banner17

Camilerde gülen yüzlü hocalarımız olsun

Fahri Tuna’nın 'Yaşayan Nasreddin Hoca Hafız Hasan Çolak' adlı kitabı, Adapazarı’nın en tanınan simalarından birini bizlere tanıtıyor. Mustafa Uçurum yazdı.

Camilerde gülen yüzlü hocalarımız olsun

Camilerimiz, hocalarımız, İslam’ın dışa açılan, en göz önünde olan yüzleri, örneklik müessesesinin en rağbet gören tarafı. Hassas noktalardır bütün bu köşe taşları. Anlatılacak sayısız menkıbenin yerine, yüz binlerce sayfa kitabın içinden süzülüp gelecek ilham veren anlatılara karşın yaşayan değerlerin etki gücü daha yüksektir.

Nasreddin Hoca, bu toprakların en nadide değerlerinden biridir. Onu değerli kılan, klâsik söylemiyle güldürürken düşündüren bir özelliğin yüzyıllardır en gözde temsilcisi olmasından gelmekte. Bu özelliğe sahip Nasreddin Hoca’nın âlim, hoca, kadı gibi görevleri de üzerinde taşıyor olması onun nüktedan kişiliğini daha da ön plana çıkarmaktadır. Malumdur ki bu görevleri yürüten kişilerden beklenen ağırbaşlı duruş, hatta çokça çatık kaş, gönüllere giden yolları da tıkamakta, kurulabilecek dost muhabbetlerinin zeminini de olumsuz etkilemektedir. Dünyanın en zor mesleğidir gönül kurucu olmak. Bunun inceliklerine eren kişilerin de toplum nezdinde çokça kabul görmesi, insanların güler yüzlere duyduğu özlemin bir sonucudur.

Yaşayan Nasreddin Hoca olmak

Yaşayan Nasreddin Hoca”, “Nasreddin Hoca’nın torunu” gibi benzetmeler günümüzde de nüktedan kişiliğe sahip geniş yürekli erenler için kullanılır. Bu kişilerin bir de hocalık görevi varsa o zaman Nasreddin hocalık payesi daha da yakışır böyle kişilere.

Adapazarı’nın en tanınan simalarından biridir Hafız Hasan Çolak. Merkezdeki Orhan Camii’nde şehrin canlı bir şahidi olarak gerçekleştirdiği müezzinlik görevinden dolayı onu herkes tanır ama onun bilinmeyen yönlerini de yine Adapazarı’nın çok önemli bir değeri olan Fahri Tuna, “Yaşayan Nasreddin Hoca Hafız Hasan Çolak” kitabıyla daha geniş kitlelere tanıtmış oldu.

İlkokul eğitimi bile almamış olan Hasan Çolak Hoca, hafızlık payesini kazanıp aslında en değerli eğitimi alarak hayata atılır genç yaşında. Zekice düşünme gücüyle, olaylara kendi gönül penceresinin herkesi kucaklayan yanından bakmayı kendine düstur edinmiş olan hoca, kırmadan ve incitmeden yapar bütün nüktelerini.

Kimseyi incitmeden güzel yalaza yaparım.” diyor Hasan Hoca. Sonra da yalazayı açıklıyor: “Yalaza, bizim Taraklı dilinde şişirilmiş, abartılmış muhabbettir.” Yalan söylemeden, olmamış bir şeyi olmuş gibi gösterme sanatıdır yalaza. Hasan Hoca da Adapazarı’nda bir yalaza ustası olarak tanınır. Nasreddin Hoca’nın güldürürken düşündüren hikâyelerinin Taraklı’daki karşılığı yalazadır.

İnsanların gönlüne girmek yaşadığımız çağın en zor sanatlarından biridir. İnsanlar kalplerini her türlü çeldiriciye açmışken onları incitmeden güldürmek, düşündürmek en zor sanatlardandır. Hasan Hoca’nın ömrü Nasreddin Hoca gibi geçmiştir. Günümüzde de aynı hoşnutlukla devam etmektedir hayatına.

Özellikle bir din adamının, hayatını bu denli halkın içinde, onlarla beraber hoş sohbetler ederek geçiriyor olmasına bakarak, dinin kuşatıcı hüviyeti de göz önüne alınınca, arzuladığımız hayatlara böyle daha kolay ulaşabileceğimize kanaat getirebiliriz. Gönül kırmayan din adamı, kimseye tepeden bakmayan, olayların en çetrefilli zamanlarında bile tebessüm edilecek bir noktayı mutlaka bulan din adamı, insanları 7’den 70’e camiye yaklaştıran din adamı, günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz güzelliklerdendir.

Dini sevdirmeye çalışmak

Bir portre ustası olan Fahri Tuna, bu kitabında da sanatının tüm inceliklerini kullanarak Hasan Çolak Hoca’yı bizlere tanıtıyor. Kitap, hocanın yaşam hikâyesi, yalazaları, hocanın tanıdıkları hakkındaki düşünceleri, tanıdıklarının hoca hakkındaki düşünceleri gibi geniş bir yelpaze ile bir şehre damgasını vurmuş önemli bir değeri tanıtıyor bizlere.

Hasan Hoca, bir otobiyografi tadındaki yaşam öyküsünde kendisi için gönül rahatlığı ile şu cümleyi kuruyor: “Kırk üç sene her sabah camide Kur'an okumayı bana nasip etti. Görevime düşkündüm… İnsanlara dini sevdirmeye çalıştım gücüm yettiği kadar.” Bir din adamının en asli görevi olarak dini sevdirmeyi görmesi ne büyük bahtiyarlıktır.

Hocanın bu yönüne örnek olarak şu anısını burada zikredelim: Ölen anneleri için camiye salâ verdirmeye gelen iki kardeş salâ ücretini sorar. Üç çeşit salâ olduğunu söyler Hasan Hoca. Onlar da orta boy salâ isterler. Hoca çıkıp salâyı okur. Sonra gençlere der ki, “Siz camiye biraz uzaksınız herhalde. Biz salâya para almayız. Gelin camilere yakın olun.” Bu olaydan sonra iki kardeşi sık sık camide görür Hasan Hoca. Yaşantısıyla, kişiliğiyle, giyimiyle, kuşamıyla örnek olmak bir din adamının yapması gerekenlerin başında olmalı ki temsil gücünü en doğru şekilde kullanabilsin.

Hasan Hoca’nın eşinin anlattıklarından da öğreniyoruz ki hoca, işinde gösterdiği titizliği giyiminde de göstermekte. Her gün en temiz giysilerini giyerek camiye gittiğini öğreniyoruz hocanın.

Fahri Tuna’nın bu çalışması, yaşayan bir değere hayattayken hakettiği vefayı gösteren bir eser olarak dikkat çekiyor. Önemli olan da bu değil mi zaten? Gönlümüzden geçen şudur ki, Hasan Hoca’ya uzun ömürler dilerken, Rabbim Hasan Hoca gibi gönül ehli hocalarımızın sayısını arttırsın. Çünkü gönülleri fethetmenin en kolay yolu mütebessim bir çehre ile yola çıkmaktır.

Mustafa Uçurum yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2019, 17:21
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bayram Akyüz
Bayram Akyüz - 3 yıl Önce

Hocamı tanıyordum, mizahi yönünü Fahri Tuna beyden öğrendim. Muhteşem bir insan yaşarken görülmeli derim. Her anınız çok değerli olacaktır.

banner19

banner13

banner20