Bu kahvenin tadı yerinde

Keyfekader Kahvesi başladığınızda bırakamadığınız, elinizden düşmeyecek bir kitap.

Bu kahvenin tadı yerinde

Ne edebiyat fakültesinde okudum, ne de edebiyat üstatlarının rahle-i tedrisinden geçtim. Edebiyatla iştigâlim  okumaktan öteye geçmez. Bir kitabı değerlendirirken ağır edebi tahlillerden hiçbirini, istesem de beceremem. Alt kurmaca, üst kurmaca, kurguda bulmaca hiçbirinden çakmam. Ne Borges okudum ne de Kafkaesk bilirim. Dolayısıyla okuduğum eserin dimağımda bıraktığı tada önem veririm sadece. Kitap beni sardı mı,  sıkılmadan, keyifle okuyabildim mi, dahası Allah izin verir de bir daha aynı şeyi okuma ihtiyacı hisseder miyim ona bakarım. Özellikle roman ya da hikâye söz konusuysa hepimizin kitaplığı bir daha dönüp elimize almayacağımız kitaplarla doludur.Keyfekader Kahvesi

Bu hikayeler farklı

Aykut Ertuğrul’un Okur Kitaplığından çıkan kitabı Keyfekader Kahvesi son zamanlarda okuduğum, hatta bazı yerlerini daha kitabı bitirmeden dönüp tekrar okuduğum, parmağımı sayfalarının arasına koyup kahvemi yudumlarken  çoğu yerinde yazara ve kendime tebessüm ettiğim  bir kitap oldu. Zaman zaman, özellikle yazarlık serüveni 28 Şubat sonrasına  tekabül eden Müslüman yazarların (evet Müslüman) kapıldıkları bunalım edebiyatından nasiplendiğini düşünsem de bu duygu beni sarmalamadan ya şaşırtıcı bir sonuçla karşılaştım ya da daha çarpıcı bir öyküyle. Entel öykü tahlilcileri ne der bilemem ama  Aykut Ertuğrul’un zihni yaslanması gereken yere, belki de bir öykücünün yaslanması gerektiği kadar yaslanıyor. Her ne kadar kahve falıyla kader mevzuuna yaptığı ilintiyi yadırgasam da “Ay” adlı öyküde Yusuf kıssasına yaptığı atıf, “Karanlık Derenin Laneti”,  “Açlık”,  “Sır” öykülerindeki anlatım çok rahat bir şekilde bu yazar bizden biri dedirtiyor.

İrili ufaklı on altı öyküde genel olarak gizemli bir anlatım okuru sararken “Ariyet” ve “Gazete” öyküleri insana gerçekten yaşanmışlık hissi verecek kadar sahici duruyor. Hele “Dönüş”ü okuduktan sonra bir an evvel ana babanızı ziyaret edip ellerini öpmek gerektiğini düşünüyorsunuz. Kâh hüzün, kâh tebessüm...

Sade ama basit değil

Son zamanlarda artık bir metinde yazarın yazamamaktan dem vurduğunu gördüğü an daha ilk cümlelerde yazıyı kaldırıp atmaya karar vermiş biri olarak  itiraf etmem gerekirse “Kusursuz Sessizlik”te  yazarın yazamama sancısı klişesini okunabilir bir hale getiriyor  Aykut Ertuğrul. Hatta okunabilirden de öte bugüne kadar defalarca örneğini okuduğumuz yazamama mevzusunu yakalandığınızda hikayenin içinde epeyce yol almış oluyorsunuz. Kuşkusuz bunda  kitabın genelinde kullanılan dilin sadeliğinin de payı büyük. Ne sırf edebiyat olsun diye ağır ifade ve dolambaçlı-tumturaklı cümlelere yer verilmiş, ne de olduğu gibi güncelin dili kullanılmış. Her şey kararında kısacası...  Görebildiğim kadarıyla tashihte  bir noksanlık göze çarpmıyor. Hepsinin üstüne kitabın editörü de Cemal Şakar, daha ne olsun ?

Hasılı kelam “Keyfekader Kahvesi” bir solukta okunabilecek, hepsinden önemlisi tadı telvesinde, belki kırk yıl hatırı kalabilecek bir kitap.

Çağatay Hakan Gürkan yazdı

Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2019, 12:15
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13