Camiyi Kapatıyor Dediği Binanın Yıktırılmasını Sağlayan Edebiyatçı

'Bir Ateşpare Bin Yangın' kitabında İstanbul’u bir edebiyat dersi hassasiyetinde anlatmaya devam ediyor Beşir Ayvazoğlu. Semtlerin ruhunu da okşuyor yeri geldikçe, verdiği bilgilerle edebiyat tarihine de ışık tutuyor. Mustafa Uçurum yazdı.

Camiyi Kapatıyor Dediği Binanın Yıktırılmasını Sağlayan Edebiyatçı

Şehirlerin de bir kalbi vardır. Şehir üzerine yazılan yazıları okurken bir kalp atışı sizi hiç yalnız bırakmaz. Özellikle şehrin nabzını tutmayı bilen yazarların kaleme aldığı yazılarda bu ses satırlar arasından kalbinize dokunur durur.

Şehir üzerine düşünen ve yazan Beşir Ayvazoğlu’nun şehir yazılarını okurken kendinizi şehrin yerlisi hissedersiniz. Bir şehri sevmek ancak böyle olur dedirtir bizlere her kitabında. Şehir köşe bucak bütün güzelliğini size sunmaya başlar. Tarihin siyah beyaz fotoğraflarından sıyrılıp gelen şehirlerin eskimeyen yüzü metropollerin gürültüleriyle harmanlanır ve şehir size unutulmaz anılar bırakır.

Şehir Fotoğrafları kitabı ile şehre karşı bakış açımızı nostalji kıvamından kurtarıp bir sorumluluk yükleyerek anlatan Ayvazoğlu, İstanbul üzerine yazdığı yazıları biraraya getirdi Bir Ateşpâre Bin Yangın kitabında. Daha önce de İstanbul üzerine kitaplar yazmış olan Ayvazoğlu’nun yeni kitabının ayrı bir havası var İstanbul kokan.

Edebiyatımızda kendine en çok yer bulmuş şehirdir İstanbul. Adına şiirler, romanlar, destanlar yazılan şehr-i İstanbul’u anlatmakla bitirememiştir yüzyıllar boyunca söz sahipleri. Günümüzde de durum farklı değil. Her şeye rağmen İstanbul İstanbul’dur.

Şehirler üzerine çok yazılar yazılmıştır ama İstanbul üzerine daha yoğun yazılar kaleme almıştır yazarlar. Çünkü merkezdedir İstanbul. Hayatın, edebiyatın, tarihin merkezindedir.

Neler neler yitip gitti İstanbul’un yangınlarında

İstanbul üzerine okunan her eser bu şehri daha çok tanımaya ve sevmeye bir sebeptir. Bu sebepleri çoğaltan bir kitapla karşı karşıyayız. Dört bölüm var kitapta. Yaşamın kaynağı, tadı, tuzu gibi dört bölüm: Toprak, su, hava ve ateş. Toprak bölümünde yazarların İstanbul üzerine yazılarına yer vermiş Ayvazoğlu. Su bölümünde İstanbul’un çeşmelerini anlatıyor Ayvazoğlu. Ruha ve gönle şifa çeşmeler, geçmişten günümüze yıkılan, kaybolan halleriyle yer buluyor kendine. Hava bölümü İstanbul’un ağacıyla, mevsimiyle görsel yönünü sunuyor bizlere. İstanbul, her mevsim ayrı güzel diyoruz satırları okudukça.

Kitabın en dikkat çekici bölümü, ateş. İstanbul yangınlarını anlatıyor burada Ayvazoğlu. Defalarca yangın gören bir şehir İstanbul. Kül olup giden hayaller, umutlar var ateşte. Şairlerin, yazarların manevi değerlerine paha biçilemeyecek kitapları da bu yangınlarda kül oluyor, tarihe şahitlik etmiş sayısız eser de.

Abdülhak Şinasi Hisar’ın aile yadigârı yalısı, kütüphanesi, yazma eserleri; Leyla Hanım’ın köşkü, Veled Çelebi İzbudak’ın yazma eserlerle dolu kütüphanesi ve Türk Dili üzerine yaptığı çalışmaları topladığı eseri İstanbul’da çıkan yangında kül oluyor.

Eyüp ve edebiyatımız

Kitapta bir edebiyat şöleni sunuyor yazar bizlere. Evliya Çelebi, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Abdulhak Hamid, Recaizade Mahmut Ekrem ve daha birçok edebiyat adamı çıkıyor karşımıza.

İstanbul’u bir edebiyat dersi hassasiyetinde anlatmaya devam ediyor Ayvazoğlu. Semtlerin ruhunu da okşuyor yeri geldikçe, verdiği bilgilerle edebiyat tarihine de ışık tutuyor.

Ahmet Haşim’in Eyüp Sultan’la Halid bin Velid’i karıştırdığı bir yazısından bahsediyor Eyüp’ü anlatırken. Yazılarında, şiirlerinde Eyüp güzellemeleri yapan, hayatını Eyüp’te geçirmiş sayısız edebiyatçımız varken Eyüp’ün adının Piyer Loti ile anılmasından duyduğu rahatsızlığı da açıkça belirtiyor.

Eyüp’ten bahsederken Mai ve Siyah romanını da hatırlatmayı ihmal etmiyor. Eyüp ve edebiyatımız konulu bir ders sunuyor okuyucuya Beşir Ayvazoğlu.

İstanbul’u seven ve sevdiği için de İstanbul’un güzelliğini kaybetmemesi için büyük çaba gösteren edebiyat adamlarından örnekler de var kitapta. Nihat Sami Banarlı’nın bir İstanbul sevdalısı olduğunu, İstanbul’un hızla betonlaşmasına karşı yazdığı yazılarla tepki gösterdiğini öğreniyoruz. Unkapanı’nda bir binanın son katlarının Fatih Camii’ni kapattığını, buna tepki yazıları yazan Banarlı’nın binanın son katlarının yıktırılmasını sağladığını anlatıyor Ayvazoğlu.

İstanbul da güzel, İstanbul’u yazmak da

"İstanbul'da uzun yıllar yaşamış, yaşadıkça tanıyıp sevdiği semtleri zamanın derinliğine doğru enine boyuna öğrenmiş insanların, yaşları ilerledikçe, bu şehrin güzelliklerinin sonsuz olduğu kanaatine varacaklarından emindi. Gerçek sanatkârların İstanbul, Üsküdar ve Boğaziçi'ni hangi tepeden, hangi kıyıdan, hangi köşeden, hangi mevsimde seyrederlerse, günün her saatinde sayısız güzellik bulacaklarına ve ömürlerinin bu güzelliklerin koleksiyonunu tamamlamaya yetmeyeceğini düşünüyordu."

Bu satırlar Yahya Kemal’e ait. Beşir Ayvazoğlu’nun İstanbul sevdasını bu satırlar tam olarak özetliyor. Sivaslı bir yazarın İstanbul’da yaşadıkça bu şehri sevmesi ve sevdasını cümlelere dökmesi de ancak bu şekilde özetlenebilirdi.

İstanbul’u sevmek ne kadar yazılırsa yazılsın kelimelere sığmayacak kadar sonsuz bir sevgidir. Bunu Beşir Ayvazoğlu’nun cümlelerinden anlayabiliyoruz. Kendisine Ahmet Hamdi’yi, Necip Fazıl’ı, Mehmet Akif’i, Nazım Hikmet’i şahit tutsa da onun İstanbul sevgisi hâlâ dipdiri aramızda dolaşıyor. Bir Ateşpâre Bin Yangın kitabı bunun en somut ispatı.

Beşir Ayvazoğlu, Bir Ateşpare Bin Yangın, Kapı Yayınları

Mustafa Uçurum

Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2018, 16:12
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26