Bu İstanbul tablosunda koca medeniyet var

Orhan Okay, “Bir Başka İstanbul”da eski İstanbul'u ele alırken, tarihî dokuya can vermiş olan kültür ve medeniyet içerisinde bir İstanbul tablosu ortaya koymaya çalışmış. Eğer sadece İstanbul'un sokaklarını, yapılarını vb. anlatmış olsaydı yazmış olduğu eser bu derece kusursuzluğa ulaşamazdı..

Bu İstanbul tablosunda koca medeniyet var

Tarihin tozlu sayfaları arasında sıkışıp kalmış hayatların bilinmezlerine uzanmak;  yaşanılanların üzerinden geçen yılları, tarihe tanıklık etmiş kişilerden okumak sanırım bugün bizler için inanılmaz derecede kıymet arz eden bir şey olsa gerek. Hele ki okumuş olduğumuz kitap, tarihi çınarlardan birisi olan Orhan Okay’ın gözlemleriyle Bir Başka İstanbul olunca, haliyle anlatılanların değeri bir kat daha artmaktadır.

Nitekim hatıralar caddesinde uzun yıllardan beri sürdürülmüş olan bu yolculuk, mazinin her geçen gün bilinmezlere karışan dehlizlerini arındırmaktadır. Ve elbette ki silikleşen zamanın eşiğinden geçerken Orhan Okay'ın mihmandarlığı bu noktada bizler için önemlidir.

İstanbul'un tarihi dokusunu muhayyilemize işlemekte olan kitap, öncelikli olarak özlemle anımsadığımız bir İstanbul'u çıkarmaktadır karşımıza. Sokaklarında özgürce dolaştığımız, oyunlar oynadığımız, radyo dinleyip açık hava sinemalarına gittiğimiz ve Ramazan sohbetleri yaptığımız bir İstanbul rüzgârını estirmektedir zihinlerimize. Dev gökdelenlerin tutsaklığı arasından sıyırarak, bir nebze de olsa özgürlüğüne kavuşturmaktadır İstanbul'u. Ve bu sayede Orhan Okay okurlarına huzurlu bir zamanın ruhunu fısıldayabilmekte ve kalemiyle İstanbul'a rahat bir nefes aldırabilmektedir. Yani beton duvarların arasından açan bir çiçek misali güzel anların tablolarını çizmektedir karmaşıklaşan hayatlarımıza...

İstanbul'un çehresine farklı açılardan bakabilmemize imkân sağlamışOrhan Okay

Kubbealtı Yayınları'ndan çıkan Bir Başka İstanbul, Orhan Okay'ın hatıraları olmasının yanı sıra aynı zamanda, sosyolojik okuma yapılabilecek bir eser niteliğindedir de. Eğer kitabı tüm yönleriyle gözlemleyebilirsek, rahatlıkla göreceğiz ki zamanın İstanbul'undaki eğlenceler, oyunlar, gelenek ve görenekler İstanbul hakkında bizlere muazzam bilgiler verecektir. Tabi ki bunların dışında İkinci Dünya Savaşının etkilerini, karne ile ekmek alınan günleri ve aynı mahallede oturan insanlardaki ekonomik farklılıkları da yansıtacaktır.

Değişen zamanın içerisinde İstanbul'un çehresine farklı açılardan bakabilmemize imkân sağlamış olan Okay'ın ele aldığı konuların ise; savaş yılları, tek parti devri, bayram yerleri, kandiller, seçimler, radyolar, sinemalar, Ramazanlar, yangınlar, yalılar, sahaflar ve gazetecilik gibi dönemin en çok merak edilen unsurlar olduğunu söyleyebiliriz.

Aynı zamanda şunu da belirtmekte yarar var ki; anlatılara özellikle İstanbul'da yaşamış olanların daha çabuk vakıf olacağı da kesindir. Çünkü Okay, anlatmış olduğu yerleri en ince ayrıntısına kadar tarif ederek bugünkü haliyle kıyaslamış ve okuyucunun anlatılanları daha iyi tahayyül edebilmesini sağlamıştır. Okur da bu sayede değişikliğin ne dereceye varmış olduğunu görebilme imkânını elde etmiştir. Fakat şunu da bilmek gerekir ki Orhan Okay dahi anlatımına başlarken “Kaybolan Şehir” başlığını kullanmış ve kendi döneminde dahi tahrip olunmuşluk hissine kapılındığını söylemiştir. Ve Okay'a göre her nesilin, kendinden önceki dönemleri kendi dönemiyle kıyasladığında bir tahrip olmuşluk hissine kapılacağı muhakkaktır.

eyüp oyuncakçılarıOrhan Okay o günün oyuncaklarını da anlatıyor

Kitaba günümüz şartları altında baktığımızda Okay’ın kendi dönemine dair anlatmış olduğu oyunlar, bayram ziyaretleri, sahaflardan kitap almalar vb. gibi değerlerimiz bugün ne yazık ki unutulup gitmek üzeredir. Çocukların yaz sabahlarında erkenden kalkıp gece yarılarına kadar oynadıkları çelik çomak, misket ve köşe kapmaca gibi oyunların oynandığı günler, sadece büyüklerimizin anılarında kalan ve bize masal gibi gelen günler haline gelmiştir ne yazık ki. Orhan Okay, bu oyunları anlatırken sanırım bu nedenle kitabı okuyan herkes, yine büyük bir özlemle yâd edecektir o günleri.

Okay'ın dilinden, o günün oyuncaklarını hayal etmenin huzuruna da erişecek okur. Öyle ki Okay, oyuncakları anlatırken anlatımında sadece oyuncaklara değil, o günlerin oyuncak imalathanesi olan Eyüp semtine de yer verecektir. Çünkü Eyüp o zamanlar oyuncak yapımının merkezi olan bir semttir. Ve her Cuma Eyüp Sultan’ı çocuklarıyla ziyarete giden ahali, kuşlara yem attıktan sonra oyuncakçılarda uzun uzun dolaşıp alış veriş yapmaktadırlar. Fakat şunu belirtmekte yarar var ki, o günün oyuncak imalatçıları sadece tahtadan oyuncak imal etmekte ve çocuklar bu tahta oyuncaklarla mutlu olmaktadır.

Okay oyuncakları anlattıktan sonra ise yine çocuklarla ilgili olan bayram ziyaretlerine yer vererek, çocukların en çok bu zamanlarda mutlu olduklarını dile getirmektedir. Çünkü bayramlarda çocuklar yeni yeni elbiseler giymekte ve bayramlara özel salıncaklar kurulmaktadır.  Ve salıncaklar, bayramlarda çocuklar için en önemli unsuru oluşturmaktadır. Çünkü çocuklar için hava atmanın en güzel şekliymiş o günlerde salıncaklar. Tüm çocuklar orada toplandığı için salıncağa binenler, çocuk aklıyla geliştirdikleri yeni binme şekilleriyle izleyenleri hayrette bırakmaya çalışırlarmış.eski istanbul

Zenginler apartman hayatına özenirmiş

Bayramın bir diğer unsuru ise macuncularmış. Tüm mahallenin çocukları adet olduğu üzere bayram harçlıklarıyla macun sırasına geçerlermiş cümbüş içerisinde. Bayramların haricinde ahalinin önem verdiği diğer bir özel gün de kandillermiş. Kandil günleri mahalleli çörekler yapar ve tüm mahalleye dağıtırmış. O günlerde kandil olduğunu unutmak da mümkün değilmiş zaten. Çünkü ikindiden sonra, akşama doğru fırınların önünden geçerken duyulan taze hamur, susam, mahlep karışımı bir koku tüm mahalleyi sararmış. Orhan Okay, bu âdeti, dini bir müeyyidesi olmasa da Müslüman Türk'ün hayatından koparmanın mümkün olmadığını söylemektedir. Ve Okay'ın belirttiğine göre bu adet özellikle Ramazan günlerinde daha da büyük bir coşkuyla devam etmekteymiş.

Nitekim teravihten çıkan cemaat topluca kahveye geçer, Karagöz oyunları izler, sonrasında sahura kadar tatlı tatlı muhabbetlere dalarmış Ramazan gecelerinde. Ve o zamanlarda en canlı cami ise Beyazıd Camii olurmuş. Nitekim o zamanlarda Beyazıt, İstanbul'un merkezi niteliğinde sayılıyormuş. (Okay, yazısının bu kısmında kendi devrindeki İstanbul'un hemen hemen Şişli civarlarında bittiğini de ifade ederek asıl İstanbul'un neresi olduğu meselesine de burada değinmiştir.)

Ramazanlardaki iftar sofralarının ise ayrı bir protokolü varmış o günlerde. Nitekim yalılarda yaşayan paşalar, beyefendiler sofralarını Ramazan boyunca halka açar ve hiç tanımadığın simalarla iftar eder, sonrasında ahbap olup uzun uzun sohbetler edermiş. Ayrıca Ramazan’da dolup taşan diğer bir yer ise Şehzadebaşı olurmuş. Ve oraya edebiyat camiasının bilinen simaları da pek fazla takılırmış.

Okay, kitapta İstanbul'un bu tip değerlerinden bahsettikten sonra Bogaziçi’ne değinmeden de geçememiştir. Ve boğazın güzelliklerine değindikten sonra okur için ilginç bir gerçeği de dile getirmiştir. Okay, o günlerde Boğaz kıyısında oturmanın hiç bir imtiyazı olmadığından ve sıradan bir memurun bile yalıları kiralayarak oralarda oturabildiğinden bahsetmiştir. Fakat bunu ifade ettikten sonra sosyal bir duruma da dikkatimizi çekiyor yazar. O günlerde zengin sayılan kesimin, apartman dairelerine özendikleri için daha çok Beyoğlu’nda oturmayı tercih ettiklerini ve bu nedenle de yalıları satıp oralarda bir ev almanın yarışında olduklarını dile getirmiş.

Okay, anlatımını bu gibi güzel ve canlı tasvirlerle kitabının sonuna kadar sürdürmekte. Ve insanın ruhuna büyük bir ferahlık veren İstanbul, bu kitapla birlikte farklı bir şekle bürünmektedir okuyucunun tahayyülünde. Nitekim Okay, İstanbul'u ele alırken, tarihî dokuya can vermiş olan kültür ve medeniyet içerisinde bir İstanbul tablosu ortaya koymaya çalışmıştır. Eğer sadece İstanbul'un sokaklarını, yapılarını vb. anlatmış olsaydı yazmış olduğu eser bu derece kusursuzluğa ulaşamazdı. Fakat Okay, anlatımına şehre can vermiş ve onu değerleri kılmış insan unsurunu, onların yaşantılarını, acılarını ve mutluluklarını katarak İstanbul'a duyulan özlemleri perçinlemiş ve okurlarının gözünde “Bir Başka İstanbul” imajını oluşturmayı başarmış.

Eski İstanbul fotoğrafları için fotogalerimize buyurunuz.

Enes Yaşar yazdı

Yayın Tarihi: 11 Nisan 2013 Perşembe 16:44 Güncelleme Tarihi: 26 Aralık 2018, 13:56
banner25
YORUM EKLE

banner26