banner17

Çeşitli yayınevlerinden yeni çıkan kitaplar / Mayıs

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Mayıs-2015 döneminde Dünyabizim'e gelenler...

Çeşitli yayınevlerinden yeni çıkan kitaplar / Mayıs

Okurlarımızın bildiği üzere, kurulduğu 2008'den beri sitemiz kültürün tüm alanlarında olduğu gibi yeni çıkan kitapların değerlendirilmesi hususunda da özel haberler, değerlendirme metinleri yayınlıyor. Habercilerimizin özverili çalışmaları, sitemizin yayın dünyasını yakından izlemesine ve gelişmelerden (yeni çıkan kitaplar da dahil) okurlarını haberdar etmesine vesile oluyor.

Özellikle son iki yıldır çeşitli yayınevleri Dünyabizim ofisine yeni çıkan kitaplarını gönderme zahmetinde bulunuyorlar. Kendilerine teşekkür ederiz. Bizler de, yayın ilkelerimize uyan kitapları habercilerimize dağıtıyor, eğer kitabı okuyup da severlerse, haber yapmaya değer görürlerse haberleştirmelerini rica ediyoruz. Şimdiye kadar bu tür yeni çıkan hangi kitaplar değerlendirildi, özel haberler üretildi, hepsine Dünyabizim Ansiklopedisi'nde ilgili kitap/yazar başlığı altında ulaşabilmeniz mümkün: http://www.dunyabizim.com/tags

Artık her ay başında, geçen ay içinde sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. Elbette her bir kitap için inşallah özel haber/ler de üretmeye/ üretilmesine vesile olmaya devam edeceğiz.

Aşağıda Mayıs-2015 döneminde Dünyabizim'e gelen kitapları listeledik. İyi okumalar...

Sadettin Ökten, Yahya Kemal'den Bugüne İstanbul, Ötüken Neşriyat.

 

Her insanın bir hayat felsefesi veya dünya görüşü olduğu gibi her mekânı inşa eden medeniyet telakkisinin de bir dünya görüşü ve hayat felsefesi vardır. Bir şehir fiziksel düzenlemesi ve mekânlarından ziyade içinde yaşayanlarla yani hemşehrileri ile öne çıkar. Şehir denildiği zaman mutlaka ve mutlaka şehirliyi, şehir mekânından öncelikli olarak düşünmek gerekir. Çünkü tutarlı bir medeniyet ortamında şehri şehirli inşa eder, imar eder, bakar ve korur. Böylece insan ile mekân ya da özelde şehirli ve şehir birlikteliği mükemmeliyet kazanır. Bir şehre o şehirde yaşayan şehirlinin medeniyet telakkisi ve tarihsel serüvenine tamamen yabancı binalar inşa edildiği ve düzenlemeler yapıldığı zaman, yukarıda sözünü ettiğimiz bütünlük ve mükemmeliyet kaybolur. Tam da bu noktada, Prof. Dr. Sadettin Ökten dikkatlerimizi, kendi gökkubemizin mimarlarından Yahya Kemal’in İstanbul’una çekerek, bize, içinde bulunduğumuz hâli daha dün denilebilecek bir mazi ile karşılaştırma imkânı sunuyor. Yahya Kemal’in İstanbul’u ve İstanbul tasavvuru ile bugün yaşadığımız İstanbul ve İstanbul tasavvurumuz arasında yapılan karşılaştırmalar, medeniyetimizi “yeniden ihya etme” söylemlerindeki samimiyetin derecesini gözler önüne seriyor.

Türk Çiçek Kültürü Üzerine Cevat Rüştü'den Bir Güldeste, Haz. Nazım H. Polat, Ötüken Neşriyat.

 

N. Hikmet Polat, çiçek kültürümüzün üstadı Cevat Rüştü'nün dönemin muhtelif gazete ve mecmualarında kaleme aldığı Türk çiçek kültürüyle alakalı yazılarını bir araya getirerek hem kültür varlığımızın zarafetini hem de medeniyetimizin enginliğini gözler önüne seriyor. Kitapta ayrıca, bugüne kadar hakkında çok fazla bilgi bulunmayan, ziraatçılığının yanı sıra üslupçuluğuyla da bilinen Cevat Rüştü’nün hayatı, kendi aile efradının sağladığı bilgiler ışığında ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Hiç şüphe yok ki, çiçeksiz bir hayat tasavvur edilemeyeceği gibi, çiçeksiz bir edebiyat ve sanat hayatı da tasavvur edilemez. Cevat Rüştü, binlerce yıllık tarihimizin derinliklerinden süzülen medeniyetimizin en süslü, en latif, en güzel tezahürlerini şairlerimizin, yazarlarımızın ve hakiki sanatçılarımızın eserlerinden itinayla derdiği çiçeklerimize dair örnekler vererek gösteriyor.

Metin Savaş, Baykuşlar Geceleyin Öter, Ötüken Neşriyat.

 

Dört dörtlük bir sosyolog olmayı hedefleyen ve çiçeği burnunda bir araştırma görevlisi olan Tatar Adnan, bunaltıcı yaz sıcaklarının hüküm sürdüğü 2014 Temmuz’unda Şebboy Sokağı’ndaki Suna Apartmanı’nın teras katını kiralar. Ne var ki Suna Apartmanı’nın teras katındaki ufarak dairenin koridorunda esrarengiz, tekinsiz ve tılsımlı bir ayna vardır. Ve Şebboy Sokağı’nın genç Füsun’u… 1972 senesinde henüz 17 yaşındayken terastan düşüp ölmüş olan bir başka genç kız, Suna’nın hayaleti koridordaki tılsımlı aynada zaman zaman görünmekte midir? Suna hakkındaki bütün sırları Şebboy Sokağı sâkinlerinden Ayhan Işık mı bilmektedir? Meşhur aktör Ayhan Işık’la aynı adı taşıyan bu adamın karanlık geçmişinde neler var? İstanbul’da Karnaval Üçlemesi’nin birinci kitabı olan Baykuşlar Geceleyin Öter’in olay örgüsü sayfalar ilerledikçe karmaşıklaşıyor ve çetrefilli, içinden çıkılamaz bir karnavala dönüşüyor. Tek Gözlü Adam, Kötü Bakkal, DEHŞET PALAS AVM içinde kaybolan küçük bir kız, Kırmızı Pazartesi programının yapımcısı Alev Yakmaz Hanımefendi ve Tahtakoz adında bir ecinni.

Emir Kalkan, 20. Yüzyıl Türk Halk Şairleri, Ötüken Neşriyat.

 

Bugün ‘halk edebiyatı’ adı altında ve farklı bir zeminde ele alınan edebiyat; bizim, Orta Asya’da başlatıp, zengin­leştirerek getirdiğimiz ana edebiyat geleneğimizdir. Halk şiiri ise bu edebiyatın güzide ve geniş bir alanıdır. Halk şiirimiz bir yandan zengin anonim kaynaklardan beslenirken, diğer yandan şairlerimiz de bu alana ferdî olarak önemli katkılarda bulunmuşlardır. Ferdî temele dayalı halk şiirini üreten halk şairleri, ic­raatlarına göre değişik isimlerle anılmışlardır: Ozan, âşık, saz şairi, kalem şuarâsı gibi. Bu şair tiplerinin aralarında ne kadar farklılık olursa olsun, hepsi de halk şiiri mahsulleri üretmişlerdir. Hepsi de halk şairidirler. Eserlerini vezin, kafiye, durak, tür, konu, ezgi vs. gibi halk şiiri kural ve tekniği içinde hazırlamışlardır. Emir Kalkan’ın hem ozan, âşık, saz şairi, kalem şuarâsı gibi farklı şair tiplerinin belirgin özelliklerini ayrıntılı bir şekilde tahlil ettiği hem de 20. Yüzyıl halk şairlerimizin hayat hikayelerini ve şiirlerinden örnekler sunduğu bu kıymetli çalışmasının edebiyatımızın nesilden nesile aktarılmasında önemli bir boşluğu dolduracağını düşünüyoruz. Kitapta; Âşık Kemterî’den Sümmânî’ye, Âşık Veysel’den kadın şairlerimizden Döne Sultan’a, Neşet Ertaş’tan Âşık Murat Çobanoğlu’na varıncaya dek iki yüze yakın şairimiz ele alınmıştır.

Levent Öztürk, Divanname & Geleneksel Türk Müziğinde Divanalr, Ötüken Neşriyat.

 

Geleneksel Türk Müziğinin besteleme biçimleri çok zengin çeşitler içerse de, uzun zamandır şarkı ve oyun havası düzeyine indirilmiş ve diğer formlar ve icra tarzları giderek unutulmaya yüz tutmuştur. Divân nedir, özellikleri nelerdir? Divân bestelemek için hangi kurallara dikkat etmek gerekir? Diğer türlerden ayrılan yanları nelerdir? Prof. Dr. Levent Öztürk’ün bütün bu sorulara cevap vermeye çalıştığı bu kitap, müzikologların yanında Türk musikisi tutkunlarını da hem halk müziği hem de sanat müziğinde yer alan divânların notalarını bulabileceği, geleneksel müziğimizde bilinen ve bilinmeyen divânların izini sürebilecekleri keyifli ve müzik dolu bir serüvene çıkarıyor. 

Salim Çonoğlu, Hikaye ve Romanlarında Ahmet Mithat Efendi, Ötüken Neşriyat.

 

Ali Muzaffer’in “Kitab-ı Matbuat-ı Osmaniyenin dibâce-i iftiharı Ahmet Mithat Efendi’dir.” cümlesin­deki mukaddime, önsöz ya da başlangıç anlamına gelen “dibâce” kelimesi, mübalağalı olmaktan daha çok, bir gerçeği ifade etmekte­dir. Matbaa kurması ve işletmesi, her alanda sayısız kitap ve risale neşretmesi ve Osmanlı toplumunu okumaya alıştırması gibi büyük emekleri düşünülünce, Ahmet Mithat Efendi’nin Osmanlı yazı hayatını içeren bir kitabın önsözü olarak nitelendirilmesi hiç de abartı olarak algılanmaz. Ahmet Mithat Efendi, Osmanlı İmparatorluğu’nun hayat hikâye­sinin yeniden yazıldığı bir devre aittir. Tanzimat ile başlayan modernleşme hareket­lerinin getirdiği otorite boşluğu ve kargaşa ortamı içerisinde Ahmet Mithat Efendi, gerek gazete yazıları gerek edebi eserleriyle bu süre­cin daha az hasarla atlatılmasına yardımcı olmuş ve bir anlamda boşluğu dolduran bir baba rolü üstlenmiştir. Bu tespit, Ahmet Mithat Efendi’den bahsedilirken kullanılan “Efendi Babamız” tabirinin ne kadar doğru olduğunu da göstermektedir. Salim Çonoğlu; Türk Edebiyatında hayatı ve eserleri arasındaki ilişkinin en belirgin olduğu yazarlardan Ahmet Mithat Efendi’nin ürettiği metinlerle kendi hayatı arasındaki yoğun geçişlilikleri göstererek onun hayatına kendi eserlerinin penceresinden bakmamızı sağlıyor.

Bahtiyar Aslan, Cennetin Son Saatleri, Ötüken Neşriyat.

 

Şiirleri ve sessiz hikâyeleriyle edebiyatımızda müstesna bir yer teşkil eden Bahtiyar Aslan’ın Cennetin Son Saatleri kitabında, bir örümceğin sabrıyla zamanı ören ve ördüğü zamanı kat eden; insanın kendi derinliğini ve değerini yine insanın bizatihi kendisi üzerinden gösteren hikâyeler mevcut.

Kudret Ayşe Yılmaz, Gülhatmi, Ötüken Neşriyat.

 

Gülhatmi, Türkçenin ferah bağlarında huzurla soluklanmak, billûr gibi nehirlerinde bilgelikle yıkanmak, nazenin rayihalı çiçekleri arasında keyifle dolaşmak, emsalsiz letafetteki konaklarında konaklamak, envaiçeşit helal nevalesini tatmak için eşsiz bir fırsat. Bu roman hem dilek ağacına asılmış düğün mendili hem mana derinliklerinde kendini yitirmişlere uzatılmış bir derviş eli hem de ölüm çukurlarına bırakılmış nice hayal varsa hepsine hayat olabilecek pir nefesidir. Gülhatmi’ni okuduktan sonra bütün kırgınlıklarınızı rafa kaldıracağınız derin bir yolculuğa çıkmaya hazır olun.

Hatice Bilen Buğra, Geçmişin Aynasında, Ötüken Neşriyat.

 

Türk hikâyeciliğinin kadın ustalarından Hatice Bilen Buğra’nın “Geçmişin Aynasında” başlığıyla okurlarla buluşturduğumuz kitabında, hepimizi çepeçevre kuşatan, birbirinden güzel altı hikâye mevcut: “Kabul Günü”, “Yuva Kurmak”, “Gitmek”, “Kıskançlık”, “Boşanma Haberi” ve “Geçmişin Aynasında”. Kitapta yer alan hikâyelerin tamamı, insanı ve insana dair olanları adeta işlenmiş birer elmas saflığıyla bize sunuyor. Kıskanç, öfkeli, cılız, sebatkâr, dirayetli, anlayışlı.. velhasıl gerçek insanların, bilhassa kadınların hikâyeleri… Hikâyelerde feleğin çemberinden geçmiş olanlarla gözleri dünyaya yeni açılanları; nice eza ve cefaya katlananlar ile elini sıcak sudan soğuk suya değdirmeyenleri; bir gün olsun huzur yüzü görmemişlerle mutluluğu teslimiyetin sınırlarını aşan bir tevekkülde bulanları bir arada görmek mümkün. Hatice Bilen Buğra, Türkçenin o tılsımlı kelimeleriyle hayatın bizatihi kendisinin gerçekçi bir tasvirini sunuyor. 

Mahir Aydın, Vidin Kalesi & Tuna Boyu'ndaki İnci, Ötüken Neşriyat.

 

Osmanlı tarihçiliğinin meşhur isimlerinden Franz Babinger’in tabiriyle Osmanlı İmparatorluğu’nun kader ırmağıdır Tuna. Fetih anlayışı üzerine kurulu Türk imparatorluk siyasetinde, sınır kavramı yoktur desek mübalağa etmiş olmayız. Ancak 18. yüzyılın ilk çeyreğinde Belgrad’ın elden çıkması Âlî Türk devletinin muhayyilesinde sınır kavramının şekillenmesine yol açar. Sınır; yani muhafaza edilmesi, terk edilmemesi gereken yer. İşte bu sınır, o dönemden itibaren Vidin Kalesi olmuştur. İmparatorluk kalelerinin kürsüsü, Rumeli’nin Kilidi’dir Vidin Kalesi; imparatorluğun savunma kalkanlarının en canlısı, en nazlısı… Prof. Dr. Mahir Aydın’ın Bulgaristan’ın başkenti Sofya’daki, Cyril and Methodius National Library’de bulunan, 11.000 sayfa civarındaki Vidin Sicil Defterleri’ni kullanarak yayına hazırladığı bu kıymetli çalışma, imparatorluk çarkının işleyişini deyim yerindeyse göz hizasından ve Vidin Kalesi üzerinden açıklıyor.

Yeni ve Geleneksel Medya Okumaları, Ed. Ramazan Çelik - Sertaç Dalgalıdere, İskenderiye Kitap.

 

Bilişim çağında hızla savrularak ilerliyoruz. Bu durum, iletişim bilimciler için üzerinde durulması gereken önemli bir konu. "Dünyada ve Türkiye'de hızla büyüyen e-gazetecilik-gazeteler, geleneksel gazeteciliğin sonunu mu getiriyor?" Bu soruya cevap vermek zor olsa da medyanın dönüştüğünü artık herkes kabul ediyor. Elinizdeki kitap, medyadaki dijital evrilmeyi yeniden okumak gerekliliğinden hareketle hazırlandı. Sadece yeni ve geleneksel medya karşılaştırması değil aynı zamanda; Ekonomi Politik, Basın İş Hukuku, Matbuat, Siberalem, Gezi Parkı, Sosyal Medya, Bulanık Mantık, Big Data (Büyük Veri) ve Mahremiyet konuları da medya okuryazarlığı kapsamında değerlendirildi.

Bülent Ata, Savaş Meydanında Başıboş Atlar, Şule Yayınları.
Bülent Ata, Eve Gitmek İstemediğim Günler, Şule Yayınları.

Sadık Yalsızuçanlar, Terk, Şule Yayınları.

 

Kapadım telefonu. Fişini çektim. Cep telefonumu kapattım. Çöp kutusuna attım. Döndüm odamdaki komodini açtım. Cüzdanımı çıkardım. Üç kredi kartı. Nüfus cüzdanı. Sekiz tane mağaza kartı. Vesikalık fotoğraflar. Vergi numarası kartı. Hastanelere kayıt numarası kartı. Telefon defteri. İki telefon kartı. Kimlik kartı dışnda ne varsa attım. Bu muskalardan kurtulmalıydım. Attıkça hafiflediğimi hissediyorum. Bir bağı daha kopuyor. Bir bağ daha bir bağ daha... Ne çok bağım var.

Hasan Akay, Ehlidildeniz, Şule Yayınları.

 

İster düşlerine dal denizin, ister selvi gölgelerine! Ölümün kıyısına çıkmış kurbanlık koyun gibi! Boyun ağrıları çekmek istemiyorsan, boynunu selvi gibi doğrultacaksın. Ellerini çam gibi açacak, yüreğini selvi gibi derleyip toplayacaksın! Acının açtığı gözler seni anlayacaktır

Hasan Akay, Cenab Şehabeddin, Şule Yayınları.

 

Bu kitap, Yenileşme Dönemi Türk Şiiri üzerinde bugüne kadar yapılmış çalışmalara yeni birtakım halkalar eklemek; duygu, hayâl ve düşünce köklerimizi yeniden, diri bir dikkatle incelemek için zemin hazırlamak, günümüzün dile ve dilin inceliklerine kârşı yabancılaşan duyarlılığını canlandırmak amacıyla hazırlanmıştır. Bu kitap ile biz, şiirin rûha nüfuz eden sesini aziz okuyucularla birlikte tekrar duymak, yeni esintilerle ihya olmak, günümü- zün inceliklere ve güzelliklere kârşı gittikçe yabancılaşan duyarlığını uyarmak ve canlandırmak istiyoruz. Bu nedenle şiirler, asıllarıyla yüz yüze bakan aynalar gibi karşılıklı sayfalar halinde gösterilmiştir.

Hasan Akay, Tevfik Fikret, Şule Yayınları.

 

Bu kitap, Yenileşme Dönemi Türk Şiiri üzerinde bugüne kadar yapılmış çalışmalara yeni birtakım halkalar eklemek; duygu, hayal ve düşünce köklerimizi yeniden, diri bir dikkatle incelemek için zemin hazırlamak, günümüzün dile ve dilin inceliklerine karşı yabancılaşan duyarlılığını canlandırmak amacıyla hazırlanmıştır.

Bu kitap ile biz, şiirin ruha nüfuz eden sesini aziz okuyucularla birlikte tekrar duymak, yeni esintilerle ihya olmak, günümüzün inceliklere ve güzelliklere karşı gittikçe yabancılaşan duyarlığını uyarmak ve canlandırmak istiyoruz. Bu nedenle şiirler, asıllarıyla yüz yüze bakan aynalar gibi karşılıklı sayfalar halinde gösterilmiştir.

Hatice Tekin, Şehirler Arası, Şule Yayınları.

 

Niyeti mola yerine varmadan önce zihnindekileri boşaltmaktı. Gözlerini yumdu. Geçmiş, dalgalı bir deniz gibiydi. Ne yapacağını, hangi anısına sahip çıkacağını bilemedi. Ya içine atlayıp boğulacak ya da kıyıdan bir hatırasına tutunup şansına güvenecekti. Çabucak karar vermek zorundaydı. Uzattı ellerini.

Bahtiyar Aslan, Kalaycının Dediği, Okur Kitaplığı

 

Kelebek denildi mi siren sesleri
kimse azraili beklemiyordu oysa kafkas dansıyla birden
senin gözlerin halayıksa halayık
boynun cariyeyse cariye
bizim evimizin bahçesinde veda çiçekleri açmıyor ki
iki beyaz diş
sonra
ama ben kendimin rüyasıyım
içimde yaşamayan hiçbir şehrin içinde yaşamadım
eğilip üstümüze kuşkuyla gelen bir mevsim var
dünyaya asılmış fotoğrafımız
kayadan sekerek baharlanan kalbimize
keklikten yılana doğru
kan

Mustafa Uçurum, Konuştukça Memleket, Okur Kitaplığı.

 

Birden kaybolmuş buldum kendimi görkemli karanlıkta
Koptu mu bütün ipler çarpıldı mı yüzümün tazeliği
Oysa değil, hiç değil benim için her yer Türkiye
Kurşun geçse, içim gitse, sevmek bitse her yer Türkiye
Annem bir yağmur gibi yetişir, duaları sıkı
Bilir, bir oğul nasıl kalkar ayağa, bir ırmak nasıl yol değiştirir
Bu benim dilimin tutulması gibi
Camın kırılması, yazdan geçilmesi, herkesin üşümesi gibi bir şey

Adem Turan, Hayal Defteri, Okur Kitaplığı.

 

Kısacık bir tarihim ben
Henüz defterim tertemiz
Uzuyor beni çevreleyen zaman
Uzuyor her an daha derine

Nerede başlar zaman ve nerede biter?
Melekler hangi derinlikte gizlenir?
Başladığım bu hayat, dinlediğim sesler
Nereye götürür beni, hangi tarihe?

Cevat Akkanat, Şiirin Şiddeti, Okur Kitaplığı



"Şiir" diyordu Şiirin Saati'nde John Berger, "kanayan yaraya seslenir." Zulümlerin hüküm sürdüğü coğrafyalarda hangi çağrışımları taşımaz ki şiir?.. Başta, önüne geçilmez bir karşı koyma aracı... Ölümsüz bir diriliş cevheri... Ayakta kalabilme hamlesinin tutanağı... Derin bir iç sızısı... Durmaksızın süren kanama... O toprakların şiirini, uygarlık numarasına yatan dünyanın aydınlarına, medyasına, tarihçilerine, kıpırtısızca tanıklık yapanlarına, kayıt tutucularına atılan bir şamar olarak da okuyabilirsiniz.

Şiir, 21. Yüzyıla talihsiz adımlarla girdi. Gerçi, önceki yüzyıla veda edişi de pek şanslı sayılmazdı. Dünya denen kütlenin değişik mekânlarında, nasıl da kötü bir kaderi yaşıyordu şiir...

Mustafa Özçelik, Şairin Şiirle İmtihanı, Okur Kitaplığı

 

Bir yazar/şair için şiir, öykü ya da edebiyatın herhangi bir türünde nitelikli eser vermek esastır. Okurun ondan beklediği de budur aslında. Fakat, her yazar ve şair, yazdığı türler üzerinde düşünme ve bunun sonucunda şiirden, hikâyeden ne anladığını ortaya koyan kuramsal yazılar yazma ihtiyacı da duyar. Bu metinler onun yazarlık dünyasının daha iyi anlaşılmasını sağlayacağı gibi yazma işini de ne kadar önemli görüp ciddiye aldığını bunu bir heves olarak görmediğini ortaya koyar. Doğrusu, nitelikli okur da, mesela bir şairin sadece şiirlerini okumakla yetinmez ve onun bu tür yazılarını da okumak ister. Bize göre asıl ve önemli olan sanat eserlerinde ele alınan konunun sadece "nasıl anlatıldığı" değildir. Nasıl anlattığımız kadar, neyi, hangi bakış açısıyla anlatıp anlatmadığımız da önemlidir. İkisi iyi dengelenmezse ortaya çıkan eserin fazla bir "kıymet-i harbiyesi" olmayacaktır. İşte bu yazılar, bu konulara da temas eden metinlerdir.

Şevket Başıbüyük, Saadet Şehri Malatya, Beyan Yayınları.

 

Elinizdeki kitap, Malatyalı bir yazarın, bir gazetecinin titiz kaleminden çıkmış son derece ayrıntılı, okunaklı ve leziz bir şehir kitabı. Şevket Başıbüyük, çorak bir alanı, Niyazî Mısrî'nin ifadesiyle "Malatya'nın mutedil âb u havâsı"ndan beslenmiş işlek kalemiyle bereketlendirmiş.
Türkiye'nin bir bakıma toplumsal özetini ve ortalamasını yansıtan bu güzelim şehrin adının kaynağını, yerleşim tarihini, delilerini, şairlerini-yazarlarını, camilerini, kalelerini, türbelerini, hanlarını hamamlarını, deyim ve atasözlerini, mutfağını, müziğini, özetle şehri oluşturan bütün unsurları ile Başıbüyük'ün dikkati, üslubu ve gönlünden öğrenebiliyoruz.

Şehirlerin oluşumu, tarihi ve zenginlikleri kadar, hikâyelerinin anlatılması, zılması da son derece değerlidir ve gereklidir.
Başıbüyük, Malatya'nın öyküsünü anlatırken hiçbir ayrıntıyı ihmal etmemiş, hemen bütün yönlerini, niteliklerini, özelliklerini not etmiş, akıcı anlatımıyla adeta ölümsüzleştirmiş.

Seyyid Battal Gâzi'den Sadreddin Konevî'ye, İbn Arabî'den Said Çekmegil'e, Malatya'yı onurlandırmış olan bütün âlim ve arifler kitapta yerini bulmuş.
Hamido da bu anlatının içinde, Şorrikli Yaşar da.
(Sadık Yalsızuçanlar)

A. Hakan Karayılan, Tevhid Düşüncesi Ekseninde Kişisel Gelişim Kitapları, Beyan Yayınları.

 

Kişisel gelişim kitapları; dünyada var oluş amacını arayan, kendini keşfetmeye uğraşan modern insana, yaşam boyu gelişim, sınırsız mutluluk, mükemmelliğe ulaşma, düşünce gücünü açığa çıkarma, evrenle manevi bir ilişkiye girme, kadere meydan okuyup özgürleşme, zengin ve başarılı olma gibi hedeflere ulaşacak yöntemler sunmaktadır.
Bu kitaplarda tavsiye edilen bazı mistik, spiritualist ritüeller ?yeni inanış ve ibadet biçimleri" gibi arz edilmektedir. Bu eserlerden birçoğu insanın kendisi ile savaşımını başarı ekseninde ele almakta, yaşamı Allah'ın irade ve takdirinden tamamen soyutlamaktadır. İnsanı varlık âlemindeki bütün değer ve sistemlerin objesi olarak gören kişisel gelişim anlayışı, her bireyin mutlak bir güç sahibi olduğunu vehmettirerek insanı kutsallaştırmaktadır. Böylece insana; her şeyi yapabileceğini hissettirerek Tanrı'dan rol çalmasını öğütlemektedir.
İnsanın varlığının ayrılmaz bir parçası olan inanmayı, yaratıcısına karşı kulluk ve sorumluluk şuuru içinde toplum ve evrenle münasebetlerini düzenleyen tevhid akidesini tamamen dışlayan kişisel gelişim kitapları; yepyeni bir âlem ve insan tasavvuru inşa etmektedir. Bu yönüyle ?İnsanı, insan eden imandır" düsturuna muhalif olarak, gerekirse inançların içini boşaltıp, yeniden dizayn ederek kişisel gelişimi bir proje olarak kullanan sistemin çıkarlarına alet etmekte ve kalpleri iman noktasından uzaklaştırmaktadır.

Mine Alpay Gün, Direnç ve Özgürlük, Beyan Yayınları.

 

"Direnç ve Özgürlük" başlıklı bu çalışmayı yaparken kâh Kudüs'e, kâh Afrika'ya, kâh Balkanlar'a en çok da Orta-Doğu'ya uzanıp oradaki kardeşlerimin acılarına yoldaş oldum...
Sonra ülke çocuklarına işaret taşları bırakmaya çalıştım.
Soylu uygarlığımızdan, revnaklı gül medeniyetinden bahsettim.
Evrensel inanç düzleminde yürümenin anlamı ve önemi üzerinde durdum.
Bu ülkede, batıcıların inkâr kokan hoyrat rüzgâr estirmelerine karşı bulunduğum siperde, yazılarımla direnmeye çabaladım.
Evrensel inancı taşımanın ayrıcalığını anlatırken kardeşlerime umud aşısı yapmaya gayret ettim...
Ülkemde güzellikleri buldozerlerle ezmek isteyenlere karşı, harlı bir eylemi kuşanıp karşı çıkmayı denedim.
Emeğin, adaletin, vefanın, sorgunun, sorumluluğun ayrıcalığına değindim.
Umarım bütün bu çabalarım bir anlam bulur...

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2016, 15:30
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20