banner17

Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Kasım 2016

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Kasım-2016 döneminde Dünyabizim'e gelenler...

Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Kasım 2016

Okurlarımızın bildiği üzere, kurulduğu 2008'den beri sitemiz kültürün tüm alanlarında olduğu gibi yeni çıkan kitapların değerlendirilmesi hususunda da özel haberler, değerlendirme metinleri yayınlıyor. Habercilerimizin özverili çalışmaları, sitemizin yayın dünyasını yakından izlemesine ve gelişmelerden (yeni çıkan kitaplar da dahil) okurlarını haberdar etmesine vesile oluyor.

Özellikle son iki yıldır çeşitli yayınevleri Dünyabizim ofisine yeni çıkan kitaplarını gönderme zahmetinde bulunuyorlar. Kendilerine teşekkür ederiz. Bizler de, yayın ilkelerimize uyan kitapları habercilerimize dağıtıyor, eğer kitabı okuyup da severlerse, haber yapmaya değer görürlerse haberleştirmelerini rica ediyoruz. Şimdiye kadar bu tür yeni çıkan hangi kitaplar değerlendirildi, özel haberler üretildi, hepsine Dünyabizim Ansiklopedisi'nde ilgili kitap/yazar başlığı altında ulaşabilmeniz mümkün: http://www.dunyabizim.com/tags

Artık her ay başında, geçen ay içinde sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. Elbette her bir kitap için inşallah özel haber/ler de üretmeye/ üretilmesine vesile olmaya devam edeceğiz.

Aşağıda Kasım-2016 döneminde Dünyabizim'e gelen kitapları listeledik. İyi okumalar...

GYY'miz Mehmet Erken, ofisimize gelen yeni kitaplardan bazılarını değerlendiriyor. Tanıtımın 1. bölümü:

Tanıtımın ikinci bölümü:

 

 

Abdurrahman Arslan, Dünyaya Müslümanca Bakmak, Beyan Yayınları.

Dünyaya Müslümanca Bakmak, yaşadığımız tarihsel süreçte geçerli olduğu varsayılan entelektüel tartışmalara, bir dizi soru ve cevap ile katkıda bulunuyor. Dünyadaki ve Türkiye'deki gelişmelerin tek boyutlu ele alınışını radikal bir perspektifle aşındırmayı deneyen yazar, bu kitabında modernlik, liberalizm, muhafazakarlık, İslâmcılık, dünyevileşme, ahlak, edep, anlam arayışı, İslâm düşüncesi, neoliberalizm, ulus devlet ve daha birçok kavramsal aleti kullanarak hakim entelektüel iktidarların söylemlerini tartışarak ilerliyor. Var olan dünya üzerine alternatif kavramsallaştırmalar yapmak suretiyle münakaşaya giriyor, böylelikle yaşanan krizin çok boyutluluğunu göstermeyi deniyor.

Abdurrahman Arslan, Kıbleyi Kaybettiren Dönüşüm, Beyan Yayınları

Kıbleyi Kaybettiren Dönüşüm, kamusal alanda tek boyutlu olarak ele alınan meseleleri eleştirel bir perspektifle ortaya koymaya çalışan söyleşilerden oluşuyor. Abdurrahman Arslan, Türkiye'de 1960 sonrasındaki İslâmî taleplerin neler içerdiğini, buna karşı gösterilen reaksiyonun toplumsal, siyasal, ideolojik ve iktisadi kökenlerini Osmanlı modernleşmesini ihmal etmeksizin ele alıyor. O günlerden 1980'lere, ardından 1990'lara ve 2002 sonrasına geçilirken nelerin değiştiğini, nelerin değişmiş gibi göründüğünü, nelerin değişmesi gerektiğini kritik bir bakışla gözler önüne seriyor. Önemli toplumsal ve siyasi olayların ışığında İslâmcı düşünce ve siyaset dünyasının bir panoramasını sunuyor. Ayrıca İslâmcı entelektüellerin siyaset, iktidar, eğitim, ekonomi, yoksulluk, adalet ve toplumsal yapı gibi hayati konulardaki fikirlerini sorguluyor.

Vahdettin İnce, Kürdüm OHAL'de Türküm, Beyan Yayınları

Daha önce Kürdinsan ve Kürtleri Bekleyen Tehlike isimli kitaplarıyla tanınan Vahdettin İnce, Kürt Sorunu'nun anlaşılmasına katkı sağlayabilecek yeni bir çalışma yayınladı. Kürdüm OHAL'de Türküm/Bir Sistem Eleştirisi ismiyle yayınlanan kitap, konunun uzmanı bir düşünürün kendi hayatından kesitlerle zenginleştirdiği özgün bir çalışma özelliği taşıyor. Vahdettin İnce, dışardan bakıldığında karmaşık olarak görünen bu temel sorunu, kendine özgü analizlerle anlaşılır bir hale getiriyor. Beyan Yayınları tarafından okuyucularla buluşturulan bu önemli eser, yaşanmış pek çok olayla zenginleştirilmiş bir gerçekliğe dayalı olması ve olaylara çok yönlü bakabilme özelliğinden dolayı kendi alanında önemli bir boşluğu doldurmaya aday olarak görünüyor.

Fatih M. Şeker, Türk Dikkati, Dergah Yayınları

Türk tarihinde dikkat esastır. Bu dikkat, asıl hareket noktası ile son şeklini tarih ve coğrafyadan alır. Yeni olan her şey eskiye benzediği ölçüde bir kıymet ifade eder. Bir "mahkeme-i kübrâ" olarak görülen tarih, düne kapanarak bugüne açılanlar sayesinde bir kuvvet hâline gelir. Yûsuf Has Hâcib, Kınalı-zâde'nin; Gelibolulu Âlî İbnülemin'in şahsında yenilendiği gibi, Nizâmü'l-mülk, Sokullu Mehmed Paşa'da; Yavuz Sultan Selim de IV. Murad'da mükerrer hâle gelir, biri öbüründe devam eder. Fikir hayatımıza, yattıkları mezarlardan tesir eden Mâtürîdî'nin kelâm, Gazzâlî'nin felsefe, Mevlânâ'nın tasavvuf, Cevdet Paşa'nın da tarih sahasında çalışan bir akademisyenden her zaman için daha yeni ve güzel olmasının sırrı budur. Onlar Türk düşüncesinin erkân-ı erbaasıdır.

Fatih M. Şeker, İslamlaşma Sürecinde Türklerin İslam Tasavvuru, Dergah Yayınları.

Kadîm inançların değişerek devam ettiği bir coğrafyada hayat bulan Türklerin İslâm tasavvuru şifâhî, kitâbî ve mistik cephelere sahiptir. Türklerin dünya görüşünü geçmiş ve geleceğiyle ele alan kitâbî metinler idealleri; eskinin mevsiminde yeni bir iklim yaratan şifâhî ve mistik karak-terli metinler ise bu ideallerin pratiğe nasıl aktarıldığını gösterir. Bir başka ifadeyle Türklerin İslâm'ı algılamalarında bir çekiliş, kavramalarında ise bir atılış vardır. Türklerin İslâmlaşması hangi merhaleye varırsa varsın, geçiş devrinin bize mahsus hususiyetle-rini hiçbir şey ileriye ve geriye doğru gidip gelen ve meseleyi esaslı sûrette idrak etmemizi sağlayan bu eserler kadar iyi izah edemez. Bizim asıl Müslümanlığımızın ledünnî dünyası belki de içine girdiği bu terkiplerdedir. Asırlara yayılan İslâmlaşma hadisesi, tarihi realiteleri içinde esas ve büyük çizgileri itibariyle elinizdeki eser boyunca tetkike tabi tutulmuştur.

Ahmet Bican Ercilasun, Türk Kağanlığı ve Türk Bengü Taşları, Dergah Yayınları.

Türk Kağanlığı ve Türk Bengü Taşları, Türk dilin önemli bilim adamlarından Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun'un alanına kazandırmış olduğu nitelikli çalışmalarının sonuncusudur. Titizlikle hazırlanan eser, üç ana bölümden oluşuyor: Türk kağanlığının tarihi, bengü taşların dil, edebiyat, tarih vb. bakımlardan incelenmesi ve üç metnin okunuşu. Türklerin bizzat kendileri tarafından yazılmış ilk metinleri incelemesinin yanı sıra Türklerin tarihine ve dönemin önemli olaylarına da ışık tutan eser, bengü taşlarla ilgili tarihî ve arkeolojik çalışmalara, bilimsel toplantılara ve edebi değerlendirmelere yer vermesiyle de kapsamlı bir çalışma olma özelliği taşıyor. Türk Kağanlığı ve Türk Bengü Taşları, bu alanda okuyucusuna farklı bakış açıları kazandırmayı vaat eden bir eser…

Ahmet Tabakoğlu, Osmanlı Mali Tarihi, Dergah Yayınları

Ahmet Tabakoğlu'nun uzun yıllar Osmanlı ekonomisi ve maliyesi ile İslâm iktisat tarihi üzerine yaptığı çalışmaların bir hülasası mahiyetindeki bu eser, alanın ilgilileri için bilimsel bir kaynak, genel okuyucu için de bir başvuru kitabı özelliklerini taşıyor. Osmanlı maliyesinin yaslandığı miras; İslâmî ilkeler, Hz. Peygamber ve dört halife dönemi, İslâm devletleri ve Selçuklu devri incelendikten sonra Osmanlı maliyesinin teşkilatlanması, işleyiş mekanizması ve bürokrasisi ile birlikte Osmanlı ekonomisinin mali göstergeleri detaylı bir şekilde ele alınıyor.

İsmail Erünsal, Edebiyat Tarihi Yazıları, Dergah Yayınları

İsmail E. Erünsal, Osmanlı dünyasında kitap, kütüphane ve kütüphanecilikle ilgili hemen hemen her konuda ufuk açıcı çalışmalar ortaya koymuş, ayrıca edebiyat ve tasavvuf tarihi üzerine de çalışmıştır. 1970'lerden bu yana arşiv kayıtları üzerine çalışmakta olan yazar, makale ve kitap olarak yayımlar yapmıştır.

Bu kitapta, Osmanlı dönemi Türk edebiyatını merkeze alan araştırmalar okuyucuyu karşılayacaktır. Ele alınan arşiv kayıtları, bizlere şairler ve bağlı oldukları edebî-kültürel ortam hakkında yepyeni fikirler öne sürme ve değerlendirmeler yapma imkânı sunmaktadır.

Ali Ayçil, Arastanın Son Çırağı, Dergah Yayınları

"Göğsümde koca bir gök taşırdım ben
çerçilerin boncuk sattığı çarşılardan
elimde atıp vurmaz bir sapan
avlanırdım hışmımdan nâçar düşmüş dallarda
ustam bazen çok uzak bir yerden gelsin diye
günün dalgın ipini dolardım makaraya

Bir gün devrildi arastaya
kocaman, ağır gölgesi çınarın
benden kaçan onca kuş
meğer dallarına konarmış ustamın."

Hakan Poyraz, Dil ve Ahlak, Dergah Yayınları

Dil ve Ahlâk, ahlâkın dili hakkında, irili-ufaklı filozof mezarlardan, yaşayan filozoflara, Richard Mervyn Hare üzerinden yol bulmaya çalışıyor. Zira Hare bu konuda iyi bir yol kılavuzu, felsefi kariyerinin ilk yıllarından bu yana, analitik etiğin ve bu etiğin tarzı olarak meta etiğin üretken bir yazarıdır. Aynı zamanda hem eleyici hem de birleştirici yanı ile diğer meta etik kuramlardan almaşık bir sistem meydana getirmesi ile onun üzerinden bir meta etik okuması yapmak, meta etik hakkında bütüncül bir okuma yapmak gibidir. Analitik etiğin daha sonraki serüveni de, ikili meta etik ve normatif etik kuramlar ve uygulamalı etiğe doğru geçiş, yine onun üzerinden okunabilir. Bu açıdan etkilediği kadar eleştirilmiştir de.

Adam Sharr, Heidegger'in Kulübesi, Dergah Yayınları

Oturma ve yer üzerine yazıları ile Heidegger'in çalışmaları 20. yüzyılın ikinci yarısında sadece filozoflar ve felsefe öğrencileri için değil, birtakım mimarlar ve mimar yazarlar için de önemli hâle gelmiştir. Heidegger'in çalışmalarında yer (kulübe) ve düşünme şekli arasında karşılıklı etkileşimin gerçekleştiği özsel bir bağ vardır ve Sharr bu bağın, artık izi sürülemez olan bazı düşünsel patikalarını Heidegger için açmış olabileceğinin farkındadır. Bu anlamda Heidegger'in Todtnauberg'deki kulübesi, mimari olduğu kadar felsefi de bir olaydır.

Ahmet Mithat Efendi, Schopenhauer'in Hikmet-i Cedidesi, Dergah Yayınları.

Ahmet Mithat Efendi'nin külliyatına baktığımızda, birbirinden çok farklı konularda kalem oynatabildiğini, görüş bildirdiğini, aydınlatmacı bir tavırla karşısına çıkan her yeni meseleyi okurlarıyla paylaştığını görürüz. Her fırsatta okuruyla paylaşma, okurunu aydınlatma arzusunu dile getiren, bunu bir görev bildiğini ifade eden yazar, bu arzuyla dönemin, Avrupa'da, özellikle Fransa'da etkili olmuş filozoflarından Schopenhauer'in felsefesi hakkında bir eleştiri kaleme almıştır.

Schopenhauer'in Hikmet-i Cedidesi, çağının bu önemli felsefecisi hakkında Osmanlı'da yazılan ilk kitaptır.

Ahmet Mithat Efendi, Fatma Aliye Hanım, Dergah Yayınları

Kadınların eğitiminin önemini her fırsatta vurgulayan, Fatma Aliye Hanım'ın yanı sıra Makbule Leman, Gülnar Hanım ve Nigar Hanım gibi pek çok kadının edebiyat sahasında kendisine yer edinmesine yardımcı olan Ahmet Mithat Efendi'nin 1893 yılında kaleme aldığı Fatma Aliye Hanım yahut Bir Muharrire-i Osmaniyenin Neşeti, Fatma Aliye Hanım hakkında yazılan ilk inceleme olması bakımından önemlidir. Fatma Aliye'nin doğumundan edebiyat âlemine girişine kadar olan süreçteki gelişiminin adım adım izlendiği eser, Ahmet Mithat'ın verdiği biyografik bilgilere ek olarak Fatma Aliye'nin hatıralarını anlattığı mektuplardan oluşmaktadır.

Ahmet Mithat Efendi, Edebiyat Yazıları 1, Dergah Yayınları

Türk edebiyatında modern hikâye ve romanın ilk temsilcilerinden biri kabul edilen Ahmet Mithat Efendi, aynı zamanda edebiyatla ilgili hemen her konuda müstakil yazılar da kaleme almış, birçoğunu kendisinin başlattığı kalem münakaşaları içinde bulunmuş, romanlarının mukaddime-lerinde de görüş ve düşüncelerini açıklamıştır. Bütün bu yazıların bir araya getirilerek okuyucunun kolayca ulaşabileceği şekilde sunulması edebiyat tarihimiz açısından önemlidir. Bu yazıların, son yıllarda yeniden edebiyat dünyasının gündemine gelen Ahmet Mithat Efendi hakkındaki çalışmalarda yararlı olacağını umuyoruz.

Mustafa Özel, Stratejik Liderlik, Küre Yayınları

Alpaslan ve Osman Gazi FB'liydiler, Bill Gates ve Michael Dell de! FB'lilik tarihin derinliklerine kök salan farklı bakıştır. Büyük İskender'den Fatih Sultan Mehmet'e, Henry Ford'dan Mark Zuckerberg'e kadar, siyasî/iktisadî liderlerin hepsi FB'lidir. Fakat bunlardan sadece CimBom'luluğa terfi edebilenler uzun ömürlü yapıların kurulmasına önayak olabildi. Farklı bakış, cemiyetçi bakışla bütünleşmeden kurumsallaşamıyor. Doksan dakika ayakta kalabilen, yani kurdukları yapıların bir tür imparatorluğa dönüştüğü liderler ise sadece Siyah Beyaz renklere gönül verenlerdir. Yazar fanatik CimBom'lu olduğu halde, yarasına tuz basıp, stratejik bakışın önemini dile getirmek zorundadır!

Aklınız karıştıysa, bu kitap tam size göredir. Haydi Bismillah!

Werner Sombart, Yahudiler ve Modern Kapitalizm, Küre Yayınları

Kapitalizm ve din arasında nasıl bir ilişki vardır? Modern kapitalizmin oluşumunda Yahudilerin rolü nedir? Avrupa'ya geçen Yahudiler ticareti ve borsayı nasıl hükmü altına aldılar? Ekonomik yaşamda Yahudi dininin önemi nedir? Sanayi nasıl ticarileştirildi ve Yahudi tüccarların müdahaleleri ne idi? Yahudilik modern kapitalizme yönelik "doğal" bir yeteneğe mi sahiptir?

İlk baskısı 1911'de Almanca yapılan elinizdeki kitap, 16.-20. yüzyıllar arasında kapitalizmin gelişim seyrini büyük bir titizlikle ele alıyor ve yukarıdaki sorulara makul bir cevaplar manzumesi öneriyor. Modern kapitalizmin iç dinamikleri ve bunların Yahudi tüccar, borsacı ve sermayedarlarla ilintisi hakkında özgün bir tez sunan ve bu tezi tarihî belgeler ve iktisadî olgulara dayandıran Werner Sombart'ın başyapıtı ilginize sunulur

Catherine Malabou, Beynimizle Ne Yapmalıyız, Küre Yayınları

Malabou, küçük hacmine rağmen zengin bir içeriğe sahip olan Beynimizle Ne Yapmalıyız? adlı bu eserde, plastikiyet kavramını temel alarak nörobilimsel çalışmaların Hegelci bir okumasını yapıyor. Böylece beynin işleyişi hakkındaki görüşler ile devrin yönetim ve denetim anlayışları arasında ufuk açıcı güçlü bağlantılar kuruyor. Felsefe, nörobilim, psikanaliz ve siyaset bilimi gibi birbirinden farklı disiplinleri harmanlayan bir bakış açısıyla kaleme alınan kitap, beyne dair söylem ya da modellerin yaşanılan devrin sosyal, siyasal ve ekonomik yapılarıyla nasıl sıkı bir ilişkiye sahip olduğunu gözler önüne seriyor.

Yazarın kendi ifadesiyle, felsefeyi içinde bulunduğu sorumsuz uyuşukluktan kurtarma çabası olarak da okunabilecek bu kitap, yeni sinaptik bağlantılar kuracağı beyinleri bekliyor!

Antti Revonsuo, Bilinç & Öznelliğin Bilimi, Küre Yayınları

Bilinç: Öznelliğin Bilimi, çağdaş bilimsel bilinç araştırmalarındaki temel yaklaşımların tümünü kapsadığı gibi alan için gerekli tarihi, felsefi ve kavramsal arkaplanı da veriyor. Bunun yanı sıra nöropsikoloji, kognitif nörobilim, beyin görüntüleme ve rüya, hipnoz, meditasyon, beden-dışı deneyim çalışmalarından elde edilen güncel bilimsel bulgular ve teoriler sunuyor. Revonsuo, mevcut temel felsefi ve bilimsel bilinç teorilerini bütüncül bir tarzda inceliyor ve alanda gerçekleşecek gelişmeler için en fazla umut vaat eden alanları belirliyor.

Bilinç: Öznelliğin Bilimi, zorlu bilinç bilimi alanına ilgi duyan herkes için, özellikle de psikoloji, felsefe, biliş, nörobilim ve bunlarla bağlantılı alanlarda okuyan lisans öğrencileri için, okunması kolay ve güncel bir giriş sunuyor.

Immanuel Wallerstein, Jeopolitik ve Jeokültür, Küre Yayınları

Bir tarihsel sistemden diğerine geçiş anlarında, insan iradesi için geniş bir alan vardır ve dolayısıyla tarihsel tercihler gerçektirler, yönlendirilmezler. 2050 yahut 2100'ün halef tarihsel sistemi yahut sistemleri bizim inşa edeceğimiz sistemler olacaktır. Ama bizim, inşa için hangi sistemi seçeceğimiz belli değildir.

Avrupa'nın iki problemi vardır; biri Rusya, diğeri Türkiye. Rusya problemini çözeceklerdir, çünkü bu onların problemidir. Türkiye'ye gelince, buna cevap vermek, Avrupa'nın kendini çokkültürlü bir bölge olarak algılamaya hazır olup olmadığına bağlıdır. Avrupa bu hususu kafasında kararlaştırmış değil. Eğer karar vermezse, bu Türkiye'den çok Avrupa'ya zarar verecektir. Türkiye'nin üyeliğe alınmaması Büyük Orta Doğu denklemine devasa bir faktör ilave edebilir. Avrupa'dan dışlanacak olursa Türkiye, şimdiki "ılımlı" İslâmcılığın yerini daha az ılımlılar alabilir ve bu Avrupa'yı derinden etkiler. "Avrupalı Türkiye" küçük, sıradan bir mesele değildir.

Bülent Şen-Alim Arlı-Ayşe Alican Şen, Yoksulluğu Bölüşmek & Süleymaniye Bekar odası Göçmenleri, Küre Yayınları

Yoksulluğu Bölüşmek göçün şimdiye kadar kapsamlı olarak ele alınmamış özel bir türünü inceliyor: Bekâr odası modelinde işleyen mevsimlik emek göçü ya da bireysel varoluşuyla şehri zorlayan gurbetçi erkek tipi. İstanbul'un tarihî Süleymaniye Bölgesi'nin ucuz ve bakımsız bekâr odalarında barınan, hanelerinin geçimi için çocuk yaşlarda enformel emek piyasalarına dâhil olan Anadolu'nun farklı yerlerinden göçen insanların öyküsü.

Kitapta bir yandan slum özellikleri gösteren bir bölgenin sosyo-mekânsal durumu ele alınırken, diğer yandan bu göçmenlerin marjinallik araştırmalarındaki göçmenlerden farklılıkları inceleniyor. Yazarlar bekâr odası sakini göçmende eski dönemin nostaljik gurbetçi tipinin beklenmedik sürdürme, göze batmadan tutunabilme çabalarını incelemekte. Bir erkek yatakhane bölgesinin veya gurbetçi yatağının sosyolojik arkaplanını yoksulluk ve göçmenlik denklemi içinde sorunsallaştırıyor. Kitap aynı zamanda bu tarihî koruma bölgesindeki kentsel dönüşüm faaliyetleri koşullarındaki bekâr odası sakinlerinin tarihsel ve güncel yaşam stratejilerini analiz ediyor.

Yunus Cengiz, Doğa ve Öznellik & Cahız'ın Ahlak Düşüncesi, Klasik Yayınları

Bu kitap öznenin ahlâkî açıdan kendisini inşa etmesini konu edinmektedir. Elbette ki böyle bir inşayı gerçekleştirmek de onu ele almak da zordur. Çünkü öznenin ahlâkî bir yaşam biçimini edinmesini izah etmek için; beslenme, cinsellik, arzu, öfke ve düşünmek gibi insanı özne kılan bir çok etken hakkında düşünmek ve bu etkenlerin ilişki ağını ve çevreyle olan ilişkisini çözümlemek gerekmektedir. Dahası özneyle barışık olan bir yaşam biçimini sıradanlaştıran birtakım kendilik pratikleri örnekleri ortaya koymak gerekmektedir.

Doğa ve Öznellik bu sorunu IX. yüzyıl düşünürü Câhız'ın eserleri ve düşünceleri üzerinden tartışmaktadır. Genellikle hayat hakkında yazan Câhız, şarkıcı cariyelerin hâlet-i rûhiyelerini, mizansenlerin meziyetini, cebinden bir şey verirken iç çekişmesi yaşayan cimrileri, körleri ve topalları, konuşmanın erdemini, müziğin katkısını ve daha pek çok farklı yönde hayata dokunan konuları yazmıştır. Câhız, hayatta gösterdiğimiz tüm davranışların, dahası korkaklık, cesaret ve kıskançlık gibi ahlâkî durumların; doğamızın derinliklerinde yer alan cinsellik ve beslenme eğilimlerinden kaynaklandığını düşünmektedir.

İslam Hükümdarları İçin Siyaset Rehberi, Haz.: Özgür Kavak, Klasik Yayınları

İslam Hükümdarları İçin Siyaset Rehberi Memlük ulemasının siyasi-fıkhi hükümlere dair konuları birarada ele aldığı metinlerin bir halkasını teşkil eden Tahrîrü's-sülûk fî tedbîri'l-mülûk başlıklı risaleyi konu edinmektedir. Aynı zamanda bir ahlak risalesi mahiyetinde olan bu eser, İslam siyaset düşüncesi araştırmalarındaki problemlerin mevcut halini resmetmesi bakımından temsil gücü yüksek bir metindir. Zira tespit edebildiğimiz kadarıyla henüz detaylı bir incelemeye tabi tutulmayan bu metne ve müellifine dair gerek kütüphane kayıtlarında ve gerekse ikincil literatürdeki son derece kısıtlı bilgiler birbirleriyle çelişen değerlendirmeleri havidir.

 

Adnan İslamoğulları, Bizimkisi Bir Ocak Hikayesi, Ötüken Neşriyat.

Bizimkisi Bir Ocak Hikâyesi; ocakta sabahlamayan, ocakta bölüşmeyen, ocakta buluş­mayan, ocakta tanışmayan, ocakta vedâlaşmayan, ocakta özle­meyen, en yakın arkadaşını toprağa bırakıp ocakta bir köşede sessizce ağlaşmayan, ocakta nöbete durmayan, ocakta marş söy­lemeyen, hülâsa ocakta yaşanmayan bir hayatı anlamsız bulan hayatların hikâyesini anlatıyor. Ruhi Kılçkıran’dan Fırat Çakıroğlu’na yitip giden hayatların hikâyesi aynı zamanda… 12 Eylül darbesiyle ocaklarına ateş düşmüş, ateş gibi ama ate­şi yalnızca kendisini yakan gençlerin hikâyesi… Siyah-beyaz fotoğraflarda, omuzlarında arkadaşlarının tabut­larını taşıyan, tekbirleri göğe yükselen ülkücülerin hikâyesi… Her bir cenâze fotoğrafında belki o gün belki de hemen birkaç gün içinde kendi cenâzesi taşınacak olanların yer aldığı fotoğraf­ların hikâyesi… Bizimkisi Bir Ocak Hikâyesi; Adnan İslâmoğulları’nın Bizim Ocak ile Gündüz ve Yeniçağ dışında Ül­kücü Hareket’in hemen tüm yayınlarında 1980-2016 yılları ara­sında muhtelif zamanlarda yayınlanmış belki binlerce yazı ara­sından seçilmiş yazılarından oluşuyor.

Hayrunnisa Alan & İlyas Kemaloğlu, Avrasya'nın Sekiz Asrı & Çengizoğulları, Ötüken Neşriyat.

Çengiz Han kendisinden önce Hunlar, Gök-Türkler başta olmak üzere muhtelif Türk hanedanlar tarafından kullanılan yöntemleri benimseyerek devletini kurmuş ve sadece mensubu olduğu Moğolların değil Türklerin tarihinde de önemli bir rol oynamıştır. Çengiz Han ve kurduğu yapının Asya tarihinde çok uzun süre etkisini sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Prof. Dr. Hayrünnisa Alan ve Doç. Dr. İlyas Kemaloğlu’nun yayına hazırladığı bu çalışma da, Çengiz Öncesi Türk Yurdu’ndaki Türk ve Moğol kabilelerinin tarihi ile başlamakta, Çengiz Han’ın imparatorluğu ve ona bağlı ulusların tarihini anlatmakta, daha sonra ise söz konusu ulusların topraklarında kurulan hanlıkların tarihini kapsamaktadır. Konunun uzmanı Türk ve yabancı akademisyenler tarafından kaleme alınan kitaptaki 17 makale Çengizoğullarının tarihini ortaya koymaktadır.

Metin Savaş, Dehşet Palas AVM, Ötüken Neşriyat.

İstanbul’un en köklü alışveriş merkezi DEHŞET PALAS AVM’nin beş büyük katında, helikopter pisti olarak tasarlanmış yeleğen terasında, safir mavisi badanalı gazinosunda, atlıkarıncalı ve vanilya kokulu yeraltı katında neler olup bitmektedir? Curcuna, keşmekeş, gırgır, kargaşa, velvele, dağdağa, patırtı, gulgule, şaklabanlık, soytarılık, madrabazlık, hırgür, cümbüş ve şamata mı? Bu romanda postmodern zamanları bütün çıplaklığıyla bulacaksınız. Deve Dongur adında bir yeraltı canavarı, Tahtakoz künyeli ecinni, Kırıntı Hanım lâkaplı küçük bir kız, Deli Gorgor diye bilinen bir gariban, Mahmur Çiçeği isminde bir hayat kadını ve diğerleri. İstanbul’da Karnaval Üçlemesi’nin ikinci kitabı olan bu çılgın ve delibozuk romanda çılgın zamanların delişmen kahramanlarının büyülü serüvenlerine yelken açacaksınız.

Gökhan Maraş, Şeyh Edebalı, Ötüken Neşriyat.

Selçuklu Ülkesi, Horasan’dan, Harezm’den ve diğer Türk illerinden gelen Müslüman Türklerin ve diğer milletlerin sığındığı bir barış ve refah ülkesiydi. Moğol istilasının yangın yerine çevirdiği dünyada, doğudan gelen Türkmen boyları bir sel gibi Anadolu’ya akıyordu. Kıpçak illerinden gelen Türkler, Kırım’dan ka­çanlar Karadeniz kıyılarına doluşmuştu. İlim adamları, sa­natkârlar, zanaatkârlar, din bilginleri, Selçuklu ülkesinde huzur arıyorlardı, güvenlik arıyorlardı. Can güvenliği, din ve vicdan hürriyeti, ticaret serbestisi ve garantisi sadece Selçuklu ülkesinde vardı. Ancak Sultan Alaeddin Keykubat’ın ölümünden sonra Anadolu içlerine kadar ilerleyen Moğollar Anadolu’daki huzur ortamını da bozmuşlardı. Kadim Türk Devleti’nin derin güçleri bu varolma yokolma savaşında Türkleri yeniden organize eden Ahilik teşkilatıyla birlikte umutların yeniden yeşermesini sağladı.

Gökhan Maraş’ın Ahi Evran’dan sonra kaleme aldığı Şeyh Edebalı romanı, Yunus Emre’den Ertuğrul Gazi ve Osman Bey’e varıncaya dek zengin karakter kadrosuyla okuyucuyu tarihî bir serüvene çıkartıyor.

Hüseyin Özdemir, Demokrasi Tarihimizde İttihad ve Terakkili Yıllar, Ötüken Neşriyat.

Bu çalışma yirminci yüzyıl Türk siyâsî tarihinin en çok tartışılan partisi İttihâd ve Terakki’nin en önemli isimlerinden Babanzâde İsmail Hakkı Bey’i merkeze alarak demokrasi ve onunla irtibatlı müesseselerin ülkemizdeki tarihî serüvenlerine odaklanıyor. Dört bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde Babanzâde İsmail Hakkı Bey’in biyografisi oluşturulmaya çalışılmıştır. Babanzâde İsmail Hakkı’nın fikir ve siyâsî tarihimiz içerisinde tuttuğu yeri kısmen de olsa belirleyebilmek için II. Meşrûtiyet dönemi olarak adlandırılan 1908-1918 arası süreç, kendisini doğuran süreçle birlikte ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, Babanzâde İsmail Hakkı’nın görüşleri, geniş iktibâslar ve onlara eşlik eden yorumlarla res­medilmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise Babanzâde’nin üçüncü bölümde bahsedilen görüşleriyle ilgili değerlendirmeye yer verilmiştir.

Turgut Güler, Demir Kuşaklı Cihangir & Süleymanname, Ötüken Neşriyat.

Turgut Güler, Demir Kuşaklı Cihângîr-Sülemânnâme ile bizleri Türk târîhinin en ihtişâmlı günlerine götürüyor. Kırk altı yıl sürmüş, Türk târîhinin neredeyse en uzun hükümdârlık çağının sâhibi Muhteşem Süleymân'ın etrafında devreden hâdiseler, okuyanı yoran, sarsan, düşündüren, kıvandıran, bazen de “keşke olmasaydı” yâhut “iyi ki öyle olmuş” dedirten, her fasılda şaşırtan, sevindiren, üzen gelişmelerle doludur. Eserde Sinan’ın sanat kudreti, Pirî Mehmed Paşa’nın kemâli, Oruç Reis’in celâdeti, Turgut Reis’in zafer iştiyâkı, okuyucunun rikkat, dikkat ve heyecânını besleyen, bazen ışıltılı bâzen mahzûn sayfalarla akıp gitmektedir.

Necati Demir, Türklerin En Eski Destanı & Ulu Han Ata Bitiği, Ötüken Neşriyat.

Ulu Han Ata Kitabı, Türklerin ilk babasının yani Türk ırkına mensup ilk kişi olan Ulu Ay Ata’nın ve ilk Türk kadını ve annesi Ulu Ay Ana’nın yaradılışını anlatmaktadır. Özellikle Türklüğün kökeni ve Türklerin dünya üzerinde yaşamaya başlaması ile ilgili bilgiler, herkesin ilgisini çekebilecek özelliklere sahip olup eşine az rastlanır cinstendir. Eserde; Türkler, Oğuz Kağan, Dede Korkut, Ulu Kara Dağ, Ulu Ay Ata, Ulu Ay Ana, Altın Han, Gümüş Han, Türk Yemini, Çocuk Arslan Hikâyesi gibi Türk tarihi, kültürü ve coğrafyası ile ilgili pek çok konuda bilgiler verilmiştir. Bütün bunlara ilave olarak Arapça metin içerisinde bulunan yer adları ve kişi isimlerinin her birinin arkaik Türkçe unsurlar olması, eserde verilen bilgilerin değerini daha da artırmaktadır.

Ercan Ata, Son Bisküvi, Ötüken Neşriyat.

Ercan Ata, "Son Bisküvi"de modern insanın açmazlarını, sıkıntılarını, yalnızlığını, bunalımlarını, kırılganlığını, çepeçevre kuşatılmışlığını ve daha da önemlisi umutlarını gündelik olayların şaşırtıcı anlamları üzerinden gösterirken, insanın kendinde aramadığı hiçbir yolun ona çıkış sağlayamayacağının altını çiziyor.

Gürsel Dönmez, Kor Ateşte Demlenmiş 1001 Mini Öykü, Ötüken Neşriyat.

Bu kitap, yazarın 2011 yılından itibaren sosyal medyada paylaştığı “Mini Öykü” serisinden hazırlanmış bir seçkidir. Kitabı oluşturan öyküler “yâ nasip” ölçüsü ile sıralanmıştır ama eserin tamamında “metapolitik” bir bütünlük söz konusudur. Mini Öykü tarzının Türk Edebiyatı için yeni bir renk olduğu söylenebilir. Bu kitaptaki her bir öykü yeni ve kadim bir şey söylemektedir zaten. Bâzen ise işâret etmekte veya susmakta ve en nihayetinde şunu söylemektedir: "Binbir öykü yazdın ama yazdığın ve yazmadığın her şey esâsen sâdece tek bir öykü idi" dedi hâfız. "Bismillah" dedi şâir. "Hû" dedi derviş.

Bilge Donuk, Spor Yönetim Sanatı, Ötüken Neşriyat.

Türkiye’de spor, diğer iş sektörlerinde uygulanan yönetim modelleri ile yönetilmeli, spor yönetimi konusunda eğitim görmüş profesyonel yöneticiler ile çalışılmalı ve kişilere bağlı kalmadan kurumsallaşmış bir yapıya geçilmelidir. Spor yönetiminde genel yönetim anlayışının ilke ve prensiplerinin uygulanmasını amaçlayan Spor Yönetim Sanatı’nda ilk olarak “insan ve yönetim” konusu incelenmiş, daha sonra spor yönetimi, spor pazarlaması, stratejik spor yönetimi, sporda çağdaş yönetim modelleri, spor işletmeciliği ve spor yönetiminde etik konuları hakkında bilgiler verilmiştir.

Hüseyin Vassaf, Gerçeği Gösteren Ayna, H Yayınları

Hüseyin Vassâf, çok iyi yetişmiş bir kalem erbâbıdır. Onun tasavvufa ve mutasavvıflara olan muhabbeti, bitip tükenmek bilmeyen öğrenme ve araştırma arzusuyla bir araya gelince ortaya muhteşem eserler çıkmıştır. Elinizdeki Mir'ât-ı İncilâ-yı Hakîkat adlı eser de bunlardan birisidir. Günümüz ifadesiyle "Gerçeği Gösteren Ayna" başlığıyla yayınladığımız bu eser, edebiyat tarihimizdeki en doyurucu şiir şerhlerinden biri konumundadır. Gerçeği Gösteren Ayna, Vassâf Bey'in pek hürmet ettiği ve kendisinden "Hz. Pîr-i Destgîr" yahut "Lücec-i Asrî Hazret-i Mısrî" gibi övgülerle bahsettiği XVII. asır mutasavvıflarından Niyâzî-i Mısrî (1618-1694)'nin iki şiirinin şerhidir. Eserde, "Halk içre bir âyîneyim herkes bakar bir ân görür" ve "İbn-i vaktem ben ebu'l-vakt olmazam" matla mısralarıyla başlayan nutk-ı şerîfler, büyük bir vukûfiyetle şerh edilmiş ve kapsamlı bir eser ortaya çıkmıştır. Aynanın insân-ı kâmil için bir mecaz olduğu düşünülürse, Hak âşıklarına bir ayna mesabesindeki ehlullahın kelâmıyla ortaya çıkan hakikat de kendiliğinden anlaşılmış olacaktır...

Enfi Hasan Hulus Halveti, Veliler ve Deliler, H Yayınları

"Tezkiretü'l-Müteahhirîn/Velîler ve Deliler", 1723 senesinde büyük bestekâr ve mutasavvıf Enderûnî Burnaz (Enfî) Hasan Ağa tarafından kaleme alınmıştır. Bu eser umumiyetle XVI-XVIII. asırlarda İstanbul'da, kısmen de Bursa, Edirne ve sair Balkan şehirlerinde yaşayan bazı erenler ve Hak meczûplarıyla ilgilidir.

Elinizdeki eserle yazarın araştırmacı kimliği ve bilinmeyen bir eseri de ortaya çıkmış oldu. Diğer taraftan Tezkire'de gerek yazarla ve gerekse devrin sûfileriyle ilgili olarak ortaya çıkan yeni bilgiler Türk tasavvuf tarihi araştırmalarında pek çok bilgiyi tamamlayacak niteliktedir.

Hüseyin Vassaf, Gül Bahçesinden Mektuplar, H Yayınları

Birçok mürşidden beslenen Hüseyin Vassâf'ın gönülden bağlı olduğu mürşidlerinden birisi de Şuayb Şerefeddin Efendi'dir. Vassâf Bey, Şeyh Şuayb Şerefeddin Efendi'nin Hasan Sezâî-i Gülşenî'nin bir gazeline yaptığı şerhine hayran kalmış ve hiç görüşmeden Onunla sekiz sene mektuplaşmış, daha sonra Edirne'ye giderek kendisine intisap etmiştir. Kendisiyle görüşmesinden sonraki ve önceki mektuplarıyla, şeyhinin ailesi, halifeleri ve sevdiklerinden gelen ve bunların bazılarına cevaben yazdığı mektuplardan oluşan Mürâselât adlı eseri de Vassâf 'ın hayatı ve fikir dünyası açısından oldukça önemlidir.

Hüseyin Vassâf'ın Şerefeddin Efendi ve Onun yakınlarıyla çok samimi bir üslupla görüştüğü bu mektuplarda; mutasavvıfların hayatları, İbn-i Kemâl ve Niyâzî-i Mısrî'nin şiirleri, bazı tasavvufî konuların izahı, önemli kitaplar üzerine yapılan yorumlar, bazı rüyaların tabirleri gibi konularda doyurucu bilgiler bulacak; gönül ehli ve kalem erbâbı iki büyük zâtın bu zarif mektuplarını büyük bir zevkle okuyacaksınız.

Muslihüddin Vahyi Şabani, Mirac'ın Tasavvufi Boyutu, H Yayınları

Tasavvufî mirâc-nâmeler, insanın kendini ve Rabb'ini bilme yolculuğunu yani sülûkunu anlatan eserlerdir. Türk edebiyatı tarihinde manzum veya mensur olarak pek çok mirâciyye kaleme alınmıştır. Muslihüddin Vahyî'nin eseri de bu örneklerden birisidir.

Vahyî'nin 414 beyitlik manzum bir eseri olan Mirâcü'l-Beyân, sûfilerin seyr ü sülûk çıkarırken yaşadıkları hâl ve mertebelerini özlü bir biçimde dile getirmektedir. Bu eserde mirâc terimi, sadece Hz. Peygamber'in manevî urûcu anlamında değil, genel manâda ve özellikle sufîlerin manevî yükselişini ifade etmek, seyr ü sülûku anlatmak için kullanılmıştır. Nitekim tarih boyunca mutasavvıflar, "mirâc" kavramını hem Hz. Peygamber'in mirâcı, hem de kişinin manevî yükselişi olarak değerlendirmişlerdir.

Cemalnur Sargut, Affın Kapısı: Tövbe, Nefes Yayınları

Kul, rahmet-i ilâhîyi idrak etmek ve kendi aczini bilmek için ara sıra günah işler. Acz ve kulluğunu bilen tövbe etmiş demektir. Zîra tövbe, Allah'a geri dönmek demektir.

"Tövbe, günah işlendiği anda elde edilen tadın o günah hatırlandığında kaybolmasıdır." (Ahmed er-Rifâî, Sohbet Meclisleri, s. 95)

Günah, insanın kendi kendine zulmüdür. Çünkü günahı ile kahr-ı ilâhîyi davet eder ve onun sıkıntısıyla kendine zulmeder. Fakat zulmün sonu tövbe ise cemâl, af, yani lütf-ı ilâhî tecellî eder.

Sinan Canan, Unutulacak Şeyler, Tuti Kitap

aha önce sizi Fraktal Düşünceler'imin dehlizlerine davet etmiş, ardından Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler'in var olduğuna ikna etmeye gayret etmiştim. Sonra da Değişen Be(y)nim ile beyinlerimizi anlatmaya çalıştım size; her birimizin değişmeye nasıl mecbur ve mahkûm olduğunun altını çizmek için… Şimdi, yıllardır kendime hatırlatmaya muvaffak oldukça beni yanlışlardan döndüren, hayatımın çözünürlüğünü arttıran ama ne hikmetse sıklıkla unuttuğum, unuttuğumuz, unutulan şeylere dair notlarımla karşınızdayım. Hatırlamaya en fazla ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda daha fazla unuturuz bazı şeyleri, bazı önemli şeyleri...

Unutulacak Şeyler, her şeyin gördüğümüz gibi olmadığını sezgisel olarak hisseden, görünenin ve gösterilenin arkasını merak eden tecessüs sahipleriyle bir hasbıhaldir. Sadece ve sadece de, öncelikle kendime, bir hatırlatmadır...

Selvigül Kandoğmuş Şahin, Kalbin Duası, Okur Kitaplığı

Yüreğinizin dayanamama noktasına kapı araladığı vakitleri, hissiyatınızın en dokunaklı anında yaşarsınız. Bunca kahra seyirci kalmayı kendinize yediremezsiniz. Okurken bazen, başınızı kaldırıp gözünüz alabildiğine tâ uzaklara dalarsınız. Uzaklara dalmak yazının derinlerine inmenin bir başka tarifidir aslında.

Selvigül Kandoğmuş Şahin, derdini dava, davasını dert edinmiş bir mümin kadın olarak zamanının şahidi olma yolunda azim ve kararlılıkla yürüyüş kaydetmekte Kalbin Duası ile. Yazdıklarıyla hakikatin acılı ve sancılı yanlarına parmak basarken, gelmesinde asla şüphe olmayan o "büyük karar günü"nü de hep hatırda tutuyor.

Ayşe Ünüvar, Bekleyiş, Okur Kitaplığı

Ayşe Ünüvar'ın Bekleyiş romanı saf, kirletilmemiş ve sahici bir aşkın duygu içre evreninde yazılmış düşsel-şiirsel bir anlatı. İçtenlikli bir anlatım diliyle inanarak, duyarak, yaşayarak kaleme aktarılmış bu romanın merkezi kavramı, artık her bir şeyin doğal-otantik halinden ırağa düştüğü bu yapmacık-yapay zamanda neyi kaybettiğimizi hatırlatırcasına yazarın üzerinde hassasiyetle odaklandığı 'âşk' kavramıdır. Aynı zamanda bu kavramın yanında, anlatı içinde yerel anlatılar ve hikâyelerle çeşitlenen, çeşitlenerek zenginleşen, yüreğinde İlâhi olandan izler, izlekler taşıyan zarif, latif ve incelikli ve hatta dramatik veçheler de taşıyan 'âşk duygusu' da içsel bir serüven işliğinde sayfalara taşınıyor.

Ramazan Biçer, Kemalpaşazade, İlke Yayıncılık

Osmanlı yükselme devrinin en seçkin âlimlerinden biri olan Kemalpaşazâde, medrese hocalığı yanında kazaskerlik ve şeyhülislamlık görevlerini üstlenmiş, padişahlarla birlikte seferlere katılmıştır. Felsefe, mantık ve geometri yanında, kelam, tefsir, tasavvuf ve fıkıh gibi İslamî ilimlerin hemen tamamında da risaleler kaleme almış olan Kemalpaşazade’nin bu çalışmaları, günümüz Müslümanlarının sorunlarına ışık tutacak mahiyette verilere sahiptir.

  
Güncelleme Tarihi: 02 Aralık 2016, 15:48
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20