Çeşitli yayınevlerinden yeni çıkan kitaplar / Kasım

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Kasım-2015 döneminde Dünyabizim'e gelenler...

Çeşitli yayınevlerinden yeni çıkan kitaplar / Kasım

Okurlarımızın bildiği üzere, kurulduğu 2008'den beri sitemiz kültürün tüm alanlarında olduğu gibi yeni çıkan kitapların değerlendirilmesi hususunda da özel haberler, değerlendirme metinleri yayınlıyor. Habercilerimizin özverili çalışmaları, sitemizin yayın dünyasını yakından izlemesine ve gelişmelerden (yeni çıkan kitaplar da dahil) okurlarını haberdar etmesine vesile oluyor.

Özellikle son iki yıldır çeşitli yayınevleri Dünyabizim ofisine yeni çıkan kitaplarını gönderme zahmetinde bulunuyorlar. Kendilerine teşekkür ederiz. Bizler de, yayın ilkelerimize uyan kitapları habercilerimize dağıtıyor, eğer kitabı okuyup da severlerse, haber yapmaya değer görürlerse haberleştirmelerini rica ediyoruz. Şimdiye kadar bu tür yeni çıkan hangi kitaplar değerlendirildi, özel haberler üretildi, hepsine Dünyabizim Ansiklopedisi'nde ilgili kitap/yazar başlığı altında ulaşabilmeniz mümkün: http://www.dunyabizim.com/tags

Artık her ay başında, geçen ay içinde sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. Elbette her bir kitap için inşallah özel haber/ler de üretmeye/ üretilmesine vesile olmaya devam edeceğiz.

Aşağıda Kasım-2015 döneminde Dünyabizim'e gelen kitapları listeledik. İyi okumalar...

D. Mehmet Doğan, Kelimelerin Seyir Defteri, Yazar Yayınları.

 


Kelimelerin takip ettiği seyir aslında bizim kültür tarihimizin, medeniyet tarihimizin değişimini ve gelişimini anlamamıza, açıklamamıza yardımcı olur. Kelimelerin seyri üzerinden bir kültür tarihi yazmak mümkündür. Biz elbette öyle bir iddiada değiliz. Bu kitapla ortaya koyduğumuz, böyle bir amaç uğrunda serbest bir yüzme denemesi olarak kabul edilebilir. Bu sayılı kulacın bile okuyucunun konuya ısınmasına vesile olacağını düşünüyoruz. Daha ötesini tahayyül etmek için bir heyecan uyandırmasını da umuyoruz elbette.

Yusuf Akçay, Adem'in Öğrenmediği Kelimeler, Okur Kitaplığı.

 

Ne korkunç kelimelerimiz var. Toptan tüfekten korkunç, kılıçtan keskin kelimeler... Liberalizm, komünizm, marksizm, faşizm, şovenizm, sosyalizm, narsizm, hümanizm, militarizm... Dahası şeytan var, düşman var, hain var, kapital var, petrol var… Ne korkunç kelimelerimiz var. Öylesine korkuyorsun; sokak tabelanın her vakit değişmesi, bu korkundan olsa gerek. Kendi yörüngeni bile belirlemekten âcizsin. Bu yüzden artık evin yolunu bulmakta zorlanıyorsun. Dedenden kalmış toprakların adını bile hatırlamıyorsun. Üstelik dedenden utanıyorsun. Seni utandıran şeyi, gerçekten merak ediyorum.

Muhsin Önal, Darbeden Kaleme Bir Yol Hikayesi, Okur Kitaplığı.

 

Böylesine bir yolculuğu nasıl gerçekleştirdiğimi bilmiyor, bilmek de istemiyorum. Belki de hayatımın son yolculuk tecrübesini yaşıyorum. Mısır benim son durağım olabilir bunu bile düşünüyorum. Geri dönememe ihtimali beni ürpertiyor. Acaba ölüm fermanımı mı imzalıyorum ve bunu ne uğruna yapıyorum? Cevabını bilmediğim sorular, manasını kavrayamadığım duygular, geride bıraktıklarım, gözü yaşlı anılar… Vasiyetim zihnimde, ölüm korkusu yüreğimde, yapayalnız yol alıyorum. Yoldaşım benden de yalnız bunu hissediyorum. İşte böylesine bir ruh halini yaşarken Allah'ın şu ayeti imdadımıza yetişiyor: "Biz yalnız Allah'a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz, bizi zalimler topluluğunun baskı ve şiddetine maruz bırakma!" (Yunus, 85).

Murat Dağıtmaç, Sosyal Medya Bizi Neden Kullanır?, Okur Kitaplığı.

 

Türkiye genelinde sosyal medya kullanıclarının demografik yapısını incelemek, hangi sosyal medya mecrasını ne için kullandığını anlatmak ve sosyal hayattaki davranışlarıyla sosyal medya davranışlarını karşılaştırmak bu kitabın genel amacını oluşturmaktadır. Türkiye'de bir çok kişiye "Sosyal Medya güvenilir bir mecra mıdır?" diye sorulsa bir çok kişi "Hayır" diyecektir. İnsanlar kendisini güvende hissetmediği bir mecrada neden bulunur? Ticari kurumlar, STK'lar, Eğitim Kurumları ve en önemlisi bireyler, sosyal medyayı doğru kullanıyor mu? Yoksa, sosyal medya mı insanları kullanıyor?

Ercan Köksal, Bildiğin Hayat, Okur Kitaplığı.

 

Hayat çoğunlukla bildiğimiz gibidir. Sorun şu ki, bazen ne bildiğimizi bilmeyiz. Unutmuşuzdur. Yaşarken, doğal olan sıradanlaşır; değerli olan görünmez olur. Alışkanlıklarımız bir süre sonra bizi başka bir insana dönüştürür. Bildiğin Hayat, adının tersine hayatın bilmediğimiz, uzak düştüğümüz, görmezden geldiğimiz yanlarına eğilen öykülerden oluşuyor. Alışkanlıkların insanı dönüştürdüğü gibi, öykülerde kurulan hayatlar da okuru dönüştürüyor. Kitap bittiğinde elimizde hayat kalıyor. Bildiğin hayat; unuttuğumuz, uzak düştüğümüz, görmezden geldiğimiz.

Mücahit Koca, Kudüs'e Ağıt, Sur Yayınları.

 

Kudüs'e Ağıt, kardeş derdine tercüman olmanın dizeleri olup; kardeşin derdiyle dertlenmenin ve bir nebze de olsa onun derdine ortak olmanın kardeşçe çizilmiş bir çeşit resmi. Şair Mücahit Koca'ya göre; Kudüs'e Ağıt, ağıt yakılacak hayatların şair gözü ve gönlünden acılı bir tasviri. Bir bakıma günümüzde hala süren Kudüs işgalinin çağrıştırdığı kan ve ağlama dolu anların yazıya dökülmüş tutanakları.

Mücahit Koca, Dağ Çağrısı, Sur Yayınları.

Mücahit Koca, Mukaddes Hayat, Sur Yayınları.

Zekeriya Yıldız, Küskün Paşalar, Nesil Yayınları.

 

Kurtuluştan kuruluşa devrilen yıllar... Memleketin zor zamanları... Yangının yeni bittiği, küllerin yere inmediği günler... Yorgun halk yığınları, viran olmuş köyler, yıkılmış şehirler...

Yeni dönemin sancıları içinde matbuattan siyasete her tarafta derin fay kırıkları... İttihatçılar, İkinci Grupçular, Hilafetçiler, Cumhuriyetçiler... Ve kurtarıcı paşalar arasında başlayan kuruluş kavgası... Peş peşe gelen devrim kanunları... Deli Halit cinayetinin, Şeyh Sait isyanının, sürgünlerin, Takrir-i Sükûnların karanlık fonunda derin bir hesaplaşma... Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın soluk kesen hikâyesi...

Zekeriya Yıldız'ın akıcı kaleminden yeni bir yakın tarih sorgulaması...

Hüseyin Tunç, Ferec, Profil Yayınları.

 

Ufak bir ipucu... Cılız da olsa bir ışık arıyorum. Nereye aitim ben? Ne tür bir insan ailesindenim?

Neden?

Ne demek neden?

Hayat dediğimiz bu şey, değişik bir maddeden mi yapılmış, yoksa sadece manadan mı ibaret? Sır küpü... Kırılmaz ve kurşungeçirmez buzlu camdan yapılmış sanki. Anlayabilsem iyi olacaktı. Daha dikkatli bakıyorum... Yakından, iyice yakından... Nafile!

Başlangıçla son arasında gidip gelen zaman aralığında neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorum. Gözüme hafif bir koyuluk çarpıyor o kadar. Elimi uzatıyorum, kaçıyor. Uzaktan bakıyorum, kayboluyor.

Cemalnur Sargut, Dua ve İbadet, Nefes Yayınları.

 

Cemalnur Sargut bu kitabında, ibadetin ve duanın hakikatini mutasavvıfların yorumlarıyla anlatırken, kul ile Rab arasındaki en yüce ilişki olan dua ile ilgili merak edilen bütün sorulara da ışık tutuyor: Dua ile kader değişir mi? Talep ve gayretin dua ile ilişkisi nedir? Duanın adabı nedir? Nasıl ve ne zaman dua etmeliyiz? Allah, hangi duayı ya da kimin duasını kabul eder? İnsanın ilmi ve mertebesine göre ettiği dua değişir mi? Avamın duası ile kamil insanın duası neden ve nasıl farklılık gösterir?

Bu kitap, ibadet ve duanın kıymetinin, bir dileğin yerine gelmesi değil, sadece Allah'a yalvarmış olmanın, O'nunla ilişki kurmanın getirdiği zevk ve huzur olduğunu anlatıyor ve insanı gerçekten Allah'la buluşturuyor.

Filibeli Ahmed Hilmi, A'mak-ı Hayal, Çizen: Mustafa A. Kara, Tuti Kitap.

 

İyi yetiştirilmiş ve inançlı bir genç olan Râci; maddi ve manevi ilimleri öğrenir, ardından pek çok kitap okur. Fakat öğrendiği bilgi yığını arasında kendini huzursuz ve şüphe içinde hissetmeye başlar. Derken bir gün, şehrin mezarlığında yaşayan Aynalı Dede’yle karşılaşır… Ve onun rehberliğinde dokuz gün boyunca hayalin derinliklerine dalan Râci, yavaş yavaş hakikate yaklaşırken dokuz farklı merhaleden geçer…

Yıllar önce kaleme alındığı halde çağımızda hâlâ ilgi gören A’mâk-ı Hayal, modern yaşama rağmen ruhundaki boşluğu dolduramayan günümüz insanı için adeta bir baş ucu kitabıdır.

Tuti Kitap ise bir ilke imza atarak zamanın ve mekânın ötesinde geçen bu manevi yolculuğu, Türkiye’de ilk defa çizgi roman olarak okurlara sunmaktadır.

Katharina Mommsen, Goethe ve Dünya Kültürleri, Ötüken Neşriyat.

 

 

Gürol Pehlivan, Dede Korkut Kitabı'nda Yapı, İdeoloji ve Yaratım, Ötüken Neşriyat.

 

"Bütün Türk edebiyatını terazinin bir gözüne, Dede Korkut'u öbür gözüne koysanız, yine Dede Korkut ağır basar." Fuat Köprülü'nün bu sözü, mübalağalı olarak düşünülebilir. Ancak tüm Türk edebiyatında Türk'ün üzüntülerini, sevinçlerini, kızgınlıklarını, dünyayı algılama tarzını, kısacası zihniyetini bu kadar saf ve ayrıntılı olarak yansıtan bir başka metnin elimizde olmadığı düşünüldüğünde, bu sözün bir mübalağa değil, eserin biricikliğini vurgulayan aslında bir hakikat olduğu anlaşılır. Bu kitapta, Dede Korkut Kitabı'nın mevcut iki nüshası olan Dresden ve Vatikan nüshalarının halk bilimsel açıdan bir tahlili yapılarak, eserin oluşum ve aktarımında müstensihlerin rolleri üzerinde durulmuştur. Yine bu bağlamda eserin ideolojik yapısı ve yaratım süreci incelenmiştir. Yazmalar hâlinde bize ulaşmış eserlerdeki ideolojik yapılanmayı tahlil edebilmek için, öncelikle, farklı nüshalar hâlinde gelen eserin bu açıdan karşılaştırılmasının yapılması gerekmektedir. Çünkü eserde geçen, dolayısıyla yazar/şair/anlatıcıya ait olduğu düşünülen düşünce/duygunun, ona mı müstensihe mi ait olduğu tespit edilmelidir. Gürol Pehlivan'ın büyük bir titizlikle kaleme aldığı Dede Korkut Kitabı'nda Yapı, İdeoloji ve Yaratım kitabı, bu çoklu katmanlara dikkat çekerken, aynı zamanda eserden ayrı olarak müstensihlerin de bir ideolojilerinin olup olmadığını irdelemektir. Türk kültünün en önemli yaratımlarından biri olarak kabul edilen Dede Korkut Kitabı üzerine yapılan bu çalışmayla, Türk'ün kendini, ötekileri ve evreni algılama tarzını anlama yolunda bir adım atılmaya çalışılmıştır.

Özgün Burak Kaymakçı, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Tarihi-Düşünsel Bir 'Deneme': Türkiye Ekonomisi, Ötüken Neşriyat.

 

"Epey bir zamandır, kayda değer bir dikkatle iktisat bilgisinin doğasını araştıran Özgün Burak Kaymakçı, ilk esaslı eşik olan iktisat metodolojisinin sınırlarını tayin ettikten sonra, kaçınılmaz bir hedef arayışı içinde yüzünü tarihe çevirdi. İlk eşiği başarıyla atlamış ve verdiği eserle çalışmasını taçlandırmış, ve bir mecelle hükmü olan "Usul esastan mukaddemdir." ilkesini hakkıyla yerine getirmişti. Şimdi de, bu çalışmasıyla Osmanlının Klasik döneminden Cumhuriyet'in planlı dönemine uzanan uzun soluklu zaman kesitini ele alıyor. Ö. B. Kaymakçı'ya çalışmaları ve üretkenliği ile ileriye dönük bir örnek olarak akademisyen iktisatçıların üzerindeki ölü toprağına birkaç kürek darbesi salladığı için müteşekkiriz." (Ahmet Güner Sayar)

Turgut Güler, Fatihname: Şehsüvar-ı Cihangir, Ötüken Neşriyat.

 

Cihangir Tuğlar -Selimname- kitabıyla edebiyat ve tarih severlere büyük bir şölen sunan Turgut Güler, Şehsüvar-ı Cihangir -Fatihname- kitabıyla da "Türk İstanbul"da yaşamanın Peygamber müjdeli lezzetini bize sunan Fatih Sultan Mehmed Han'ı anlatıyor. O Han ki, hem kendi hanedanının içinde, hem diğer Türk siyasi teşkilatlarının hükümdarları arasında, hem de Dünya idarecileri sıralamasında "yegane" olmayı başarmış, cümle ölçü ve değerlendirme kıstaslarını dürüp bir kenara atmıştır. Türk tarihiyle beraber, en geniş manasıyla Cihan tarihinin gelmiş geçmiş sayılı şahsiyetleri arasında zirveye oturan Fatih Sultan Mehmed Han, Türk milletinin yetiştirdiği Cihan'a değer bir isim ve soyunun iftihar kaynağıdır. 12 yaşında ilk saltanatına başlayan, 19 yaşında ikinci def'a tahta oturan, 21 yaşında İstanbul'u fetheden, babasının vefatından sonra 30 yıl hükümdarlık yapan ve 49. yaşının içinde Hakk'a kavuşan Fatih Sultan Mehmed Han, eslafı ve ahfadı tarafından kırılamayan bir rekorla, tam 25 Sefer-i Hümayun'a çıkmıştır. Bu seferlerden birden fazlasını bir yıla sığdırdığı olmuş, hep askerinin başında, hep yollarda bir ömür geçirmiştir. Ömrünün en büyük gayesi olan İstanbul'da, fethi takip eden dönemde, kesintisiz olarak bir tam yıl bile oturamamıştır. Edirne'de, Saray-ı Atik'de Dünya'ya gelmiş, Gebze yakınlarında Hünkar Çayırı / Tekfur Çayırı mevkiinde, son seferine çıkarken bu Alem'den hicret eylemiştir. Turgut Güler, Şehsüvar-ı Cihangir -Fatihname- kitabında, Kutlu Han'ın yalnızca idari ve askeri meziyetlerini ve başarılarını değil, onun şahsiyetini aksettiren bütün üstün vasıflarını bir kuyumcu titizliğiyle işliyor. Öyleyse biz de, Yahya Kemal'in o pek füsunlu ifadesiyle söyleyecek olursak, "Tuğlar varsa gerektir Kızılelma'ya kadar!"

S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Bozoknağme: Yozgat'a Güzelleme, Ötüken Neşriyat.

 

Yozgat, hayli zamandır, bir rüyadan arta kalmanın hüznü içindeki şehirdir! Bu bakımdan Yozgat, kayıp şehirdir! Yozgatlılar ise yatağına kırgın ırmaklar misâli kaybettiklerinin melâli andıran hasreti içindedirler! Yozgat, artık sadece hatıralarda ve kuyûd-ı kadîmenin evrâk-ı perîşânı arasında yaşamaktadır!

S. Burhanettin Kapusuzoğlu kültür tarihi araştırmalarına mütevazı bir katkı yapabilme arzusuyla, kendi tabiriyle "keşkülde birikenlerden bir kısmını" bir araya getirmiş, kültür meseleleri çerçevesinde Yozgat'ın nağmelerdeki ahengini ve imanımızın nağmelere akseden saltanatını nispeten de olsa aksettirmeye çalışmıştır. Bozoknağme bu hâliyle, hiç geçmeyen geçmişin, eskimeyen yeninin yani geleneğin kapısını aralıyor ve okuyucuyu hâfıza tazelemeye davet ediyor!  Çünkü Dem Bu Demdir...

S. Burhanettin Kapusuzoğlu, Toprağa Can Ekenler, Ötüken Neşriyat.

 

"Düşman kavi, tali' zebun"dur bir vakitler. Cihan devleti gurib etmek üzeredir. "Dost bi-perva, felek bi-rahm, devran bi-sükin"dur. Artık, "bütün çehresi ve ruhuyla biz" olan mübarek diyarlar, bir korkulu rüya içinde "vatanda düşmanı seyretmenin ıstırabıyle" kavrulmaktadır. Haşmetli demler sükit edeli çok olmuştur. Fatihlerin evlatları ateşle imtihan edilmektedir. Akıncı cedlerin şimşek gibi bir hatıra olan nal sesleri, bilip de özlediğimiz saadet asırlarına ait vecd kaynağıdır sadece. Mevsim hazandır! Ölümden beter bir özleyişin ürküntü veren sancısı kıvrandırmaktadır. Bütün efrad, kaderde olduğu için aside bir bahar ülkesine girer gibi ölüme kucak açar. Seferberliğin ne demek olduğunu en iyi bilen bu büyük insanlar, ebed-müddet bizde hakları olan çilekeş nesildir. Kısacık hayatlarında onca büyük badireyle nasıl hemhal oldular, doğrusu hayreti muciptir! İşte bu kitap, o fedakar ve cefakar nesilden bir kaçının hikayesini idraklere arz ediyor!

Gürsel Dönmez, Saf Siyah, Ötüken Neşriyat.

 

Otuz yıllık bir dönemin (1984-2014) mahsulü olan Saf Siyah, Gürsel Dönmez'in kendi şahsî tecrübesini Türkiye'nin tecrübe ettiği bu otuz yıllık dönemden ayrı görmeden kaleme aldığı şiirlerden oluşuyor. Gürsel Dönmez; duygu yükü ağır, çağdaş ürperişlerimizi binlerce yıllık kadîm Türk şiirinin süzgecinden geçirerek modern Türk şiirinin imkanlarıyla bize sunuyor. Saf Siyah; kararan, gittikçe kararan insanlığımızı, insanın öz sınırlarına davet ediyor. Şairin dediği gibi, "Sahne kararır ve zaman akarken saf siyahın aydınlık ihtilali başlar."

Recep Seyhan, Çiçekler Kesmişti Selamı, Bilge Kültür Sanat Yayınları.

 

"Yaşayıp bildiğini yazmak gibi tabiî bir yolu seçen Recep Seyhan, bu sayede hem zorlanmamış, hem de takdire şayan sonuçlar elde etmiştir. Özellikle psikolojik konuları başarıyla işlemiştir. Yazar Türk dilini ustaca kullanan ve vak'aların anlatılma sürelerini maharetle düzenleyen yazar, konunun akışına göre daha çok kozmik bazen de hem kozmik hem de tarihî zaman unsurlarına aynı hikâyede yer vermiştir." (Yrd. Doç. Dr. Alim Gür)

Recep Seyhan, Azazil'in Kapısında, Bilge Kültür Sanat Yayınları.

 

Okurların yıllar önce Mavera'dan tanıdığı Recep Seyhan, üçüncü kitabıyla hakiki olanla kurmaca olanın; var olanla hep bir yerlere giden arasındaki elle tutulamayanın paradoksal ilişkilerine imgesel, felsefî, ironik bir dille; anlatıcı ağırlıklı, akışkan anlatımıyla dikkatimizi çekiyor. Modern öykü ile postmodern çizgi arasında kendisine ait bir yerde duran yazar; insanın ezeli arayışını, kendisiyle savaşını, çıkmazlarını, çatışmalarını, çelişkilerini, eşya ile olan ilişkilerini; yaşadığı kentle ve çevresiyle uyum sağlayamayan kişilerin bulundukları yerde kendilerine bir alan açma çabalarını ele alıyor. Uzun cümleleri seven yazar, metinleri ritmik ve kıvrak bir dil işçiliğiyle dokuyarak okuyucuya bir dil şöleni yaşatıyor. Seyhan, ikinci kitabında ilgi gören Kadınge öyküsüyle -Türk hikâyeciliğinde bir ilk olan- 'belgesel öykü' denilebilecek bir tarzı denemişti. Seyhan, bu kitapta, kitaba adını veren öyküyle bu tarzı daha ileri bir noktaya taşıyor.

Halit Refiğ, Kemal Tahir'le Birlikte, Dergah Yayınları.

 

"Elli yıla yaklaşan bir zamandır, Kemal Tahir düşünce hayatımın üzerinde en güçlü etken olmayı korumaktadır. Ondan önce aşina olduğum Freud, Marx, Einstein, Eisenstein gibi düşünce adamlarını onu tanıdıktan sonra daha doğru yorumlayabilme imkânım oldu. Bir taraftan İbni Haldun'u, Evliya Çelebi'yi, öbür taraftan Toynbee'yi, Jung'u değerlendirebileceğim kıstasları bana o kazandırdı. […] Filme çekmeyi tasarladığım bir senaryo üzerinde, bana bütün meslek hayatım boyunca ders olacak, 'drama düşmüş insan'a nasıl yaklaşılabileceğini gösterdi. 60'lı yılların başında 'bizdeki batılılaşmanın fiyaskosu' üzerinde sistemli olarak düşünmeme yol açtı. 60'lı yılların ikinci yarısında Türkiye'de 'devlet' meselesinin önemine ağırlık vermeye başladı…" (Halit Refiğ)

Mehmet Kaplan, Yunus Bir Haber Verir, Dergah Yayınları.

 

"Masamın üzerinde daima Yunus Divanı durur. Muhtelif yazarları okurken, ara sıra onu açar, çağımızdan ona haberler götürürüm. O, yüzyılların ötesinden gelen sesiyle bana cevap verir." (Mehmet Kaplan)

Mehmet Kaplan Yunus hakkında birçok yazı yazmıştır. Bu yazılar Yunus'un şiirleri üzerindeki müstakil araştırmalar ve denemeler olmak üzere iki kümede toplanabilir. İncelemelerinde, şiirlerine göre yorumlayarak Yunus'un dünya görüşünü, sanat anlayışını, insan sevgisini, Türk kültür tarihi içinde nasıl ele alınması gerektiğini belirttiği gibi; denemelerinde de, sesi asırların derinliklerinden bugüne ulaşan Yunus'un tazeliğine dikkat çeker. Böylece Yunus'un evrensel şahsiyeti bugüne taşınır.

Erhan Çifçi, Şark Cephesi'nden Kore'ye Bir Türk Generali, Dergah Yayınları.

 

Bu çalışma, Türkiye'nin Kore Savaşı'na gönderdiği ilk tugayın komutanı olan ve kamuoyunda daha ziyade "Kore Kahramanı" olarak tanınan General Tahsin Yazıcı'nın askerî faaliyetlerini ele almaktadır. Bununla beraber, kendisinin 1912-1952 yılları arasında sürdürdüğü 40 yıllık meslekî yaşantısına paralel biçimde, erken Cumhuriyet dönemi Türk ordusunun dönüşümünü (teşkilat, teçhizat, doktrin, muharebe etkinliği vb. alanlarda) ve bu süreç içerisinde yaşanan sancıları da irdelemektedir.

Biyografi çalışmaları kişiler üzerinden dönem tahlili yapılabilmesine de imkân tanıdıkları için Tahsin Yazıcı'nın askerî kariyeri bir anlamda görev yaptığı yılların panoramasını da sunmaktadır. Bu kitap son dönem Osmanlı ve erken dönem Cumhuriyet ordusunun yapısını anlayabilmemiz açısından önemli bir kaynak hüviyetindedir.

A. Ali Ural, Peygamber'in Aynaları, Şule Yayınları.

 

Ayna döndü; o gümüş gölde belirdi bir bir suretler. Aynaları döndürdü kendine, yelken açtılar bir bir.

Dudakları kıpırdadıkça doldurdu rüzgâr göğsünü teknelerin. İsrafil’in suruyla yükseldi dalgalar göğe.

Kopmadı kıyamet, hayır!

Bir kıyamet tatbikatı bütün zamanlar adına yeryüzünde.

Büyük ayna, yüzlerce ayna tarafından kuşatılmıştı.

Teslim almak için değil, teslim olmak için sarıldı etrafı.

Otuz üç sahabi, otuz üç ayna. Subhânallah diyerek açılıyor aynaların örtüsü...

 

Arzu Kadumi, Çal Bahtiyar, Şule Yayınları

 

Çal Bahtiyar, büyük bir dil işçiliğiyle inşa edilmesinin yanı sıra, acılarla sarmalanan insanın kendine uzattığı yardım elidir. Bu el, onu teselli edecek ve yeniden gülümsetecek.

Bilgin Güngör, Edebiyat Eleştirisi, Şule Yayınları

 

Elinizdeki eser, modern eleştiri kuramlarına dair tarihi/teknik bilgilerden ve her birinin, çoğu modern Türk edebiyatından olmak üzere çeşitli metinler üzerindeki uygulamalardan oluşuyor. Bu bağlamda, size yalnızca bilgi sahibi olmayı değil, gerçekten anlamayı da vadediyor.

Çayan Özvaran, Tanrı ve Astronot, Şule Yayınları

 

Astronot, Celestia, Ajan, Kitap, Himmel Morgen, ZGND ve dünyayı bekleyen kaos. Tanrı ve Astronot, psikoloji ve belleğin aynaduvarlarında dolaşan usta işi bir ilk roman.

Emine Batar, Düğün Daveti, Şule Yayınları

 

Öyküleriyle okuru aslında bir düğüne değil hayata davet ediyor Emine Batar. İnsani olan ne varsa ekleyip kardığı harcıyla bütün öyküler, olabilecek her şeyi yeni bir halle, sakince anlatıp, sizi dingin bir sahile bırakıyor.

Emirhan Kömürcü, Rahat Makine, Şule Yayınları

 

"benim adım rahat makine

çek defterleri ve kredi kartları cebinde

tek bir çark giremeyecek

bu cıvata boşluğundan içeriye"

Hakan Bilge, The Godfather Mitosu, Şule Yayınları

 

Godfather Mitosu, Coppola’nın kuşatıcı bir bakışı hak eden gangster üçlemesini enine boyuna tartışan, bu filmlerdeki göstergeleri titiz bir bakış açısıyla analiz eden, kapsamlı ilk Türkçe çalışmadır.

Sinema tarihinin “en iyi bilinen mafya ailesi” Corleone’lerin iç ve dış mücadelelerini, aile kurumunun tasvirini, verili sistemde karşılığı bulunan gangsterlerin hesaplaşmalarını ve şiddetin trajedisini seyretmek için değil, okumak için önemli bir fırsat sunuyor.

İlknur Demirci, Birkaç Tuhaf Gün, Şule Yayınları

 

Birkaç Tuhaf Gün, yara almış ruhları onarıyor. Bir yandan insanın karanlık yüzlerini ortaya çıkarırken bir yandan şifayı müjdeliyor: İnsan olmayı başaracaksın birkaç tuhaf günden sonra...

Mehmet Babalıoğlu, Bazen Çok, Şule Yayınları

 

Bazen Çok, kara mizahı evlere, kışlalara, hastane odalarına yani hayata taşıyor. Fakat bunu yaparken kurallarını kendi belirleyen bir dünya karşısında soğukkanlılığını ve umursamazlığını koruyor. Ayakta kalabilmek için gerekli bir ruh haritası belki de Bazen Çok.

Meryem Kılıç, Sokaktan Kuyudan Şarkıdan, Şule Yayınları

 

"söylenmiş sözler geliyor aklıma bir savaş

şarkısı kanadına asılmaktan yıpranmış

anne bahçeye kapı çizmekten usanmıyor

her gün anneler bahçelere kapılar çiziyor

her şey durağan

böyle de iyi"

Murat Batmankaya, Geçmiş Zaman Tesellileri, Şule Yayınları

 

Murat Batmankaya’nın Geçmiş Zaman Tesellileri, birçok şair ve yazarı bilinmeyen yönleriyle sayfalarına taşıyor. Edebiyatın, tarihe not düşme misyonunu da hakkıyla yerine getiren eser, bilinen isimlerin yanı sıra unutulmaması gereken şahsiyetleri de ölümsüz kılıyor. Batmankaya’nın seçtiği dil, samimi sesiyle özel bir konumu hak ediyor.

Murat Batmankaya, Şenayi, Şule Yayınları

 

"harabat ehlisin... cehennem ne ki...

vakte uy! mütevâzı dertler edin!"

Naime Erkovan, Ay ve Güneş Kumpanyası, Şule Yayınları

 

Saatlerin bilinmediği bir zamanda bir sultan yaşardı. Acımasızdı ve tek gözlüydü. O tek göz de yüzünde değil, sağ avucunun ortasındaydı. Onunla her şeyi görürdü. Ormanda güzel bir kelebek yüzünden yolunu kaybeden kızları da akıllı olduğunu sanan çocuğu da. Yönleri yok etmişti. Ne doğu ne batı ne kuzey ne de güney kalmıştı. Her şeyin merkezinde o vardı artık.

Zamanda bir gedik açıldı ve doğuyla batının efsaneleri birbirine karıştı. Ay ve Güneş Kumpanyası’nda Naime Erkovan fantas- tik öykü geleneğini devam ettirmekle kalmıyor, araladığı ironi penceresinden olağanüstü manzaralar seyrettiriyor okurlarına.

Sümeyra Yaman, Eğer Bensem, Şule Yayınları

 

"Eksik uçar martılar deniz kısalmışsa

Birini vursam sadece birini eğer bensem

Boynu bükük bir gök düşer ellerime

Martıları havada yarım bırakıp şehirler

Kurtulur güneşten ve renkten

Kavramlar zıddına döner eğer bensem"

Şule Köklü, Yanık Maske, Şule Yayınları

 

Yanık Maske, dünyadan ve takvimlerden bağımsız, kendi zamanını kendi oluşturan bir köyün meydanına davet ediyor okurunu. Bir maskeyle yaşamak zorunda olan İmam, yüzünü herkesten gizlese de ruhunu sonuna kadar açıyor. Ruhunun cazibesine direnmek faydasız ve imkansız.

Makdisi, Tövbekarlar Kitabı, Şule Yayınları

 

Günah, insana mahsustur; tövbe de öyle. İbn-i Kudâme el-Makdisî, Tövbekârlar Kitabı’yla çağlar öncesinden sesleniyor insanlara. Yeis yok, kapı hâlâ açık...

Yusuf Koşal, Alnımda Kanat İzleri, Şule Yayınları

 

"izin ver Rabbim izin

ver Rabbim Rabbim

izin ver yarın bir

olay olacak

ve ölülerimizi sayıp evlerimize dağılacağız"

Ayşe Böhürler, Bi Ters Bi Düz, Erdem Yayınları

 

Ayşe Böhürler yazmış olduğu yazılarından yola çıkarak Eğitim, Kültür, İslamcılık ve daha birçok başlık altında toplumdaki algıyı neden ve niçinleriyle sorguluyor.

Ayşe Böhürler, “Bi Ters Bi Düz” kitabında yazdıklarıyla sosyolojik bir çözümlemeye gidiyor ve olaylara daha yakından ve tarafsız bakmamızı sağlıyor.

Televizyoncu olmak, Ak Parti kurucularından olup ülkenin değişiminde rol oynayan kararlar almanın yanı sıra gazetecilik mesleğiyle tanıdığımız Böhürler, yazdıklarıyla okuyucunun karşısında.

 M. Fatih Çıtlak, Küfür Fedaisi, Erdem Yayınları.

 

Aşk ve muhabbetle Allah yolunun yolcusunun yolunu kesenler vardır. Allah yolunun yolcusunun yolunda tehlikeler vardır. Hem de helak ile neticelenebilecek şiddette... İşte bu hikâye, ister toplum ister fert nezdinde mercek altına alınsın fitnenin herkesi berbat ettiğine dair Pir Mevlâna Celâleddin Hazretleri’nin ibretle okunacak bir ikazıdır.

Bu hikâye, Hıristiyanlardan kurtulmak isteyen Yahudi padişahın hizmetindeki bir vezirin hain planıyla açılıyor: Hıristiyanların arasına karışacak, âlimlerinden gibi görünecek, yanlış telkinlerle hem dini tahrif edecek hem de usul usul nifak tohumları ekecek... İşte küfür fedaisinin serancamı böyle seyrediyor. Agâhlara selam olsun...

Bülent Ata, Asuman "Bir Deli Kız", Erdem Yayınları

 

Ailenizin kızı olmaya talip olan Asuman’ın hikayesi bu. Bu talip, minibüs şoförü olan Talip değil tabi. “Onca zaman birçok çok okul, kurs gördüm. Ne öğrendim? Büyük bir pamuk şekeri içinde yaşamayı.” diyerek kendisini tanıtmaya çalışsa da Asuman gerçekten “Bir Deli Kız”...

Kardeşi Gülendam’la ev temizleyen, sinirlenince de annesinin tavuğu Çilli, mahalle bakkalının yedi yaşındaki aşık oğlu Muzaffer.  Bir de iki tane ağabeyi var. İşte Asuman’ın hayatı...

Facebook’ta ilişki durumu hiç değişmeyen Asuman’ın hikâyesi? Akşam kafede oturup nargile içerken, omzuma şal getirecek bir garson olmasını bekleyen. “Benimki” olsun ve öyle uzatmadan da evlenelim diye iç geçiren, ara sıra Çilli ile didişen mahallenin deli kızı Asuman...

Mine Sota, Kim Güldüye Gittim Gelicem, Erdem Yayınları

 

“İki ekmek al.” dediğinde kımıldamayan çocuk, wi-fi bulmak için Bulgaristan sınırına kadar gidebiliyor. Neden?

Nüfus cüzdanlarımızda hepimiz uzaylıyken feysbuk fotolarında top modeliz. Neden?

Ortalık aşktan geçilmezken bir gıdımcık bile sevda yok. Neden?

Kısacası, dünya yuvarlak falan değildir. Bilakis dört köşedir. Ve bütün köşeler dönülmüştür. O yüzden fazla şey yapmayın.”

İşte, böyle bir kafayla dünya bakmak ve  hayata kocaman bir kahkaha molası vermek isteyenler için yazılmış komik öyküler.

Akif Emre, İz'ler, Büyüyenay Yayınları.

 

'İz'ler ne bir roman ne de bir sinema senaryosu. Ama fotoğraf karelerinin peş peşe akışına benzeyen formatı, geçmişi ve yaşanılan anı iç içe buluşturması; gerçekte kurgu ya da biçim kaygısından çok yazarının hayata karşı duruşunu yansıtıyor oluşu kitaplaşmasını meşrulaştıran bir gerekçe sayılabilir.

Estetik kaygı bir yana, gazete üslubu içinde güncelle kalıcı olanın, evrensel mekân duygusunun yerelle kesiştiği, geçmişin bugünle hatta gelecekle buluştuğu bir süreci yakalama bilincinin bir ürünü olarak 'İz'ler ortaya çıktı. Kayda geçilmemiş anılarla henüz not edilmemiş yaşanan 'an'ı buluşturmayı denedi "İz"ler.

'İz'ler, geçmişten bugüne çağrılmış bir cevap olarak düşünülebilir. Parçalar zaman ve mekânlar arası kesintilerle oluşan bir süreklilik, bütünlük kaygısının tahrik ettiği arayışın İzleri biçiminde ortaya çıktı.

'İz'ler geçmişten bugüne verilmiş bir cevap olarak, anılar yığını olmaktan çok yaşayanları ve yaşayan anı önemseyen/gözeten, farklı bir dünyaya pencere açmaya yönelik bir duyarlılığın günübirlik telaşlarımızdan bir an için olsun sıyrılma çabası olarak da okunabilir.

Hatice Kübra Tongar, Fıtrat Pedagojisi, Hayy Kitap.

 

Nasr ‘yardım’ demektir… Allah’ın kuluna ettiği yardım… Bu kitabın her bir satırı çocuk eğitimine ayet penceresinden bakmaya çalışırken, aynı zamanda bu yolda durmaya çalışan anne-babaların ‘yardım çağrısı’ hükmünde kaleme alındı. Zira Müslüman’ın görevi bilmek ve ifa etmektir ama hem bilmek hem ifa edebilecek iradeyi gösterebilmek ancak yüceler yücesi Allah’ın yardımıyla mümkün olabilir.

Hatice Kübra Tongar, Peygamberlerin Çocuk Eğitimi Metotları, Hayy Kitap.

 

Onların hayatlarını 'geçmişin hikayeleri' gözüyle okuduk. Mucizeleri mercek altına alıp, insanüstü özellikler atfettik.

Oysa her biri bizlere örnek olarak seçilmiş birer eş, baba, arkadaş, kardeş modeliydi...

Türkiye’de ilk defa Kur’an’da geçen peygamberler kıssaları pedagoji bilimi ışığında kaleme alındı.

Peygamberlerin çocuk eğitimi metotları, anne-babalara kılavuz olması duasıyla yazıldı.

Hatice Kübra Tongar, Başımın Üstünde Yerin Var, Hayy Kitap.

 

Allah’ın (cc) ‘yap’ dediği her şeyin seni sarıp sarmalayan, iyileştiren ve güzelleştiren sebepleri vardır. Sadece birer sorumluluk olarak baktığımızda içlerindeki güzellikleri ıskalayacağımız bu emirler bizi değerli ve kıymetli kılar.

İşte bu kitap sana tesettürün bir kıyafet modası olmadığını, seni nasıl güzelleştirdiğini, değerli kıldığını ve Rabbinle arandaki en sarsılmaz bağ olduğunu anlatıyor.

Bir ilahiyat ya da din kitabı gibi değil… Tesettürlü bir abladan genç arkadaşına kalan bir yol haritası gibi, yolunu bulmanı sağlıyor…

         

Usta hikâyeci Mustafa Kutlu’dan yepyeni bir eser.

Musallada bir tabut, yeşil örtü üstünde, yapayalnız… İkindi okunmuş, namaz kılanlar camiye girmiş, kılmayan kalabalık cami duvarına yanaşıp saçak altına sığınmış. Alafranga bir muhit; ama gelin durumu izah edin. Erkekler cami duvarında, kadınlar şadırvan altında. Haliyle haremlik selâmlık olmuş. Böyledir…

Önce bir büyücek naylon top, pat-pat zıplayarak müezzinin bahçesine kadar gitti, mısırların arasında kayboldu. Topun ardından bir oğlan çocuğu altı, yedi yaşlarda; onun ardından aynı yaşta bir kız, mısır püskülü sarı saçlarını savurarak koştular. Hem koşuyor, hem gülüyor, hem cıvıl cıvıl konuşuyorlar. Mısırların arasında kayboldular. Çocuklar böyle bir rüzgâr estirdiler işte. Gökyüzünün karanlık çarşafı keskin bir bıçakla yırtıldı. Arasından güneş çıktı, beyaz bulutlar. Kuşlar ötmeye, çiçekler açmaya başladı. Şadırvan havuzundan su sesi geldi. Hayat olanca parıltısıyla cami avlusunu ışığa boğdu…”

                                                                                        
Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2016, 14:16
YORUM EKLE

banner19