Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Mayıs 2016

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Mayıs-2016 döneminde Dünyabizim'e gelenler...

Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Mayıs 2016

Okurlarımızın bildiği üzere, kurulduğu 2008'den beri sitemiz kültürün tüm alanlarında olduğu gibi yeni çıkan kitapların değerlendirilmesi hususunda da özel haberler, değerlendirme metinleri yayınlıyor. Habercilerimizin özverili çalışmaları, sitemizin yayın dünyasını yakından izlemesine ve gelişmelerden (yeni çıkan kitaplar da dahil) okurlarını haberdar etmesine vesile oluyor.

Özellikle son iki yıldır çeşitli yayınevleri Dünyabizim ofisine yeni çıkan kitaplarını gönderme zahmetinde bulunuyorlar. Kendilerine teşekkür ederiz. Bizler de, yayın ilkelerimize uyan kitapları habercilerimize dağıtıyor, eğer kitabı okuyup da severlerse, haber yapmaya değer görürlerse haberleştirmelerini rica ediyoruz. Şimdiye kadar bu tür yeni çıkan hangi kitaplar değerlendirildi, özel haberler üretildi, hepsine Dünyabizim Ansiklopedisi'nde ilgili kitap/yazar başlığı altında ulaşabilmeniz mümkün: //www.dunyabizim.com/tags

Artık her ay başında, geçen ay içinde sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. Elbette her bir kitap için inşallah özel haber/ler de üretmeye/ üretilmesine vesile olmaya devam edeceğiz.

Aşağıda Mayıs-2016 döneminde Dünyabizim'e gelen kitapları listeledik. İyi okumalar...

K. Kemal Aziz, Hint Hiafet Hareketi, Mahya Yayıncılık

 

Cumhuriyet rejimiyle kaldırılan hilafet doksan yıldan beri aydınlarımız arasında farklı bakış açılarıyla daima tartışıldı. Hatta, yurt dışında Türkiye’nin sosyal, siyasi ve dini tarihini konu edinen araştırmacılar, özellikle oryantalistler tarafından ele alındı. Ama, konunun ülkemiz özelinde ele alınış biçimlerine bakarsak bunun, hemen her zaman ideolojik saplantılardan, hep-hiç sarmalından kurtulamadığını görürüz.

İmdi elimizdeki bu eser hilafet gibi tarihsel, hukuki, sosyolojik ve siyasi yönleri olan ve tüm İslam dünyasında çok derin etkileri bulunan bir kurumu belgeler ışığında ve objektif bir şekilde tanımamıza yardımcı olacaktır.

Bu eser, bin dört yüz yıla yakın bir tarihe sahip hilafet kurumunun kaldırılması çabaları­nın ümmet üzerinde -özelde Hint Müslümanlarında oluşturduğu- etkiyi konu edinmektedir. Belgelere ve arşivlere dayanması bakımından oldukça dikkat çekicidir. Ayrıca, hilafetin kaldırılmasının biraz öncesi ve sonrasıyla ilgili bulunması da başka bir değeri haizdir.

Elinizdeki bu kıymetli eserin ülkemizin tarihçileri, siyasetçileri, toplum bilimcileri ve hukukçuları için hilafet kurumuna farklı bir bakış açısı getireceği, ümmet bilincine ve kültürümüze ciddi katkı sağlayacağı ümidindeyiz.

Allame Şibli Numani, Bütün Yönleriyle Hz. Ömer ve Devlet İdaresi, Mahya Yayıncılık

 

Kim, tarihte Hz. Ömer'in yaşadığı gibi hayat süren, yamalı elbise giyen, dul kadınların evine kendi sırtında su taşıyan, çıplak döşemenin üzerinde uyuyan, çarşılarda halkın arasında dolaşan ve gittiği yerlere korumasız gidebilen, develeri kendi eliyle kaşağılayan; hamal, hizmetçi ve teşrifatçı nedir bilmeyen bir hükümdar gösterebilir? O, bütün bunlarla öylesine bir huşu telkin etmiştir ki, adını duyduğu zaman Arabistan ve İran titremiş, yüzünü döndüğü tarafta yeryüzü sarsılmıştır. İskender ve Timur'dan dehşet duyuluyordu, çünkü bunların her biri bir yere giderken, kendilerini korumaları için yanlarında otuz bin muhafız götürürlerdi. Ancak Ömer Suriye'ye gittiği zaman, beraberinde bindiği deveden başka kimse yoktu. Fakat, yine de dünyanın ağırlık merkezinin hareket halinde olduğunu en uzak diyarlar bile bilmekteydi.

Necip Taylan, Düşünce Tarihinde Tanrı Sorunu, Mahya Yayıncılık

 

Felsefe ve teoloji tarihine baktığımızda evrenle ilgili olarak aşkın, içkin ya da her ikisi birden bir Tanrı’nın var olup-olmadığı, eğer varsa O'nun nitelikleri, insanın bilme imkanları içinde kanıtlanıp kanıtlanamayacağı, insanın evrendeki anlamı gibi temel sorunlarla nasıl ve ne kadar uğraşıldığını kolayca görürüz. Yine, dinler ve inanç sistemleri neden çok çeşitlidir? Her din indirgemeci bir tavırla kendisini mutlak doğru ve hak diye takdim ediyor, bu mümkün müdür? İnsanın, kendisine inandığı aşkın varlık ile ilişki kurabilmesi için herhangi bir aracıya gerek var mıdır? Birer epistemoloji problemi olarak vahiy ve ilham, mucize, keramet, yaratma, dini sembolizm, dinin ahlak, sanat ve bilimle ilişkisi, kelam (teoloji) felsefe münasebetleri ve nihayet ölüm ötesi eskatolojik problemler, klasik felsefe ve teolojinin tartışmalarına ilaveten, din felsefesinin önemli araştırma konularını oluştururlar.

İşte, din felsefesinin belli birkaç problemini ele alan ve Düşünce Tarihinde Tanrı Sorunu adıyla sunduğumuz bu kitabın, konu üzerinde yapılacak çalışmalara katkı sağlayacağını ümit ediyoruz.

Casir Avde, İslam Hukuk Felsefesi, Mahya Yayıncılık

 

Bu kitap, indirgemeci görüşlerden ve ikili düşünceden kaçınmak amacıyla, İslam hukuku teorisine eleştirel ve çok boyutlu bir yaklaşım çağrısında bulunmaktadır. Bu itibarla, İslam mezheplerinin veya hukuk teorilerinin; kaynaklar, dile dayalı türetmeler, akıl yürütme yöntemlerinin de dahil olduğu çeşitli boyutlarını izah etmeye çalıştım. Bağlantısı koparılmış ve “yapısöküme uğratılmış” parçalar, sistemik iç ilişkilerini ve aralarındaki yapısal bağlantıları izah etmediğimiz takdirde, resmin bütününü oluşturamaz. Bu nedenle, büyük teorilere açılan postmodernist savaşa rağmen, eleştirel, çok boyutlu, sisteme dayalı ve maksad yönelimli yaklaşımın, İslam hukuk teorisinin tahlili ve gelişimi için yeterli bir çerçeve sunduğuna inanıyorum...

İslam hukuk sistemi yukarıdaki anlamda “açık” bir sistemdir. Bununla birlikte, bazı fakihler hâlâ “ teorik düzeyde içtihat kapısının kapandığını” savunmaktadır. Bu ise, fiiliyatta İslam hukukunun “kapalı bir sistem”e dönüşmesine ve sonunda “ölmesine” neden olacaktır. Ancak bilinen bütün fıkıh mezhepleri ve asırlar boyunca fakihlerin büyük çoğunluğu, “(belirli) metinlerin sınırlı ve hadiselerin sınırsız olması” nedeniyle, içtihadın İslam hukuku için zorunlu olduğu noktasında hemfikir olmuşlardır. Dolayısıyla, İslam hukukunun asıl metodolojisi; yeni olayları ele almak ya da sistembilim teorisinin terminolojisiyle söylersek, “çevresiyle etkileşime girmek” için belli mekanizmalar geliştirmektir. Bu mekanizmaların örnekleri arasında kıyas, maslahat, itibar-ı örf bulunmaktadır. Bununla birlikte, günümüzün hızla değişen şartlarıyla başa çıkabilmek ve İslam hukukuna yeterli “esnekliği” kazandırabilmek için bu mekanizmaların daha da geliştirilmesi gereklidir.

Ahmed Raysuni, Şura, Mahya Yayıncılık

 

Otoriterlik bir hastalıktır, istişare ise bunun önleyicisi ve tedavisidir.

Bir yönetici, yönettiklerinin doğruluğundan veya yozlaşmasından sorumlu olduğu gibi, yönetilenler de yöneticilerinin doğruluğundan ve yozlaşmasından sorumludur.
Başlangıçta otoriter olma arzusu veya niyeti olmayan nice otoriter vardır. Ancak otoriterizm, böyle bir kişiye serbest hükmetme yetkisi verilmesi halinde yavaş yavaş kök salar ve büyür. İktidar konumundaki bir kişi tek başına düşünür, emreder ve yasaklar, onun otoritesini kontrol edecek, ona tavsiyede bulunacak, yaptıklarına itiraz edecek birileri olmadan yönetirse, ilave olarak da böyle bir kişi tavsiye istediği zaman duyacağı şey, “Siz en iyisini bilirsiniz!” ve “Siz ne derseniz o!” olursa, bizler gibi insani zaaf ve zayıflıklara sahip olan bu kişinin neye dönüşmesi beklenir ki? Kur’an bize, Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli görerek azar (Alak, 96/6-7) demiyor mu? Biz ondan giderek artan bir otoriterlik, kibir ve despotluk dışında ne bekleyebiliriz? Firavun’un kavmine, “Ben size kendi görüşümü söylüyorum ve yine size ancak doğru yolu gösteriyorum” (Mümin, 40/29) demesine sebep olan bu türden bir durum değil miydi? Firavun’un bu sözleri, başkalarıyla ilişki kurmada dayandığı prensibi yani kendi bakış açısına sorgusuz sualsiz güveni özetlemektedir.

Hz. Muhammed’in peygamberlik mesajı ve dini hakkında bir şeyler duyan bir bedevi gelip onu sorduğunda, “Orada, ashabıyla birliktedir” cevabını alacak ve gruba yaklaştığında ise oradakilerden farklı, üstün konumda bir kimse göremeyince, şaşkınlık içinde; “Hanginiz Muhammed?” diye soracaktı!

Ebu'l Hasan Nedvi, Dünya Kültür ve Medeniyetine İslam'ın Etkileri, Mahya Yayıncılık

 

İnsanlık medeniyetine İslam’ın etkilerini belirlemenin ve bunun ne kadar ve ne ölçüde olduğuna dair bir sınır çizmenin imkansızlığı ortadadır. Çünkü bu etkiler, uygarlığın birer parçasıdır. Beşer tarihi boyunca bu etkiler et ve tırnak gibi olmuş ve medeniyetten ayırt edilemeyecek unsurlar haline gelmiştir. Bu unsurlar onunla öylesine bütünleşmiştir ki, dünya milletleri artık onların ayrı unsurlar olduğunun farkında bile değillerdir. Bu etkilerin, dışarıdan kendi kültürlerine karıştığını ve bütün dünyayı etkisi altına almış olan evrensel bir dinin çağrısının ardından, kültürlerini ve insanlarını kuşattığını hayal dahi edemezler. Çünkü bu evrensel dinin yani İslam’ın inanç ve kültür etkileri, onların inanç ve kültürlerinin içine yerleşmiş, uygarlıklarının, düşünce ve kültürel hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

 

 

Taha Cabir Alvani, Yenilenme & İslam Düşüncesinde Çağdaş Söylem, Mahya Yayıncılık

 

“..Müslümanların yeniden etkinlik kazanmak için dini yeniden yapılandırmaları ve hatta yenilemelerine ihtiyaç yoktur. Ancak onların birey olarak anlayışlarını ve idrak yöntemlerini yenilemeye, bunun için de gerekli irade, yetenek, kararlılık ve verimi sağlayacak epistemolojik ve metodolojik bilince ihtiyaçları vardır...” 

“...Her çağın ve kuşağın meydan okumaları ve sorularına Kur’an’ın kesin cevaplar ve çözümler ürettiği bir okuma tarzı benimsenmelidir. Bu ilahi vahye dayanan kitap, kıyamete kadar her şeyin açıklamasını içermektedir. Kur’an’ın aynen korunması, değişime veya tahrife karşı direnci, tamlığı ve kapsamlılığı, kısacası; onun mükemmelliği, Hz. Muhammed’in (sav) peygamberliğin mührü olduğuna ve ondan sonra bir başka peygamber daha gelmeyeceğine iman etmenin en önemli gerekçesini oluşturmaktadır.”

“Bu yüzden dinde yenilenme (tecdit), atalarımızın (selefin) mirasının yeniden diriltilmesinden ibaret görülemez. Çünkü bu miras, yalnızca onların dine ilişkin düşünceleri ve anlayışlarının toplamından ibarettir. Aynı şekilde modernleşme veya diğer bir deyişle çağdaşlaşma da, Batı’nın taklidi ve onun izinden gitmekten ibaret olarak kabul edilemez. Gerçek bir yenilenme, özünü Müslüman aklın yeniden inşası ve bu akılda reform yapılmasından ve bu aklın, -kainat ile birlikte- düşünce, bilgi, din, hukuk ve metodun tek yaratıcı kaynağı olması yönüyle Allah’ın Kitabı’yla bağlantısının yeniden kurulmasından alır....”

İsmail Raci Faruki, Hristiyan Ahlakı & Hıristiyanlığın Tarihsel ve Sistematik Analizi, Mahya Yayıncılık

 

“...Gelin, Tanrı'nın zatına dair bizi şimdiye kadar kördüğümün ötesine götürmemiş eski sorularımızı terk edelim. İnsana, insanın görev ve sorumluluklarına dönelim. Zaten bu görev ve sorumluluklar, Tanrı'nın istediklerinden başka bir şey değildir. Bırakalım, kim olmak istediğine, Tanrı kendisi karar versin! Bütün insanların öncelikle ilahi iradeyi yerine getirmede birleşmesi mümkün, hatta gerekli değil midir?”

“...Şimdi soruyoruz: Hıristiyan dünyası İslam dünyası ile bu rasyonel temele dayalı olarak iletişim kurma davetini kabul edecek midir? Hıristiyanlar, Tanrı'nın iradesinin dünyada egemen olmasını sağlama uğruna, sürekli bir epoche içinde, kendi dogmatik teolojisinin öğretilerini askıya almaya hazır mıdır? Müslümanların ahlak yasaları çerçevesinde evrensel bir kardeşlik kurma çabasına karşılık vermeye istekli midir?”

Kemal S. Salibi, İsa Kimdi? & Kudüs Komplosu, Mahya Yayıncılık

 

Bu kitap, tarihin çözülmemiş en büyük sırlarından birinin alışılmamış bir incelemesidir: İsa, kimdi ya da ne idi? İnciller bu sorulara doğrudan cevaplar vermez; hem bizim için kaydedilmiş şekliyle İsa’nın hayatı hem de Havarilerin öğretileri ve faaliyetleri, şaşırtıcı çelişkiler ve tutarsızlıklarla çepeçevre kuşatılmıştır.

Birçok popüler hikaye ve film, bu sırları sansasyonel bir şekilde dile getirdi. Burada, tarihsel bir dedektiflik hikayesi gibi okunan, temposu yüksek ve birbirine perçinlenmiş şaşırtıcı araştırmasını, Salibi kendisine has, alışılmamış bir tarzda sunuyor. İsa gerçekten nereden geldi? Nerede yaşadı? Niçin İnciller, onun hayatının büyük kısmını sessizce geçiştiriyorlar?

Salibi şöyle diyor: “Sahip olduğumuz şey, bir sırdır; Pavlus ve İncillerin İsa’sı kimdir? Hatta, onun ne olduğu bile sorulabilir. Yapmamız gereken ilk şey, ilgili problemin doğasını tanımlamaktır. Sonra, hakikat çizgisini bularak ve bizi nereye götürürse götürsün, onu takip ederek bu sır için bir ipucu aramak zorundayız. Aynı zamanda bu; Matta, Markos, Luka, Yuhanna ve Pavlus’u tanık kürsüsüne çıkarmak ve onları çok güçlü bir sorgulamaya tabi tutmak zorunda olduğumuz anlamına da gelir.”

Hatta “bir Hıristiyan, Hıristiyanlığın kökenleriyle ilgili kanıt için son çare olarak Kur’an’a müracaat etmeye karşı ayak direyebilir. Ancak, İslâm’ın kutsal kitabı, İsa’dan bol bol söz eder ve bu yüzden, onun konuyla ilgili delilini araştırmadan reddetmek makul bir davranış olmaz... Kur’an’ın ‘Îsâ’sıyla İncillerin Yeşu olan İsa’sı farklı tarihsel kimlikler olup, her nasılsa karıştırılmış olmaları dışında, ortak hiçbir şeye sahip değildirler… Gerçekte ise onun sunduğu malzemenin büyük kısmı, oldukça orijinaldir.”

Direnen Meal & Akif Meali (sempozyum kitabı), ed. Recep Şentürk, Mahya Yayıncılık

 

 

Asrın İdraki ve İslam (sempozyum kitabı), ed. Mehmet Yılmaz, Mahya Yayıncılık

 

Mehmet Akif Ersoy’a sevgisinden esinlenilerek, Ahmet Sarıoğlu Hoca’nın anısına düzenlenen ‘Asrın İdraki ve İslam Sempozyumu’na tanıklıkları, yaşanmışlıkları ve bildirileriyle katkıda bulunanlar arasında şu isimler yer almaktadır:

Abdülhadi Timurtaş, Dr. Abdullah Çolak, Doç. Dr. Adnan Koşum, Ahmet Meral, Doç. Dr. Ahmet Yıldırım, Ali Bulaç, Ali Yücesan, Dr. Aliye Çınar,  Dr. Altay Ünaltay, Ayşe Sula, Cevat Özkaya, Cihan Aktaş, Erhan Erken, Fatma Bostan Ünsal, Doç. Dr. Fethi Ahmet Polat, Yrd. Doç. Dr. Hanefi Bostan, Prof. Dr. Hayrettin Karaman,  Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, İhsan Eliaçık, İsmail Doğu, Kenan Çamurcu, Kürşat Atalar, Doç. Dr. M. Zeki İşcan, Prof. Dr. Mehmet Duman, Prof. Dr. Mehmet Erdoğan, Dr. Mehmet Keskin, Mehmet Yılmaz, Doç. Dr. Muammer Esen, Müfid Yüksel, Muhammet Kızılgeçit, Nazife Şişman, Nurhayat Haral, Ömer Küçükağa, Doç. Dr. Osman Aydınlı, Prof. Dr. Sayın Dalkıran, Şemsettin Özdemir, Dr. Serhat Gürpınar, Prof. Dr. Sönmez Kutlu, Tayyar Tekin, Ümit Aktaş, Prof. Dr. Vecdi Akyüz, Doç. Dr. Vehbi Başer, Prof. Dr. Yasin Aktay, Yusuf Kaplan, Doç. Dr. Zeki Parlak

Murat Koçak, Suskun Aşıklar Efsanesi, Çağrı Yayınları

 

Ne yüzlerini görebilen olmuştu, ne de birisi seslerini duymuştu. Suskun Âşıklar'dı, sustular ebedi. Kimse, "İşin aslı şöyle!" diyemedi.

Suskun Âşıklar Efsanesi, 17. yüzyıl Ereğli'sinde yaşanan destansı bir aşkın hikâyesidir. Çocuk yaşta birbirleriyle karşılaşan ve bu karşılaşmanın yüreklerine düşürdüğü aşk ateşiyle yanan, uğursuz bir yalan sonucu ayrı düşüp kavrulan İsmail ile Zeynep'in serencamıdır. Sevdayı pervasız bir çığlık olarak değil, sessiz bir çağlayan olarak yaşayan iki gönlün, kıyamete kadar sürecek büyük sırrıdır.

İsmail Demirel, Maçı Kaybettik, MGV Yayınları

 

Hayatın içinden konuşan yazar, kimi zaman yaşadığımız günlerin ironik yanlarına temas ediyor kimi zaman da okuru,insan ruhunun derinliklerine doğru bir yolculuğa davet ediyor.Duru bir dilin,sağlam bir kurgunun eseri olan öykülerden oluşan Maçı Kaybettik, yazarın ilk öykü kitabı…

Yok abi, bunlarla bir daha top oynamam ben. Bundan sonra Metin diye bi' arkadaşımda yok benim. Siz ne yaparsanız yapın beni ilgilendirmez. Yüzünü bile görmek istemiyorum. Adını da duymak istemiyorum. O densizin ismini ağzınıza almayın benim yanımda. İşim olmaz benim onlarla.Gitsinler ilkokul çocuklarıyla oynasınlar. Madem hep kendi dedikleri olacak. Madem hep yenecekler, yenemediklerinde de kavga edecekler. Gitsinler çoluk çocukla oynasınlar. Hem yenerler hem de döverler.

-N'oldu lan buna?
-N'olacak oğlum,maçı kaybettik.

Recep Arslan, Kur'an ve Sünnetin Vasıflandırdıkları, İntişar Yayınları

 

 

Fatih Ali Hasaneyn - Muhammed Şerif, Foça'ya Giden Yol, Şule Yayınları

 

Yakın tarihimizde görülen soykırım hareketlerinden biri şüphesiz, artık tarih sahnesinde yer almayan Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nde Bosna Hersekli Müslümanlara uygulanmıştır. Komünist yönetimle idare edilen Yugoslavya'da Müs- lümanlar, Osmanlı Devleti'nin varisleri ve bir an önce Yugoslavya topraklarından kovulması gereken Türkler olarak görül- müşlerdir. Bu anlayışın neticesi olarak Müslümanların entelektüellerine karşı sistemli bir karalama kampanyası başlatılmış, birçok Müslüman hapse atılmış, birçoğu şehit edilmiştir.

Bu kitap, Yugoslavya'nın ikiyüzlü politikalarına ve Yugoslavya'da Müslümanlara reva görülen zulümlere dikkat çekmek amacıyla kaleme alınmıştır. Yazarın Yugoslavya'da eğitimini tamamlayan ve yaşanan sürece yakından şahit olan bir münevver olması, bu kitabın kıymetini arttıran hususların başında yer almaktadır

Fatih Ali Hasaneyn - Muhammed Şerif, Drina Köprüsü, Şule Yayınları

 

Bosna Savaşı'nda bizzat bulunan ve merhum Aliya İzzetbegoviç'in yanında Bosna Devleti kurulana kadar mücadele eden Dr. Fatih Ali Hasaneyn Muhammed Şerif, kaleme aldığı anılarında şöyle diyor: ?Bir an oluyor, ?Bu hatıralar senin değil,' fısıltıları dolaşıyor zihnimde. Bunlar bana emanet ve onları teslim etmem gerek. Bu duygu ve düşüncelerle seviniyor, ferahlıyorum. Yaşananları gelecek nesillerin ilim ve irfanlarına sunmalıyım, zira dinleyen anlatandan daha şuurlu olabilir."

İyi bir dinleyici, bu şahitliğe kulak verecektir.

Fatih Ali Hasaneyn - Muhammed Şerif, Şeytan Adası Belene, Şule Yayınları

 

Bulgar zulmünün yok edilemez izi Belene adası, İslam'ın yeryüzünde silinme çabalarının bir ayağıdır. Balkan topraklarında girişilen farklı soykırımlar şimdilik geride kalsa da bir gün yeniden başlatılmayacağını kimse garanti edemez. O dönemin önemli şahitlerinden Dr. Fatih Ali Hasaneyn Muhammed Şerif, unutulmaması gereken bu gerçeği hatırlatıp muhataplarına sesleniyor:

Avrupa İslamiyet'e gebedir ve Allah'ın izniyle yakın bir zamanda bu doğum gerçekleşecektir. Bu yüzden benim gençlere tavsiyem, İslam'a tutunmaları ve batı Avrupa'daki Osmanlı mirasını tanımalarıdır. İslam'ın ve Osmanlı'nın bölgedeki varlığı ve eserleri hakkında altı eser yazdım, heyhat ki gördüklerimin ve yaşadıklarımın ancak yüzde onunu ancak anlatabildim! Ey Osmanlı evladı, bugünkü Türk gençliği! Bu kitap sizin malınızdır, onu size ithaf ediyorum.

Berrin Erdoğan, Deli Sesler, Şule Yayınları

 

Hiç bu kadar yalnız olmamıştım, korkunç gelmeyecek bir şey söylemeliyim onlara, bir bağ kurmak istiyorlar, bu son fırsat. Beni iyileştirebilen kişi olmanın onuruyla yükselip ait olduğum yere, topluma hediye edecekler. Sakin, uslu, alışıldık cümleler kurmak istiyorum ama beceremem. Ağzımdan çıkan her kelime büyüyüp insanların üstlerine yürür. Yapabileceğim fazla bir şey yok. Onları büyüten, benimle birlikte zaman. Zaman ki var olanı büyütür, geliştirir ve sonra tahrip eder. O vazgeçti siz de vazgeçin düzelemeyeceğim. Belki benden önce ölür kelimelerim ve sizden biri olarak gözlerimi hayata yumarım.

Deli Sesler hızlandıkça hızlanıyor ve yürüyor okuyucunun üstüne, önce kelimeler sonra sayfalar dolusu. Susup dinlersen, nasıl başladığını ve nasıl durulduğunu öğreneceksin...

Demet Koçyiğit, İnsanın Şiirle Yeniden İnşası, Şule Yayınları

 

Bu kitap, Akif ’in yeniden inşası için teklifler sunduğu insanın zaman, mekan ve eşya ile olan ilişkisini, Safahat’taki şiirleri temel alarak, genel özellikleriyle belirlemeyi hedefliyor. Eser, bu bağlamda, Safahat’ın insanı içinde bulunduğu dünyayı, çağı ve varlık alemini nasıl değerlendirmeli ve kendisini bu unsurların içinde nerede ve nasıl konumlandırmalı, değer algısı ve ölçütü bu unsurlar karşısında hangi çerçevede olmalıdır, gibi sorulara yanıt arıyor.

Akif ’in şiirlerine yönelmiş olan bu çalışmada insanın somut dünya ile bağını oluşturan zaman, mekan ve eşya ile ilişkisi dikkate alınmış; bu somut verileri manevi değerlerle bütünleştirme süreci “insanın yeniden inşası” temelinde irdelenmiştir.

Hasan Akay, Kare-Deniz, Şule Yayınları

 

“Hasan Akay, Behçet Necatigil’in Kareler Aklar kitabının Kareler bölümüne eleştiri ışınını odaklamış. Kareler Aklar bir okur için zor bir metin. Bırakın şiirini yüzeysel bilenler için, şiirini iyi bilenler için bile çetin bir çalışma gerektiriyor. Hasan Akay’ın bu çalışması, hiç kuşkum yok, şairin yenilikçi, derinlemesine poetika çalışmalarını, anlaşılır bir saydamlığa kavuşturuyor.(...)

Akay’ın, Necatigil’in yeniliğinin bir manifesto olmadığını, İkinci Yeni’nin meydan okuması biçiminde algılanamayacağını söylemesi, onun şairin şiir yapısını çok iyi anladığının göstergesidir. Onun radikal olurken bile, geleneksel şiirin olanaklarından yola çıkmasını saptaması, bence Kareler Aklar’ı okuyan kişiler için bu kitabın iyi bir yol gösterici olduğunun ispatıdır. (...)

Kareler üzerine, bütün şiirleri kapsayan değerlendirmeler, genel açılımlardan sonra, incelemeci, tek tek şiirlere uyguladığı yöntemle okurun önünü daha da açıyor. Kare-Deniz’i okuduğunuzda, zor bir kitabın da anlaşılacağını, şairin sizi zora koşmak istediğini, aradaki eleştirmenin de -Akay’ın yaptığı budur- işinizi kolaylaştırmak olduğunu iddia ediyorum. (...)

Necatigil’i sevenler, onun önemli bir yenilikçi yanını bu kitapla daha iyi kavrayacaklardır.” (Doğan Hızlan)

Fetani Battal, Can Nehrine Varınca & İrşadi, Şule Yayınları

 

Alperenlerle Anadolu’yu İslâm’a hazırlayan dönemde isimsiz birçok kahraman yaşadı. Onlar unutulsa da kutlu davanın ateşi canlı tutuldu. O meçhul kahramanlardan biri de İrşâdî olarak tanınan bir dervişti. Hem insanlık yolunun hem de kulluk yolunun sayısız örneklerinden biri olarak sessizce yaşayıp göçtü bu dünyadan. Gölgesi şimdi düşecek Anadolu topraklarına.

Melih Tuğtağ, Bu Nasıl Süper Kahraman, Hayat Yayınları

 

Merhaba Cankadaşlar! Size süper kahramanları ne kadar çok sevdiğimden bahsetmiş miydim hiç? Ya da şöyle sorayım sizlere: Süper kahramanların, aslında bizim bildiğimizden çok çok farklı kimseler olduklarını düşündünüz mü daha önce? Yazdığım pek komikli ve macera dolu bir hikayenin sonucunda neler yaşadım neler! Çok süpermen uçarken uyuyabiliyor mu? Örümcekli Adam o ağları nasıl örüyor? Yarasadam neden bu kadar zengin? Demirden Adam paslanmamak için ne yapıyor? Ama tüm bunlardan daha önemlisi: Şimdiye kadar farkına varamadığım en gerçek süper kahramanları nasıl keşfettim? Haydi Cankadaşlar, birbirinden eğlenceli süper kahramanlık maceralarıma siz de katılın!

Melih Tuğtağ, Bir Köy Var Uzakta, Hayat Yayınları

 

Huuuop! Cankadaşlarım nasılsınız?

Size başımdan geçenleri anlatsam inanmazsınız, ama hepsi gerçekten oldu. O yaz, herkes tatil köyüne giderken, ben anneannemin köyüne gittim ve işler çığırından çıktı.

Gulyabani, öcü, peri, korkunç büyücü, hortlak, kötü ruh, Kuyu Şeytan Üçgeni, kaçak hayvanlar ve daha nicesi...

Anlayacağınız çok korkunç, hiper maceralı, mega heyecanlı şeyler geldi başıma. Bir de tabii ki anneannemin şahanelikleri, inekler, koyunlar ve bizim güzel geniş ailemiz. Bakın bakalım ne acayip bir yazmış, o yaz...

Melih Tuğtağ, Eyvah Böcükler İstilada, Hayat Yayınları

 

Heeey! Cankadaşım, görüşmeyeli nasılsın? Ben de iyiyim. Diyelim ki, adamın teki bir gün gelip mahallenizi satın almak istedi. Siz satmayınca da almak için her yolu denedi, her türlü hileyi yaptı. Baktı yine olmuyor, mahallenizi dev böceklerin istila etmesini sağladı. Ne yapardınız? Kulağa çok korkunç geliyor değil mi? İşte bu korkunç olayların hepsi bizim başımıza geldi. Dev böcekler yüzünden evlerimizi terk ettik. Başka bir yere taşınmak zorunda kaldık. Orada türlü zorluklar yaşadık. Ajanlar ve bilim adamları mahallemizi kurtarmak için uğraştı. Olayları nasıl mı çözdük? Onları da kitabı okuyunca öğrenirsiniz.

Nurdan Damla, Sebe Kraliğçesi Belkıs, Hayat Yayınları

 

Süleyman mührünün gizemli hikayesi...

Dünya var oldukça anlatılacak ve öğrenilecek bir diriliş hikâyesiydi bu…  Onlar; Yeruşelim Kralı Sultan Süleyman ile Sebe Melikesi Belkıs, çağlara kutlu bir destan bıraktılar. Doğmamış nefesler mavi kubbe altında var oldukça, bu kutlu gerçeği hayırla yâd edeceklerdi.   “Anladım ki benlik kisvesini sıyıramayanlar, hakikati bulamazlar!” dedi Belkıs. “İşte kapındayım Rabbim!  Şanım hiç, servetim bir saman çöpüdür şimdi.

Senin havl ve kuvvetinle denizden inci, taştan yakut, dikenli budaktan gül çıkar.

Sebe Melikesi’ni de yokluğun alevli bağrından çıkardın. Ya Rabbi, rahmetin kucağı ne sıcaktır! Tövbe taptıklarıma, tövbe yaptıklarıma, tövbe inandıklarıma!

Şimdi senin rahmet sağanağının altındayım. Affet bizi ya Rahman! Ben ve kavmim, kudretine ve şanına teslim olduk.”

Nilüfer çiçeği kadar saf ve duru yüzü sırılsıklamken, çağlara düşen mesaj, “Sebe Melikesi Belkıs için yeni bir hayatın başlangıcıydı.”

Hasan Basri Bilgin, Samsat Yıldızı Hz. Safvan bin Muattal, Hayat Yayınları

 

Anadolu topraklarının kutsallığını anlatan kitap!

Hızla yayılan İslam’ın önünü kesmek isteyen düşmanların Hz. Peygamber’e ve Müslümanlara kurduğu tuzaklarla, fesat dolu fitnelerin art arda geldiği bir dönemde Allah ve Peygamber sevdalısı bir genç adam da kendini bu fitne dolu büyük iftiralardan birinin içinde bulur.

İslam’a karşı kurulan en büyük tuzaklardan biri olan ve İslam Tarihi’ne “İFK Olayı” adıyla geçen bu zor günlerin sonunda genç cengâver, Allah’ın vahyettiği Nur Suresi’nin ayetleriyle aklanır, suçsuz olduğu ortaya çıkar.

Hazreti Peygamber’in vefatından sonra O’nun anılarıyla dolu Medine’den ayrılır, Bizans ile cihad ve tebliğ için geldiği Adıyaman yöresinde Samsat’ı görünce bu yöreye büyük bir tutkuyla bağlanır. Ecel şerbetini de “Allah’ın Tarlası” diye anılan bu kutlu Anadolu topraklarında içer.

Hz. Eyyub el Ensari ile birlikte Anadolu’nun bağrında yatan iki sahabeden biri olan bu mübarek insan, Adıyaman toprağının pak şehidi Samsat Yıldızı Hz. Safvan Bin Muattal’dır.

Mithat Bala, İkinin İkincisi Sadık Dost Hz. Ebu Bekir, Hayat Yayınları

 

“Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız sizi hidayete ulaştırır.” Hz. Muhammed (sav)
Dost candır, canandır, canana adanmaktır
Dost aşktır, aşkta yanmaktır, aşkla olmaktır
Dost aynileşmektir, ayna olmaktır, aynayı bulmaktır
Dost yakın olmaktır dosta, dostta kaybolmaktır.
Dostunun yaşındaydı Hz. Ebu Bekir. Dostunu özlemedeydi. Ayrılık ateşi onu içten içe yemekte, bitirmedeydi. Bir gün, “Ya Resulallah! Yanındayken bile özlüyorum Seni. Ayrılığına nasıl dayanacağız?” demişti de Gül Yüzlü Nebi şöyle buyurmuştu:
“Kişi sevdiğiyle beraberdir.”
“Ahirette de mi ya Resulallah?”
Gülümsemişti Allah Resulü.
“Ahirette de.”
Bu ne büyük bir muştuydu Resulullah aşıkları için. Bu ne büyük bir teselliydi kendisi için. Ahirette Gül Yüzlü Can Dostu Hz. Muhammed (sav)’le beraber olmak!

Kürşat Yıldırım, Doğu Türkistan'ın Tarihi Coğrafyası, Ötüken Neşriyat

 

İnsanlık tarihinin en eski yerleşimlerinden biri olan bugünkü Doğu Tür­kistan toprakları tarihi, kültürü ve coğrafyasıyla bütün olarak ele alınması ge­reken bir sahadır. Her şeyden önce siyasî tarihlerin coğrafya üzerine kurulu olduğu hatta eski devirlerde siyasetin bizatihi coğrafya üzerine kurulduğu unutulmama­lıdır. Devletler hâkimiyetlerini “ülke” üzerinde kurarlar ve bu yüzden Doğu Türkistan tarihine dair yapılan çalışmalarda “ülke” yâni toprağın yeri, sınırla­rı ve hususiyetleri bilinmelidir. Türklerin şehir ve medeniyet tasavvurunun müşahhas olduğu Doğu Türkistan'ı anlayabilmek için bölgenin tarihî coğrafyasına vakıf olmak büyük bir önem arz ediyor. Bu bakımdan, tarih kaynaklarında Doğu Türkistan'daki şehirler, yollar, ovalar, kırlar, dağlar ve sular ile ilgili adlar ve tasvirler belli bir usulde ele alınıp değerlendirilmelidir. Kürşat Yıldırım’ın saha araştırmalarına dayanarak büyük bir titizlikle hazırladığı Doğu Türkistan’ın Tarihî Coğrafyası, Doğu Türkistan'daki geçmişin coğrafyasını yeniden inşa etmeye ve böylece Türk medeniyetinin bir coğrafyasını tarihin hayal görüntüsünden çıkarıp gözler önüne sermeye çalışıyor. İki ana bölüme ayrılan kitabın ilk bölümün ilk kısmında Doğu Tür­kistan’ın incelenen devirlerdeki tarihinin verilmesine ve böylece incelenecek konunun tarih zemininin gösterilmesine çalışılmıştır. Sonra bölgenin coğrafî zeminini kurmak üzere umûmî coğrafyadan, yollardan, sıcaklık ve yağışlardan, düzlük­lerden ve şehir yapılarından bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise şehir, yerleşim ve yer mefhumlarının teorik olarak tartışılmasının akabinde, toplam on iki büyük bölge altında Doğu Türkistan’daki yerleşim ve yerlerin adları, tarihte ortaya çıkış­ları, coğrafyaları, kültürleri ve tarihleri ele alınmış ve sonra yerleşimler, yerler, dağlar ve sular tafsilatlı bir şekilde kaynakların imkân verdiği ölçülerde incelenmiştir.

Himmet Kayhan, Gün Sazak & Bir Şehidin Yolculuğu, Ötüken Neşriyat

 

Gün Sazak, 26 Mart 1950 tarihinde; on sekizinci doğum günü olduğunu günlüğüne kaydederken şöyle yazmış: “İnşallah, aileme ve vatanıma hayırlı bir evlât olarak yaşarım…” Bu dileği gerçekleşti, ömrü boyunca ailesine hayırlı bir insan oldu ve saf bir vatansever, bir Türk Milliyetçisi olarak yaşadı. Türkiye’nin buhranlı yıllarında siyasete girerek Milliyetçi Hareket’in saflarında yer aldı, inandığı değerler uğrunda tereddütsüz yürüdü. Vuruldu, şehit düştü. Siyaset yapar­ken dikkatleri çeken kişiliğiyle, bakanlık yaptığı sırada gösterdiği duruş ve icraatıyla, en sonunda şehit oluşuyla Türkiye’nin yakın siyasî tarihinde yer aldı. Zihinlerde ve gönüllerde derin izler bıraktı. Bu kitap, ömür yolculuğu boyunca görüp geçirdikleri, düşünceleri,  se­vinçleri ve üzüntüleri, hayal kırıklıkları ve başarıları ile onun hikayesidir. Bir insanı anlatırken; zamanın, şartların, olayların, içinde bulunduğu toplumun ve çevrenin meydana getirdiği havadan kopuk bir hikâye düzeni kurmak, doğru değildir. Anlatılan kişi, bütün bunlardan etki­lenmiş, kendisi de pek çok olayın akışını ve çevresindekileri etkilemiştir. Bu yüzden, onun çok yakınında bulunan ve Milliyetçi Hareket’in Eğitimciler kadrosunda yer alan Himmet Kayhan’ın büyük bir titizlikle kaleme aldığı Gün Sazak -Bir Şehidin Yolculuğu, yalnızca Gün Sazak’ın şahsî tarihi değil, onun ve köklü ailesinin merkeze alındığı aslında 20. yüzyıl Türkiye tarihi olarak da okunabilir.

Necati Demir, Oğuz Kağan Destanı, Ötüken Neşriyat

 

Oğuz Kağan Destanı üzerine çok önemli bilim adamları, hiç tartışmasız, ciddi çalışmalar yapmıştır. Ancak Türk kültürünün en kıymetli hazinelerinden biri olan destanın, bütün nüshalarının değerlendirildiği ve ortaya koyulduğu, eksiksiz bir metin biçimi mevcut değildi. Prof. Dr. Necati Demir’in büyük bir titizlikle yayına hazırladığı bu çalışmada pek çok nüsha birleştirilmiş ve tam bir metin elde edilmeye çalışılmıştır. Oğuz Kağan Destanı diğer adıyla Oğuz-name, gerçek “Türk Kimliği” kitabıdır. Günümüz yazarlarının bin bir kaynağa başvurarak yazdığı bu tür çalışmalardan önce Oğuz-name, binlerce yıldan beri toparlana toparlana ve süzüle süzüle gelmiş; çeşitli yazarların katkısı ile olgunlaşmıştır. Eser tam anlamıyla bir Türk tarihi, Türk dili, Türk edebiyatı, Türk kültürü, Türk sosyolojisi, Türk siyasî tarihi, Türk hukuk tarihi kitabıdır. Oğuz Kağan Destanı, güneşin doğduğu yerden güneşin battığı yere kadar bütün dünyanın Oğuz Kağan tarafından fethinin kitabıdır. Oğuz Kağan ata yurdu olan Issık Göl çevresinden ordusu ile birlikte hareket ederek bütün dünya üzerine seferler düzenler. Bütün Asya’yı, Avrupa’yı ve Afrika’nın kuzeyini ve bu arada Anadolu’yu da Oğuz ülkesi haline getirir.

Kudret Ayşe Yılmaz, Mühür Kuyusu, Ötüken Neşriyat

 

"Hangi mühür varlıktan daha girift ve daha muhteşemdir? Ve hangi kuyu insandan daha karanlık ve daha derin olabilir ki? Hüzün nedir, insan neye hüzünlenir ve hüzün insanı hangi yöne götürür; geçmişe mi, geleceğe mi? Mühür Kuyusu, başarılı üslubu ve müstesna konusuyla insanı geçmişten alıp geleceğe götüren ama hep şimdi ve daima burada gerçekleşen bir oluş, bir yürüyüş, bir serencam. O, hem Son Elçi’nin derin ve güzide örnekliğinin, benzersiz söz ve davranışlarının tanıklığı, hem O’ndan önceki elçilerin kutlu hikayesi; hem O’nun dört eşsiz dostunun, cihar-ı yar-ı güzinin hüsnü ve hüznü… Bilgelerin ve şairlerin eşliğinde insana dair bir sorgulama, ışığa ve aşka yolculuk. Kıymetli sözler ve kudretli ifadelerle Mühür Kuyusu, edebiyatımızın en güzel metinlerden biri. Okudukça içimdeki kuyu aydınlandı, duygularım zenginleşti ve imanım ziyadeleşti!" (Prof. Dr. Ali Ulvi Mehmedoğlu)

Bu bir kuyunun hikayesi. Medine’deki Mühür Kuyusu… Peygamberlik mührünün düştüğü kuyu… Mührü bir daha Osman’a(r.a.) vermeyen ve fitneyi ateşleyen kuyu… Bu kahredici fitneyi bitirmek, mührü su yüzüne çıkarmak için dört âlim seçilmişti. Biri toprak, biri hava, biri ateş, biri su. Süre, hava ağarınca bitecekti ve kitap ele alınınca başlıyordu. Hangisi mührü çıkaracak hikmete sahipse anlaşılsın diye ey ulu okuyucu, Münazara Başlasın!

Ayşe İlker, Eflatun Hüzünler, Ötüken Neşriyat

 

Ayşe İlker her ne kadar akademisyen kimliğiyle tanınsa da aslında 1970’li yıllardan beri Ana, Töre, Divan, Doğuş ve Kanat gibi dergilerde pek çok hikâyesi yayımlandı. 1986’ya kadar yazdığı hikâyeleri Kültür Ba­kanlığı Gençlik Dizisi içinde “Bir Başka Sevda” adıyla yayımlandı. Kültür Bakanlığı’nın bir projesi olarak yurt dışındaki Türk işçilerinin çocukları­na yönelik hazırlanan hikâye dizisinde “Türk Misafirperverliği” (Turkish Hospitality) kitabını yazdı ve bu hikâyeler İngilizce tercümesiyle basıldı. Daha sonra, bilimsel çalışma­larını ve On İki Eylül’ü konu edindiği bazı deneme ve hikâyeleri Töre, Berceste ve Kardeş Kalemler gibi dergilerde yayımlandı. Eflatun Hüzünler başlığı altında topladığı yirmi bir hikâyesinde Ayşe İlker, Türkçeyi ne kadar duru ve ne kadar latif bir şekilde kullandığını insanlık hâlleri üzerinden okuyucularına gösteriyor. “Hülya, mektubun devamını okuyamadı. İçinde tortop olan acılar, bir hıçkırıkla fırladı dışarı. Gözyaşları mektu­bun üzerine düştü. Eflâtun hüzünlü kadın, Melek, koku­lar, deri çantalar, parlak kıyafetler, topuz saçlar… Hepsi birbirine karışıp, mektubun üzerine kapkara bir görüntü olarak oturdu. Saçlarında uzak akraba kadının gözyaşları­nı, sıcak nefesini hissetti. Gülümseyen bir kız resmi “Bu benim Meleğim” sesiyle kara görüntüyü yerinden kaldırdı.”

Esra Bahadır Cesar, Harita Koruyucuları, Profil Yayınları

 

Haylaz kafadarlar Erdem ve Yusuf’un, spor salonunda Enderunlu misafir Mahir’i görmeleriyle başlayan macera, Mahir’in günümüze ayak uyduramayışı ile devam ediyor. Mahir, Osmanlı Dönemi’nde yaşayan devşirme bir öğrencidir. Hocası tarafından verilen gizli görev ile Piri Reis’in haritasında karadelik bulup günümüze gelen Mahir’e, dönemine geri dönmesi için yardım edecekler, sıkı dostlar Erdem ve Yusuf’tan başkası değildir. Bu maceraya Yusuf’un kardeşi Nil de ortak olur ve Mahir’i kendi zamanına döndürmeye uğraşırlar.

Gençlerin son dönemde oldukça fazla ilgi gösterdiği fantastik edebiyattan bir örnek olan Harita Koruyucuları, Esra Bahadır Cesar’ın ilk romanı. Cesar, bu romanda fantastik bir dünyanın kapılarını sonuna kadar açarak okura geniş bir hayal âleminin anahtarını veriyor. Yavuz Bahadıroğlu’nun önsözde kendisini “Bir yazar doğuyor” diye müjdelediği Cesar’ın bu ilk romanının arka kapak yazısını da Sadık Yalsızuçanlar “Oldukça akıcı bir dille yazan Esra Bahadır Cesar, bu ilk romanıyla bize daha nice güzel anlatının müjdesini veriyor” diyerek kaleme aldı. Aynı zamanda üslup olarak da okurun ruhunu yakalayan Harita Koruyucuları, bir gençlik romanı olarak Profil Yayınları’ndan çıktı.

 

Yayın Tarihi: 31 Mayıs 2016 Salı 15:50 Güncelleme Tarihi: 01 Haziran 2016, 09:43
banner25
YORUM EKLE

banner26