banner17

Bülent Akyürek felsefeden acil çıkışı gösterdi

Müthiş sıra dışı metinler, dehşet ironik zeka, dilin sınırlarını zorlayan anlatım, protest akıl, anarşist ruh... Hepsinin bir arada olduğu yıkıcı bir metin. Bülent Akyürek’in 97 yılına kadar çıkan bütün bu kitaplarını okuduğum zaman bende oluşturduğu algı böyleydi. Selçuk Küpçük Felsefeden Acil Çıkış kitabı üzerine yazdı.

Bülent Akyürek felsefeden acil çıkışı gösterdi

 

 

Benim Bülent Akyürek okuma maceram Elazığ’da başlıyor. Şimdi rahmetli olan ve Elazığ’ın sevilen önemli müzisyenlerinden sevgili Mustafa Öz’ün evinde bir konser sonrası misafir kalırken, oturduğum çekyatın hemen arkasına sıralanmış kitaplardan birisi ilgimi çekti. Sırt kısmında hiçbir ismin yazmadığı, ince, siyah bir kitap. Çekip aldım hemen. Siyah zemin üzerine kırmızı çerçeve içerisine alınmış şekildeki kitabın kapağında şöyle yazıyor: Bülent Akyürek. “Ve Tanrı Ağladı”. Gökkuşağı Yayınevi. Gökkuşağı’nı biliyorum Ankara’dan. Şimdi siyasetin, edebiyatın, basın dünyasının önemli birçok ismi (Ankara’da yaşayanlar ağırlıklı olarak) Gökkuşağı’nda buluşurlardı. Ülkücüler, İslamcılar, liberaller daha çok. Ben Gökkuşağı, Gökkuşağı iken çok fazla gidip gelemedim oraya. Bunda kuşkusuz edebi çevrelerle bu anlamda çok geç ilişki kurmamın da etkisi var. Sonrasında da Ankara’dan ayrıldım zaten.

Neyse… Kitap ismi ile bir kez ilginç geldi bana. İlk cümle şöyle başlıyor: “Sokağa çıktığımda sevgilim sanıp sarıldığım ıslak şeyin montum olduğunu öğrendim”. Mustafa’dan aldım kitabı. “Ben tanıyorum O’nu diyor. Elazığlı, buralı zaten”. Kendi dünyasında, bildiği Bülent Akyürek’i anlatıyor biraz. Anlattığı öyküden sonra, roman daha da cezbetmeye başlıyor beni. Bir an evvel okumak istiyorum. Ama önce memlekete dönmem gerekli.

Gerisini tahmin etmek zor değil. Doğal olarak Bülent Akyürek’in bütün kitaplarını bulmak istersiniz. Benimkisi de öyle oldu. O vakte kadar yazdığı ne varsa buldum. 93’te çıkan “Cinnetim Cennetimdir”, 95’te “İtin Biri” ve 97’de yayınlanan “Uragan-Yağmur Getiren Fırtına”. Hepsini ard arda aynı günlerde okudum. Kadere bakın ki, çok yıllar sonra evimde ağırlamak da nasip oldu.

Bülent Akyürek: Anarşist bir bellek

Müthiş sıra dışı metinler, dehşet ironik zekâ, dilin sınırlarını zorlayan anlatım, protest akıl, anarşist ruh... Hepsinin bir arada olduğu yıkıcı bir metin. Bülent Akyürek’in 97 yılına kadar çıkan bütün bu kitaplarını okuduğum zaman bende oluşturduğu algı böyleydi. 1997 yılında bir de şöyle oldu. Benim ikinci kasetim “Kurutulmuş Gül Mevsimi”nin kapağını tasarlayan sevgili Mehmet Fidancı’nın Ankara’da çalıştığı yere uğradım. Kapak için neler yaptığını görmek istiyorum. Gerçi o gün uzun bekleyişime rağmen görüşemedik ama ben can sıkıntısından, masasının üzerinde duran çalışmalarına göz ucu ile baktım. Gördüğüm ilk şey Bülent Akyürek’in sıradaki kitabı olan “Çöldeki Penguen”in kapak çalışmaları... Belki de okurları arasında, daha kitap çıkmadan ve belki Bülent Ağabeyin kendisi dahi bakmadan, kitabının kapağını ilk gören bendim.

Bülent Akyürek’in metinlerinde beni alıp savuran ne idi sorusunun cevabını şöyle verebilirim. Birincisi, benim artık okumaktan bıktığım ve hiç ilgimi çekmeyen kurgu türünün dışına çıkmış bir metin matematiği vardı. Zamanın ruhunu burada yakalamıştı form olarak. İkincisi anarşist bir bellekten besleniyordu. Anarşizm benim o sıralar bir hayli kafamı yoran şeylerin başında geliyordu açıkçası. Hele Cemil Meriç’in sanırım “Kırk Ambar” kitabında, Batı düşünce geleneği içerisinde İslam fikriyatına en yakın konumlananın anarşizm olduğunu belirtmesi beni daha da ileri boyutlara götürmüştü. Ayrıca dilin sınırlarını zorlayan bir zihin vardı karşımda. Bu anlamda, post-modern roman denen türün bence en sıkı metinleri sayılır Bülent Ağabeyin kitapları. Gerçi daha sonra roman yazmayı bıraktı. Geçtiğimiz yıllardaki görüşmelerimizde yeni bir roman yazmak istediğini söylüyordu ama gelmedi. Artık gelir mi bilmiyorum…

İrfan ve bilgelik yüklü; basit ama estetik

Sonraki yıllarda Bülent Akyürek’in düşünsel bir boyut geçirdiği gözlenen bir şey. Bence romanlarda sürdürdüğü ve bireysel tarihi ile paralellik arz eden sürecini tamamlayıp, kendisini aşarak belleğindeki çatışmaları, arayışları nihayete erdirdi. Ardından duyargalarını topluma, ülkeye çevirdi. Geçmiş birikiminin yıkıcı belleğinden de hareketle bunun izlerini “Çılgın Türkler”e karşı yazdığı “Yılgın Türkler”de gördük. Benim mesela, Bülent Ağabey ile aynı dil ve zihin evreninde gördüğüm ve metin algılarını birbirlerine çok yakıştırdığım bir başka isim ne yazık ki sonraki yıllarda “Çılgın Türkler”in, darbecilerin safına kayarak müthiş bir hayal kırıklığı meydana getirdi. Şimdi burada O’nu yazmayacağım ama belki birileri Akyürek’i “Çılgın Türkler”in fotoğrafı içerisinde yer alır diye düşünürken -o yıllar için- hiç de öyle olmadı. Tam tersi Bülent Ağabey, bu toprakların sosyolojik dokusuna, iklimine, halkına, medeniyetine, ruhuna yaklaştı ve birikimi ile hepimizin ufkunu açacak yorumlara kapı araladı. “İçinizdeki Öküze Oha Deyin” böyle bir kitap benim için... Tasavvuf düşüncesine dair onca çalışma yapan, tasavvuf hareketleri ile organik bağı bulunan onca yazar arkadaşa rağmen bu kitapta yer alan modern çözümlemeler,gibi kimse yeni bir zihin koridoru aralayamadı bizlere. Bunda bence Bülent Ağabey’in biraz evvel bahsettiğim ilk dönem metinlerini (romanlarını) doğuran bellek birikiminin, çözümleyici aklın, yıkıcı ruhun etkisi var. Yoksa konformist bir bellek “İçinizdeki Öküze Oha Deyin”i yazamaz. Bizden kimse yazamadı zaten. Biz, artık bir pazar haline gelen kişisel gelişim kitaplarının en çok basıldığı yayınevlerinin sahibi olduk. Kişisel gelişim kitapları ile kapitalist düzenek arasındaki irtibatı göremedik mesela. Bunu görebilmemiz için Bülent Ağabey’in aramıza gelmesi lazımmış demek ki. Tarih boşluk kaldırmıyor.

Bir süre evvel Bülent Akyürek yine yapacağını yaptı ve felsefe kitaplarını tam ortasından yırtıp çöpe attı. “Felsefeden Acil Çıkış”ı gösterdi bize. Nasıl mı? İçi bomboş bir kitap yazarak. Hikmet mi, felsefe mi sorusu için sanırım simgesel olarak verilebilecek ve düzinelerce kitap okuyup ancak belki elde edebileceğimiz ayrımı tek bir hareket ile gösterdi. Tıpkı Anadolu insanının tek bir cümle ile ontolojik meselelere yönelik bütün soruları cevaplaması gibi. İrfan ve bilgelik yüklü.. Basit ama estetik. Basit ama derin. Basit ama akılda kalıcı. Basit ama işlevsel. Basit ama bu topraklara ait… Zihnimizi, belleğimizi Batı merkezli tahayyüller ile işlevsiz hale getiren düzinelerce kitabın çöpe gitmesi gibi bir şey aslında bu. Size felsefeye ilişkin çıkışı gösteren bir kitap arıyorsunuz ve elinize aldığınız şey bütünüyle boş sayfalarla dolu bir bütün. Ki 2 haftada 5 baskı yapabiliyor.

Arka kapağında, “Boş bir kitap sayfasında bile bir ağacın hayat hikayesi vardır, eğer bizim yapacağımız şeyler o ağacın hayat hikayesinden daha önemsizse fiziksel ve düşünsel erozyonlara sebep olmamak gerekir… Felsefe; Antik Yunan’da taşın üstüne oturarak konuşan erkeklerin dedikodularından ileri gidemedi…” denilen kitap hikmet ile felsefe arasındaki farklılığın bence simgesel olarak en iyi gösterisi. Bu bir gösteri aslında. Cesur bir gösteri. “Cinnetin cennetim” diyen, “Çılgın Türkler” kurgusuna karşı sosyolojik fotoğrafı olan “Yılgın Türkler”i tutan, “Yağmur Getiren Fırtına”yı bekleyen, oturduğumuz yerden “Öğle Namazına Nasıl Kalkılır” onu gösteren bir adamın cesareti…

 

Selçuk Küpçük yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 15:54
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Fikret
Fikret - 2 yıl Önce

Ağzına sağlık süper

Cansel Işık
Cansel Işık - 2 yıl Önce

Bülent Akyürek hakkında yazmış olduğunuz yazıya harfiyen katılıyorum.Kendisi severek okuduğum bir yazar arkadaşımızdır.Evet “İçinizdeki Öküze Oha Deyin” kitabı ile dikkatimi çekmişti ve bütün kitaplarını kendisiyle iletişime geçerek edinmişimdir.Çok halktan bir insan ve hiç kasıntısı yok.Kendisini çok seviyorum.Ayrıca bu güzel yazı için teşekkürler.

banner8

banner19

banner20