Bülent Parlak şiirinde zalime dönüşür bütün kelimeler

Bülent Parlak şiiri betimlemelerden arınmış, söylenmemiş olanı dizelere taşıma ve az sözle çok şey anlatma yahut çok sözle bir şey anlatma becerisi üzerine kurulmuştur. Fatma Kahraman Yıldız yazdı.

Bülent Parlak şiirinde zalime dönüşür bütün kelimeler

Şehir dağların doruğundan sarkıtır kimsesizliğini, yaranın kanamayan yanıdır vadilere uzanan yolcu kahırlar. Çığlığını avcunda biriktirir serçenin, kanadını kırpıp kırpıp şiire hüzün saklar. Kalbimi uzattığım yerde annemin duası, karşı evin duvarına tutunur gibi, işte senin sesinin kırgın yankısı, işte benim elimde kusursuz cinnet tribi. Uzak ülkelerde söylenen şarkıların akorduna uyarlanır telimiz, boşluğa uzanan gecelerin bestelediği dil sürçmeleri kalır geriye.

Aheste bir kervan geçer göz kapaklarımızın açılmaya hazırlandığı yerden, beklenti hasret kadar. Avaz avaz susanların büyüttüğü çukurda boğulan karmaşanın seyrine sunulan bir armağan, garipliğini sırtında taşırken yüküyle övünen bir şiir ustası, halini kendinden bile gizleyen hayret seyyahı, sefineyi yüreğinde demlediği kelimelerle dolduran kaleme haiz dokunuşlar.

İzdiham’ın kurucusu ve genel yayın yönetmeni Bülent Parlak tarafından yazılmış şiir kitapları Sevgili Huzursuzluğum, Ricakeş ve Her Şey İçin Çok Geç İzdiham Yayınları tarafından şiirseverlerin beğeni ve değerlendirmelerine sunuldu. 2000 sonrası yayınlanan eserlerde de olduğu gibi betimlemelerden arınmış, söylenmemiş olanı dizelere taşıma ve az sözle çok şey anlatma yahut çok sözle bir şey anlatma becerisi üzerine kurulmuş düzensiz düzen söylevi izlerini, şairin yazdıkları arasında rastladığımız olgularda görebiliriz.

İnsana dair hisleri yumak yapıp ipin ucunu uçurumdaki taşa bağlayanlar daha bir sessizleşir. Bu devrin önlenemez sancısını düşsel doğumlara denk geldikçe katlandığı yerden seyredenler yenilgiye uğrarken devleşir. Ansızın gelen kolu kanadı kırık baharların pencereden giriveren ışıltısına kapılıp dilden dökülen cümlelere bağışlanır hayaller. Sevincini, hüznünü katık ettiği hayat hızla akıp gider sayfaların arasından, merdivenin içe dönük basamakları eğreti bakışları misafir eder. Güveni kökünden sarsılan çocukluk ağacı hoyratça döker yaprağını, dalını, kalbimizden aşağıda gövermelere. 

Şairin dile getirdikleri sabrını sınıyor zalimin, kanını çekiyor vahşetin ve sesini buruyor çığlıkların. Dert bölüşüldükçe dermana kapı aralanıyor, yitikler sahibini arıyor manşet sütunlarında. Mezar taşları utanıyor çehresine yazılan isimsiz ölülerden, kim ayağa kalkacak önce diye bekliyor unutulanlar. Alışkın olmamızdan ötürü yerini sağlamlaştırmaya başladı bile kaos. Ve işini bilenler ne kadar tembel ve duyarsız alabildiğine. Şimdi daha gür çıkmalı sesi şiirin, daha bizden olmalı atılan adımlar.

çarenin de insanı dermansız bıraktığı anlar vardır

delilerin yazları giydiği o serin palto gibi

peruktan, örtünmek icat eden bir general gibi mesela.

çarparak kapısını gittiğim evlerin vahşetine benzemiyor

terk edilmek.

üstelik bu saatte çıbanlar

"karşında kekelemeden konuşmak gibi" kudretli bir isteği

anlamıyor

keşke diyorum

zalime dönüşüyor bütün kelimeler

haklı olmak ne kadar korkunç

ağrıyan sırtlarıyla daktilo kadınlar takılıyor aklıma

evden çıkarken bir öğüne yetmeyecek bıraktığım para.

gramafon avratlar telaşla söylerken şarkıları

gülsem, karşımda gülmeyecek kimse yok

çünkü ben ardından üzülecek değil

unutulacak adam olarak yaratılmış bir aşiretin

uzak şehirlerdeki başı dik şubesiyim

içimiz karla karışık

bir gece ki

ne karanlık, ne sabah

başımda çok satacak bir endişenin müşterileri

gözlerimi kapatıp bağırıyorum

beni öldürenler bir adım öne çıksın! diye

duvardaki tablo susuyor, çeşme susuyor, kaybolan

kumandalar susuyor

gülümseyerek bile değil; şakalar içinde, kahkahalar ve

umursamazlıklarla çürüyoruz

sonra ben de susuyorum

resmi hizmete mahsus bir aracın tekerlerine yaslanıp.

belki de elimdeki fazla cesetlerden istiyor

sevdiğim tüm yalanlar

Fatma Kahraman Yıldız

Güncelleme Tarihi: 09 Temmuz 2019, 11:59
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13