banner17

Bu Depresyon Hırkası'nı Giyen Var mı Aranızda?

Nurcan Toprak, 'Depresyon Hırkası' kitabı ile giyilmiş hüzünlere şen bir üslupla dikkatleri çekiyor. Serdar Arslan yazdı

Bu Depresyon Hırkası'nı Giyen Var mı Aranızda?

Nasıl bir şeydir bu hırka? Aslında hırka dendiğine bakmayın, hırka denen o şey kimi zaman muzip bir gülümsemedir, kimi zaman bir “aman boş ver”mişlik, kimi zaman orta yaşlı bekar bir ablanın herkese yeten şefkatidir. Her neyse de o hırka hüznü örtmek için dikilmiştir. Yaşamdaki her ayrıntı o hırkanın altına gizlenebilir. Yine o hırkanın sarmaladığı güvenle her yükün altına girilebilir hayatta. Bunları Nurcan Toprak’ın ilk kitabı Depresyon Hırkası’nı okurken düşündüm. Öyle bir hırka var gerçekten, ama üşümeyen bilmiyor.

Şen üslup ince hüzün

Mustafa Kutlu’nun yakın zamanda Yeni Şafak’taki köşesinde “Bir Yıldız Doğuyor” başlığıyla yazdığı yazı ile selamladığı Nurcan Toprak, bir usta tarafından böylesi bir selamla selamlanmayı fazlasıyla hak ediyor bana kalırsa. Öyle ki biçimsel oyunların ve postmodern cambazlıkların güdümündeki hikâye diline pirim vermeden, yeni biçim denemeleri ve içli bir söyleyişle okuru selamlıyor Toprak. Selamlamakla da kalmıyor, şen bir üslubun içine sızdırdığı ince hüzünle, ‘insan’ı okumaya davet ediyor. Ev kadınları, zanaatkâr babalar, genç kızlar, öğrenciler… Hepsinin hayatından kısa zarif detaylar sunuyor okura. Ama öyle detaylar ki konu edilen yaşamların bamteli. Bu detaylar, yaşamaya devam eden, yaşamın inceliklerini -bir otobüs camı ardı hızıyla da olsa- kavrayan herkesi samimiyetle yakalayacak cinsten.

Mantığın kopardığını duygu bağlıyor

Nurcan Toprak, hikâyelerinde kurgusallığın sınırlarını genişleten anlatı sıçramalarına başvuruyor. Fakat bu sıçramalar sürreal bir zeminde veyahut absürt bir tonda değil. Anlatının yaslandığı inandırıcı ve samimi ruh hali anlatılanı mantığın olmasa bile duygunun bağladığı bir bütünlükte tutuyor. Hatta anlatıda başvurulan mantıksal kopmaların duygusal boşluklar oluşturup okuru daha içli bir yerden yakaladığı da söylenebilir.

Yazılı dilde görmeye alışkın olmadığımız kimi ifadelerin ansızın karşımıza çıkması, hikâyeye sindirilerek aktarılan kimi bilgi parçacıkları, yazarın keşfi ince detaylar, tasvirler, okunana yönelik dikkati diri, anlatıyı da sıcak tutmayı sağlıyor: “Vitrinlerdeki mankenleri bile bir evin bir oğluna münasip midir diye süzmüyorsa ne olayım.” “Yeşil oduncu gömleği vardı üstünde, kıyamam.” “Havada gergin misina sesleri ile yürüdüm.” “Ölmüş bir bedenin ruhu gibi yürüyüp geçtim.” “Yorgun olduğum akşamlar kendimi ışıklarda unutuyorum, bir şarkıyı dudaklarımda.”

Giydim depresyon hırkasını

Ölüm gibi, ayrılık gibi, aşk gibi yaşamın standart ritmine aykırı işleyen duyguların varlığına rağmen aynılaşmayı başaran günlerin hüznü için bir elbise dikseler, o elbise depresyon hırkası olurdu muhtemelen. Ya da daha kesin bir şey diyelim elimizdeki veri ile. Nurcan Toprak’ın böylesi anlara biçtiği elbise “Depresyon Hırkası”. O elbise bir melamet hırkası olmasa da giyilmeyi fazlasıyla hak ediyor. Ben giydim, pişman değilim.

Nurcan Toprak, Depresyon Hırkası, Dergah Yayınları.

 

Serdar Arslan

Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2018, 09:26
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20