'Bunu Ben Yazmalıydım' Dedirten Hikayeler

Her bir hikâye ile büyük insanlık hikayesine ulaşmaya çalışan Akif Hasan Kaya’nın 'Bu Bir Aşk Hikâyesi Değildir' kitabını Recep Şükrü Güngör yazdı.

'Bunu Ben Yazmalıydım' Dedirten Hikayeler

Genç kuşak öykücülerden Akif Hasan Kaya, ilk kitabı Islak Kibritler’den beş yıl sonra dördüncü kitabı ile selamladı okuru: Bu Bir Aşk Hikayesi Değildir. İz Yayıncılık’ın Muhayyel serisinden sunulan öykülerde dikkati çeken unsur önceki hikâyelerinde olduğu gibi aile. Akif Hasan Kaya aile öyküleri yazıyor denebilir. Her kahramanı bir yönüyle aileyle bağlantılı. Yer yer romantik edada kahramanlarını maziye götürerek anlatıyor öykülerini. Kahramanları büyük insanlık ailesinin ve hikâyesinin birer üyesi olarak yaşıyorlar hayatlarını.

Yazar iki cepheli anlatımdan yararlanıyor. Aynı olayı iki kahraman üzerinden anlatma tekniğini başarıyla uygulamış. Bunun yanında şiirsel anlatımdan da çokça yararlanıyor. Kitabın adını taşıyan hikâyede anlatıcı, hikâyesini kimseye anlatmamış adamı bulur ve ondan hikâyesini dinler. Hüseyin Su’nun Hikâye Anlatıcısı, Necip Tosun’un Emanet Hikâyeler kitaplarında sanki anlaşmışlar gibi dile getirdikleri insanlığın hikâyesi yani büyük hikâye Akif Hasan Kaya’nın da kalemine can veriyor. Bu kitaptaki hikâyelerin hemen çoğunda anakronik denen unsurlarla yazar kahramanlarını geriye götürüp günümüze getiriyor; bazen de eski tarihlerde yaşamış kahramanları sanki günümüzde yaşamış gibi dile döküyor. Böylece hem bir konu bütünlüğü hem de üslup birliği oluşturuyor.

Hikâyene sahip çık

Nuhun gemisinde bulunan bir adamın hikâyesinin anlatıldığı ilk hikâye “Bu Bir Aşk Hikayesi Değildir” adını taşıyor. Ve hikâyede “ne olursa olsun, delirsen bile hikâyeni unutma, hikâyene sahip çık.” cümleleri yazarın oluşturmak istediği dünyanın ip uçlarını veriyor. Cemal Şakar, Hüseyin Su, Necip Tosun, Güray Süngü gibi isimlerin öykülerinde dikkatimi çeken cinselliği kullanmama, öne çıkarmama, kullanırken çok özenli kullanma titizliğini Akif Hasan’ın öykülerinde de gördüm. Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergilerinin kadrolarından miras kalan bu tutumu genç bir öykücünün titizlikle taşıması yeni nesil yazarlar için dikkate alınması gerekli bir husus. Bazı yazarların cinsellik olmazsa, alkol olmazsa sanat eseri olmaz yaklaşımının aksine cinselliği istismar etmeden, alkolü öne çıkarmadan da sanat eseri icra edilebileceğini gösteriyor Akif Hasan Kaya. Geçen senelerde sergi salonunda alkol kullanılacağı gerekçesiyle resim sergisinden eserlerini çeken Bünyamin K.’nın tavrı da bu temiz tutumun bir başka örneğidir.

Hikayeden atılan adam

“Mısıroğulları Hanedanlığı’nın Doğuşu ve Çöküşü Arasında Cereyan Ettiği İddia Edilen Garip Bir Hikâye” başlığını taşıyan gerçekten de garip bir olayın anlatıldığı hikâyede modern ve postmodern unsurlar birlikte kullanılmıştır. Anlatıcı ile yazar bir olurlar ve okuru, dinleyiciyi hikâyeden atmakla tehdit ederler: “Hikâye anlatırken felsefe yapma diyen arkadaş! Sen. Evet sen. Edebinle dinle. Yoksa atarım seni hikayeden. Korktun değil mi? Şaka lan şaka.” Mısır tarlasındaki mısır koçanlarının birer adam olup mısır halkını oluşturması epeyce fantastik bir yaklaşım.

Bu kitabın bir özelliği de anlatıcının hikâye aradığını açıkça belirtmesi. İlk hikayede hastanedeki adamın kavuşamadığı kadını anlatacak bir dinleyici bulamayışı ve sonunda hikayeyi bize aktaran anlatıcıyı bulması, “Eski ve Uzun Bir Hikayenin Kısa Özeti” isimli hikayede de Şerife kadın isminde bir ebenin kadınlara kasabada uzun süre yardımcı olması ve bir süre sonra Şerife kadının vefat etmesi anlatılır. Vefat etmeden önce ebelik yaptığı çocuk, zihinsel engelli çıkar. Bir süre sonra da kadının doğumuna yardımcı olduğu çocuklar ölmeye başlarlar. Kadının kasabaya uğursuzluk getirdiği fikri yayılmaya başlar. Daha sonra da kadının mezarını taşlamaya başlarlar. Metnin sonunda yazar anlatıcı yine araya girer: “Bu hikayeyi duyan meraklı bir araştırmacı yollara düştü. Kasabayı sora sora buldu. Meydan kahvelerinden birine oturdu.” İnsanoğlu bir zaman baş tacı ettiğini bir süre sonra taşlamaya başlar. Beğenmediği bir yönü, kendine ters gelen bir davranışı yahut dünyasına uymayan bir fikri beliriversin yeter ki… Taşlanması için yeterli sebep oluşmuştur artık.

Kendisiyle karşılaşan anlatıcı

117 sayfadan ve on hikayeden oluşan Bu Bir Aşk Hikayesi Değildir kitabının en ilgi çeken hikayelerinden biri de “Kafes” adını taşıyor. Hikâye anlatıcısı Rıdvan, dinleyicileri hikayelerinden sıkılınca, artık kendini dinlemek istemeyince kendini çöllere vurur, Mecnun’u bulur, Mecnun’u konuşturamaz ama onun peşinden gittikçe içinde yeni hikayeler belirir ve kendini başka bir insan olarak bulur. Bir süre sonra tıpkı Mecnun gibi olmuştur. Bir gün bir adam gelir ve hikâye anlatıcısı olduğunu ama artık insanların hikayelerinden sıkılıp kendini dinlemek istemediklerini söylediklerini aktarır. Kahraman hikayenin sonunda yine kendisi ile buluşmaktadır. Bu hikâye Akif Hasan Kaya’nın hikâyede yapmak istediği yenilikleri açıkça ortaya koyuyor. En başta hikâye anlatıcısı ile karşılaşıyoruz. Bu bize halk hikayelerindeki hikâye anlatıcılarının kapısını aralıyor. Daha sonra kahramanın Mecnun’la buluşması. Bu da geleneksel hikayelerimizdeki kahramanlar, olaylar ve fikirlerle buluşturuyor bizi. Sonra kahraman kendi kendine ulaşıyor. Bu da Hüsn ü Aşk gibi tasavvufî metinlerde anlatılan, “İnsan kendini arar ve sonunda kendini bulur, kendini bulan Rabbini bulur.” fikrine götürüyor. Akif Hasan Kaya, bu kitabı ile öyküde güzel, çok güzel bir seviye yakalamış görünüyor. Bundan sonra ona, bu seviyeyi, bu çıtayı bir tık daha yukarı taşımak düşüyor. Bunu nasıl yapar, hangi oyunlar kurar onu da kendisi arayıp bulacak.

Hikayecinin varlık sebebi

“Kafes” hikayesinde “Yeniden Hayat ver hikâye ağacıma. Bana acımıyorsan, hikayeye acı… Zaten hikâye denilen şey, söylenenlerde değil de söylenmeyenlerde saklı değil miydi? O gizi anlatmaya kimin cesareti vardı ki! Acizliğin böyle bir şey olduğunu düşündü. Gerçek karşısında korkup anlatılanlardan anlatılamayanın çıkarılmasını beklemek. Gerçek yalındır. Acıtıcıdır. Ona illaki bir hikâye giydirip anlatmak gerekir. Zaten gerçeği söyleyince inanmıyorlar da hikâyesini anlatınca inanıyorlar.” cümleleri kadim edebiyatımızın tutumunu özetler mahiyettedir. Gerçeğin kendisine değil de hikâyesine inanan insanlar… Bu, geçmişte böyle idi; şimdi de böyle. Bazı tutumlar ilk insandan bu yana değişmemiştir. Her fikrin, her hakikatin gerçeği hikâyesi kadar tesirli olmamıştır. Hatta hikâyesi çoğu zaman gerçeğin yerini almış ve onun anlaşılması için olmazsa olmaz unsurlardan olmuştur. Bu da hikâyecilerin varlık sebebi olmuştur.  

Hikâyeci hikâye içinde

Her metinde yazar hikâyeci yahut anlatıcı olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum yazarımıza postmodern yazar özelliği kazandırıyor. Bir yandan da gelenekle sıkı bağ kurması onu gelenekçi bir yazar yapıyor. Ahlaki konulara titizlenmesi ahlakçı bir yazar sıfatıyla vasıflanmasını sağlıyor. “İtiraf” başlıklı hikâyesinde yazarın araya girmesi ve kendini göstermesi yazarımızı bu dediğimiz vasıflara ekliyor. “Hikâyeci sezgilerim harekete geçti. Dedim bunda bir iş var. Hikâyenin kokusunu almıştım. Başım dönmüştü. Kendimi kaybetmiştim. İşte o günden sonra ben, sık sık o kahveye gitmeye başladım.” Yazar, nasıl hikâye aradığını, hikâyenin kokusunu aldığında ne yaptığını anlatırken hikâyelerinin de çıkış macerasını dile getiriyor. Bu hikâyenin sonunda, hikâyenin yazılışından sonra bir hikâye okuruyla tivıtır üzerinden yazışıp hikâyenin sonunu tartışması bizi Mustafa Kutlu’nun kahramanlarıyla hikâyenin sonunu tartıştığı “Kambur Hafız” hikâyesine götürüyor.

Başarılı metni nasıl anlarız?

Bir metin için “Bunu ben yazmalıydım.” diyorsanız o metin başarılıdır. Ben de Akif Hasan’ın bu kitabında anlattığı her hikâye için bu cümleyi kurdum. Ayrıca iyi bir metin, okurunu kendinden bir üstteki metne taşır. Akif Hasan’ın hikâyeleri okurunu geleneksel hikayelere, modern hikâyelere ve günümüzün usta yazarlarının hikâyelerine götürüyor. Buradan hareketle Akif Hasan Kaya’nın, artık iyi bir hikâyeci olduğunu ve bundan sonra hiçbir metin yazmasa bile hikâyeci olarak kalacağını ispatladığını söyleyebiliriz.  

Akif Hasan Kaya, Bu Bir Aşk Hikayesi Değildir, İz Yayıncılık

 

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 28 Kasım 2018, 18:35
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13