'Burası bir adam, bir aşk çapında'

Hatıralarını yazdığı bir kitaba “Yaşamak” adını vermek, ancak bir şairin üstesinden gelebileceği bir iştir. Bu durum ilk bakışta çok kolay gibi gelir ama bu iş en az yaşamak kadar zor gibidir..

'Burası bir adam, bir aşk çapında'

https://www.ktpkitabevi.com/urun/yasamak-9789754731927

Biyografilerde, kesin kayıtlar altına alınmış, gün gün, belki de saat be saat kaydedilmiş bir hayat çizelgesi durur önünüzde. Bu haliyle biyografiler soğuk ve kurudur. Özellikle de hayatına göz atacağınız kişi bir şair ise, gün/ay/yıl şeklinde alt alta sıralanmış doğum, eğitim, işe başlaması, sanat hayatının ilk tarihleri, emekli olduğu tarih, vefat ettiği tarih gibi malumat artık sizin için yetmeyecektir. Bu resmi belge ciddiyetindeki veriler size şairi tanıtmaktan çok uzaktır. Eğer tanımak istenilen bir şair ise, onun hatıratları, günlükleridir kendisini tanıtan. Onu ve şiirlerini anlamanın yolu günlüklerinden geçer.

Hatıralarda yaşamak zordur. Ama yaşamak adına ne varsa, hepsi art arda sıralanıp yer almıştır hatıralar ikliminde. Onun içindir belki de hatıralar demek, yaşamak demektir. Yaşamak şahit olmaktır, bir şeylerin tanığı olmak, mesela en basitinden kendi yaşamına. Sonra bu yaşanmışlıklara dönüp yeniden bakmak, işte burası da hatıralardır. Her insan yaşar ama yaşadıklarının hepsini hatırlamaz. Bununla birçok insan birilerinin hatıralarında kendi yaşanmışlığına dair bir şeyler bulmak ister. Anlatılanlar arasında kendi ismi, memleketi, büyüdüğü sokak geçmese bile, kendine dair bir şeyleri bulabiliyor olmak, aynı hatıraların ortak yaşanmışlığını gösterir. Bir şairin güncesinde kaybolmak, anılarının şahidi olmak, eğer biraz olsun kumaşınızda o tınıyı duyacak yapı varsa anlatılanları şairle birlikte yaşamak anlamına gelir.

Şüphesiz, hatıralarını yazdığı bir kitaba “Yaşamak” adını vermek, ancak bir şairin üstesinden gelebileceği bir iştir. Bu durum ilk bakışta çok kolay gibi gelir ama bu iş en az yaşamak kadar zor gibidir. Yaşamak! Nedir bu sözü bir hatıra kitabına isim olmakta farklı kılan? Bunun cevabını vermek, “ismimin baş harfleri ACZ tutuyor.” sözündeki şairliği ve o ince tevazuu yakalamak kadar zordur. Kapağın üzerinde iki göz: melal ve hüzün… “Hüzün ki en çok yakışandır bize” sözü en çok bu iki göze yakıştırıyor kendini. Yaşamak ismi bu iki gözdeki özle bütünlüyor kendini. Sonuç: Cahit Zarifoğlu.

Tasvirine hayran kalınan rüyadaki anımsanan o sokak

Hatırat okumak, yazarının hayatına konuk olmaktır; ama her insanın hayatına konuk olmak zor bir olaydır. Yaşamak kitabının daha ilk sayfasında belki söylenebilecek bütün sözlerin söylenilmiş olmasından gelen bir yorgunluğun sesi ve belki de çok söylemiş ama hiçbir şeyini anlatamamış bir insanın halini anlatan bir cümle karşılar sizi: “Ne çok acı var.” Bu sözün verdiği ilk mesaj, bu kitabın ağır ağır özenle okunacağı, duyumsayarak ilerleyeceği ve ince bir his gerektirdiğidir. Karşımızda klasik bir günlükten ziyade şairin en az şiiri ve sanatı kadar hassas bir eseri bulunmaktadır. Zira şair daha ilk cümlesinde okuyucusunu, üst perdeden çağırmaktadır hayatının iç kıvrımlarına. Kitaptaki sarı sayfalar, kapaktaki renk ve resim, “ne çok acı var” sözünün çağırdığı derinlikteki gözlerin bakışı… Her şey anlatılanların hüznüne uygun…

Sayfalar ilerledikçe “orası neresi burası bir adam” çağrısında bulunan bir adam çıkıyor karşımıza. Yedi güzel adamdan bir tanesi. Kimi zaman bütün bir Avrupa’yı tek başına otostopla dolaşan, kimi zaman da bir nehir kenarında arkadaşı ile kamp kurup gece dipsiz karanlıkta kâinatın sesinde kendi sükûtunu dinleyen bir seyyah. Babaya yazılan bir mektuptaki çekingenlik ve kızgınlık. Ve belki de en az kızılan bu baba kadar, evini sanatına ayrılan mesaiden dolayı ihmal eden bir baba. Henüz yeni yetişen yazar ve şair arkadaş çevresi ile birlikte yazılan ilk şiir müsveddelerinin Erdem Beyazıt’ın babasının avukatlık yazıhanesinde daktiloya çekilmesinde sırasını bekleyen bir heyecanlı genç.

İlk iş deneyimleri, dil öğrenme çabaları, ufak ufak yazı yazmaya başlayışlar. Telefonlar, yapılan konuşmalar, gidilen adresler, görüşülen hatırı sayılı kişiler. Üstad Necip Fazıl ile tanışma. Onunla yapılan sohbetler, nasihatler. Üstadın bu gençlere “bizden sonra siz yetiştiniz” teveccühü. Sigarayı bırakma denemeleri, bir buçuk yıl aradan sonra tekrar başlayışı. Bir gece, yattığı yatağında yarı uyanık gördüğü hayal meyal çocukluğu ile karışık bir rüya. Tasvirine hayran kalınan rüyadaki anımsanan o sokak. Batı şiirinin sesinde ve şeklinde, kapalı imge ve imajlarla örülü, en az bakışları kadar etkili ve bir o kadar da girift, güçlü ve genç bir İslamcı şair. Ve bu genç İslamcı şairin isminin duyulmaya başlaması…

Mavera’yı arka sayfasından başlayarak okuma alışkanlığı başlatan bir adam

Bu yeni tanınan ismi yakından görmek isteyenler tarafından bir gece, solcu şairlerin ağırlıklı olduğu bir toplantıya konuşmacı olarak çağrılması. Bu gecede yapılacak olan konuşmanın Rasim Özdenören ile birlikte günler öncesinden özenle hazırlanması. Gece olup da konuşmaya tam başladığında elindeki notların son kısmını almayı unutmuş olduğunun anlaşılması: “Hâlbuki Rasim konuşmanın en can alıcı kısımlarını sona bırakmıştı” hayıflanması. Ve sonrasında şairin yüreğinden geçenlerle topluluğa heyecanla hitap etmesi, herkesin pür dikkat onu dinlemesi… Kitabın bu noktasında beklenmedik bir sürprizle karşılaşılır. En az okuyucu kadar Zarifoğlu da şaşırmıştır bu olaya.

O gece konuşmasını yapıp da kürsüden indikten sonra, geceye birlikte katıldığı Rasim Özdenören’le bir köşeye çekilip etrafı seyreden Zarifoğlu’nun yanına ileride aynı görüşü paylaşacak olan İsmet Özel gelir, yanında iki arkadaşı daha vardır. Aralarında ilk tanışıma anının verdiği bir çekingenlik olur ama İsmet Özel o zaman sol görüş mensubu olmasına rağmen “günün yıldızı sizdiniz” diyerek Zarifoğlu’nun konuşmasını çok beğendiğini, düşüncelerinin olgun olduğunu söyler, tebrik eder. Daha sonra ise, “sizin de bizim safımızda olmanızı görmeyi çok isterdim” der. “Bizim aramızda” olmaktan kastın ideolojik-fikir ortaklığı olduğunu anlayan Zarifoğlu “Allah bilir,” der. Bunun üzerine İsmet Özel ile birlikte gelenlerden bir tanesi haddi aşkın bir şekilde “o ne karışır” deyince. Zarifoğlu’nun cevabı sert ve kararlı bir tonda: “yalnız o karışır” şeklinde olur.

Kitabın sonrasında mı? Bir şairin, şiirini duymak adına gereken ipuçlarını yavaş yavaş elde etmeye başlarsınız. Tek sayılık Açı dergisinin varlığından haberdar olursunuz. Yedi Güzel Adam’ın nelerden dem vurduğunu duyarsınız. Bir ara Mavera dergisini görürsünüz anlatılanlar arasında. Son sayfasında okuyuculardan gelen her mektuba cevap veren, derginin en son sayfasında bulunmasına rağmen ilk başta okunan ve artık okuyucularda Mavera’yı arka sayfasından başlayarak okuma alışkanlığı başlatan bir adama denk gelirsiniz.

Sonrasında mı? Kendi etrafında ve sonrasında etkilediği şairlerin şiirinde ince bir ACZ çizgisi bırakıp genç yaşta ahrete intikal eden, geride ise bitmeyen bir Yaşamak bırakarak giden bir şair kalır. Onun İşaret Çocukları’yla çıkılan bir yolda Yedi Güzel Adam ile birlikte nice Menziller takip edilerek Korku ve Yakarış makamına erişilir, fakat aslında gelinen bu noktada, Yaşamak denen şahitliğin başına dönülmüş olur: Ne çok acı var.

Bir yaşamak vardır. Nefes alıp vererek hayatı idame etmekten ibarettir. Bir de Yaşamak vardır. Hayatın bir yerlerinde içimiz hep bir hoşça kal ülkesi diyerek çekip gitmiş birinin ikliminde gezinmektir.

Sefa Toprak yazdı

Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2018, 10:25
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13