Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Haziran 2016

Her ay başında, sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. İşte Haziran-2016 döneminde Dünyabizim'e gelenler...

Çeşitli Yayınevlerinden Yeni Çıkan Kitaplar / Haziran 2016

Okurlarımızın bildiği üzere, kurulduğu 2008'den beri sitemiz kültürün tüm alanlarında olduğu gibi yeni çıkan kitapların değerlendirilmesi hususunda da özel haberler, değerlendirme metinleri yayınlıyor. Habercilerimizin özverili çalışmaları, sitemizin yayın dünyasını yakından izlemesine ve gelişmelerden (yeni çıkan kitaplar da dahil) okurlarını haberdar etmesine vesile oluyor.

Özellikle son iki yıldır çeşitli yayınevleri Dünyabizim ofisine yeni çıkan kitaplarını gönderme zahmetinde bulunuyorlar. Kendilerine teşekkür ederiz. Bizler de, yayın ilkelerimize uyan kitapları habercilerimize dağıtıyor, eğer kitabı okuyup da severlerse, haber yapmaya değer görürlerse haberleştirmelerini rica ediyoruz. Şimdiye kadar bu tür yeni çıkan hangi kitaplar değerlendirildi, özel haberler üretildi, hepsine Dünyabizim Ansiklopedisi'nde ilgili kitap/yazar başlığı altında ulaşabilmeniz mümkün: http://www.dunyabizim.com/tags

Artık her ay başında, geçen ay içinde sitemize hangi yayınevleri neler göndermişse onları toplu olarak siz okurlarımızla paylaşıyoruz. Elbette her bir kitap için inşallah özel haber/ler de üretmeye/ üretilmesine vesile olmaya devam edeceğiz.

Aşağıda Haziran-2016 döneminde Dünyabizim'e gelen kitapları listeledik. İyi okumalar...

Serkan Duman, Aslında Mimarlık, Şehircilik ve Sanat, Kaknüs Yayınları.

 

Kendime inşa ettiğim ve sağlamlığı üzerine kafa yormaktansa süsüne takıldığım sözde korunaklı evimin, meydana gelecek ilk depremle beraber büyük hasar göreceğini fark ettiğimde geçici önlemler almaktansa, yuvasız kalmayı göze aldım ve evimi terk ettim. Böylesi dönemlerde bir avare gibi dolaştım. Bir şey yapmamanın bazen yapmaktan daha değerli olduğunu keşfettim ki isteseydim de bir şey yapamazdım. Nadas halinde bekliyordum. Yaşamımda birkaç kere beni evsiz bırakan böylesi tecrübeleri, her seferinde daha uzun süre evsiz kalarak ama her terk edişi ise daha cesaretli bir biçimde yaparak edindim. Şunu söylemeliyim ki evimi ne zaman terk ettiysem, hiç birinde yeni birini inşa etmek zorunda kalmadım. Her seferinde çok daha sağlam ve güzel bir ev keşfettim.

Terk ettiğim eski evlerime uzun bir yolculuk sonrasında dönüp yeniden baktığımda hissettiklerimi anlattığım bu kitap ile, gözlerimizin gördüğü şeylerin arkasında aslında ne olduğunu veya bunların ötesinde bir şeylerin de olabileceğini ifade etmeye çalıştım. Bunu diledim çünkü çocukların nesneleri doğru boşluğa yerleştirmeye çalıştıkları oyundaki gibi, giremeyecekleri bir yere zorla sokulmaya çalışılan Doğuluların, Müslümanların ve hatta “insan”ın özelde mimari, şehircilik ve sanat konularında ama genelde hayata dair “acaba?” sorusunu akıllarına getirmek istedim.

 

İnazo Nitobe, Buşido & Japon Savaş Sanatı, Dergah Yayınları

 

Inazo Nitobe (1862-1933), yeni Japonya'nın eski Japonya'yı tasfiye ettiği bir dönemde dünyaya geldi. Samuray sınıfından gelen ailesi sayesinde iyi bir eğitim gören Inazo, Sopparo Üniversitesi'nde Tarım Mühendisliği eğitimi alırken Hristiyanlığı kabul etti. Üniversite'den mezuniyetinden sonra eğitimine Amerika'da devam etti ve burada evleneceği Mary Elkinton ile tanıştı. Japonya'yı Batı dünyasına tanıtmayı vazife edinen Nitobe, 1899 yılında Amerika'da Buşido'yu yazdı. Kitabın beklenmedik bir başarı kazanmasıyla dünya çapında tanınır oldu ve Japonya'nın gayriresmî diplomatlarından biri haline geldi. Savaş karşıtı ve hümanist düşünceleri ile Milletler Cemiyeti kurulduğu andan itibaren "Genel Sekreterlik" görevini üstlendi. Son günlerine kadar kendini I. Dünya Savaşı yıllarında bozulan Japon-Amerikan ilişkilerini düzeltmeye adadı.

Bu kitap, militarist bir toplumdan gelen bir hümanistin yok olmakta olan samuray kültürünü ve geleneklerini keskin bir gözlem gücüyle değerlendirmesi ve Batı değerleriyle harmanlayarak insanlara tanıtması sebebiyle önemli bir kaynaktır. Dolayısıyla, 20. yüzyılın başında Japonya'yı ve samurayları tanımak ve anlamak isteyenler açısından da temel bir başvuru eseri niteliğindedir.

Halit Ziya Uşaklıgil, Mai ve Siyah, Dergah Yayınları.

 

Mai bir gecenin ışığı ile başlayıp siyah bir gecenin karanlığı ile son bulan Mai ve Siyah'ta, aydın orta sınıfın hayatı, hayalleri, yaşadıkları tezatlar, üzüntü ve mutlulukları görülür. Fakat romanın asıl dik-kat çeken yönü; modern roman anlayışını içeren kurgusu, hayal ve hakikat arasındaki çatışmayı gösteren içeriği ve geniş bir çevre içerisinde tanıtılan kahramanlarında gizlidir. Bu nedenle eskime-yen, geçmiş kuşaklardan gelecek kuşaklara aktarılan; her devirde farklı açılardan araştırılmaya ve yorumlanmaya açık bir eser olarak değer kazanır. Tüm bu yönleriyle Mai ve Siyah, Türk edebiyatının nesir ustası Halit Ziya Uşaklıgil'in başyapıtıdır.

Bu yayımda, eserin 1938 baskısı esas alınmış ve eserin orijinal metni okuyucuya sunulmuştur. Bugün kullanılmayan ya da az bilinen kelimelerin anlamları dipnotta verilmiştir.

Katip Çelebi, Mizanü'l-Hakk, Dergah Yayınları.

 

Müzik caiz midir? Semanın hükmü nedir? Tütün içmek caiz midir? Afyon ve diğer keyif verici maddeleri kullanmanın hükmü nedir? Hz. Muhammedin anne ve babası imanlı mı ölmüşlerdir? İbn Arabî tekfir edilebilir mi? Firavun'un imanı kabul edilmiş midir? Yezîd'e lanet okumak caiz midir? Bid'at nedir? Kabir ziyaretlerinin dini hükmü nedir? Rüşvet ve hediye arasındaki fark nedir? Hz. Hızır hayatta mıdır?..

Kâtip Çelebi zamanında din adamları bu ve benzeri konularda iki gruba ayrılarak tartışıyor, birbir-lerine acımasızca hücum ediyor, hatta halkı da yanlarına çekerek fitne çıkarıyor, buna da "din ve ilim" diyorlardı. Kavga bir medrese-tekke, müderris-şeyh, molla-derviş boğuşması halini almıştı.

Kâtip Çelebi bu ihtilafları halletmek, ifrat ve tefritte kalanlara itidal yolunu göstermek için Mîzânü'l-Hakk'ı yazmıştır.

İshak Güven Güvelioğlu, Hüseyin Efendi ve Karadere/Rize Medresesi, Dergah Yayınları.

Metin Toprak, Hermeneutik ve Edebiyat, Dergah Yayınları.

 

Günümüzde anlama ve yorumlama sanatını -veya yöntemini- tanımlayan hermeneutik, başlangıçta daha çok dinsel metinleri doğru ve nesnel yorumlamanın yöntemini tanımlayan bir niteliğe sahipti. Bu çalışmada ağırlıklı olarak hermeneutiğin, nesnel yorumlamanın yöntemiyken tarihsel süreç içerisinde anlamanın yöntemine nasıl evrildiği, başlangıçta dinsel metinlere ve kısmen hukuki metinlere uygulanan bu yöntemin edebiyat ve felsefe metinlerine de uygulanma koşullarının nasıl oluştuğu, herhangi bir edebiyat ya da felsefe metnini ele alırken metne, yazara, yorumcuya (eleştirmene) ve okura ne tür sorumluluklar yüklediği ve bu sorumlulukların süreç içerisinde nasıl ve neden değiştiği gibi sorular üzerinde durulmaktadır.

Eser-i Aşk & Şeyh Galib Hakkında Makaleler ve Bibliyografya, Dergah Yayınları.

 

Zamanı ve mekânı aşan bazı sanatkârlar vardır. İşte onlardan biridir Şeyh Gâlib… O, şairliğinin yanı sıra Mevlevîlikteki çileli yolculuğunu "şeyh" olarak tamamlamış ve asırlarca birçok insanı etkisi altına almıştır.

Kitabın adını taşıyan ve Gâlib'in doğumuna düşülen tarihlerden bir olan "Eser-i Aşk", bu büyük şairin mükemmelliğinin habercisidir aslında.

Eser-i Aşk'ta, seçme makale ve bildirilerle birlikte alandaki çalışmaları içeren bir bibliyografya denemesi yer alıyor. Bunun yanı sıra Recaîzâde Mahmud Ekrem, Mehmed Fuad Köprülü, Süleyman Nazif gibi Türk edebiyatının önemli isimlerinin Şeyh Gâlib hakkındaki yazılarının Osmanlı Türkçesinden aktarımı da sunuluyor okuyucuya.

 

Nurullah Çakmaktaş, Mısır'da Selefi Hareket, Açılım Kitap.

 

Her ne kadar Selefiliğin tarihi, bir düşünce ekolü, İslam'ı anlama ve yorumla biçimi olarak İslam taarihinin ilk yıllarına kadar uzansa da, Selefiliğin yakın dönem için dikkati câlip bir hal alması 11 Eylül saldırılarının akabine denk gelmektedir. Son bir asırdır Suudi Arabistan öncülüğünde Arap Yarımadasına hâkim resmi bir mezhep olan Selefilik içinden, özellikle altmışlı yıllardan sonra Mısır merkezli siyasal yönü baskın İslamcı düşüncenin tesiri ve bazı bölgesel gelişmeler neticesinde radikalize olan ve şiddeti bir değişim yöntemi olarak benimseyen el-Kaide gibi örgütler ortaya çıkmış; Mısır'da 25 Ocak Halk Devrimi gerçekleşinceye kadar Selefilik denilince, özellikle batı dünyasındaki araştırmaların yönlendirmesi sonucu akla ilk gelen kendilerine "cihadi selefiler" denen bu kimseler olmuştur. Oysa şiddeti bir değişim yöntemi olarak kabul etmeyen, eğitim, irşat ve davet yöntemleri ile toplumun ve devletin İslamlaşmasını savunan ve çok daha büyük toplumsal desteğe sahip apolitik selefi hareketlerin bulunduğunun farkına Mısır'daki devrimin akabinde varılmıştır. Bu kitap, Mısır'daki bütün selefi hareketleri ele almakla birlikte daha çok söz konusu sürecin ön plana çıkardığı, siyasal mücadeleyi ve şiddeti bir değişim yöntemi olarak kabul etmeyen söz konusu apolitik selefi hareketlerin ortaya çıkışını, gelişimini, tasnifini, düşünce esaslarını, yapılanma tarzlarını, faaliyet alanlarını, yaşadıkları dönüşümü ve toplum ile olan münasebetlerini Mısır özelinde İslami hareket bağlamında incelemeye çalışmıştır.

Ercan Yıldırım, Neoliberal İslamcılık, Pınar Yayınları.

 

Uyumcu yorumların gündeme getirdiği, İslamcı düşüncenin, entelektüel ve siyasî kökleriyle ilgili büyük dönüşümler doğurmaya aday tartışmalar, Ercan Yıldırım'ın Neoliberal İslamcılık kitabındaki yazılarının çıkış noktası. Hiç şüphesiz dünya sisteminin icra tarzının yaşadığı kırılma ve dönüşüm, İslamcıları da bir yol ayrımına getirdi.Artık İslamcılar, ya neoliberal sistemin öngördüğü süreçlere hevesle katılarak onu iyiden iyiye kabullenecekler ya da kendilerine hayat veren fikrî temellerine yaslanarak öncelikle bir hayat tarzı olarak kendi imkan ve çıkış yollarını arayacaklar. Kitaptaki yazıların ortak meselesi, İslamcıların neoliberal doktrinle düşünce/hayat düzleminde kurdukları ilişkinin tezahür şekillerinin eleştirisi.

Ercan Yıldırım, kitabında İslamcı düşüncesinin en büyük kırılmayı yaşadığı bu dönemin açmazlarını analiz ediyor, buna meydan okuyor ve İslamcıları ahlakın ve ideallerin diline geri çağırıyor.

David Hirst, Küçük Devletlerden Sakının: Lübnan Ortadoğu’nun Savaş Alanı, Matbuat Yayın Grubu.

 

''Küçük Devletlerden Sakının”, Rus anarşist Bakunin’in aslında Avrupa bağlamında ileri sürdüğü, ama David Hirst’ün tam da Lübnan örneğinde mükemmel bir karşılık bulduğunu ortaya koyduğu olguya işaret ediyor: Bu türden küçük siyasi yapıların tuhaf bir şekilde sadece büyük yapıların tasarrufları nedeniyle mağdur olmaları değil ama aynı zamanda kendilerine eziyet çektiren büyük yapılar için sorun kaynağı olmaları olgusuna.

Lübnan tarihini eksiksiz biçimde ele alan bu kitap için Newsweek “Bölgeyi gerçek anlamda tanıyan bir yazar tarafından kaleme alınmış ve büyük resmi kapsamlı bir şekilde aktaran bir anlatım.” derken, Economist “Hirst önemli açıklamaları kaçırmadığı gibi kelimeleri de hünerli bir şekilde dans ettiriyor.” diyor. Fawaz A. Gerges de “Böyle bir kitabı yazma becerisine David Hirst kadar sahip olan insanların sayısı çok azdır” şeklinde görüş belirtiyor.

Hirst’ün bu övgüleri almasında şüphesiz, hayatının 50 yıllık dönemini “sahada”, Beyrut’ta geçirmiş olması, bu sürede Ortadoğu meselelerine ilgi duyanların güven ve saygısını kazanması, Arapça bilgisi, çalışmasında gösterdiği titizlik kadar görüşlerini cesurca dile getirmesi de yer alıyor.

Murat Kapkıner, Gençliğim ki Bir Daha Yaşamam İstemem, Matbuat Yayın Grubu

 

Beyni de kalbi de fazla mesai yapan, aklıyla duyguları yoğunluk yarışına giren birinin hikâyesine pek az insan ilgisiz kalabilir. Fakat kaçınılmaz olarak arayış ve huzursuzluk üretecek, ‘Gençliğim Ki Bir Daha Yaşamak İstemem’ dedirtecek böyle bir hayatı fiilen yaşamayı kim ister?

Elinizde tuttuğunuz biyografi, yukarıdaki iki önermeyi birden aynı anda doğruluyor: Çağlayan bir üslûp, ‘Allah kimseyi bu tarzda sınamasın’ dedirten bir muhteva... Hevesle okunan fakat kahramanı olmaya heves uyandırmayan bir hikâye... Murat Kapkıner, ruhunda biribirine zıt iki büyük ihtiyacın sürekli olarak cenk ettiği, birinin ötekine galip gelmesi suretiyle ruhsal huzurun tesis edilmesinin imkânsız olduğu trajik bir karakter... Kalbinin ihtiyaçları onu sürekli olarak inanmaya, bağlanmaya, kendini bırakmaya, kendini bırakmış başkalarıyla hesapsız bir dayanışmaya, onlara iyilik etmeye, onlarla birlikte yürümeye ve bunları yaparken hiç soru sormamaya teşvik ederken aklının ihtiyaçları sürekli olarak başka telden çalıyor. ‘Aklının ihtiyaçları’ dedim ama aslında hepsi tek bir ihtiyaca indirgenebilir: Kurcalamak. Kurcalamadan asla yapamayan bir akıl! Neredeyse kurcalamadan ibaret bir akıl! (“Benim iç tecrübelerimi bilmeyenler, beni istikrarsız sanıyor: Adam bir derviş oluyor, bir usçu.”)

Murat Kapkıner mesela bir İskandinav ülkesinde doğsaydı, büyük bir ihtimalle aklıyla kendisini başbaşa bırakacak bir inzivaya çekilir, mecbur olmadıkça toplum içine girmezdi. Fakat neticede o bu suyun balığı ve Anadolu adlı bu suda balıklar biribirlerine dokunarak yüzüyor. (Alper Görmüş)

Gustave Le Bon, Bir Tarih Felsefesinin İlmi Esasları, Ötüken Neşriyat

 

Târihi oluşturan hâdiseler muhtelif sebepler altında doğar. Bunların bir kısmı dâimîdir: Toprak, iklim, ırk gibi; bir kısmı ârizîdir: Dinler, istilâlar gibi. Târihte en büyük zorluklardan biri etrafımızı saran, gördüğümüz bir hâlin görmediğimiz uzak bir mâzinin doğurduğu bir hâl olmasıdır. Hâdiseleri iyice anlamak için geçmişteki sebeplerine doğru uzun uzadıya çıkmak lâzım­dır. Bir ilmin umûmî prensipleri, o ilmin felsefesini teşkil eder. Bu ilim değiştikçe felsefesi de değişir. Târih de bu umûmî kanunun hükümlerine tâbidir. Bu ilme dayanak olan fikirlerin çoğu, zamanla kıymetlerini kaybettiklerinden, eski fikir esasları yerine, yenileri ko­nulmaya çalışılmaktadır. Târihin felsefesi, kâinata dâir umûmî bir felsefenin bir bâbı olduğundan, ilmî ilerlemelerin bir düstûr hâline koymaya müsait bulunduğu yeni telakkîlerden bazılarını düşünmek mecburiyeti hissolunmuştur.

Yusuf Ziya Yörükan, Türklerin Müslüman Olmadan Evvel Benimsediği Dinler ve Şamanizmin Bu Dinler Üzerinde Görülen Tesirleri, Ötüken Neşriyat

 

Çalışmalarını, Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanmış kitaplarından tanıdığınız Prof. Dr. Yusuf Ziya Yörükân, duyduğu büyük ilgiden dolayı, eski Türk toplumunda yaşanan dinî hayatı inceleme konusu yapan nadir ilim adamlarımızdan biridir. Ayrıca Akvam-ı İslâmiyye Etnografyası ve Hâl-i Hazırda İslâm Mezhepleri konusunda mahallinde yaptığı araştırmalarla kültür antropolojisi çalışmalarına öncülük etmiş, yazdıkları ilgiyle karşılanmış bir kişidir. Elinizde bulunan bu kitap, Yusuf Ziya Bey’in Atatürk’ün isteği üzerine 1932 yılında hazırladığı Türk Dinleri ve Mezhepleri Tarihi adlı iki ciltlik eserinin birinci cildini oluşturan Müslümanlıktan Evvel Türk Dinleri adlı kitabının ikinci kısmını oluşturmaktadır. Kitabın birinci kısmı, daha önce Şamanizm adı ile yayımlanmış; ilk defa yayımlanacak olan bu ikinci kısım ise, Türklerin Müslüman olmadan önce benimsedikleri diğer dinlerin ve bu dinlerin üzerinde Şamanizm’in ne gibi bir etkisi bulunduğunu araştırma konusu yapmaktadır. Prof. Yörükân, bize bu kitabıyla, karşılaştırmalı bir din psikolojisi, sosyolojisi ve felsefesi örneği vermiş olmanın yanında, müsamahalı bir Müslümanlık anlayışının nasıl bir hayat tarzını beraberinde getirmiş olduğunu da gözlerimizin önüne sermektedir.

Yusuf Akçura, Sürgünden İstanbul'a Darülhilafet Mektupları, Ötüken Neşriyat.

 

Yusuf Akçura’nın Sürgünden İstanbul’a Dârülhilâfet Mektupları kitabındaki makaleler Tercüman ve Vakit gazetesi ile Şura dergisinde 1908-1912 yılları arasında neşredilmiştir. Akçura bu makalelerinde, II. Meşrutiyet ön­cesi Avrupa ve Rusya’nın siyasî durumu ile Osmanlı Devleti’nin dışarıdan görünüşünü incelemiş, Meşrutiyet’in ilanından son­ra sürgüne gönderildiği için uzun yıllar ayrı kaldığı İstanbul’a gelerek dönemin hadiselerini çok canlı olarak resmetmiştir. Makaleleri okurken I. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’nın siyaset koridorlarında çevrilen oyunları öğrenecek ve II. Meş­rutiyet yıllarının İstanbul’unda kısa bir gezintiye çıkacaksınız.

Milay Köktürk, Millet ve Milliyetçilik, Ötüken Neşriyat.

 

Felsefî eleştiri, ele aldığı olguyu kılı kırk yararak çözümlemeye çalışır. Bu anlayışla Prof. Dr. Milay Köktürk tarafından kaleme alınan Millet ve Milliyetçilik kitabındaki yazılar milliyetçiliği tüm boyutlarıyla tartışmayı ve açığa çıkarmayı hedeflemiştir. Kitapta yer alan yazıların amacı milleti yüceltmek veya yerden yere vurmak olmadığı gibi, milliyetçiliğe reddiye yahut methiye yazmak da değildir. Milliyetçilik, son birkaç yüzyılın en problemli gerçeğidir. Yok saymakla veya düşman olmakla ortadan kalkmayan bu olgunun sosyal, kültürel, fikrî ve siyasî boyutlarını anlamak gerekiyor. Millet ve Milliyetçilik kitabını oluşturan yazılar, Prof. Dr. Milay Köktürk’ün Eleştirel Yazılar külliyatı içindeki milliyetçiliği anlama çabasını yansıtmaktadır. Kitapta yer alan “Milletin Ontolojisi”, “Millet Olmak”, “Millilik”, “Milliyetçiliğin Ontolojisi”, “Düşünce Özgürlüğü ve Milliyetçilik”, “Türk Milliyetçiliği İdeoloji Midir?”, “Milliyetçilik ve Gelenek” ve “Kozmopolitizm” gibi yazılar millet ve milliyetçilik üzerine hâlâ konuşulması ve tartışılması gereken pek çok husus olduğunu gösteriyor.

Nail Tan - Salih Turhan, İstanbul Türküleri, Ötüken Neşriyat.

 

İki imparatorluğun siyasi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ise sanat başkenti sayılan İstanbul, her dönemde bütün sanat dallarında başı çekmekteydi. Aynı zamanda ekonomik zenginliğin de merkeziydi. Hâl böyle olunca, eğlence ve onun en yaygın unsuru müzik, sosyal hayatın her aşamasında vardı.

1453’ten itibaren şehirde başlayan Türk, Müslüman halkın iskânıyla birlikte zamanla şehirde yeni bir kültürel sentez ortaya çıktı. Anadolu, Rumeli, Kafkasya, Orta Doğu ve Kırım’ın kır çiçekleri, İstanbul’da aşılı gül, lale ve menekşeye dönüştüler. Saraydaki Enderundan, Mevlevihanelerden, Tekkelerden şehre, halka yayılan müzik, bugün Türk Sanat Müziği veya Klasik Türk Müziği olarak nitelendirilen müzikti. Bektaşî dergâhlarında ve halk arasında Türk Halk Müziği olarak adlandırılan müzik yankılanıyordu. İki müzik türü zamanla çalgı, makam ve icra olarak önemli ölçüde birleşti. Şehir halk müziğinin en güzel örnekleri sergilenmeye başladı; şenliklerde, eğlencelerde…        

19 ve 20. yüzyıllarda İstanbul büyük göçlere sahne olunca şehir halk müziğinin renkleri çoğaldı; çalgılar, icra teknikleri zenginleşti. Mahallî sesler, ağızlar, çalgılar varlıklarını daha güçlü hissettirmeye başladılar. 15 milyonluk metropol şehrin türküleri de bu oyluma uygun bir görkeme kavuştu.        

Halen TRT Kurumunda 26 türkü ile temsil edilen İstanbul’un, gerek özel arşiv ve koleksiyonlarda gerekse ulaşılamayan kaynaklarda takribi 500 civarında türküsünün olabileceğini söylemek abartı olmaz. Ancak bu kitapta İstanbul halk müziği ile ilgili faklı kriterler esas alınmak suretiyle “Türkü” tür/şekil ve formuna uygun 100 ezgiye yer verilmiştir.

Daniel Defoe, Robinson Crusoe'nun Yeni Maceraları, Ötüken Neşriyat.

 

Klâsik sıfatını gerçekten hak eden, Daniel Defoe’nun en meşhur romanı olan Robinson Crusoe'nun devamı olan Robinson Crosoe'nun Yeni Maceraları, aradan uzun yıllar geçtikten sonra yeniden adaya dönen Robinson'un dönüş yolunda, adada ve adadan geri dönüşünde başından geçen birbirinden değişik maceraları barındırıyor. Robinson Crusoe serisi, okumaya başlayınca elinizden bırakamayacağınız, her olayı adeta kahramanı ile birlikte yaşayacağınız sürükleyici bir macera romanı ama sadece macera romanı olarak okunamayacak, okunmaması gereken, çok yönlü bir eser.

Bilal Kemikli, Sen Sen Ol Sevgili Kızım, Hayy Kitap.

 

Uyan kızım… Seherde seyre çıkıp tazelenmek için uyan! Kalk, kızıllığın, o doğurgan rengin ucundan tutunarak seyrana çık! Aç pencereyi, gün dolsun içeriye. Kaldıysa güne uyanamayan mimarların talan ettiği şehirde, bir yerlerde bahçeler, güller; içeri bülbül sesi dolsun. Dolsun içindeki köşke ıhlamur, hanımeli ve lavanta kokuları, kokularla uyan, tazelen... Sonra o kızıllıkla birlikte, İlâhî Kelâm'dan "seher vaktine andolsun ki…" diye başlayan ayetleri oku.

Sevgili kızım, şimdi hepimiz, sanki hilâle çevrilmiş gecenin eşiğindeyiz… Birazdan tan yeri ağaracak, gün doğacak. Gün doğduğunda, ayan beyan görülecek görülmesi murat edilen… Lakin sehere ermek için ilimle, tefekkürle, aşk ve muhabbetle hemhal olmak, çalışıp çabalamak lazım. Şunu bil ki kızım, aydınlık limanına gayret gemisiyle varacaksın! Bu sebepten, durma, akan zaman ırmağının akıl ve gönül bahçeni sulamasını dile, çalışıp çabala…

Yazar genç olmanın, kadın olmanın ne olduğunu anlamaya ve kızlarına anlatmaya çabalarken kibir, kendini sergileme ihtiyacı, ben merkezlilik, sabırsızlık, vefasızlık, kötülük gibi kavramları irdeleyerek, bunların karşısına çalışkanlık, dürüstlük, sabır, şefkat, vicdan, merhamet, vefa, sadakat, güzellik, iyilik, denge, tutarlılık, dostluk gibi değerleri yerleştiriyor.

  

Rıdvan Şentürk, Müzik ve Kimlik, Küre Yayınları.

 

Müzik, hem tarihsel kimlik oluşumunu mümkün kılan ruh ve düşünce tavrının doğrudan tebarüz ettiği ritmik bir ifade, hem farklı milletleri ve kültürleri aynı ruh ikliminde buluşturan sihirli bir kudret, hem de oluşan birliğin ve üst-kimliğin belki de en önemli tarihsel hafızasıdır. Osmanlı-Türk kimliğini diğerlerinden farklı kılan özellik, bütün bu ilişkiler yumağını kuşatarak karakter kazandıran ruh ve düşünce tavrının merkezi hüviyette bir tarihsel kimlik iddiasına sahip olmasıdır.

Müziğin toplumu birleştirici ve dönüştürücü rolünün tarihsel bir perspektif içinde ele alındığı bu kitap, ana metin dışında, Türk, Süryani, Ermeni, Rum, Keldani, Kürt ve Yahudi müziğiyle ilgili yirmi üç söyleşiyi ihtiva ediyor. Çalışma, kendi müziklerini yine bizzat kendileri muhakeme eden her bir ismin değerli katkılarıyla meseleye etraflı bir bakış sunuyor.

Kitapta, ilgili röportajları okuyucunun cep telefonları ve tabletlerinde izleyebilmeleri için QR Code kullanıldı. Aynı şekilde bazı örnek müzik parçaları QR Code'lar sayesinde, hazırlanan internet sitesi üzerinden dinlenebilmektedir. Bu özelliği ile kitap, okuyucusuna sesli ve görüntülü interaktif özelliklere sahip bir okuma imkanı sunmaktadır.

A. Çetin Yücesoy, Zurasudan & Bilgeliğin Keşfi, Küre Yayınları.

 

Sudan Darfur'da yıllar süren iç savaşlarda, göçmek yerine, hoşgörü ve akıl ile şiddetin karşısında durabilen Umşalaya halkının, bilgelik ve başarı hikâyesini anlatan Zurasudan: Bilgeliğin Keşfi, yazarın 2005 yılında hacca gitmesiyle başlayan keşfini okuyucu ile buluşturuyor.

Yeryüzünün terk edilmiş, unutulmuş bir bölgesinde tüm imkânlardan mahrum, zayıf ve güçsüz bir toplumun, hâlen devam eden bir iç savaşta, güç ve silah kullanmadan zafer kazanabilmesinin nasıl mümkün olacağını yazarın keşfiyle bütünleyen kitap, şiddete karşı hoşgörü ve aklın galibiyetinin gerçek hikâyesi.

Son 30 yılda Sudan'da savaş, hastalık ve göçlerde hayatını kaybeden 3 milyona yakın insanın ardından, bir köyün liderinin aldığı stratejik beş temel kararla, Cancevid milislerinden kurtulma yolunu anlatan kitap, barışın savaşmadan mümkün olabileceğine dikkat çeken farklı bir örnek.

Jacques Ranciere, Sinematografik Masal, Küre Yayınları.

 

Sinematografik Masal modern sinema tarihinin izlerini sürüyor. Jacques Rancière'in bu yoğun ve çetin kitabı, olağanüstü bir kapsam ve analiz ile sinema aşkını defaten ortaya koyan lirizmle buluşturan nadir çalışmalardan biri. Rancière, Eisenstein ve Murnau'nun tiyatrodan filme intikalinden ve Frits Lang'ın televizyon ile karşılaşmasına; Mann'in kovboy filmlerindeki klasik şiir tekniğinden Ray'in romantik imgesel şiir tekniğine; Rossellini'nin yeni-gerçekçiliğinden Deleuze'ün sinema felsefesine ve Marker'ın belgesellerine kadar geniş bir alanda büyük bir ustalıkla değerlendirmelerde bulunur. Sinematografik Masal sinemanın, kendi imgeleri ve kendi hikâyeleri arasından gerçekliği nasıl dile getirdiğini gösterir.

Murat Erol, Yerlilik Düşüncesi, Profil Yayınları.

 

Yerlilik, siyasete ve ideolojik yönelimlere bağlı olarak zaman zaman gündeme gelip tartışılsa da kavramın kendisine bakış neredeyse yok gibidir. Yerlilik kavramı ilk önce toprak merkezli bir yorumlamaya tabi tutulmuş, sonrasında giderek sağ/muhafazakâr çerçevede değerlendirilmiştir. Yerliliğin hamasetten arındırılmış, kavramsal yönünü merkeze alan teorik temellendirilmesi bu kitapla yapıldı.

Kitapta karşımıza iki tür yerlilik çıkıyor. İlki geleneğin ve geleneksel olanın kendisi kalabilmesi çerçevesinde bir yerlilik; ikincisi ise modern zamanlarda büyük kırılmalar yaşamış düşüncelerin ve kişilerin epistemik anlamda yönelimi anlamında yerlilik. Yaşadığımız zaman diliminde birinci durumdan çok, ikinci durumun söz konusu olduğu söylenebilir. Bu bakımdan yerlilik doğru bilgiye, bağlamı olan duruma, geleneksele doğru bir yönelimi içermektedir.

Uzun zamandır kavram üzerine çalışan Murat Erol kitapta, yerliliği temel unsurları ile ele alırken, farklı alanların birikiminden yararlanmış; sosyoloji, felsefe, siyaset bilimi ve tasavvuftan yola çıkarak kavramı zaman, mekân, bağlam, gelenek gibi konular üzerinden temellendirmiştir. Bugüne değin, spekülatif biçimde ele alınan kavram, büyük oranda Yerlilik Düşüncesi ile vuzuha kavuşmuş olarak okurun tartışmasına bırakılmıştır.

Fatma Barbarosoğlu, Hayat Teselli Olmaktır, Profil Yayınları.

 

Marx'ın 'Kapitalizm , gölgesini satamadığı ağacı keser .'cümlesi ile Efendimizin 'Hurma sizin halanızdır. ' Hadis-i Şerif'ini aynı gün öğrendim. İlkini anlayacak kadar eleştirel bakışım gelişmemişti henüz.Efendimin cümlesinin anlamını içimde hazır buldum.

Her ağacı o gün bugündür akrabam bildim. Ağaçların en çok gövdesine sarılmayı sevdim. Ağaçların gövdesine sarılmayı sevdim . Çünkü canımıncanı Annem bulduğu her toprağa ağaç dikerdi.

Annemin, hayatın acılarına karşılık bir teselli olarak ağaç dikişini idrak ettiğimde, otuzlu yaşlarımı geride bırakmıştım. Ömür denilen şeyin bir teselli arayışı olduğunu öğrenmeye henüz başlamıştım. Işte tam o sıra Yusuf Hemedani'nin cümleleri mihmandarım oldu. 'Hayat Teselli Olmatır , herkes tesellisini kendi nev'inden arar ' diyordu. Yusuf Hemedani . Ben tesellimi kelimelerde buldum.

 

 

Betül Nurata, Yüzümü Tanı, Profil Yayınları.

 

Birçok önemli çağdaş öykücü için kullanılan bir ifade vardır : 'Küçük insanın hikâyesini yazdı.' Betül Nurata'nın öykülerinde de, 'küçük kadın'ın hikâyelerine rastlarız. Bazen bir misafirlikte, bazen bir kafede, yalnız ya da insanların arasında, o alelade gündelik hayatı içinde devinen insan onun başlıca konusu ve malzemesi gibidir . Nurata, bu sıradan hayatları dikine dilimler, dışarıdan sezilemeyen kederleri, sevinçleri, gülünçlükleri sergiler . Durağan bir hayatın akmayan ritminin içinden, ritmi tıkayan şeyi bulur çıkartır. Ya da atmayan bir ilişkideki tıkanık damarı gösterir. Gerçekçi, humor sever ve gözlemcidir .

Türkçesiyle, gözlem yeteneğiyle, insani öze olan lgisiyle dikkat çeken bu genç öykücüyü heyecanla takdim ediyoruz .

Emel Özkan, Yolda Anlatırım, Profil Yayınları.

 

Siz kime baktınız sayın okur ?

Bir üzülmelik ömrümüz
Kaybolan uzlet
Bulunan yalnızlık
Sınırdan geçen nağme
Seslere karışıp…
Yanlış bilgi veren yaşamak
Esaret günlerinde…
Harfler taşımak cebinde,kırıntılar
Taşta uyurken bir anlam
Kâğıtlarla ısıtmak ellerini
Birşarkı örtüp üstüne gitmek
Bir kelimeyi anlamak, için için...

Ahmet Edip Başaran, İzinsiz Gösteri, Profil Yayınları.

 

Bir ev resmi çizerken herkes masumdur
Resim bitince tutup yaralarını sarar herkes
Sarmaya gelirsek o biraz içli bir mesele
Kendime doğru dağılırken hep o aynı keder ;
Omzunu bir dostunda unutan adam
Der ki : hatırlamak ne acı !

Şimdi
Bana adını bağışlar mısın yaşamak ?

Ebubekir Kurban, Gariplerin Kitabı, Profil Yayınları.

 

Ebubekir Kurban , satırlara dizdiği kelimelerini Allah'a emanet etmiş bir yazar. Her seferinde kalbinden yola çıkıp dostların,toprağın,gariplerin kalbine dönen, kalplere dokunan bir derviş.

Yazar bizi hakikate götürecek sözün kaybolan kıymetini arama telaşıyla,içimizdeki insana ve zamana yapacağımız yolculuk için bir rehber sunuyor. Aşk ve imanın,kalp ve gönlün, yol ve dostun rabıtasına çağıran bir tefekkür kitabı sunuyor bize ; bir zikir,fikir,şükür kitabı. Bitirdiğimizde hayata hayretle bakacağımız, gariplerin dertli iştirak edeceğimiz bir kitap.

Tarık Tufan, Şanzelize Düğün Salonu, Profil Yayınları.

 

Tarık Tufan'dan "hayat bu, her şey olur" diyen bir roman!

Şanzelize Düğün Salonu'nun "isimsiz" kahramanı bir aşk için evinden çıkıp savrulmaya başlayınca, kendisini daha önce hiç yaşamadığı türden şaşırtıcı ve bir o kadar da tuhaf olayların içinde buluyor.

Tarık Tufan sevilen üslubu, hakiki hayreti ve "acayip" kurgusuyla bizi ilgi çekici bir yolculuğa çıkarıyor. Kahramanın oradan oraya savrulmasıyla gelişen bu yolculuk bir yanıyla da insanın içine doğru uzanan bir arayış.

"Aşk bize kefil oluyor bir yerde. Kalan borcumuzu temizliyor. Borç dediğim, hayata olan borcumuz; iyi insanlara, deftere yazan bakkallara, az isteyince de çok veren lokantacılara, yaptığı yemekten bir kap da sana getiren komşu kadınlara olan borcumuz. Kalan son canımızı kendi elimizle almamıza mâni oluyor. Tesellimiz oluyor. İyi tarafından bakalım. İnsanları masum olduğumuza inandırabiliriz. Ya da insanları boş verin; Allah'ı inandırırız. Âşık adamın kötülüğü de aşkı kadar aşikâr olur. Ne varsa yüzümüzde var. Başka da bir şey yok. Bu!"

İbrahim Tenekeci, Sürekli Kayıp, Profil Yayınları.

 

İbrahim Tenekeci'nin bu kitapta bir araya gelen yazıları, Türkiye'yi ve Türkçeyi istikametinden saptırmak isteyenlere karşı bir pusula işlevi görüyor. Edebiyatla tarih, güncelle kadim olan, sorumluluk şuuru ve ahlakıyla ortaya konuluyor. Mesuliyet ve mensubiyet duygusuyla. On yıllardır derin bir kültür buhranı yaşayan Türkiye'nin devasının nerede olduğuna da işaret ediliyor Sürekli Kayıp'ta. Tarih ve medeniyet tecrübesinin perspektifinden bugüne bakan bu yazılar, düşünce ve edebiyat okumalarımıza da yön verecek türde.

Sema Maraşlı, Huzur Bulalım Diye, Profil Yayınları.

 

Huzur, modern dünyada, moda dışı bir kelime gibi duruyor artık. Oysa, Huzur; ne tatlı bir kelimedir. Huzur; ruhun, zihnin ve bedenin sükûnet bulma hâlidir. Huzur; gönlün yatışması, nefsin tatmin olmasıdır. Huzur; baş dinçliği, gönül rahatlığıdır. Kadın ve erkek "birbirlerinde huzur bulsunlar" diye çiftler halinde yaratılmış, Birbirlerinde coşsunlar, birbirlerinde durulsunlar diye... Kadın ve erkeğe ne oldu da birbirlerine huzur veremez oldular? Bu da huzurun izini süren bir kitap. Huzuru arayanlara ışık olsun diye...

M. Engin Noyan, Sucuklu Yumurta, Profil Yayınları.

 

Hakk ve Hâkikât... Olanca derinliği, olanca güzelliği, olanca çarpıcı - şaşırtıcı boyutlarıyla bir gün mutlaka çıkar herkesin karşısına... Hattâ bir vampirin bile!

Haklarında bilinmedik kalmayan vampirler bu yüzden açlığın pençesine düşünce soluğu Türkiye'de alırlar… Ve...

Zeynep Sevde Paksu, Kaplumbağa Battuta Günlükleri 2 - Kudüs'te Bir Gün, Profil Yayınları.

 

Kaplumbağa Battuta, büyük büyük dedesinin arkadaşı olan meşhur seyyah İbn Battuta’nın izinden giderek güncel bir seyahatname yazan neşeli bir kaplumbağadır. Kaplumbağa Battuta Günlükleri, çocuklara seyahat etme kültürünü eğlenceli bir üslupla anlatmak için kurgulandı. Her kitabında bir şehri birçok yönüyle anlatan Kaplumbağa Battuta Günlükleri, hem bir gezi rehberi hem de neşeli bir hikâye özelliği taşıyor.

Fatih Dikmen, Fil Ozof'un Doğa Günlüğü, Profil Yayınları.

 

Bilim Günlüğü’yle Fil Ozof, ormanın derinliklerindeki laboratuvarında yaptığı yeni araştırmalar ve deneylerle yine karşımızda! Bu sefer günlüğündeki sorular ve deneyler pek doğal, çok taze ve acayip organik! Fil Ozof doğadaki böcekler, hayvanlar, dağlar ve ağaçlarla ilgili enteresan araştırmalar yapıyor. Mesela örümcekler ağlarına neden yapışmaz? Denizatı yavrularını babaları mı doğurur? Yapraklar neden sararır? Balıklar unutkan mıdır? Tavşanlar hep havuç mu yer? Yanardağlar niye patlar? gibi sorulara eğlenceli ama gerçek cevaplar veren Fil Ozof, birbirinden ilginç ve acayip deneylerini de günlüğüne yazmayı unutmuyor.

Kamil Yeşil, Kalemin Gölgesinde, Büyüyenay Yayınları.

 

Kâmil Yeşil okuyucuyu din-edebiyat-hayat üçgeninde buluşturduğu kaleminin gölgesine çağırıyor. Ancak bu çağrı dinlenmek için değil. Yazar okuyucuyu, kalemin gölgesinde otururken, doksanlı yıllardan bu yana kendi kuşağının okuduğu, tartıştığı, beslendiği kaynaklar, isimler ve eserler üzerinde düşünmeye davet ediyor. Okuyucu böylece bir öykücünün öykü dışındaki zamanlarında ve dönem gençliğinin doksanlı yıllarda nelerle meşgûl olduğunu görmüş oluyor.

Yalçın Çetinkaya, Müziği Düşünmek, Büyüyenay Yayınları.

 

Müzik ve düşüncenin, ilk bakışta biraraya gelmeleri pek mümkün olmayan, birbirinden uzak iki farklı alan oldukları zannedilir. Genel algıya göre müzik insanların eğlence isteklerini karşılayan, enstruman çalıp şarkı söyleyerek eğlenmelerine yarayan bir araçtır ve müzik hakkında bir düşünce ortaya koymaya çalışmak da beyhûdedir. İnsan, düşünmek gibi zihinsel bir çabayı daha başka alanlar için sarfetmelidir. Ancak buna rağmen kadîm düşünce geleneğinde, müzik hakkında ciddî ve heyecan verici düşüncelere rastlamak mümkündür. Bu da, müziğin zihinle ilgili faaliyetlere de imkân tanıyan geniş bir düşünce malzemesine sahip olduğunu göstermektedir.

Filibeli Ahmed Hilmi, Batınıiler & İblis Behmen, Büyüyenay Yayınları.

 

Batınîler - İblis Behmen romanı kitap olarak okuyucularımızın karşısına ilk defa çıkıyor. 1326 (1910)’da haftalık Hikmet gazetesinin ilk sayısından itibaren tefrika edilen eser, hem üslup hem de muhteva bakımından, edebiyatımızın şaheserlerinden A’mâk-ı Hayâl’den geri kalır bir roman değildir. En az onun kadar okuyucuda ilgi ve merak uyandırması beklenen bir eserdir.

Brinkley Messick, Yazı Devleti & Müslüman Bir Toplumda Metinsel Tahakküm ve Tarih, Açılım Kitap.

 

Messick, İslam ilim geleneğinin geçirdiği değişimi anlatmak için, post-modern alet-edevatı gayet ustaca kullanıyor. Onun şehir planlarından hüsnühatta, fıkıh şerhlerinden ulemanın ümmet içindeki konumuna kadar, modernleşmeyle beraber kaybolan ve hala hatırlanamayan birçok hakikatin aslında birbiriyle irtibatlı olduğunu gösteren tespitleri, İslam’ın şekillen-dirdiği anlam dünyasında sözün ve metnin günümüzdekinden ne kadar farklı olduğunu öğrenmek isteyenler için gözardı edilemez bir çabayı temsil ediyor. (Eyyüp Said Kaya)

Babanzade Ahmed Naim, Felsefe Makaleleri, Klasik Yayınları.

 

Ahmed Naim'in Paul Janet, Émile Picard ve Élie Rabier'den yaptığı tercümeler ile Mehmed Ali Aynî'nin Ruhiyât Dersleri adlı tercümesi hakkındaki değerlendirmesini ihtiva eden elinizdeki çalışma, 80. vefat yıldönümünde, Ahmed Naim'in, Türkiye'de ve Türkçe felsefe yapma konusunda ilham verici unsurlar içeren entelektüel mirasının tekrar hatırlanmasını ve daha yakından tanınmasını hedeflemektedir.

Gazzali, Varlık - Bilgi - Hakikat & Mişkatü'l Envar, Klasik Yayınları.

 

Gazzâlî'nin Mişkâtü'l-envâr'ı, onun, temelde, kelâm, felsefe ve tasavvuf çerçevesinde geçen entelektüel serüveninin en dikkate çekici ve son ürünlerinden birisidir. Bir dostunun, "Allah göklerin ve yeryüzünün nurudur" (en-Nûr 24/35) âyetindeki sembolik anlatıma dair sorusu üzerine bu eseri kaleme alan Gazzâlî, sadece bir te'vil teorisi ortaya koymamakta, bize epistemolojik ve psikolojik verilerle temellendirilmiş bir ontoloji teorisi sunmaktadır.

Hubert L. Dreyfus, İnternet Üzerine, Küre Yayınları.

 

Dünyada ve ülkemizde daha çok yapay zekâ alanında çalışanların What Machines Cant Do (Makineler Neyi Yapamaz?) adlı eseriyle tanıdıkları Hubert L. Dreyfus bu eserinde İnternetin neyi yapıp neyi yapamayacağını soruşturuyor. Sanal Aklın Eleştirisi mahiyetinde yazılmış bu eserde internetin epistemolojik, ontolojik ve aksiyolojik düzeyde fenomenolojik bir eleştirisi yapılmaktadır.

 

S. Muhammed Nakid el-Attas, İslam Metafiziğine Prolegomena, Küre Yayınları

 

Modern dünyada Müslümanların karşılaştığı farklı türde meydan okumalara ilişkin tartışmalarda temel felsefî değerlendirmelerden çok yalınkat değerlendirme biçimlerinin zaman zaman egemen hale geldiği gözlemlenir. Bu tür tartışmalarda İslâmî dünya-görüşünün merkezî kavramları ve aslî unsurları hakkındaki eksik, yetersiz, tutarsız, müphem, mefhuma değil lafza dayalı bilgiler sıklıkla kullanılır. Alana temel felsefi katkılar sunan eserlerin sayısı ise çok fazla değildir. Prof. el-Attas'ın elinizdeki çalışması bu anlamda verimli ve yoğun tartışmaları ihtiva eden eserlerden biridir.

Ahmed Cebbar, İslam Bilim Tarihi, Küre Yayınları.

 

Bu kitap, İslâm Medeniyetinde ilk bilimsel çalışmalardan 15. asrın ortalarına kadar yapılan etütler üzerine bütünlüklü bir röportajlar dizisi olarak konu hakkında uzmanlık bilgisi olmayan okurları da düşünerek hazırlandı. Bu medeniyette gerçekleşen bilimsel etkinliklerin aslî yönlerine ilişkin senteze dayalı genel bir çerçeve sunan bu kitap aynı zamanda bu alanda son elli yıl içinde yapılan araştırmaların bir özetini veriyor. Bu anlamda, hem yeni bilgi ve yorumlar ihtiva ediyor hem de mevcut literatürün eleştirel bir değerlendirmesini sunuyor. Kitapta yer alan soru ve cevapların odak noktası sadece Doğu İslâm coğrafyasının bilim merkezleriyle sınırlı olmayıp başta İspanya ve Mağrip olmak üzere diğer merkezlerin katkılarına da işaret edilmekte.

İlaveten, elinizdeki kitap İslâm dünyasındaki mezkûr zaman aralığında gerçekleştirilen bilimsel faaliyetleri "bilimler tarihi" bağlamına oturtan bir araştırma programına sahip olmasıyla da bu alanda yapılacak çalışmalara iyi bir giriş mahiyeti taşıyor.

 

Güncelleme Tarihi: 01 Temmuz 2016, 12:34
YORUM EKLE

banner19

banner13