Buyurun dostlar Halilnâme’ye

"Ayhan Güldaş Beyefendi, Halilnâme’yi hazırlayan ve bizlerin istifadesine sunan kıymetli bir hoca. 1996 yılında Kültür Bakanlığı’nca basılan eser kütüphanelerimizde yerini almış. Biz zuhurata tabi olduk. Hz. İbrahim’in beyitlerle anlatılan doğum hikâyesinden bahsedeceğiz." Arzu Bosnevi yazdı.

Buyurun dostlar Halilnâme’ye

Abdülvâsi Çelebi’nin (ö. 817/1414-15’ten sonra) Hz. İbrâhim’in doğumundan ölümüne kadar hayatını, macerasını anlatan mesnevisi Halilnâme, kütüphanemiz raflarında dikkatimizi celbetti. Neden mi? Çünkü; Mesneviyi, menâkıbları okumaya çalışırken orada binlerce kitaba bedel beyitlerle karşılaşıyoruz. Hatta o devrin edebiyata meraklı devletlileri, sanatçıları da korurmuş. Farsça beyitlerin Türkçe’ye çevrilmesi için her beyite bir altın vermeği taahhüd edildiğini de kitabın girişinden öğreniyoruz.

Halil; halis, sadık samimi dost demek. “lika’ul Halil, şifâ’ul alil” diye bir söz geçer, fihi mafihte. “Dostun cemâli hastanın şifasıdır.”

Bir rivayete göre dağ gibi odun yığılarak yakılan ateşe Nemrut tarafından mancınıkla fırlatılan İbrahim, havada kendini yakalayan ve bir arzusunun olup olmadığını soran Cebrail’e bir şeyi ancak Allah’tan dileyebileceğini ifade ettikten sonra, “Allah ne dilerse onu yapsın!” dediği için “Halîlullah” diye adlandırılmış, ateşin içine düşer düşmez kendisini bülbüllerin şakıdığı, suların çağıldadığı bir gül bahçesinde bulmuştur.

“Her insanın bir İbrahimî tarafı vardır; ateşle, problemle imtihan edilir. Ama sadece Cenâb-ı Allah’a iltica edip ‘aman Yarabbi’ dediği anda onun dostlarını, onu sevenleri yar edindiği anda Cenâb-ı Allah ve onun rahmetinden ümit kesilmez. Umarız ki, niyaz ederiz ki o problemi bir anda bir gül bahçesi hâline çeviriverir, hallediverir meseleyi” der bir sohbetinde muhterem Sadettin Ökten hocamız.

Eğer âşık isen yâre, sakın aldanma ağyâre
Düş İbrahim gibi nâre, bu gülşende yanar olmaz

Ayhan Güldaş Beyefendi, Halilnâme’yi hazırlayan ve bizlerin istifadesine sunan kıymetli bir hoca. 1996 yılında Kültür Bakanlığı’nca basılan eser, kütüphanelerimizde yerini almış. Biz zuhurata tabi olduk. Hz. İbrahim’in beyitlerle anlatılan doğum hikâyesinden bahsedeceğiz.

İbrahim Aleyhisselam’ın doğum hikayesini Halilnâme’den okuyalım:

Nemrud bir gün müneccimlerinin halini gamlı tasalı görür;

Didi Nemrud i üstadan-ı alem

Neden oldu size bu gussa bu gam        

Ne ma’lum oldu size bu felekten

Ya ne duydunuz iblis ü melekden

Onlar da cevaben;

Bu gice gökde bir yıldız doğdu

Ki bin yıl idi kim doğduğu yoğdu

Onun tesiri bir oğlan vücuda

Geliser bu ilünde lutf u cûda

Bu ulu devletin uşbu kemâlin

Zevâli andan olur bil zevalün

Anlaşılıyor ki bir oğlan çocuğu dünyaya gelecek ve Nemrutun devletine de zeval getirecek. Nefis işte, saltanatını kaptırmamak için o sene doğan tüm çocukları analarıyla öldüren Nemrut, İbrahim’i yakacağı ateşe odun olsun diye dağları, ormanları ağaçsız çıplak bırakan Nemrut. Lâkin sonunda bir sineğe mağlup olan yine Nemrut.

Nemrud’u bir nefeste sivri sinek

Beynisini onun edindi yemek

Ancak henüz bu oğlan çocuğu ana rahmine düşmemiştir. Tedbiren ülkesinde karıkoca bir araya gelmeyecek, dokuz ay boyunca doğan oğlan çocukları analarıyla birlikte öldürülecektir.

Yasak eyledi ile şehre ol dem

Didi avrat katına hergiz adem

Bu yedi gecede varmaya hergiz

Ke er ’avrat yüzin görmeğe hergiz

Ve eğer-ni kangı avrat olsa hamil

Oda yakısarın bilsün o cahil

Nemrut haberin doğru olup olmadığını anlamak istiyordu.  Sağ kolu sadık ve vefalı hizmetkârı Azer’e o doğan yıldızı gözetmesi ve tahkik etmesi için vazife verir.

Heman ol gice Azer dama çıktı

Felekler gözedüp yıldıza bakdı

Ne yıldızdır kim ol bir aya benzer

Heman dem çünkü gördü anı Azer

Bakarken girdi ol yıldız kim uçdu

Hemandem kendünün üstüne düşdü

Didi kimseye bunu dimemek yeğ

Bunun kaygısını hiç yimemek yeğ

Âzer’in üzerine yıldızın nuru parlaklığı inmiştir. Saraya döner.

Ta’accüb kıldı dedi kim ey Azer

Ne oldu sana yüzün aya benzer

Muhammed nuru idi Tanrı anı

Yaratmış idi düzmeden cihanı

Çalap ol nuru bir yıldız kıldı

Anunla geceyi gündüz kıldı

Azer eve gider. Hanımı da kocasındaki bu aydınlığı, parlaklığı, nuru fark eder. Bu hâl karı kocayı birbirine daha çok yaklaştırır ve muhabbetlerini arttırır.

Dedi ne görklü olmuşsun helâlim

Bu dem sen bedr olaldan beri hilâlim

Karı koca bir araya gelmesi yasak olduğu için Azer, saraya döner ve efendisinin hizmetine devam eder.

Bir elinde kılıç bir elinde mum

Tutardı subh olunca şöyle mezmum

Ancak o gece hanımı bir şekilde kocası Azer’i görmeye saraya gider. Karı koca birlikte olurlar, hanımı hamile kalır.

Ol işden hamile oldu heman dem

Bozamaz olıcak takdiri âdem

Müneccimler beklenilen bu oğlan çocuğunun rahme düştüğünü haber verdiğinden beri halka zülüm başlar. Hamile kadınlar öldürülür. Şer ve fitne çoğalır, sekiz bin oğlan çocuğu öldürülür. Dokuz ay boyunca kıyamet gibi günler yaşanır. Azer’in karısı da bir mağarada gizlenerek Allah’a sığınmıştır.

Ol Azer avratı uşbu hatardan

Sığınmıştı Hudâya cümle şerrden

Mağarada doğum vaktini bekler. Bir oğlan çocuğu doğurur.

Ne oğlandur ki bir bedr ay toğmuş

Cihan mülküne mil-aray doğmuş

Der idi bunu ben nidem Çalabım

Nereye götürüp gidem Çalabum

İlahi bunu sen sakla hatardan

Adü şerrinden ü hem dahi şerrden

Babası Azer ise çok kaygılı ve korku içindedir. Oğlu yüzünden başına gelebilecek türlü belaları göze alamaz. Çocuğu oracıkta bırakıp mağaradan hanımının çıkmasını ister. Üç gün ay yüzlü, gül yüzlü oğlundan anası ayrı kalır.

Anadur acıdı oğlanın ister

Ne korkar kimseden ne öğüt esler

Anası mağaraya oğlunun yanına vardığında bir geyik görür. Geyik mağarada oğlana üç gün süt vermiştir. Anasına da onu bırakıp gittiği için sitem eder. Oğlu büyümüş, kokusuyla nuruyla mağarayı da aydınlatmıştır. Onu öpüp koklayıp emzirdikten sonra tekrar dışarı çıkar. Geri dönüp baktığında mağaranın ağzında bir ejderha görür. Mağaranın ağzı da taşla kapanmış, gizlemiş. Bu ejderha dereyi kapamış dağı gizlemiş, belli ki çocuğa bekçilik etmekte onu korumaktadır. Ancak anası bir taraftan evladı kurtulduğu için çok mutlu, bir taraftan da ejderha korkusundan gamlanır.

Evine döner ve olan biteni kocası Azer’e anlatır;

Dedi hatun ki ey görklü helâlim

Ol oğlan gayet eyu yahşi halûm

Keramet ıssıdur ol oğlan ey yar

Ya peygamber kopar ya ulu server

Azer bu olanlara, bu kerametlere inanmak istemez. Anası ara sıra oğlunu görmeye gider. Her gidişte büyüdüğünü bir günde bir aylık, bir ayda iki yaş derken iki ayda dört yaşına erişir. Artık mağaradan dışarı çıkma vakti gelmiştir.

Senünle bile gitsem ne ey ana

Çıkup baksam ne bari bu cihana

Anası da onu tehlikeden korumak için dışarı çıkarmak istemez. Nemruttan ve yeni doğan oğlan çocuklarını öldürdüğünden bahseder. Cihana hükmeden Nemrut kendini tanrı ilan etmiştir.

Didi ey ana beni yaradan kim

Yoğ iken bunda beni düriden kim

Çocuğun birden büyüyerek ortaya çıkması, konuşmaları gibi mucizatından hayrete düşen anası, Azer’e gider ve durumu anlatır. Ona büyük elbiseler giydirirler.

Bu arada çocuk yıldızları ayı ve güneşi Tanrı sanır fakat ortaya çıkıp kaybolduklarını görünce Tanrı olmadıklarını anlar.

Burada hatırımıza merhum Ayaşlı Muallim Şakir (1872-1917) Efendi’nin telmihte bulunduğu bir şiir geliyor;

Her peri simâya bakmaz, dîde-i nâdide-bin      

Her sevâd-ı zülfe meyletmez dil-i sevdâ-karîn
Âfitâb-ı hüsn-i hüban akıbet eyler ufûl
Ben muhibb-i Lâ-yezâl’im lâ-ühıbbü’l-âfilîn

“Geçici, kaybolan, fani olan güzelliklere bakmam” diyor. Güzellik de geçici. “Ben yaradanı Allah’ı severim. Çünkü o ölmez” diyor.

Azer, Nemrut’un korkusundan oğlunu kardeşiymiş gibi gösterip adını “İbrahim” koyar. Bütün semavi dinlerin babası İbrahim. Abraham, Avraham’dır diğer dinlerde.

Cenâb-ı Hakk’ın kudret ve azametini hem de mevzun olarak çok güzel anlatan bu eserden ehl-i zevk ve şevkin, feyziyab ve hissseyab olacağını ümit ederiz.

Hikâye böyle devam eder. Abdülvasi Çelebi Efendi kişileri beyitlerle tasvir etmiş, hâllerini duygularını ayrıntılı bir şekilde ifade etmiş. Eser sürükleyici bir üslûpla yazılmıştır.

İsm-i şerifi geçenleri rahmet ile anıyoruz.

Arzu Bosnevi

Yayın Tarihi: 09 Aralık 2022 Cuma 12:00
YORUM EKLE

banner19

banner36