banner17

Cemal Şakar'ın hikâyeleri neden sağlamdır?

Cemal Şakar’ın 'Pencere’si üzerinden imgeyi yeniden düşünebiliriz. Çünkü Cemal Şakar’ın hikâyeleri gerçekten çok sağlamdır. Ömer Yalçınova yazdı.

Cemal Şakar'ın hikâyeleri neden sağlamdır?

https://www.ktpkitabevi.com/urun/pencere-115270522Cemal Şakar’ın Pencere’si (İz y., 2014) üzerinden imgeyi yeniden düşünebiliriz. Çünkü Cemal Şakar’ın hikâyeleri gerçekten çok sağlamdır. Hangi hikâyesini açıp okursanız okuyun, hatta onun ilk hikâye kitabını sil baştan okumaya başlayın, görülecek ilk şey budur: Kelimesine dokunamayacağınız sağlamlıkta hikâyeler. Üzerinde çokça çalışılmış, düşünülmüş, belki de yeniden yeniden yazılmış; konusuna ayrı, biçimine ayrı, diline, üslubuna ayrı önem verilmiş, kurgusu sağlam hikâyeler. İlk önce okuyucuda ister istemez bu hikâyelerle ilgili konuşmak, yazmak, yorum yapmak imkânsız intibaı uyandırır. Öyle ya, sağlam yapılara yalnızca bakarız. Onun harcını, kiremidini, planını konuşmaya takatimiz olmaz. Çünkü bütün olarak o bir imgedir, muhayyilemize hücum etmiştir, etkisini halen duyurmaktadır. O an adeta görünen köy kılavuz ister mi veya “'güzel olan hiçbir şey hülasa edilemez' demiş çünkü Valéry” demek zorunda kalırız. Sanatçı biraz da muhatabını bu şekilde savunmasız bırakan kişi değil midir?

Pencere” hikâyesinde Cemal Şakar, sonradan ayağı sakatlanmış, bu yüzden pencere önünde oturmak zorunda kalan bir dost imgesi üzerine çalışır. Şiirde imge bazen tek mısrayla kurulur ve biter. Bazen de şiirin genelinden okuyucuda bir imge kalır. İkinci tür imgeler esastır ve kalıcıdır. İkinci tür imgeleri oluşturmak büyük yetenek gerektirir. Hikâyede de aynı şeyle karşılaşırız. Örneğin bir roman veya hikâyede okuyucunun gözünde canlanan ani parlamalar, görüntüler, flaş patlamaları olur. Eğer o flaş patlamalarını sanatçı rastgele yakalamışsa, işlememişse ve başka unsurlarla desteklememişse, o orada kalır. Unutulmaya mahkûmdur. O metni yeniden okuduğumuzda aklımıza gelir. Onu geliştirmek, biraz da okuyucunun zihnine bağlıdır. Sanatçı bu tür rastgele imgelerle fazla oyalanmak istemez. O, imgeyi adım adım kurgular, planlar ve inşa eder. Cemal Şakar’ın “Pencere”sindeki imge mesela, bu tür çalışılmış, temelleri atılmış, inşa edilmiştir. Ve okuyucunun zihninde kalır, kolay kolay unutulmaz. Kah zihne kah kalbe hitap eder. İkisini birden sızlatır.

Pencere” hangi özelliğiyle ayrı bir yerde durmayı hak ediyor?

Peki, Cemal Şakar hikâyelerinden okuyucuda yalnızca bir veya birkaç imge mi kalır? Hayır. Aslında Cemal Şakar hikâyelerinden okuyucuda pek çok şey kalır. Karakterler, olaylar, düşünceler… Yani her hikâyeden okuyucuda iz bırakmasını beklediğimiz türden şeyler. Fakat “Pencere”nin ayrı bir yeri vardır. O, genel beklentilerden fazlasını karşılamaktadır. “Pencere” hangi özelliğiyle bu ayrı yerde durmayı hak etmiştir? Düşünülmesi gereken soru budur. Ve günümüz hikâyecilerinin birçoğunun atladığı nokta da budur. O yüzden onlardan okuyucuda birkaç olay, belki birkaç karakter kalır. Onlar da zamanla silinir. Fakat “Pencere” okuyucuda öyle sağlam bir yerde durur ki, onu silmek, unutmak, düşünmemek uzun, hem de pek uzun bir zaman gerektirir.

Cemal Şakar “Pencere”de olay, karakter, hareket, mimik, yorum, düşünce, telaş… artık neleri kullanmış veya ortaya çıkarmışsa, hepsini de tek bir imgenin üzerine bina etmiştir. Cemal Şakar imgeyi, binayı dikeceği, yükselteceği bir temel olarak kullanır. Hikâyede geçen her şeyin o temelle/imgeyle ilişkisi vardır. İmge bir tarafta, karakter öbür tarafta durmaz. İmge denilince karakterler, karakterler denilince olaylar, olaylar denilince düşünceler bir anda okuyucunun zihnine sökün eder gelir. Çünkü hepsinin özeti o imgede saklanmış, sıkıştırılmış halde durur. Cemal Şakar’ın en büyük başarısı budur.

Cemal Şakar’ın ustalaştığı yönler

Tiyatro sahnesini tarif etmeye benzer, kısa cümlelerle başlatılır “Pencere”. Sahne üç aşağı beş yukarı okuyucunun gözünde canlanır ama halen pusludur, bütün canlılığıyla ortaya çıkarılmamıştır. Daha sonra kaza nedeniyle evinden çıkamaz hale gelen idealist adamın oğluyla karşılaşırız. Hikâyeyi oğulun ağzından dinleriz. Bütünüyle değil tabii, eksik tarafları kalacaktır. Ardından adamın karısı konuşmaya başlar. Bazı eksikleri o giderir. Sonra adamın kendisini dinleriz. Ama hikâye halen eksiktir. En sonunda da adamı ziyaret eden dostun/yazarın duygu ve düşüncelerini okuruz. Hikâye biter. Bir olay bu şekilde dört ayrı perspektiften aktarılır. Cemal Şakar her karakteri başarılı bir şekilde konuşturur. Liseli talebenin ağzından yetişkinlere özgü sözler çıkmaz. Ayrıca Cemal Şakar liselinin heyecan, kaygı ve düşüncelerini çok iyi verir. Onu liseli bir genç olarak konuşturur. Aynı başarıyı ev hanımını konuştururken de gösterir. Ev hanımının telaşı, kaygıları, dikkat ettiği şeyler hikâyede işlenir. Sonra da hayata küsmüş, odasından dışarı çıkamayan adamın psikolojisi… Bunlar dünyaya dönük dört ayrı bakış, değerlendiriş, yorumlayış ve algılayıştır. Hepsini de okurken gözümüzde sürekli aynı imge takılıp kalır. O imge her sarf edilen sözde, tarifte, tahlilde, düşüncede oluşur.

1- Babasının sırlarını çözmek isteyen, edepli, liseli genç imgesi,

2- Emektar, fedakâr eş imgesi,

3- Dostunun haline üzülen vefakâr yazar imgesi

Bunlara üç saç ayağı dersek, üstünde “kaza nedeniyle ideallerini gerçekleştirememiş, pencere kenarında oturmaya mahkûm olmuş adam imgesi” durur.

Cemal Şakar’ın hikâyesindeki sağlamlığın ve okuyucuda bıraktığı güçlü etkinin nedeni bizce budur. İmgenin olaylar ve karakterleri, olay ve karakterlerin imgeyi, dönüşümlü olarak inşa etmesi, birbirinden koparılamayışı… Ve bunu en iyi şekilde gerçekleştirmek için seçilen ve uygulanan teknik… Farklı karakterlerin ağzından aynı olayı anlatmak, onlara aynı olayı düşündürmek… Yani olayın farklı açılardan izlenmesi… Cemal Şakar’ın ustalaştığı ve okuyucuya sunduğu yönlerdir.

Modern dünyaya karşı sunulmuş güçlü seçenekler

Cemal Şakar’ın okuyucuya sunduğu, hikâyelerindeki estetik değildir sadece. Bir de düşünce vardır. İmgeyi düşünceden ayıramayız. Yukarıda dört ayrı bakış açısından söz ettik. Aynı olay üzerinde yapılan dört ayrı düşünme şekli. Adamın kaza sonucunda gerçekleştiremediği idealleri, dostuyla ilişkisi, kitap ve dergilere duyduğu sevgi, hayata bakışı… okuyucuyu düşündürür. Oğulun misafire hizmeti, babasıyla ilgili merakı; eşin, misafire gösterdiği ihtiram, eşiyle ilgili öfkesi, sonra yumuşaması; dostun arkadaşını unutmayıp, ziyaretine gelmesi ve her kelimesini seçerek konuşması, onun acısını yürekte duyması, onunla sohbeti alttan alta aile, dayanışma, vefa, fedakârlık, sadakat, ahlak, dostluk ve kader düşüncesinin işlenmesidir. Kaza sonucunda pencerenin önüne mahkûm olan adam, istediği şeyleri yapamadı da sanki ülke ülke dolaşan arkadaşı istediği şeyleri yapabildi mi? Gençken arkadaşlarıyla birlikte hayalini kurdukları binanın eksik tuğlalarını kim ekleyecek, dolduracaktır? Adamın diğer arkadaşları nerededirler? Oysa birçok arkadaşıyla birlikte kitap okumuş, yazı yazmış, bir derginin çıkışına destek olmuşlardı. Ve dünyayı kurtarmak gibi bir fikrin peşinde çabalamaktaydılar. Adamın hanımı, okumuş biriyle evlenme diyenlere kulak vermeli miydi? Hayır hayır, diğerleri dayak ve ihanetten kurtulamadılar, oysa onun kocası kendine karşı çok saygılıydı. Peki adamın oğlu ne yapacak? Babası gibi büyük bir şehirde üniversite mi okuyacak?

Bir de incelik vardır tabii. Düşünce ve hareketlerdeki incelik, naiflik... Bunların hepsi aslında Cemal Şakar’ın okuyucuya sunduğu birer tekliftir. Modern dünyaya karşı sunulmuş güçlü seçeneklerdir. Cemal Şakar’ın köylüyü ve kasabalıyı nasıl anlattığı da ayrı bir konudur. Onlardaki misafirperverlik, edep, sahicilik, dikkat… Say say bitmez. Bunların hepsi de birer düşünce, duruş, tavır ve kültür sonucudur ve Cemal Şakar bunları göze sokucu bir şekilde değil, etkileyici, yavaş yavaş yani damardan enjekte eder gibi verir. Hepsi de kader bağlamından, yani imgeden ayrı düşünülemez.

İmge hikâyede işlenen kaderdir veya kader düşüncesidir, daha doğrusu o düşüncenin görselleşmiş, cisimleşmiş halidir diyeceğim ama fazla iddialı bir cümle olacağı, tabii bir de bunu açıklamaya yerimiz kalmadığı için vazgeçiyorum.

Pencere’de dokuz hikâye var. Bunun beşi aynı hikâyenin farklı bölümleri. Öyle olunca kitapta beş hikâye var diyebiliriz. Biz sadece “Pencere”yi düşündük. Diğerlerine geçtiğimizde Cemal Şakar’ın hikâyelerinde kullandığı dil ve tekniklere uzun uzun girmemiz gerekecek. İnşallah onları da başka bir yazıya bırakalım.

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 15:09
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20