banner17

Bu Hayat Yolunda Kimi Türkü Söyler, Kimi de Dedikodu

Kazım Arslan, ismine ve kapağına bakılınca seyahat notlarından ibaret olacağını sandığınız 'Yol Bitmeden' kitabını başka bir yol ve yolculuk için önümüze koyar. Hayat bize göre uzun bir yolculuktur. Haşim Akın yazdı.

Bu Hayat Yolunda Kimi Türkü Söyler, Kimi de Dedikodu

Yıllar öce bir otobüste yolculuk yapan arkadaşımın elinde merhum Seyyid Kutup’un meşhur Yoldaki İşaretler adlı eseri vardır. Yanında seyahat eden bir subay, kitabın adını görünce içeriğini merak eder. Kitabın içinde trafik ve güvenli sürüş bilgilerini bulacağını sanır. Aradığını bulamaz, bulduğunu da anlayamaz ve kitabı iade eder.

Dünya hayatı bir yolculuktur; bazen farkında olmadığımız, farkına varamadığımız, hiç bitmeyecek sandığımız ama biten, bitecek olan bir yolculuk! Yol boyunca güzel bir şeyler ortaya koyabilmişsek, güzel eserler meydana getirebilmişsek ve bir hoş seda bırakabilmişsek ne mutlu bizlere!” “Yol Bitmeden” adlı kitap böyle başlar. Yola ve yolcuya dikkat çekerek…

Yazar Kazım Arslan, ismine ve kapağına bakılınca seyahat notlarından ibaret olacağını sandığınız eserini başka bir yol ve yolculuk için önümüze koyar. Hayat bize göre uzun bir yolculuktur. Gerçi hadis-i şerif, bu konuda farklı şeyler söyler, hayatı bir ağaç gölgesinde yapılan kısa bir mola olarak tanımlar.

Farklı şairlere ait mısraların süslediği, yalın anlatımıyla bir derdi paylaşan eser var masamda. Onun asıl mesleği doktor ama şimdi Yozgat belediye başkanı... Görevinden daha çok taşıdığı dertle ortaya çıkıyor. Zira dert, önce okutur, sonra düşündürür, nihayet de söyletir/ yazdırır… Zira derdi olmayan kişi, ancak kendisi dert olur.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın sanki taptaze bir dizesi bana kitabı okumak için şevk verdi: “Çocuğum bol bol masal dinle/ Henüz inanırken!/ Çocuğum sana yalvarıyorum/ Ellerin çirkinleşmeden dua et…”

Nasihat, bilinmeyen bilgilerin talimi değildir

Yazarımız, “kim ne derse desin, genel manada bakıldığında maddi tarafımızda oldukça gelişme var.” diye başladığı bölümde yavan ekmekle kuru çökeleğe şükreden güzel insanlara duyduğu hasreti dile getirir. Bu dönemi bilenlerimiz var. Yaşı yetmeyip bilmeyenler de var. Ama şükretmenin azlığı malum… “Anne karnına sığan ama koca dünyaya sığamayan insanoğlu” kavga için ne de çok bahane bulurmuş.

Cebimizi dolduran ama ruhumuzu boşaltan dünyalıklara dikkat çeken Arslan, çocukluk yıllarında aldığı şu nasihati sanki hiç unutmamış: “Oğlum! Lafını bil de konuş, ağzını sil de konuş.” Kitapta bunun izlerini görmek mümkün. Bu cümleler, aynı zamanda siyasetin içinde olan bir şahıs için calibi dikkattir. Allah bu cümlelerin künhünü hem ona hem de bizlere unutturmasın.

Tek başlık ve tek bölümden oluşan kitabı okumak için zorlanmayacaksınız. Birçok sayfada ve satırda kendinizi bulmak mümkün... Kitap farklı günlerde yazılmış müstakil ama hayatın akışını ve insanın bunun karşısındaki acziyetini ve cehaletini vurgulayan örnek ve alıntılarla oluşmuş. Nasihat, bilinmeyen bilgilerin talimi değildir. Nasihat, bilinen ama uygulamasında zaafa düşülen konuların hatırlatılmasıdır.

Yazar, eserinde siyasetçiliğini ve başkanlığını çok da ön planda tutmaz. Bazı satırlarda yaşının 58 olduğunu da gizlemez. Dünyanın çok da peşinden koşulacak bir meta olmadığını özenle belirtir. İnsanın var olanla yetinmesi gerektiğine, başkalarının elinde olana göz dikmemesinin ehemmiyetine vurgu yapar. Hem bir doktor, hem de bir siyaset adamı olarak şu cümleler onun için çok önemlidir: “Dünyasına dünyasına,/ Aldırma dünyasına,/ Dünya benimdir diyenin,/ Daha dün gittik yasına…”

Herkes kendi içine baksın

İlerleyen bölümlerde yazarın siyasi kimliğinin getirdiği bazı serzenişleri bulmak mümkün... Bir şehirden bahseder ve iki fabrikayı kapatma niyetini aşikâr eder. “Birincisi; fitne fesat fabrikası, ikincisi ise dedikodu ve iftira fabrikası…” diye meramını özetler. Burada hem bir tavsiye, hem de bir iğneleme bulmak mümkün.

Umarım bu şiirler ve duygular sadece satırlarda değildir. Yolu Yozgat’a düşen her okur bir şekilde onu bulmalı ve bunları kendi ağzından dinlemeli. Belki bir gün nasip olur. Zira “Faruk Nafiz’in bu sabah okuduğum bir şiirindeki şu dizelerini sizle paylaşmakta bir beis yoktur.” diye başlayan ve aşağıdaki şiiri barındıran sayfa, “sözün bittiği yer” olarak kayda alınmalı: “Evler yıkılır, köyler olur hak ile yeksan,/ Viran yeri birkaç yıla varmaz onarırlar,/ Yalnız şu gönül mülkü harap olmaya görsün,/ Tamire yetişmez onu dünyada asırlar.”

Yol Bitmeden kitabında Cemil Meriç, Nurettin Topçu gibi birçok mütefekkirden cümleleri bulacağız. Kitabın sonunda da Cahit Zarifoğlu’ndan bir alıntı güzel bir noktalama olmuş: “Herkes kendi işine baksın, değil. Herkes kendi içine baksın, daha güzel!

“Tıp camiasından her şey çıkar. Arada doktor da çıkar.” Bu sözü çoğumuz duymuştur. Bir doktor olarak yazar da bunu kayda alır ve farklılığını vurgular. Kitaptan bir türkü dinlemek mümkün değil ama onun türkü söylemesine karşılık yapılan eleştirilere verdiği cevaplara bakılırsa bu konuda mahareti var: “Kimi türkü söyler, kimi de dedikodu…”

Hayat kısa, imtihan çetin, çeldiriciler, şeytanlar ve dostları pek kavi… Yol kimimiz için bitti, kimininki bitmek üzere… Yola devam edenlerden kiminki daha erken bitecek bunu bilemeyiz. Ama bitmeden önlem alınmalı. Kırılan kalbi onarmak mümkün değil, geçen zaman hiç geri gelmeyecek… Bu sınavı hep birlikte kazanmak umut ve duasıyla…

Kazım Arslan, Yol Bitmeden, Profil Kitap

Haşim Akın

Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2019, 00:41
YORUM EKLE
YORUMLAR
ihsaniye gözüyaşlı
ihsaniye gözüyaşlı - 3 ay Önce

konu başlıgı ğüzel amakitabın tamamını okumak isterim bulabilirsem inşAllah

banner19

banner13

banner20