banner17

Bu yüzün yazdıkları okunur!

O bir şov adamı değil. Dindar çevre içinde olup da çevresini küçümseyen medya şovmeni entellerimizden değil. O hasbi bir ağabey!

Bu yüzün yazdıkları okunur!

Zamane gencine ‘trend’ baskısı yapılırken, Mehmet Lütfi Arslan bir Dert Çağrısı yaptı. Bu çağrı bize yönelik olunca haliyle kulak kesilmemek imkânsızdı. Çünkü bu dert, ''bir gönlümüz olduğunu'' hatırlattı sanki bize. Tamam, serüven kitapla başlamadı tabii. Derginin o ilk sayfalarındaki gülen yüzlü adamın resminin tam altında yazılanlarla başladı önce. Kitap da bu yazılanların bir bütünüydü zaten.

Genç dergisi
(+)

Dergiden derde terfi ettirdi

“Gönüllüler” diye bir akım başladı sanki. “Uslan artık deli gönül!” Vukuat işlemeden de ‘genç’ olabilirsin. Yere tükürmeyen bir genç olmak çok kolay. Erkek Deniz ve kız Deniz'i birbirinden ayırt edebilecek şuura sahip olmak çok kolay. Kardeşinle selamlaşan bir genç olmak çok kolay. Dergi vasıtasıyla tanıştığın birinin kaybettiği yakınına hatim yapmak çok kolay. Sevmek din kardeşini... Uysal ve ne istediğini bilen bir genç olmak çok kolay. Çok kolay! Yeter ki sen müslüman bir genç olduğunun bilincinde ol! Bizi “dergiden derde terfi ettirdi”Lütfi Ağabey bir bakıma.

Dergi bir garipti. “Müslüman gündemiyle bağdaşabiliyormuş meğer şimdiki gündem” diye düşündürttü bizi. Çünkü müslüman gündemi deyince aklımıza Osmanlı Türkçesiyle cümlelerin kurulduğu ve bizim hiçbir şey anlamadığımızı düşündüğümüz konuşmalar dinlemek geliyordu biraz. Biraz uzak durmaktı siyasetten, biraz ne düşündüğünü söylememekti. Biraz ‘rap’ten, ‘rock’tan bahsetmemek; Mustafa Cihad dinlemekti sadece. Ama bunu sadece müslüman gündemine ayak uydurmak için yapmaya çalışmaktı.

Genç GönüllülerBunlar da olabiliyormuş

Yok kardeşim. Biz gördük ki; Yusuf Goncagül güzel gitar çalıyordu, iyi söylüyordu. Mustafa Çetinkaya’nın iyi esprileri vardı, neredeyse ‘stand up’ yapıyordu. Hafız Merve hiçbir eğitim almadığı halde çok iyi mimarî çizimler yapıyor, tevazuundan yüzü kızara kızara bize gösteriyordu. Yasir Buğra iyi çiziyor, hem ‘cool’ çocuk kriterlerine uyuyordu. Hatice Sarı güzel dinliyor, Sami Yaylalı iyi abilik yapıyordu. Feyza Öztürk güzel resim çekiyor, Sümeyra Aktaş iyi yazı yazıyordu. Süleyman Ragıp Yazıcılar ağabeyimiz, Ayşe Yazıcılar yengemizdi sanki... Dopdolu bir gençlik ve bu gençlerle ne güzel bir kardeşlik...

Şeffaf ve gizemli bir mürekkepti sanki şu bizim Genç'i basan. Garip bir bağ kuruyordu. Biz çok merak ediyorduk “sitemsiz sitede” tanış olduğumuz kardeşlerimizi. Doymadık, tuttuk; kitap fuarlarında, kafelerde, konferanslarda, hemcinsimiz kardeşlerimizle görüştük. Telefonlar da susmadı, geceye hayr, sabaha hayr diledik birbirimiz için. Abarttığımı düşünenler olmasın, çok samimiyim. Büyük bir derdimi yakın arkadaşlarımdan önce Genç dergisi vasıtasıyla tanıştığım kardeşlerimle paylaştığım günlerimi bilirim.

M. Lütfi Arslan gençlerle
(+)

Naif adamın güzel duası

Artık hem dertliydik hem mutlu. “Dert bunun neresinde?” Dert bunun ta kendisi. Derdimiz birbirimiz artık. Ümmet bilincindeyiz. “Birbirimizi sevmeden cennete gidemeyeceğimizin” bilincindeyiz. Tebessümün, bir selamın ne kadar önemli olduğunun bilincindeyiz. Marifet sahibi olduğumuzun enaniyetinde değil, mütevazı olmanın kaygısındayız. Mehmet Lütfi Ağabeyimizin kitapta dediği gibi “özel bir misyon edinmek” derdindeyiz. Altı buçuk milyar insandan farklı olmanın kaygısıyla yaşayan bir ‘genç’ olabilmenin derdinde. Altı buçuk milyarı bırakalım kenara, birbirimizden bile farklı olmak çabasındaydık. Ben ilk “yazıyorum” dediğimde, “kim M. Lütfi Arslan, Dert Çağrısıgibi? Genç gibi mi?” deniyordu. Yok, biz birbirimizden bile farklı güzelliklerin peşindeydik. Az önce saydığım gibi, her birimiz ayrı vasfımızla dert ediniyorduk.

Sırada o kadar bekleyen var ki... Derdimize ortak olmak için can atan. Hepsini saygı ve selamla kucaklamak istiyoruz. Kardeşçe... Derdimizin bize “beyannameler” imzalattığını hatırlıyoruz. Dert Çağrısı'nda bahsedildiği gibi; “niyetle irade beyanı, dua ile şahitlik beyanı, seçim ile bir karar beyanı, yürümekle bir sicil beyanı, rehber aramakla bir vuslat beyanı” imzalattı bize derdimiz. Naif adamın güzel duası gibi, bir vasiyet gibi, istenilen vaziyet gibi kitap haline geldi Dert Çağrısı...

 

Öznur Balık, “dert eşittir fi sebilillah inşallah!” dedi

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 12:07
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20