Bu yaşanıp bitmiş bir hikâye değil

Yakup Köse’nin “Bir Çocuğun Gözünden 28 Şubat – Cezaevi Notları” kitabı, 14 yaşında derdest edilmiş bir çocuğun 9 yıl süren kelepçeli halinin kronolojik sıra gözetilmeksizin kaleme alınmış şekli..

Bu yaşanıp bitmiş bir hikâye değil

Hukuksuzluğun zirvesi diye hatırlamaktan geri durmayacağımız 28 Şubat süreci; 1 Şubat 1991’de bir NATO operasyonu  -panik operasyonu- sonucu gözaltına alınıp günlerce akıl almaz işkence cenderelerinden geçirilen Salih Mirzabeyoğlu adının daha o günlerde ne manaya geldiğini bugün ayan-beyan ortaya çıkarıyor.

Yanağında ben’i olanından tutun, baş parmağıyla işaret parmağı arasına çenesini dayayıp fotoğraf çektirenine kadar… kim, ne hareket yaptıysa Salih Mirzabeyoğlu ve İbda-c adlarını araya sıkıştırarak Anadolu’yu fert fert zincirleme sevdasına düşen zihniyet; bugün, o ilk zincirlenenlerin zincirlerini şakırdata şakırdata kırmaya başlamasıyla eskimez pörsümez “yeni”nin “yen”i içinde kaynayıp buharlaşıyor!Yakup Köse

Sıra dayağı mı dayağın sıradanlaşması mı?

Yakup Köse’nin Kökler Yayınları’ndan çıkan Şubat 2013 baskılı Bir Çocuğun Gözünden 28 Şubat – Cezaevi Notları kitabı, adından da anlaşılacağı üzere, 14 yaşında derdest edilmiş bir çocuğun 9 yıl süren kelepçeli halinin kronolojik sıra gözetilmeksizin kaleme alınmış şekli. Bırakın cezaevi şartlarını, günlük hayatta bile çocuklara uygulanan şiddete tanık olmayan var mı?! Okulda, evde, sokakta, hatta iş yerlerinde… Kitabın ilerleyen sayfalarında; polisten, askerden, gardiyandan, cezaevi müdüründen tamam da, cezaevi fotoğrafçısından nasıl dayak yediğini de anlatıyor Köse. Ve “dayak benim için sıradan bir şeymiş gibi oldu…” diyor.

“Hududunu aşan herşey zıddına inkılâp eder”

Salih Mirzabeyoğlu’nun İşkence/ Hukuk ve Hûk adlı eserinden alınan yukarıdaki cümle; 14 yaşında çizgi film izlerken gözaltına alınıp darağacı sehpalarında misafir edilen Yakup Köse’nin nasıl bir “Dev Adam” olduğunu kitabı okuyana ihtar ediyor. Salih Mirzabeyoğlu adını kendisini sorgulayan polislerden duyan Köse, Mirzabeyoğlu’yla da,  onun Üçışık adlı eserindeki kapak fotoğrafından tanışmış. “Tanışma faslı yeter” demiş olmalı ki cezaevi müdürü, kitabın kapağını ve haliyle de Mirzabeyoğlu’nun fotoğrafını “yassah heşmerim” narasıyla yırtmış. İşte burada Yakup Köse’nin dev yumrukları araya giriyor ve daha bunun gibi nice olay… Alkışlanacak, gıpta edilecek, okuyanın kanını donduracak nice olaylar… Yakup Köse’nin nasıl büyüdüğü…

Yaşadıklarını tam on sekiz yıldır yakın çevresiyle, yaklaşık üç yıldır da kamuoyuyla paylaşan Yakup Köse, Bir Çocuğun Gözünden 28 Şubat – Cezaevi Notları adını verdiği kitabıyla okuyucuyu farklı bir dünyada ağırlıyor. Kitabı okurken günlük işlerinize dönmekte zorlanabilirsiniz. Yaşanan o kadar şeyi okumak ağırınıza gidebilir. Bütün bunlar olurken “ben neredeydim?” sorusunu sık sık kendinize sorup, kendi geçmişinize rastgele seyehatler düzenleyebilirsiniz. Ayrıca diğer siyasi suçlardan hüküm giyen birçok mahkûmu “Bir Çocuğun Gözünden” okuyabilirsiniz.

Evet… Hikâye devam ediyor. Çünkü kitabın önsözünde “bu, yaşanıp bitmiş bir olay değil” diyor Yakup Köse. Kitabın son bölümünde; Tuncay Aksoy, Halil Kantarcı, Umur Talu, Yıldız Ramazanoğlu, Sibel Eraslan, Mehmet Atak, Bülent Akyürek, Emine Uçak Erdoğan, Cemile Bayraktar, Özlem Albayrak, Hilal Kaplan ve Esra Elönü adlı yazarların çeşitli tarihlerde ve çeşitli basın yayın kuruluşlarında “Yakup Köse ve Davası” ile ilgili kaleme aldıkları yazıları iktibas edilmiş.

Onca yaşanan şeylerin ardından ne söylenir; kitabı okuyanlardan duymak isterdim. Ben: “Çocukluk işte!” diyorum; zıddına inkılâp eden çocukluk…

Ömer Sergönül yazdı

Yayın Tarihi: 07 Mart 2013 Perşembe 00:30 Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2018, 15:30
banner25
YORUM EKLE

banner26