Çalıkuşu romanında sekülerizm izleri

Sakine Odabaşı, bu yazısında Çalıkuşu romanına bambaşka bir pencereden bakıp satır aralarına sinmiş sekülerizmin izlerini sürecek.

Çalıkuşu romanında sekülerizm izleri

Notre Dame de Sion’da  eğitim görmüş delidolu bir genç kız olan Feride’nin, düğününe iki gün kala nişanlısının kendisini aldattığını öğrenmesiyle evden kaçıp öğretmenlik yapmak üzere Anadolu’ya gitmesini ve başından geçen maceraları anlatan Çalıkuşu romanı; her ne kadar Peyami Safa  tarafından ‘’Taşra Muallimesi ‘’ adlı bir Fransız romanından aşırma olarak itham edilse de imparatorluk bakiyesi muhteşem dili, Osmanlı eğitim sistemi ve bürokrasisine getirdiği eleştirileri, çizdiği  eğitimli ideal Türk kızı modeliyle kitaplıklarımızda baş köşeyi almıştır. Sakine Odabaşı bu yazıda Çalıkuşu romanına bambaşka bir pencereden bakıp satır aralarına sinmiş sekülerizmin izlerini sürecek.                                         

Sekülerizm ve dünya/ahiret dengesi

Toplumda ahiretten ve diğer dini, ruhani meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanılması yönündeki hareket olarak tanımlayabileceğimiz sekülerizm; tıpkı laiklik gibi Batı uygarlığının kendine has fikri ve siyasi gelişimi içerisinde vuku bulmuş bir dünyevileşme tarzıdır. Tarihi süreç içerisinde din- devlet-toplum ilişkilerinin gergin seyrettiği Katolik dünyası, ruhban sınıfının sert etkisini kırmak için ‘’Tanrı’nın elini göğe sıkıştırmak” olarak tanımladıkları laikliği seçerken Reform hareketleriyle bu etkiyi kırmış olan Protestanlar, daha mutedil olan sekülerizmi seçmiştir. Denilebilir ki laiklik, Katolik dünyevileşmesi; sekülerizm ise Protestan dünyevileşmesidir.

Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde geçen ‘’hayatü’d-dünya’’ tabiri, dünya hayatının ahiret hayatına nazaran kısa bir zamanı içermesi ve değersiz olması yönüyle zemmedilmiştir. Buradaki amaç, insanoğlunun yeryüzündeki yaşamının değersiz olduğuna atıfta bulunmak değildir. Bilakis dünya hayatı bir imtihanı içerdiği için çok anlamlıdır. Asıl amaç insanoğlunu dünya hayatının heva-ü heveslerine kapılmaktan alıkoymaktır. Bu yüzden insan, ahireti aklından çıkarmamalıdır. Oysa selülerleşme, uhrevi/dini olanı gündelik hayattan uzaklaştırmayı, insanın bütün ilgisini bu dünyaya yöneltmeyi, dünya hayatını ahirete göre düzenlememeyi savunmaktadır.

Sörler Mektebi mi, Zeyniler Mektebi mi?

Roman kahramanı Feride,’’Sörler Mektebi’’ diye andığı,’’melek gibi sabırlı” Katolik rahibeler tarafından idare edilen Dame de Sion’da on yıl eğitim görmüştür.  Bu okul; taş binası, ağaçlarla süslü bahçesi, tek kişilik sıraları, modern araç-gereçlere sahip derslikleri, laboratuvarları, etüt salonları, kütüphanesi, yatakhanesi, misafir salonları ile sahip olduğu maddi imkanların yanı sıra öğrencilere yaşayarak öğrenme imkanı sunan dört başı mamur eğitim ve terbiye veren bir kurum olarak çizilir kitapta. Haşarılığı yüzünden adı ‘’Çalıkuşu”na çıkan Feride’nin her türlü yaramazlığını tebessümle karşılayan Sör Süperiyör-müdire, başrahibe- onu dünyada en çok seven insandır. 

Çalıkuşu’nun ilk tayin yeri olan Zeyniler Köyü’nün mektebi ise ahırdan bozmadır. Sınıfta ne doğru düzgün araç gereç ne de sıra vardır. Okul lojmanı, tüyleri diken diken eden kapkara bir mezarlığa bakmaktadır. Mektepte çalışan yarı hoca yarı hademe bir görevli vardır: Hatice Hanım.

Hatice Hanım’ı sörlerle kıyaslarsak birçok aksak yönü olduğunu fark ederiz. Eğitimin amacını ‘’kalplerdeki dünya emelini söndürmek” olarak gören bu kadın, sınıf yönetiminden de bihaberdir. Oysa sörler, bağırmadan sınıfı yönetmekte, öğrencilere çeşitli vazifeler verip onları takip ederek gelişmelerini sağlamaktadır. Sörler, ceza vermeden öğrencilerle konuşarak ikna etme metodunu seçerken Hatice Hanım, çocukları dövmekte ve onları hapsetmektedir. Ama bu kadını Feride’nin nazarında olumsuz yapan en önemli yönü, dünya hayatına önem vermemesi ve yüzünü tamamen ahirete dönmüş olmasıdır. Öyle ki Hatice Hanım, Zeyni Baba adlı bir ermişin türbedarlığını yapmakta ve adeta bir ölüyle beraber yaşamaktadır. Öğrencilere hayat ve neşe aşılamak isteyen Feride’nin başarısız olmasının en büyük sebebi; Hatice Hanım’ın teneffüslerde çocuklara kabirli, teneşirli ilahiler söyletmesi ve adam kefenlemece oyunu oynatmasıdır. Feride, sörlerin ahirete taalluk etmeyen sabır ve tahammülle ilgili tavsiyelerini bir peygamber sözü gibi hatırlarken Hatice Hanım’ın ahirete göre dünyayı tanzim eden “baş örtme” gibi tavsiyelerine kerhen uymaktadır.

Feride’nin dünyasında “din, ahiret ve ölüm”

Feride okuduğu ruhban okulunda çok iyi bir dini eğitim almıştır. Mesela Bursa’daki otelin Ermeni odabaşısı Hacı Kalfa, mektepte edindiği bilgilerle Hz. İsa’nın vaftizi hakkında malumat veren Feride’nin bir Müslüman kızı olarak Hristiyanlığı papazlardan iyi bilmesi karşısında çok duygulanmıştır. Ama onun eğitim aldığı kurum ve eğitmenleri; “sabır, tahammül, tevekkül, dua” telkinlerinin arka planında çağın ilerisindeki eğitim metoduyla yüzünü, din ve ahiretten çok, bu dünyaya dönmüştür.  Dünyaya ait hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi görünen sörler, en küçük dedikoduları bile bilmektedirler. Bu yönüyle sörlerin her ne kadar ruhban olsalar da seküler olduklarını söyleyebiliriz.

Feride,’’insanın yorgunluktan bitap düşene kadar gezip eğlenmesi, yaşlanıp yorulunca da bir uyku hafifliği ile ölmesi’’ gerektiğini söyleyerek tıpkı ‘’Bu dünyada varız, yaşar ve ölürüz; öte bizi ilgilendirmez.’’ diye düşünen sekülerler gibi hareket etmektedir. Aslında onu, Zeyniler’den ve Hatice Hanım’dan uzaklaştıran onların ilkelliği ve cahilliği değildir. Yaşanan anın içine soktukları ‘’hazin, ürkütücü, karanlık’’ ölüm ve ahiret düşüncesidir.

Osmanlı modernleşmesinden Cumhuriyet modernleşmesine kadar çeşitli sancılarla gelen bugünkü eğitimli muhafazakar nesil, Feride’nin sekülerliğiyle Hatice Hanım’ın ahiret hesabına kantarın topuzunu fazla kaçırdığı uhreviliği arasındaki dengeyi kurabilmiş midir? İşte çözülmesi gereken büyük problem budur.

Sakine Odabaşı

    

     

Yayın Tarihi: 24 Ocak 2021 Pazar 14:30 Güncelleme Tarihi: 24 Ocak 2021, 14:21
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Osman Nuri TÜRKER
Osman Nuri TÜRKER - 1 ay Önce

Önceki yazılar gibi yine çok güzel bir yazı. Farklı bir bakış. Kaleminize sağlık kıymetli meslektaşım

Mim sin elif
Mim sin elif - 1 ay Önce

Yüz yıllardır yaşadığımız kimlik sorunundan başkası değil. Damdesyonda da okusan lâkabın gülbeşeker vesselam. Ama feridenin erenköyünden merdivenköyüne yürüyüşü hâlâ aklimdadır. Ferideyi bu kadar sevmememizin nedeni yürüyüşüdür bence. Korkmadan yürüyüşü.

banner26