Bugünün meşhur huffaz-ı kiramı ve mevlidhanları

1950'lerde memleketteki Kur’an hafızı, mevlidhan ve duahan zevatın topluca tanıtıldığı bir eser olmadığından dem vurulunca Rahmi Şenses merhum işe koyulmuş. Deniz Baran yazdı.

Bugünün meşhur huffaz-ı kiramı ve mevlidhanları

Hafızlık/ kârilik, zerre kadar ilmim olduğunu iddia edemeyeceğim bir alan olmasına rağmen belli kârileri dinlemekten bilhassa haz alan, tesir altında kalan bir genç olarak bu isimleri basitçe tanıtmaya niyetlenmiş ve ümmetin nice etkileyici sesinden, hocasından bir avuç kadarını buraya taşımıştım. Çok şükür ki bu isimleri birilerine ulaştırma veya hatırlatma amacıma ulaşmış olacağım ki kâriler hakkındaki yazı dizisi bir nebze teveccüh gördü. Böyle bir durumda da çevremdekiler ister istemez bu konudaki bilumum kitap, yazı, belgesel vb. benimle paylaşır oldu, benim de hafifçe adım attığım bir alana dair ilgim ve birikimim fazlalaşır hâle geldi.

Kârilere dair yazı dizime noktayı koymuştum, ancak o konuya dair bir ilgi çekici röportaj yapma fikrim vardı, günümüz ağzıyla “bonus” olarak. O plânım hâlâ bâki, inşallah yakında yapacağız. Fakat bu mesele bağlamında benimle paylaşılan bir kitap ilgimi cezbetti. Bu kitap, Dünya Bizim’deki kârilere dair yazı dizisine tarz olarak çok benziyordu, fakat çok daha kapsamlı bir çalışma pek tabii. Aynı zamanda eski bir eser oluşu sebebiyle hatırlatmaya değer bir çalışma mahiyetindeydi. Hâliyle benim de iyi-kötü benzer şekilde yazı dizisi kotarmış biri olarak bu esere kayıtsız kalmamam gerekir diye düşünerek kitap hakkında kısa bir yazı yazmaya karar verdim.

Memleketteki “Kur’an hafızı, mevlidhan ve duahan zevatın” topluca tanıtıldığı bir eser

PDF formatında bana gelen eser, Hamle Matbaası’ndan 1965 yılında basılmıştı. Yazar ise Beyoğlu Ağa Camii Başimamı ve Hatibi ile Yüksek İslâm Enstitüsü öğretmeni sıfatlarına sahip olan sayın Rahmi Şenses idi. Rahmi Şenses, benim neslimin internet araştırmasıyla tanıyabileceği bir isim değil. İnternette ona dair tek bulabildiğim kaynak yine Dünya Bizim’in arşivlerindendi: Kâmil Büyüker Ağabey, eski İstanbul’un okur-yazar imamlarından bahsettiği yazıda Şenses’e de değinmiş. Buradan anlayabildiğimiz, Rahmi Şenses Hoca’nın yazma faaliyetlerinde bulunan bir hoca olduğu idi.

Rahmi Şenses Hoca’nın yazarlık serüvenine dair daha fazlasını ise konumuz olan kitabın önsözünde buluyoruz: 1947 senesinde Hicaz’a ziyarette bulunan Hoca, dönüşünde bir Hac kitabı yazmak tutkusuna gark oluyor. Kendi deyişi ile “cahiller cesur olur” kaidesince işe koyulup kitabı yazıyor ve bu kitabı güzel bir rehber olarak teveccüh görüyor. Hoca da bunu takiben başka kitaplar yazıyor. Daha sonra bu kitapların faydasını gören bir başka hoca, memleketteki “Kur’an hafızı, mevlidhan ve duahan zevatın” topluca tanıtıldığı bir eser olmadığından dem vurarak, Rahmi Şenses’e bunu yapmasını telkin ediyor. İşte bu telkin üzerine verilen söz ile bu eser ortaya çıkıyor.

İlginç anılara da yer veriliyor

Eserde saydığım kadarıyla 60 isimden bahsediliyor ve bu zatların hepsi İstanbul’daki isimler. Ya burada doğup yetişmiş ya da farklı illerde yaşadıktan sonra buraya yolu düşmüş isimler… Kırgınlık olmasın diye alfabetik sıra yaptığını söylüyor Rahmi Şenses Hoca, ancak üstad konumuna binaen Hafız Hasan Efendi’yi müstesna tutarak. Tüm isimlerden kısa kısa bahsediliyor, bir kişi en fazla 3-4 sayfa tutuyor ki bu da istisna bir durum. Bilgilerin ise oldukça genel, temel tanıtıcı bilgiler olduğu görülüyor (kârilere dair yazı dizimizdekine benzer bir tarz). Kimi zaman ilgili zatın hayatına dair ilginç bir dipnot, anektod vb. de eklenebiliyor. Nitekim farklı coğrafyalardan gelen, farklı iştigalleri olan birçok isme rastlayabiliyoruz. Celâl Yılmaz gibi mevlidhanlığı ile öne çıkan bir isim, profesyonel olarak güreş ile uğraşan Aziz Bahtiyaroğlu, başarılı bir tüccar olan Fahri Kaya, kaside okuyuşuyla da nam salan Hüseyin Sebilci benim farklı yönleri ile dikkatimi çeken isimler oldu.

Eserde kendisinden bahsedilen zevatın ekseriyetini benim yaşımda birinin tanıması güç. Ancak Emin Işık ve Kâni Karaca gibi benim dahi bildiğim isimlere de rastladım. Emin Işık Hoca’nın hafız babası tarafından ilme yönlendirilme ısrarına rağmen eninde sonunda Adana İmam Hatip Lisesi’nde dini musiki ile tanışması bugünlere ışık tutan bir anıydı örneğin. Kâni Karaca’ya dair de namının nasıl Türkiye dışına yayıldığı ve Suudi Kralı Faysal tarafından Türkiye ziyareti sırasında Mekke’ye ve kraliyet sarayına davet edilişi dikkat çeken bir anekdottu. Eserdeki her isme dair anekdot bulmak mümkün olmasa da ismi bir adım daha öne çıkmış zatlara dair böyle kısa anılar anlatılıyor.

Eserin sonunda Rahmi Şenses’in kendisine dair anlattığı ve okuyana tebessüm veren birkaç anısı var. Oldukça kısa yer tutan bu anılar eserin genel bağlamıyla da ilintili.
Velhasıl küçük hacimli bu eser, güzel bir derleme mahiyetinde. İlgisi olanlar bir yerlerden bulup buluşturup en azından göz atmak isteyebilir diye düşünüyorum.

Deniz Baran yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Aralık 2018, 14:30
banner12
YORUM EKLE

banner19