banner17

Çağın Ruhi ve Maddi Sorunlarına İlaç: Paylaşmak

'Yanı Başımız Hayat' kitabında örselenen ruhları, sevgi ve ilgi açlığı çekenleri, sanal âlemi mekân tutanları, kalabalıklar içinde yalnız kalanları çokça gören, sebeplerini de irdeleyen Mehmet Dinç, bununla da yetinmiyor ve sağlam çözümler üzerine kafa yoruyor. Esma Can yazdı.

Çağın Ruhi ve Maddi Sorunlarına İlaç: Paylaşmak

Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji bölümünde öğretim görevlisi olan Mehmet Dinç Bey hocalık, danışmanlık, seminer ve seyahatler derken insanın ruh hallerine dair pek çok şey biriktirmiş. Yıllar içerisinde edindiği bu tecrübe, gözlem ve anılarından yola çıkarak hayatın hem hüzünlendiren hem de umuda kanatlandıran taraflarını

Yanı Başımız Hayat” adlı kitabında derli toplu bir şekilde okuyucuya aktarmış. Profil Kitap tarafından yayınlanan 150 sayfalık bu eser, günlük yaşantı esnasında karşılaşılan durumlara dair tahliller içermesi açısından her yaşa ve her mesleğe hitap ediyor.

Örselenen ruhları, sevgi ve ilgi açlığı çekenleri, sanal âlemi mekân tutanları, kalabalıklar içinde yalnız kalanları çokça gören, sebeplerini de irdeleyen yazar, bununla da yetinmiyor ve sağlam çözümler üzerine kafa yoruyor. Şifayı çok uzaklarda değil yanıbaşımızdaki hayatın güzelliklerinde arayıp bulabileceğimizi misallerle anlatıyor. Mehmet Bey en çok insanın ruh halini sağlıklı ve canlı tutabilmeyi dert ediniyor ki bu hakikaten asrın sızlayan yarasıdır. Hız ve haz peşinde koşan bedene ruhun yetişememesi büyük bir ızdıraptır esasında. Bunun üstesinden gelebilmek için öyle sihirli formüller verip iddialı laflar etmez. Çare küçük şeylerden tutunarak hayatın ahengini yakalamaktan geçer.

Ruhu fırçalamak

İnsan sevilmek, anlaşılmak, muhatap kabul edilmek ister. Akraba, eş, dost diye bildikleri ama en çok da ailesi tarafından her daim sarılıp sarmalanmak iyi gelir. Çünkü dışarda fırtınaların kopmasıyla sağlam zannettiği dayanaklar bir bir sarsılırken, aile en korunaklı limandır. Bu sımsıcak yuvada şefkatle, ihtimamla büyüyen çocuklar güvenle bağlanırlar hayata. Sofra başındaki muhabbetler, hediyeleşmeler, ziyaretler, yardımlaşma, işbölümü derken tadılan ruhi lezzet ve hissedilen emniyet bir çeşit “ruhu fırçalamak” gibidir yazarın tabiriyle. Her ebeveyn çocuklarına henüz daha ufacıkken elbiselerini temiz tutmayı, el-yüz yıkamayı, dişlerini fırçalamayı yani bedenine bakmayı öğrettiği gibi ruhuna da özen göstermeyi ihmal etmemeli. Evladının gözlerinin içine sevgiyle bakmalı, sözlerini kesmeden dinlemeli, yargılamadan anlamaya çalışmalı, adım adım hayata hazırlamalı.

Cansız canlar

En çok da umudumuz ve istikbalimiz olan gençlerin üzerinde durulması gerektiğini kuvvetle belirtiyor yazar. Bir psikolog olarak karşılaştığı gençlerin bakışlarındaki nefret ve tavırlarındaki asilik düşündürür. Fena halde yüreğini acıtan bu durumu “Cansız canlar” olarak adlandırır. Her ne kadar aileler evlatları için her tür fedakârlığı yaptıklarını düşünseler de manevi ilgisizlik gençlerin ruhlarında büyük boşluklar oluşturabilir. Kötülük buralardan yağar üstümüze ve zararlı alışkanlıklar bir mikrop gibi bulaşmaya başlar. Ve sıkça dillendirilen sanal bağımlılık ne yazık ki hayalleri, hedefleri hatta yaşama sevincini neredeyse yok eder.

Kendi suyundan bıkan adam

O halde Feridüddin Attar’dan şu hoş hikayeyi yeniden hatırlamanın vaktidir: “İki saka (sucu) yolda karşılaşırlar. Biri diğerine; ‘Kardeş, bana kırbandan bir tas su verir misin? Çok susadım.’ der. Öteki şaşırır; ‘Be şaşkın. Bende kırba varsa sende de kırba var. Neden kendi kırbandan doldurup kendi suyunu içmiyorsun?’ Cevap dikkat çekicidir; ‘Haklısın kardeş, bende de su var sendeki gibi ama ben kendi suyumu içmekten bıktım.’”

Şu fani dünyadaki en temel mesele halleşmek, dertleşmek ve paylaşmaktır. Küçük evlerinde yatılı misafir kabul edip mütevazı sofralarında ağırlayanlar ve bundan huzur duyanlar giderek azalmış. Maalesef onca imkâna rağmen ne evlerimizi ne gönüllerimizi cömertçe açamayınca gam ve elem yakamızı bırakmaz olmuş. Halbuki sahip olduklarını paylaşmak kişiye neşe verir, müthiş bir doyum sağlar.

Biraz da gülmesek

Evet, yanlış okumadınız zira yazar kendisini çok etkileyen bir olay üzerine bu cümleyi sarfediyor. Bu sarsıcı anıyı biraz özetleyerek kendi kelimelerinden dinleyelim. “Filistin’in Hebron şehrinde bir köye gidiyoruz. İki katlı, küçük bir evi ziyaret ediyoruz. Yıllarca köyün okulunda İngilizce öğretmenliği yapmış 50-55 yaşlarında bir bey karşılıyor. Beş oğlu varmış, 22 yaşındaki oğlu Munir geçen Ramazan ayında İsrail askerleri tarafından vurulmuş. Aradan bir yıl geçmesine rağmen babanın acısı taze ve bu acıyla başa çıkmakta zorlanıyor. Her hafta bir sivil toplum kuruluşu adına psikolog arkadaşımız babayla görüşüyor. Bizleri buyur ediyor, oturuyoruz. Sırayla Avusturyalı, Singapurlu, Amerikalı arkadaşlar kendini tanıtıyor. Baba ‘hoş geldiniz’ diyor. En son ben adımı ve Türkiye’den geldiğimi söylüyorum. O zamana kadar çok göz kontağı kurmayıp uzaklara bakan baba başını çevirip gözlerini sevgiyle gözlerime dikiyor ve geldiğimizden beri ilk kez gülen yüzüyle ‘hoş geldiniz, İstanbul.’ diyor. Özgürlük âşığı Munir’i, güzel ahlakını, yetiştirdiği güvercinleri ve şehadet haberini alışını anlatıyor. Görüşmenin bitiminde yemek yedirmeden bizi bırakmıyor ve dönüş için bekleyen minibüs şoförüne yol parasını itirazımıza aldırmadan kendisi ödüyor. Herkesle el sıkışırken, bana sarılıyor. Helalleşip ayrılıyoruz. Yolda hiç birimiz ne konuşabiliyoruz ne gülebiliyoruz. İşte o zaman ‘biraz da gülmesek’ diye içimden geçiriyorum.

Mehmet Dinç, Yanı Başımız Hayat, Profil Kitap

Esma Can

Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2018, 16:07
YORUM EKLE
YORUMLAR
Feyza
Feyza - 1 yıl Önce

Kitabı okumuş kadar olduk Allah razı olsun. Bu çağda açlığını çektiğimiz muhabbet, saygı, hürmet; en önemlisi kul hakkı anlayışı. Yerleştirebilsek her şey ne kadar kolaylaşacak güzelleşecek. Selametle.

banner19

banner13

banner20