Çağ yangınında gönüllere şifa: Muhammediye

"Muhammed Yazıcıoğlu’nun Muhammediye’si biçim, dil ve çalkantılı anlatımı bakımından muasırlarından ayrılır. Dokuz bin küsurluk beyitiyle ilk manzum Türkçe eserdir." Nursema Maraşî yazdı.

Çağ yangınında gönüllere şifa: Muhammediye

“Hudâvenda ne naks ola, kemâl-i mahz-ı hikmetten

Eğer düpdüz cihan içe, zülâl-i feyz-i rahmetten”

1970’li yılların başıydı. Yaz tatillerinde köye giderdik. Henüz su ve elektrik köydeki evlere gelmemişti. Köye günde iki kez otobüs çıkardı. Sabah gün doğmadan kalkılır, dedem camiden dönünce de sabah ekmeği yenirdi. Güneşin ilk ışıklarıyla cıvıldayan kuşlar gibi neşeyle dışarı çıkardık. Meydandaki çeşmeden su taşımak biz çocukların göreviydi. İki ayağı üzerinde durmayı başaran herkesten iş beklendiği günlerdi. Yetişkinler kimi hayvanları sağmaya gider, kimi de tarlaya gitmek üzere hazırlanırdı. Biz çoğunlukla evde kalırdık. Herkes işine revan olunca bizim de dersimiz başlardı. Hepimiz ilk dini bilgilerimizi ve Kur’an-ı Kerim okumayı anneannemden öğrendik. Ders bitince dışarı çıkardık. Artık doya doya oynama zamanıydı.

Perşembe günü öğleden sonra kadınlar toplanır, önce Kur’an-ı Kerim okunur, ardından da Muhammediye’ye geçilirdi. Hafif ve ahenkli bir sesle okurlar sık sık salâvat getirirlerdi. Onlar bilge kadınlardı. Kendi geleneklerini bilir ve yaşarlardı. Şifalı bitkileri tanır, kendilerini ve ailelerini tedavi ederlerdi. Muhammediye’yi eski Türkçe’den okuyup anlayacak donanıma sahiptiler.

Çok yıllar sonra Hicaz Hatıratı’nı okurken rastladım Muhammediye’ye. Muhammed Yazıcıoğlu’nunmuş. Bilmiyordum. Kitabı hemen sipariş verdim. Ertesi gün elime ulaştı. Eğer bir kuş olup uçsaydım ancak bu kadar mutlu olabilirdim.

Hüseyin Vassaf Efendimiz’in “Kıdvetü’l-arifin, umdetü’l-aşikîn, seyyid-i ehli’l firak ve’l- uşşak bir zat-ı âlî- kadr’dir” diye ifade buyurduğu Yazıcızade Muhammed, 15. yüzyıl başlarında yetişen, Sultan 2. Murad ve Fatih Sultan Mehmed devirlerini idrak eden zamanın meşhur tasavvuf ehlindendir. Babası Salih Efendi, devlet hizmetinde kâtip olarak çalışan münevver bir zattır. Sonradan gelip Gelibolu’ya yerleştikleri söylenir. Doğduğu yer ve yıla dair bir kayıt yoktur. Muasırı ve kendisi gibi bir peygamber sevdalısı olan “Mevlid-i Şerif” müellifi Süleyman Çelebi gibi onun da hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Bu güzide insanlar asırlar boyu eserleriyle tanınmışlardır.

Önce Süleyman Çelebi’nin Mevlid-i Şerif’i, ardından kaleme alınan Muhammediye İstanbul’un fethinden önce bu coğrafyadaki gönül hazırlığının İlâhi ve Muhammedî dokunuşun izlerini taşır. Bu Muhammedî maneviyat ve latif iklim fethin müjdecisi gibidir. Adı Muhammed’den kinaye olan Sultan Mehmed, İstanbul’u fethetmiş, manevi fethi ise Muhammedî gönüllerin kaleme aldığı bu eserlerle olmuştur.

“İlâhi sen nazar eyle, gözümüz sen aç

Ki hergiz kimse uyanmaz, eğer sen etmezsen ikaz”

Muhammed Yazıcıoğlu, öncesinde işrete mübtela iken Hacı Bayram Veli Hazretleri’nin Edirne’ye gidişte ve dönüşte Gelibolu’ya uğramasıyla nazarına mazhar olmuş, ondan sonra aşk ile yanmış ve tahsilde hızlıca yol almıştır. Nihayet zahir ve batın ilimlerinde ricalu’llah sırasına geçmiştir.

Geliboludaki çilehanelerinde bir ömür geçirmiş. Riyazet ve mücahede ile insanlardan uzak ve Hakk’a teveccühte o derece azim ve metanet göstermişlerdir ki yedi sene ateşte pişmiş yemek yememiş ve zikru’llah ile demgüzar olmuşlardır. Hüseyin Vassaf Efendimiz Muhammediye’nin kıymetini anlatırken bu güzide eserin zahir ve batın on iki ilmin kaidesi üzerine oturtulmuş, bu esaslar üzerine bina edilmiş, imbikten geçirilmiş bir öz olduğunu ifade eder.

“O Hazret, Muhammedîye nâm kitab-ı bedîini bu çilehanede emr-i âlî-i peygamberî ile ilhama müsteniden yazmıştır. Bu kitab-ı celîlin kavâid-i te’lifi ve mebâni-i tasnifi on iki ilmin netayici üzerine mübtenidir. Zahir ve batında ne kadar tahkik var ise mecmûunun hülâsasıdır.”

Ahmed Bican, Yazıcıoğlu Mehmed’in küçük kardeşidir. Bican lakabının verilmesi ise tarikate intisabından sonra çile çıkarmasından veya ilâhi aşkının tezyidinden devamlı perhizde olmasıyla çok zayıflaması, adeta cansız denecek kadar incelmesinden olduğu şeklinde izah edilir. Envaru’l-Aşîkin adlı eserinin yazılma sürecini kendisi kitabının sonunda anlatır.

“Bir karındaşım var idi, âlim ve arif ve fazıl ve kâmil Tanrı’nın hası ve erenlerin serveri idi. Ve dahi cihanın kutbu Şeyh Hacı Bayram’ın sırrı idi. Ben miskin ve derviş Ahmed-i Bican aydurdum ki dünyanın bekâsı yok ve rüzgârın vefası yok. Bir yadigâr düz ki âlemlerde okunsun. Benim sözüm ile ol dahi Megâribü’z-Zaman adlı kitabı yazdı. Arapça yazdığı bu kitabı Türk diline çevirmemi istedi. İmdi benim Envaru’l-Aşîkîn’im ve karındaşım ki Muhammediye adlı bir kitap nazmetti. İkisi dahi Megârib’den çıkmıştır. Sanki bahr-i muhit taşıp iki yüzden aktı, ne denli cevahir var ise zahir oldu. Biz bu yolda çok zahmetler çektik ki ervah-ı uşşak işbu kitabla müşerref olup Yazıcıoğulları’na rahmet diyeler.”

Muhammed Yazıcıoğlu’nun Muhammediye’si biçim, dil ve çalkantılı anlatımı bakımından muasırlarından ayrılır. Dokuz bin küsurluk beyitiyle ilk manzum Türkçe eserdir. Muhammediye tek bir zümreye hitab etmez. Hem avama hem de tasavvufi ve şairane kısımlarıyla havassa hitap eder. Bu özellikleri nedeniyle asırlarca elden ele dolaşmış ve hala benzeri bulunmamaktadır. Süleyman Çelebi’nin Mevlid’i gibi kendi türünde tek kalabilmiştir. Yazıcıoğlu, mana âleminde gördüğü şeyhi Hacı Bayram Veli’nin ağzından eserinin ahir zaman fitnesi (altın ve gümüşün bir potada eritilmesi) olarak tavsifini yaparken onun bir benzerinin olmadığını da ifade eder.

“Kopunca tâ kıyamet bu kitâbun

Naziri gelmeye bu âfitâbun”

Hüseyin Vassaf Sefine-i Evliya adlı eserinin ikinci cildinde Yazıcıoğlu kardeşleri anlatır: “Gerek Muhammediye gerek Ahmediye Anadolu’da pek ziyade münteşirdir. Herkes bir zaman adetâ evrad gibi bunu okumağa hahiş-ker bulunurlardı. Muhammediye okunup bitince hatim cemiyeti gibi cemiyetler yaparlarmış. Sinn-i sabavetimde pekiyi hatırlarım; vâlidem merhûmenin Muhammediye ve Ahmediye kitapları elinden düşmez, komşular bir araya gelirse dedikodu edeceklerine Muhammediye’den okurlar ağlarlardı.”

“Yenile mevlidim çıksın cihana

Eğerçi söylenir dehran fe-dehra”

Muhammediye’nin yazıldığı zamanlar yükselişin, ilerleyişin zamanı idi. Lakin H. Vassaf’ın Sefine’yi yazdığı zaman ise Osmanlı’nın dağıldığı, devletin yenilendiği zamana tesadüf ediyordu. Yürek burkan şu yorumu yapıyor Hüseyin Vassaf: “Halkın inhimâki (düşkünlüğü) azalmış, tabi feyz-i Muhammedî bizlerden uzaklaşmış, başımıza bunca felaketler gelmiştir.”

“Ki sensin âleme Allah, Muhammed’dir Rasûlüllah

Azabından bizi sakla, çü sensin ahfazü’l-huffaz”

Salât ve selâm olsun Efendimiz’e. Selâm olsun onun muhabbetini gönlünde derya gibi taşıyan Muhammed Yazıcıoğlu’na, Ahmed Bican’a. Bize onları yeniden tanıtan Hüseyin Vassaf’a. Selâm olsun bu maneviyattan beslenip ucunu bize ulaştıran ninelerimize.

Bütün dünyanın maneviyattan kopup bir çağ yangını yaşadığı bu zamanda, Muhammedî feyz ve berekete çok ihtiyaç var. Mevlid-i Şerif’in ve Muhammediye’nin yeniden evlerde, gözlerde, gönüllerde yer bulması dileğiyle.

“Beyan etti heman tutmak gerektir

Iraktan sormayıp tatmak gerektir

Kimin kim zevki yok, irfanı yoktur

Kimin irfanı yok, vicdanı yoktur

Kimin vicdanı yok, cananı yoktur

Kimin cananı yoksa canı yoktur.”                                                        

Nursema Maraşî

Yayın Tarihi: 21 Ağustos 2021 Cumartesi 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner26