayı hedeflemektedir. Eserde siyâset-i şer’iyyeyi yalnız belirli bir perspektiften ortaya koyan ve bu alanın tartışmalı uygulamalarına onay veren eserlere değil, Osmanlıların hukukî-siyasî düzenini eleştiren isim ve eserlere de yer verilmiştir. Ayrıca kitap Osmanlılar döneminde siyasetin yalnız hukukî veçhelerine tahsis edilmiş eserleri değil, aynı zamanda siyasetin farklı meselelerini ele alan geniş –ve hatırı sayılır bölümü hâlen yazma halindeki– literatürü de dikkate almakta; şeriat-siyaset ilişkisine dair bürokrat ve tarihçilerin, ahlâkçıların, ulemâ ve sûfîlerin yazdığı risale ve kitaplara da atıfta bulunmaktadır.

Osmanlı'da İlim ve Fikir Dünyası, ed. Ömer Mahir Alper, Mustakim Arıcı, Klasik Yayınları

 

Osmanlı ilim ve fikir dünyası, kendisinden önceki İslâm ilim ve fikir geleneğinin temsilcisi olarak neşv ü nemâ bulmuş, VIII/XIV. yüzyıldaki ilk kurumsallaşma adımlarından sonra bilhassa İstanbul’un fethiyle etkileri yüzyılları aşan bir gelenek olarak tezahür etmiş ve bu geleneğe ilim ve düşüncenin her alanında köklü katkılar sağlamıştır. Bununla birlikte Osmanlı ilim ve fikir mirasının, fetih öncesi bağlantılarını da dikkate alarak çok yönlü olarak incelenmeye muhtaç olduğunu söylemek mümkündür. Böyle bir ihtiyaca binaen İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, 2013 yılında, “Sahn-ı Semân’dan Dârülfünûn’a Osmanlı’da İlim ve Fikir Dünyası: Âlimler, Müesseseler ve Fikrî Eserler” üst başlığı ile uluslararası bir dizi sempozyum düzenleme kararı almış ve elinizdeki eser, bu sempozyumun birincisine iştirak eden araştırmacılar tarafından sunulan ve her biri alanına önemli katkılar sağlayan tebliğlerin yeniden gözden geçirilmiş metinlerinden hazırlanmıştır.

Bir Şehir Kurmak & Turgut Cansever'le Konuşmalar, Haz. Aynur Can, Mahmut Doğan, Klasik Yayınları

 

Turgut Cansever'in 1997 - 1998 yıllarında "Şehir Yönetim Düşüncesi" seminerlerinden hareketle hazırlanan Bir Şehir Kurmak'ta, Türkiye'de şehirleşme sürecinin meseleleri tartışılıyor, sorunların çözümüne dönük öneriler üzerinde duruluyor ve dahası yeni kurulacak şehirler için bir model ortaya konuyor. Turgut Cansever'in "Diyarbakır Suriçi Eylem Planı"nın taslak metni de ilk defa bu eserde gün yüzüne çıkıyor.

“Yaşadığımız şehir sanki bize ait değil, oturduğumuz ev yabancı birisinden ödünç alınmş gibi... Bu şehri kim düzenledi, bu evi kim inşa etti ve biz bu yabancı mekanlarda oturmak mecburiyetinde miyiz? Burada bir kimlik kurgulaması yapıyor: Hıristiyan Avrupa'dan miras kalan modernist kimlik ve İslam medeniyeti kimliği. Medeniyet tasavvurunun en önemli görünür öğesi kuşkusuz şehirdir. Bize özgü şehir ve ev, bizim uzmanlarımız ve uygulayıcılarımız tarafından bize ait bir talep üzerine inşa edilecektir.” (Prof. Dr. Sadettin Ökten)

Hadiye Yılmaz, Dünden Bugüne Pontus Macerası, Dergah Yayınları

 

Pontus Meselesi, 19. yüzyılın ikinci yarısından Kurtuluş Savaşı'nın sonuna kadar olan dönemde, Doğu Karadeniz'de bir Rum devleti kurma hedefiyle ortaya çıkarılmış bir meseledir. Bu hedef doğrultusunda Pontusçu Rumlar TBMM'ye karşı Milli Mücadele döneminin en uzun ve en zarar verici isyanını çıkarmışlardır. Pontusçu isyancılar başta Yunanistan olmak üzere Batılı büyük devletlerin çeşitli alanlarda ve düzeylerde desteğini görmüşlerdir. TBMM güçlerinin yaklaşık 3 yıl süren mücadelesi neticesinde Pontusçuluk fikri etkisiz hale getirilirken, nihayet Kurtuluş Savaşı sonunda imzalanan Lozan Antlaşması'yla da Türkiye için Pontus Meselesi tarihe karışmıştır.

Ne var ki, yaklaşık 25 yıl sonra, 1950'li yıllardan itibaren ve bilhassa Kıbrıs meselesinin tırmanışa geçtiği süreçte Pontus Meselesi uluslararası alanda çeşitli vesilelerle yeniden gündeme getirilmeye başlanmıştır. Bu süreçte Yeni Pontusçuların iddialarına, Balkan Savaşları'ndan Milli Mücadele'nin sonuna kadar "350 bin Rum'un Türkler tarafından soykırıma uğratılmış olduğu" iddiası da eklenmiştir. Yeni Pontusçuluğun vatanı Yunanistan'da soykırım iddiasıyla Türkiye aleyhine çeşitli faaliyetler düzenlenirken, 2000'li yıllardan itibaren bazı Batılı devletlerin parlamentoları da Türkiye aleyhine bu soykırım kararını tanımıştır.

Bu kitap, bütün bu gelişmeler üzerine meselenin tarihsel arka planına yeniden dönme ihtiyacıyla arşivlerimizde bulunan belgelerin ve çeşitli araştırmaların ışığında hazırlanmıştır. Daha önce yayınlanmamış olan, 1922 ve 1927 tarihli iki Pontus raporuna da eski yazı orijinal metinleriyle birlikte çalışmada yer verilmiştir.

Charles Holcombe, Doğu Asya Tarihi, Dergah Yayınları

 

Barut, kâğıt ve matbaa gibi çok önemli teknolojilerin hepsinin Çin'de icat edildiği bilinir. Az bilinen ise kâğıt ve matbaanın, Avrupa'yı şekillendirmeden çok önce Çin üzerinde belirgin bir etkiye sahip olduğudur. Kâğıt ve matbaa, kitapların imal edilmesine ve dolayısıyla da modern öncesi Çin'de nispeten yaygın olan bilgiye erişilmesine yardımcı oldu. Yaklaşık 1500 yılına kadar Çin'de dünyanın geri kalanından daha fazla kitap üretildiği ciddi bir şekilde söylenebilir.
21. yüzyılın şafağında, dünyanın en büyük beş ekonomisinden üçü Asya'daydı. Yirminci yüzyılın ortalarına kadar, Doğu Asya büyük oranda sanayileşmemiş, yoksullaşmış ve savaşın harap ettiği bir yerdi. 1900'lerin başında bölgesel modern bir güç olarak kendini gösteren Japonya dahi İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda (1945) harap ve bitap durumdaydı. Japonya'nın ihtiyacı olan yeni bir başlangıç 1960'larda ivme kazandı. Bugüne kadar Güney Kore, Tayvan, Hong Kong, Singapur ve son olarak Çin Halk Cumhuriyeti bile, -her biri farklı yollarla da olsa- modern ekonomik kalkışı dramatik seviyelere ulaştırmakta Japonya'ya katıldılar. Hiç şüphesiz, Doğu Asya'nın ekonomik büyümesi yakın dönem dünya tarihinin en önemi hikâyelerinden biridir.

Köstendilli Ali el Halveti, Telvihât, Dergah Yayınları

 

16. asır Osmanlı sufilerinden biri olan Köstendilli Ali el-Halvetı Efendi'nin tasavvufî vecizelerinin ve arifane sözlerinin yer aldığı Telvîhat-ı Sübhaniyye ve Mülhemat-ı Rabbaniyye adlı elinizdeki eser, dervişi Bursalı Şühudi Mehmed Efendi tarafından derlenmiştir.

Eser, ilhamlar, varlığın birliği (vahdet-i vücud), tevhidin mertebeleri, hakîkat-i Muhammediyye, insanın hakikati, insanı hakikat bilgisine ve kamil ahlaka ulaştıran yöntem, tasavvuf erbabının vasıfları, seyr u sülukun esasları, şeriat, tarikat, hakikat, marifet arasındaki derin irtibatlar gibi pek çok meseleye işaret eder.

Kitabın üslûbu, İbnü'l Arabi sonrası teşekkül eden Ekberiyye mektebi dilinin karakteristik özelliklerini yansıtır.

Mustafa Başpınar, Annemin Gözleri, Dergah Yayınları

 

"Kar yağıyordu. Başımı sağa çevirip iki dükkân arasından gözüken bordo binaya baktım. Pencerede miydi Hicran? Yoksa o da dipsiz bir kuyuya mı düşmüştü benim gibi. Araç çalıştı. El salladım. Ragıp bana bakıyordu. Bense karşıya. Az sonra gözden kayboldu Ragıp, kütüphane, öğretmenevi. Sonrasında hapishane, kaymakamlık, ilçenin çıkışındaki çalıştığım okul ve nihayetinde Hizan.

Pencerede Hicran'ı, ocakta Ragıp'ı, dükkân önünde Şakir Dayı'yı, kulübede askeri, hücrelerde mahkûmları, bahçede öğrencileri, iki dağın eteğindeki evleri düşündüm bir bir.

Kıvrılarak çıktık Panur Dağı'nı. Başları poşulu adamlar sigaralarını yakmışlar, göz gözü görmüyordu. Radyodan ince bir kadın sesi geliyordu. Ağıttı söylediği. Kürtçe.

Yükselen dumanlarda Hicran'ın gözlerini gördüm. Islak gözlerini. Uzun kirpiklerinin arasından bakıyordu bana. Gölge düşmüştü bakışlarına.

Elimde tuttuğum menekşeye baktım. "Bir gün benim menekşelerimle sana verdiğim menekşe aynı çatı altında buluşurlar umarım." diye yazmıştı Hicran. Başımı cama dayadım. Gözlerimi kapattım."

Mukadder Gemici, Kar Makamı, Dergah Yayınları

 

"Belirsizliğin kasveti, gecenin yorgunluğu, yıllar öncesinin coşkulu duygularının ağırlığı, Mesude'nin dokunuşu... Doluyor içi Fazıl Bey'in, imsak geçti, dakika dakika saydı geceyi, ezan okunacak birazdan. Derin nefes alıyor, atmak istiyor içinden, küçük bir çocuk gibi dudağı kıvrılıyor, dişlerini sıkıyor karanlıkta kendine hâkim olmaya çalışırken. Kararı defalarca değiştiği gibi yine değişiyor, birine anlatacak, anlatmak zorunda, kim olursa, söyleyecek: 'Benim bir oğlum var... Varmış... Yani galiba...' "

Herakleitos'un Oyunu - Herakleitos Fragmanlarına Yorumlar, Erdal Yıldız, Güvenç Şar, Dergah Yayınları

 

Düşünme tarihinin şafağının sakinlerinden, belki de en önemlilerinden biri olan, aradan geçen binlerce yıla, üzerine yapılmış sayısız okuma, düşünme, söyleme ve yorumlama çabalarına rağmen kendisi hakkında kesin bir karara varılamamış bir düşünürle, Herakleitos'la yine, yeniden, kısa ve deyim yerindeyse ayaküstü bir sohbeti, bir sohbet oyununu deniyoruz; fragmanları üzerinden Herakleitos'la konuşmanın/aşık atmanın imkanlarını yokluyoruz…

Platon, Kratylos, Dergah Yayınları

 

Platon'un Kratylos'u, dil felsefesinin başlangıç noktası, dilbilimin kaçınılmaz başvuru kaynağı, dille ilgili kafamızı kurcalayan onlarca sorunun ilk defa telaffuz edildiği metindir. Platon'un dil kullanımı Kratylos'un labirentlerinde rafine edilirken, aslında Klasik Atina'nın entelektüel çevrelerindeki en popüler tartışmalarından biri gözler önüne serilmektedir: Adların Doğruluğu. Kratylos, dilin bilimsel, felsefi, dinsel yönlerini sorgulayan bir dizi hâlâ cevapsız soruyla gündemdeki yerini korumaktadır. Bunlardan sadece birkaçı söyle sıralanabilir: Bir adı doğru yapan nedir? Adların bir doğruluğu varsa bu doğruluk uylaşımsal mıdır yoksa doğal mıdır? Söz konusu doğruluğun üzerinde yükseldiği zemin nedir, anlam mı, yoksa sözcüklerin kendileri mi? Kullandığımız dilin iletişimde sağladığı ortaklıktan nasıl emin olabiliriz? Platon'un Kratylos'u Türkçede okuyucunun karşısına ilk defa çıkmıyor. Ancak elinizdeki kitapta yer alan çeviri Yunanca orijinal metnin titiz bir incelenmesinin, satır satır, kimileyin hece hece, hatta harf harf, kılı kırk yaran bir filolojik dakikliğin ürünü olduğu iddiasını taşımaktadır. Çünkü bu çalışma, diyalogda başvurulan deneysel dil cambazlıklarında ya da etimolojik sözcük oyunlarındaki zeka parıltısını kaybetmemeye çalışan bir çeviri pratiğiyle ortaya çıkmıştır. Bu zeka pırıltısı bir yandan okurun gözlerini kamaştırırken, öte yandan dilin, dilbilimin, dil felsefesinin karanlık dehlizlerini aydınlatmaktadır. Kratylos'un sunduğu sorunsal alan, Kratylos'a Yorumlar: Physis-Nomos Karşıtlığı Bağlamında Filolojik ve Yorumbilimsel Bir İnceleme başlıklı ikinci ciltteki yorumlarla bir nebze daha net bir görünüme kavuşmaktadır.

Erman Gören, Kratylos'a Yorumlar, Dergah Yayınları

 

Platon'un Kratylos'u, dahiyane, ancak bir o kadar da bilmecemsi bir diyalogdur. Metindeki etimolojik araştırmanın sıradüzeninden, açıklamaların arkasındaki niyetin ciddiyetine, Sokrates'in tartışmada hangi safı tuttuğundan, Platon'un kasten gizlenen gerçek fikirlerine, sırlarla dolu bir atmosfer Kratylos'un satırlarında bile isteye oluşturulmuş gibidir. Bu sır perdesini kaldırmaya çalışan okuyucu ya da çevirmen her seferinde yeniden dilin içine davet edildiğini fark etmekten kendisini alamaz. Kratylos belki tam da, dile yönelik soruların cevaplarının ancak dilin içinde aranabileceğinin çıkmazına giden bir yol olarak tasarlanmıştır. Bu yolda yürüyen yorumcu filolojinin en küçük ayrıntıları gözden kaçırmayan bakışından yararlanırken, metnin kültürel ve felsefi bağlamına da nüfuz etmek zorunda kalır. Elinizdeki inceleme böyle iki yönlü bir yöntemsel yaklaşımla Klasik Atina'da doğa yasa (physis nomos) arasındaki gerilimin dilsel boyutlarını açığa çıkarmayı amaçlamaktadır. Zira Yunan dilindeki fonetik bir sorunu, maddi kültüre dair bir ayrıntıyı, Yunan alfabesinin tarihsel gelişimini ya da deyimsel bir ifadenin dayandığı toplumsal belleği araştırırken yorumcu her seferinde felsefenin ayakkabılarıyla dil yolunda yürüdüğünün bilincine varır. Dil yolunda ve okuru da dil yoluna davet ederek...

Proklos, Adlandırmanın Ontoteolojisi, Dergah Yayınları

 

Neredeyse bin yıllık bir geleneğin, Platon'un Akademia'sındaki halefler silsilesinin son halkalarından biridir Proklos. Onun hayatını yazan Marinos'un aktardığı kadarıyla, ilk defa Atina'ya gelen Proklos, felsefenin koruyucusu olantanrıça Athena'nın evi olan Akropolis'i ziyaret ettiğinde, kapıdaki muhafız "Hakikaten, sen gelmeseydin, ben burayı kilitleyecektim" der.

Osman Nuri Küçük, Sufiliğin Zirvesi & Hz. Mevlana'yı Anlamak, Nefes Yayınları

 

İslâm tasavvufunun seçkin isimlerinden Hz. Mevlânâ, eserlerindeki hakikate dair manalardan herkesin faydalanmasını arzulamaktadır. Ancak pratikte olan, kutsal kitaplar dâhil bir metni herkesin kendi seviyesine uygun yorumladığıdır.

Bu noktada Hz. Mevlânâ ile ilgili bir anlaşılma sorunu ortaya çıkmaktadır. Özellikle günümüz okumalarında ortaya çıkan Mevlânâ portrelerinin farklılaşmasında bu sorun bâriz şekilde kendini hissettirmektedir.

Mevlânâ'nın İslâmî arka planından soyutlanarak değerlendirilmesinin, onun düşünceleriyle ilgili temel bir çarpıtma örneği olduğu gerçeği, günümüzde artık gerek akademik gerek popüler çalışmalarda vurgulanan bir husus haline gelmiştir. Çoğu okur; temel kimliğini İslâm kültüründen soyutlayıp Mevlânâ'yı dinler üstü ruhsal bir guru, mistik bir şâir, şamanist bir dansçı, yeni bir din kurucusu, hümanist bir düşünür şeklinde tanımlamanın, yorumcunun zihnindeki Mevlânâ figüründen öte bir gerçeklik taşımadığının farkındadır.

Bu eserde istekli gönüllere Mevlânâ'yı anlama kapıları aralanmaktadır. Mevlânâ'nın sûfî bir düşünür olmasından kaynaklanan ve Mesnevî'deki üslubu itibarıyla karşılaşılan anlama sorunları ve onu etkileyen şahsiyetler üzerinden birbirinin tekrarı mahiyetindeki önceki bilgilerin ötesinde konu ele alınmıştır.

Hülya Küçük, Uzatılmış Yol, Nefes Yayınları

 

İbnü'l-Arabî, "Allah'a giden yol çok kısadır, lâkin biz görelim diye uzatılmıştır." der. Yol kısadır, çünkü O (c.c) bize şah damarımızdan daha yakındır. Uzatılmıştır, çünkü O'na (c.c) ulaşabilmek ve insan olabilmek için bu yolda yürümemiz gerekmektedir. İşte "Şems'in Dili Mevlânâ'dan İbnü'l-Arabî Şârihesi Sittü Acem'e ve Türkiye'de Kadın Velîlere" ithafıyla başlayan bu eserde; her dönemde hak yolda yürüyüp "er" makamına ulaşmış kadın yahut erkek zatlar tarafından bu yolun bizim için aydınlatılmış olduğunu görmekteyiz.

Eserin ilk bölümünde Şems'in dile getirdiği sırlar, Hz. Mevlânâ'nın İslâm dışındaki dinlerin sâliklerine yaklaşımı ve hoşgörüsü, onları İslâm'a çekme gayesi, Mevlevîliğin Sultan Veled kolu ve ilk dönem Mevlevîliğinde tasavvuf eğitimi gibi konular ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise tasavvuf tarihinde ilham veren ve hâlleriyle etkileyen hanım halîfe ve şeyhler, İbnü'l-Arabî'nin aile ve ilim çevresindeki kadınlar, İbnü'l-Arabî'nin kadın şârihesi Sittü Acem, Türkiye'de kadın velîler ve türbeleri gibi konular yer almaktadır.

Ömer Güçlü, Kariyerine Ruh Kat, Tuti Kitap

 

Daha çocukken başlar kariyer maratonumuz… Hayatımız boyunca sınavdan sınava koşarız. Üniversiteyi bitirmek de yetmez. Bu maraton, iş hayatında da tüm hızıyla devam eder. Bu kez de statü, derece gibi beklentiler çıkar karşımıza…

İşte bu çarkın içinde mücadele ederken bir süre sonra mutsuz insanlar olup hayatın anlamını sorgulamaya başlarız. Çünkü kariyerin ve başarının peşinden koşarken ruhumuzun da bir gelişim ve dönüşüm geçirmesi gerektiğini unuturuz.

"Kariyerine Ruh Kat"; ruhumuzun da bir kariyeri olduğunu hatırlatarak hayatın anlamı, ruhunu kaybeden dünya, başarının formülü ve altın kuralları, motivasyon, zihin yönetme sanatı, yetenek kutusu, tembellik ve erteleme sanatı gibi pek çok konuyu ele alarak ruh kariyerini anlatıyor.

Ülkü Menşure Solak, Asker Sofrası, Nesil Yayınları

 

Yemek sadece yemek midir? Yoksa yaşamak mı? Orta Asya'da göçebe olarak yaşayan Türklerin askerleri azık olarak ne taşıyordu?
Malazgirt'teki törensel yemek neydi? Uzun seferlere çıkan Selçuklu akıncı beylerinin terkisinde ne vardı? Ertuğrul Gazi'nin şanlı alpleri savaşırken ne yiyordu? Osmanlı'da ordu içinde neden esnaflar da vardı? Yeniçerilerin kazanının kerameti neydi? İstanbul'u fetheden şanlı ordu nasıl beslendi? Kanuni, ordusuna n eden küflü çökelek yediriyordu? Yavuz'un Ordusu, Sina Çölü'nde azık olarak ne aldı? Peki, I. Dünya Savaşı'nda Sina'daki Osmanlı askeri..? Fahreddin Paşa ve askerinin günlerce süren kuşatmaya dayanmalarının sırrı neydi?

Bir savaşı sadece güçlü silahlar ve kalabalık ordular kazanmaz. Bu kitap, silahlardan ve insan sayısından daha stratejik bir konuya kimsenin bakmadığı bir açıdan bakıyor. Aynı zamanda, küresel açlık sorunu için değerli ve pratik çözümler öneriyor. Geçmişin ışığıyla daha sağlam bir geleceğe adım için...

Adem Güneş, Çocuk Neyi Neden Yapar, Nesil Yayınları

 

Sıradan gibi gelen çocuk davranışlarının birçoğu onun duygu dünyasından izler taşır yetişkine... Kimi zaman kardeşini iterken... Kimi zaman köşede bir yerde sessizce oynarken... Kimi zaman huysuzca her söylenene itiraz ederken... Bazen şımarıp, bazen yılışırken... Bazen yemek yiyip bazen yemezken... Bazen ödevlerin yapıp bazen yapmazken...

Aslında bir mesajı vardır yetişkine çocuğun. Çocuk davranışlarını okuyabilen ebeveynler, çocukların verdiği mesajları doğru anlarken bir taraftan da birlikte yaşamanın keyfini sürerler. Mesajları doğru okuyamayan ebeveynler ise, çocuğuyla sürekli bir çatışma, huzursuzluk, bağırtı çağırtı içinde bulurlar kendilerini.

İşte Pedagog Dr. Adem Güneş, sıradan gibi görünen birçok çocuk davranışının hangi anlamlar içerdiğini ebeveynlerle paylaşarak, çocuk davranışları anlamada çaresiz kalan ebeveynlere pratik bir bilgi kaynağı sunuyor. Çocuk davranışlarının nedenlerini ve çözüm önerilerini yalın ve anlaşılır bir dille anlatıp çözüm önerileri veriyor. Her ebeveynin mutlak bilmesi gereken çocuk davranışları Çocuk Neyi Neden Yapar 2'de toplandı.

İbrahim Kapaklıkaya, Allah'a Tutun, Nesil Yayınları

 

Her yaratılanın bir yaratılış maksadı vardır. Peki, insan olarak niçin yaratıldık? Yaratılış maksadımızın idrakinde miyiz? Yoksa herhangi bir canlı gibi yiyip içerek, uyuyarak ve diğer olağan yaşam işlevlerini yerine getirerek mi dolduruyoruz günlerimizi? Bu sorulara verilecek cevap, yalnızca bu yaşamımızı değil ahiretimizi de kurtaracak belki de. Çünkü tüm yaratılmışlar içinde Rabbinin tüm esma ve sıfatlarına aynalık edebilecek tek varlık vardır: ‘İnsan.’ Zira insan, esma ve sıfatları en güzel şekilde yansıtabilen ruhi özelliklerle yaratılmıştır.

İşte Allah’a Tutun; bir günü şuur sahibi, yaratılış maksadını bilen bir insan olarak yaşamanın adımlarını anlatıyor bize. Sınavda olmanın güçlükleri içinde Her şeyin Sahibi’ne tutunmanın yol haritasını veriyor. Var olmanın, insan olmanın, Müslüman olmanın, sağlıklı olmanın hatta uyanabilmenin ve muhteşem vücut makineleri sistemine sahip olmanın şükrünü... Yaşamın her anının Rabbimizin ilim, izin ve iradesi dâhilinde yaşandığı ve tesadüfe yer olmadığının idrakini... Yaratıcının şer yaratmayacağı, bu nedenle her olanda hayır olduğunu ‘fark’ edebilmenin yolunu...

Fatih Duman, Miftah, Nesil Yayınları

 

Ayasofya İstanbul'un tapusudur kari. Neden çekineyim ki! Hatta bu topraklarda 'inandım' diyerek yaşayan her kim varsa hepsinin namusudur. Ayasofya hayali gönülden giderse yahut bir daha secdeye eğilmezse orada başlar hayal tükenmiş, dava tükenmiş, gaye tükenmiştir. Ki şimdi tam da öyledir işte. Kendi vatanında, kendi şehrinde ve kendi mabedinde başını secdeye eğemiyorsan, söz de tükenmiştir. Hem biliyorum sen de ben gibi hissedersin. Lakin sormak icap eder şimdi; bir benim mi ağrıma gidiyor ecdadın başını secdeye koyup da ibadet ettiği yerlere ayakkabılarla basıyor olmak? Bence hayır, senin de benim de ve biz gibi pek çoğunun da ağırına gidiyor biliyorum. İşte belki de bunun için Ayasofya'yı açmak ölümden uyanmak gibi, Ayasofya'yı açmak yeniden doğmak gibi... Bu okuyacağın Ayasofya'da alnını secdeye koymadan ruhunu teslim etmekten korkan birinin duasıdır. Belki de ve sadece bu duaya 'âmin' densin diye yazılmıştır bu kitap...

Ayşe Kaya Göktepe, Tükenmişlik Sendromu, Nesil Yayınları

 

Vücutta aşırı yorgunluk hissi, mutsuzluk ve bıkkınlık gibi belirtilerle kendini gösteren 'tükenmişlik sendromu', kişinin iş hayatından aile hayatına, eşiyle ilişkisinden arkadaşlık ilişkilerine varana dek hayatının hemen hemen her alanında çeşitli sıkıntılar yaşamasına neden oluyor.

Elinizdeki bu kitap, çağın hastalığı olan Tükenmişlik Sendromu’nun ne olduğunu ele alırken iş, aile ve kişilerarası ilişkilerdeki yerini de geniş bir yelpazede inceliyor. Ayrıca tükenmişlikle başa çıkma konusunda pratik öneriler sunarak Tükenmişlik Sendromu hakkında bir farkındalık kazandırıyor.

Ömer Sevinçgül, Kader Dedim ve Sustum, Nesil Yayınları

 

Bir sırrı paylaşan tutkulu iki birey, usanmaz iki arayıcı, uslanmaz iki gezgin, yeli avuçlama çabasında iki çılgın. Bir yanda edebiyata sevdalı bir nazenin, öbür yanda o ateşte pişmiş bir bilge. Yüz yüze, göz göze gelemeyen, ruhlarıyla tanışan, konuşan, tartışan özel insanlar. Hayatın yanı sıra, sırlar üstü bir sırrı olan kaderin inceliklerini, iradeyi, tercihi, özgürlüğü konuşuyorlar. Dinmeyen yürek sancıları, özlem rüzgarlarıyla harlanan ayrılık acıları sızıyor satır aralarına. Sanal bir hayatı yaşıyorlar. Etsiz, kemiksiz, kansız, cansız bir yaşantıyı paylaşıyorlar. Sessiz sesleri yankılanıyor sayfalarda. Bu büyü bozulmamalı. Bu sır yaşamalı.

Ömer Sevinçgül, Her Harfi Bir Melek Bekler, Nesil Yayınları

 

Ya, özür dilerim. Uzun zaman geçti aradan, yazmadın. Ne acayip adamsın sen. Hiç savunmadın kendini. Keşke diline geleni söyleseydin, kızıp köpürseydin. Edepsizliğimi, arsızlığımı yüzüme vursaydın. Rahatlayacaktım o zaman. Ama hayır, sessiz kaldın. Beni kendimle baş başa bıraktın. Seni kendime karşı savunmak da bana düştü. Sana söylediklerimin yüz katını kendime söyledim inan ki. Bir haftadır kendimle cebelleşiyorum. Bir taktik miydi bu? Korkulur senden! Bak hala seni suçluyorum. Bilmem affedebilecek misin beni. Utanıyorum. Bana yanıt vermeme hakkına sahipsin. Bana zaman ayıran, beni anlamaya çalışan, onca işinin gücünün arasında benimle ilgilenen birine neler söyledim ben! Fakat biraz da incindim ne yalan söyleyeyim. Beni bu kadar kolay bırakmana yani.

Yusuf Asal, Çılgın Tarih, Nesil Yayınları

 

Yazının ilk icat edildiği Taş Devri'ni, kavimlerin saf saf göçlerini, İstanbul'un Fethi'ni, dünya savaşlarını, Çanakkale'de kahramanlık destanını, ve birbirinden çılgın tarihi olayların ayrıntıları… Çılgın Tarih; garip, şaşırtıcı ve aksiyon dolu tarihi olayların eğlenceli bir dille anlatıldığı kitap...

İbrahim Öztürkçü, Berlin Caddelerinden Necid Çöllerine Mehmed Akif, Etkileşim Yayınları

 

Bu yıl vefatının 80. yılını idrak edeceğimiz Mehmed Akif ’e dair yeni bilgi ve belgeye çok sık rastlanmadığı şu günlerde İbrahim Öztürkçü, bizi Mehmed Akif’e yeni bilgiler ışığında bir başka gözle bakmaya davet ediyor. İkdam gazetesinin yaklaşık 2 senelik nüshalarının baştan sona taranması neticesinde ortaya çıkan elinizdeki eser, sizleri Mehmed Akif’le birlikte önce 1914-15 yılının soğuk sonbahar ve kış aylarında Berlin caddelerine, ardından 1915 yılının sıcak yaz aylarında ise Necid çöllerine götürüyor. Akif monografisinin gölgede kalan bir kısmını aydınlatması sebebiyle büyük bir boşluğu dolduracak olan bu eserde, İkdam gazetesinin Berlin Muhabir-i Mahsusu Mehmed Sadî’nin izinde Mehmed Akif’in Avrupa’ya tek seyahati olan Berlin Seyahati ve İfham gazetesinde yazılarını neşrettiği sırada Akif ’le görüşen gazeteci Feridun Kandemir’in kaleminden de Akif’in Necid Seyahati okuyucularını bekliyor. Birinci Dünya Savaşı’nın fırtınalı günlerinde Cihad-ı Ekber’in ilanı üzerine ittihad-ı İslam gayesiyle, Almanya’daki Müslüman esirlerin ihyası maksadıyla ve Müslümanların kabusu “tefrikayı” ber-taraf etmek inancıyla yollara düşen Mehmed Akif’in Berlin ve Necid çöllerine kadar uzanan aşk-ı vatan ve aşk-ı Nebi dolu seyahatini yeniden ve yeni belgelerle okumaya ne dersiniz?

Nikolas Gardner, Kut'ül Amare, Etkileşim Yayınları

 

Birinci Dünya Savaşı sırasında Charles Townshend komutasındaki İngiliz kuvvetleri, Osmanlı kuvvetlerinden kaçarak surlarla çevrili Kut şehrine sığınır. Altıncı Hint Taburu bu kuşatmanın başlangıcında, bunun İngiltere tarihindeki en zorlu kuşatmalardan biri olacağından habersizdir. Karşılarında yalnızca inatçı Osmanlı birlikleri ve zorlu Mezopotamya koşulları değil, aynı zamanda sürekli şüphelenilen yerli halk ve Halife’nin askerlerine karşı savaşmakta isteksiz davranan Müslüman Hint askerleri vardır.

Mezopotamya Cephesi, Birinci Dünya Savaşı’nın diğer cephelerine nazaran Batılı tarihçiler tarafından yeterli ilgiyi görmemiştir.

Nikolas Gardner’ın Kut’ül Amare Kuşatması’nı anlatan ve ilk kaynaklardan besleyerek akıcı bir üslupla kaleme aldığı bu kitap, bize İngilizlerin gözüyle bir Osmanlı zaferini okuma imkanı vermesi açısından önemlidir.

Ahmed Güner Sayar, Sahhaf Raif Yelkenci, Ötüken Neşriyat

 

"Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar'ın Sahhaf Râif Yelkenci üzerine yapılan bu kitap çalışması, özü itibariyle iktisâdî düzlemde özgün bir alışveriş merkezinin, belli bir zemin ve belli bir zamanda, anti-madde iktisat zihniyetiyle yoğrulmuş insan birlikteliğinin hikâyesidir. İstanbul, Bayezid'te, 1952-1980 yılları arasında, Sahhaflar Çarşısı'nda olması gereken alım-satımı tayin eden maddî ölçütlerin dışında bir hayat yaşanmıştı. Orası, kayıttan azade bir mekândı, belki bir okuldu, belki bir sohbet meclisiydi ama hepsinin içinde ve üstünde kalıcı dostlukların yeşerdiği bir gönül pazarı idi. Sahhaf Râif Yelkenci'nin şahsında, Prof. Sayar; bu müstesna mekânın Fuad Köprülü, Abdülbâkî Gölpınarlı ve Süheyl Ünver gibi müdavimlerinin burada araştırma ve sohbet için harcadıkları zamanlara da bizleri ortak ederek, büyüsü kaybolmuş bir şehri, efsunlu cümleleriyle adeta yeniden inşa ediyor.

Reşat Ekrem Koçu'nun, Türkiye'de ilk matbaa açılmadan önceki sahaflık geleneklerini yansıtan tek adam olduğunu söylediği Râif Efendi, harf inkılâbından sonra sadece yazma kitaplara yönelmiş, ömrünü bu kitaplarda nefes alıp veren 'medeniyet'i kurtarmaya adamış mübarek adamlardan biriydi. […] Aynı zamanda küçük bir 'Sahhaflar Çarşısı Tarihi' niteliğini taşıyan bu lezzetli kitabı bütün okuyucularıma tavsiye ediyorum." (Beşir Ayvazoğlu)

"Harika portre-monografi kitaplarınıza bir tane daha eklemekle sadece kendi fikr u vefa mahallenizi ziyaretle ihya ve yeniden kurmuyorsunuz, yolu kaybolan irfan mahallemizin unutulmuş, hâk ile yeksan olmaya yüz tutmuş yahut eskilerin tabiriyle mâil-i inhidam bir duvarını daha tamir ve tahkim ediyorsunuz." (İsmail Kara)

Ergin Ayan, Willermus Tyrensis'in Haçlı Kroniği, Ötüken Neşriyat

 

Willermus’un kroniği, Haçlıları Haçlı bakış açısıyla incelemek ve Doğu-Batı kutuplaşmasının tarihî ve siyasî kökenlerini anlamak isteyenler için eşsiz bir fırsat sunuyor. Eser, 1. Haçlı Seferi öncesindeki olaylar hakkında verilen bilgilerle başlıyor ve Haç’ın Bizans İmparatoru Heraklius tarafından 7. yüzyılın başlarında Sasanilerden geri alınışına kadarki eski dönemlere temas ediyor. Daha sonra Haçlıların doğuda ele geçirdikleri toprakların zenginliklerinin anlatımı ile devam eden kronik, vermiş olduğu ayrıntılı bilgilerle yazıldığı tarihler arasındaki olayların incelenmesinde tarihçiler için eşsiz bir kaynak olma özelliğine sahip.

Willermus, eserinde daha çok Haçlı başarılarını anlatmakla beraber, kendi yaşadığı dönemde Haçlıların çökmekte olduğunu fark etmiştir. Çünkü bu dönemde Müslümanlar Kudüs Krallığı için büyük bir tehlike teşkil ediyorlar ve Hristiyanlar kendilerini emniyette hissetmiyorlardı. Willermus, Kudüs’ün ve diğer Haçlı topraklarının Hristiyanlardan geri alınacağını adeta önceden sezmiştir. Nitekim onun ölümünden kısa bir süre sonra Hattin Zaferi’ne (1187) müteakip bunlar gerçekleşmeye başlamıştır. Kronikte, Selçukluların kökenlerine dair bilgilerden, Ortadoğu’nun o dönemki yerleşiklerine varıncaya değin pek çok topluluk hakkında bilgiler bulunmaktadır. Haçlı Seferleri’ne dair birincil el kaynak konumundaki Willermus’un kroniğinin literatürümüzdeki önemli bir eksiliği tamamlayacağı kanaatindeyiz.

Cevat Rüştü, Türklerde Ziraat Kültürü, Ötüken Neşriyat

 

Türk kültürünün o engin semasında adeta tek başına bir yıldız gibi parlayan Cevat Rüştü'nün daha önce Türk Çiçek Kültürü Üzerine Cevat Rüştü'den Bir Güldeste kitabı okuyucuyla buluşmuş, ancak ziraat kültürü ile ilgili yazıları ayrı bir cilt olarak basılmak üzere dışarıda bırakılmıştı. Bu durum dikkate alına-rak, yazarın ziraat kültürüyle ilgili kucaklar dolusu yazılarından birkaçı daha ilave edilerek Prof. Dr. Nâzım Hkmet Polat'ın titiz çalışmasıyla elinizdeki Türklerde Ziraat Kültürü ortaya çıkarıldı. Cevat Rüştü'nün yazdıkları arasında ancak botanikçilerin ilgileneceği hususlar var; ancak ziraatçıların zihninde yer alabilecek bilgiler de var. Bazı yazıları, klasik edebiyatımız üzerinde ihtisas gerektirecek derecede bir gayretin bereketli ve tadına doyulmaz meyveleri... Çevre mühendisliğinden yazma kitap merakına, siyasetten bilim tarihine varıncaya kadar, daha pek çok konu Cevat Rüştü'nün kaleminden nasiplenmiştir. Öyle ise bütün bu yazıların okuyucu kitlesi, homojen değildir/olamaz. Ancak, bu okuyucu kitlesinin ortak bir özelliğinden rahatlıkla bahsedebiliriz: Kültür seviyesi itibarıyla vasatın (ortalamanın) üstünde olmak. Diğer bir özellik tabiî ki ziraat kültürü ve zevkinin yönlendirdiği araştırıcı ruh...

Yusuf Akçura, Şark Meselesine Dair, Ötüken Neşriyat

 

Türk fikir hayatının en önemli isimlerinden Yusuf Akçura'nın külliyatı içinde, Şark Meselesine Dair ve Eski "Şûrây-ı Ümmet"te Çıkan Makalelerimden başlıklı hacmen küçük, ama muhtevaları bakımından yoğun iki kitapçığını birlikte sunuyoruz. Osmanlı Devleti'nin 19. ve 20. yüzyıllarda Avrupa devletleri ve bilhassa Rusya karşısında siyasî, askerî, iktisadî ve kültürel geri çekilişinin kavramsallaştırıldığı "Şark Meselesi" Türklüğün hayat-memat meselesidir. Yusuf Akçura, tarihten beslenmeyen siyasetin etkisiz ve daha önemlisi zararlı olacağının şuurunda bir münevver olarak, "Şark Meselesi" olarak adlandırılan Osmanlı Devleti'nin paylaşımı ve Türklüğün topyekûn yok edilmesi meselesinin ortaçağlardan günümüze nasıl bir tarihî seyir izlediğini ortaya koyuyor.

İbrahim Berber, Söyleyin Leyla'ya Beni Unutsun, Ötüken Neşriyat

 

Şiirleri Töre, Türk Edebiyatı, Bozkurt, Berceste, Erciyes, Hatay'da Esinti, Kardelen, İnsanca gibi dergilerde yayınlan İbrahim Berber, kadîm Türk seslenişinden beslenen kendine has naif ve duru mısralarıyla okuru yakalıyor. Yer yer destansı, yer yer masalsı bir anlatımla bizi tarihin tozlu sayfalarından bugünün çağdaş ürperişlerine taşıyor. Söyleyin Leyla'ya Beni Unutsun kitabında bir araya getirdiği şiirleriyle, İbrahim Berber Türkçenin gür ırmağı şiirimize farklı bir sesle dâhil oluyor.

Mustafa Melih Erdoğan, Hangi Anahtar, Ebabil Yayınları

 

 

İrfan Dağ, Paslı Çiçek, Ebabil Yayınları

Aziz Mahmut Öncel, Pasaportsuz Türk, Ebabil Yayınları

 

 

Özgür Ballı, Ben Seni Sonra Ararım, Ebabil Yayınları

Abdulnasır Yıldırım, Nerede Kokusu Hayatın, Ebabil Yayınları

Serkan Işın, Ve De Ki, Ebabil Yayınları

1960-1980 Arası İslamcı Dergiler, Ed. Vahdettin Işık, Ahmet köroğlu, Yusuf Enes Sezgin, İLEM Kitaplığı

 

Ulus devlet serüveninin çeperinde şekillenen içe kapanma döneminin düşünce dünyasında da ciddi bir sınır oluşturduğunu her geçen gün daha iyi anlıyoruz. Gündemler, kavramlar ve meseleleri ele alıştaki öncelikler takip edildiğinde bu durum açıkça gözlemlenebilir. Bu sınırlılığı aşma işaretlerinin en somut şekilde görüldüğü dönemin, çok partili hayatın nispeten süreklileştiği 1960-1980 arası yıllar olduğunu söylemek mümkündür. Bir ölçüde, halkın farklı katmanlarının doğrudan sürece dâhil olduğu bu dönem, gerek Türkiye’nin yakın tarihindeki özgül ağırlığı, gerekse de İslamcı düşünce ve yayıncılık tarihindeki yeni arayışlar, mecra tutuşlar, kurumlaş¬malar, çeşitlenmeler ve söylem farklılaşmaları bakımından günümüzde de canlı bir şekilde etkisini devam ettirmektedir.

Ayrıca dönemin faaliyetlerinde etkin rol üstlenmiş şahısların önemli bir kısmının halen hayatta bulunması bugünden yapılacak bir okumanın sınanmış bir gözle de murakabesine imkan vermektedir. Bugünün Türkiyesini siyasette, bürokraside, sivil kurumlarda ve entelektüel alanda taşıyan kadroların çok önemli bir kısmının 1960-1980 döneminde yetişen kuşaklar olduğu dikkate alındığında, o yılların önemi daha iyi anlaşılacaktır. Sonuç olarak, günümüzü daha iyi anlamak için, adeta bugünün ana rahmi olan 1960-80 yıllarını yakından incelemenin gerekliliği oldukça açıktır. Dolayısıyla gerek tanık olduğumuz sürecin anlaşılmasına katkıda bulunması gerek yaşayan bu tarihi tanıklarla yeni kuşaklar arasında bir köprü oluşturma imkanı vermesi bu çalışmanın hem niyetini hem de kıymetini ortaya koymaktadır.

D. Mehmet Doğan, İki Yol Açıcı: Nureddin Topçu ve Necip Fazıl, Yazar Yayınları

 

Batıda eğitimini tamamlamış bir düşünür olarak Nureddin Topçu, Türkiye’nin yakın tarihinde batı tarzı eğitimden geçmiş aydın Müslüman tipinin oluşumunda dikkatten kaçan önemli bir rol oynamıştır. Bu alanda diğer müessir ve popüler isim daha önce şair ve edip olarak büyük şöhret kazanmış olan Necip Fâzıl’dır. 1943’den itibaren aralıklarla yayımladığı Büyük Doğu mecmuasında daha vülger ve ajite edici tarzda bir neşriyat yürütmüştür. Topçu, politik yaklaşımlardan neredeyse tamamen uzak dururken, Necip Fâzıl, her zaman siyasî tavırlar ortaya koymaya, geliştirmeye ve siyasî ilişkiler kurmaya yönelmiştir. Dikkati çeken nokta, her ikisinin de tahsillerini Avrupa’da tamamlamış veya sürdürmüş olmalarıdır. Topçu ile Necip Fâzıl’ın müşterek noktaları bununla da bitmiyor, her ikisinin de 1930’larda tanıştıkları nakşî şeyhleriyle ilişkilerinden sonra böyle bir mecraya girmeleri diğer önemli ortak taraflarını teşkil ediyor.

Nureddin Topçu ile Necip Fâzıl’ı bir arada zikretmek, tek kitapta onların fikirlerini ve mücadelelerini anlatmak, pek alışılmış bir şey değil. Necip Fâzıl’ın kitlelere daha fazla ulaşan tesiri, Nureddin Topçu’nun derinden seyreden fikirlerinin neredeyse görmezden gelinmesine yol açmıştır.

Tarz, tavır ve mizaç olarak hayli farklı iki yol açıcıyı tanıma konusunda bu kitabın bir başlangıç olacağını düşünüyoruz.

Güncelleme Tarihi: 31 Mayıs 2016, 15:49
banner12
YORUM EKLE

banner19