‘Bu dağlar kömürdendir / Geçen gün ömürdendir’

Hasan Ali Toptaş, babasının hastalığı üzerine yazdığı “Kuşlar Yasına Gider” kitabında ölümle yüzleşmeyi masalsı bir dille aktarmıştır bize. Hasan Avcı yazdı.

‘Bu dağlar kömürdendir / Geçen gün ömürdendir’

"Niye yazıyorum ki bunları. İçimiz bir dolap değil ki açıp bakalım. Açıp gösterelim. Yine de anlatıyoruz ama. Bizi fark edince eşyaların arasına gizlenmeye çalışan bir böceğe benziyor anlattıklarım.”[1] der Yaşamak kitabında Zarifoğlu. Bütün kitaplar bu güzel cümlelerin izdüşümü olarak durur bende. Her okuduğum kitabı dolapların arkasına saklanmaya çalışan böceklerin kaçışını izler gibi okurum. Bu cümle benim içimde yankılanırken yazar burada ne anlatmak istemişin peşinde koşarak okurum. O sihirli cümlelerdeki acıyı, sızıyı, hüznü ve mutluluğu kendiminkiler kadar yazarın ruh dünyası ile okumaya çalışırım. Karşıma otursa yazar bana ne anlatırdı’nın merakıyla okurum hep.

Ölüm kelimesi ilk akla geldiğinde hepimizde farklı duygular, düşünceler canlanır, farklı şemalar belirir, bilişlerimizden yansıyan temel duygu belki de korkudur. Tüyleri diken diken eden, insanı şair eden, delirten, dağlara kaçıran o muğlak kelime ölüm. Cemal Süreya, “ölüm geliyor aklıma ölüm/bir ağacın gövdesine sarılıyorum.” diyerek yaşamış olduğu korkuyu kökleri hayata sımsıkı bir bağla bağlı ağaçla yatıştırmaya çalışmış, Sezai Karakoç ise ölen annesine ağıdında “Anne ölünce çocuk/Bahçenin en yalnız köşesinde/Elinde bir siyah çubuk/Ağzında küçük bir leke” diyerek ölümün trajik yüzüyle bizi buluştururken, Ziya Osman Saba ise “En güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz/ümitler içindeyim çok şükür öleceğiz...” diyerek ölüme olan özlemini satırlara sığdırmıştır. “Öldük ölümden bir şey umarak” diyen Cahit Sıtkı Tarancı belirsizliğin getirdiği kaygıya göndermede bulunmuştur.

Varoluşçuluk akımını terapi ekolu olarak devam etmesini sağlayan en temel öğe ölüm olmuştur. Ölüm gerçeğini nasıl kabul edersiniz? Ölüme nasıl baktığınız ile şu anı dolu dolu yaşamınız arasında bir ilişki görüyor musunuz? Sorusuyla birlikte mezar taşı metaforuyla ölümünüz yaşamdaki anlamlı kişiler hakkında ne düşündürdüğü ve ne söylemek isteyeceğini sorar. Varoluşçuluğa göre ölüm kabul edilmesi ve yüzleşilmesi gereken temel gerçekliktir. Bütün kaygıların altında asıl kaygının ölüm kaygısı olduğu görüşündedir Varoluşçuluk. Yalom, ölümün farkına varmanın bir uyanış deneyimi, büyük hayat değişiklikleri için güçlü bir katalizör olduğunu söyler.[2] Aynı şekilde Vamık Volkan da yakınını kaybeden insanın bu sürecin sonunda fayda sağlayacağını söyler çünkü ona göre birincisi, her yitim bizi kaçınılmaz bir keder içine sürükler.
İkincisi, her yitim tüm geçmiş yitimlerimizi yeniden canlandırır.
Üçüncüsü, her yitim, tam olarak yası tutulabilirsek, bizlere büyüme ve yenilenmemiz için önemli bir araç olabilir.[3]

Bozkırda türkülere eşlik eden bir at

Hasan Ali Toptaş, babasının hastalığı üzerine konu ettiği kitabında ölümle yüzleşmeyi masalsı bir dille aktarmıştır bize. Babasının hastalığı için çıktığı yolda şehrin girişine kadar ona eşlik eden bir at ile ölümü imgeleştirmiş masalsı bir dille. Bir bozkırda size eşlik eden at ile birlikte radyoda kimi zaman Hacı Taşan, kimi zaman Neşet Ertaş çalıyor. “Cahilim dünyanın rengine kandım”ın buğusunu o zaman hissediyorsunuz yüreğinizde. Anadolu’da baba olmak kadar, babanın evladı olmak zordur. Hele erkek çocuk iseniz. Toptaş bu gerçekliği satırlar arasına o kadar işlemiş ki kendi içsel yolculuğuma dönüp, en son babama ne zaman sarıldığımı sorguladığımı biliyorum. Onlara olan kırgınlığımızı, kızgınlığımızı derleyip toplayan şey ise şüphesiz ölüm. Böyle bir dilemmanın izinde okuyorsunuz kitabı ara ara size eşlik eden türkülerin naif ve iç burkan kıvamıyla.

“Zaten o yıllarda burnumuzun ucunda gezinen mazot kokusuydu babam, kulağımızda çınlayan uzak bir motor sesiydi ve az evvel dediğim gibi gitti mi gelmek bilmezdi.” dediği kamyoncu babanın süreç içerisinde yaşadığı hüznü Hasan Ali Toptaş öylesine güzel bir dille öyküleştirmiş ki her satırda Ankara’dan baba evine yolculuğa çıkan bir yolcu edasıyla okuyorsunuz satırları. Artık her yolculuğumda masalsı beyaz atı arayacağımı da biliyorum.

Önceki romanlarının aksine daha yalın bir anlatım var Hasan Ali Toptaş'ın. Tıpkı Mustafa Kutlu'nun öykülerini okuyormuşum gibi geldi. Kitabı bitirdiğimde ölüm kelimesinin bende yarattığı anlamı varoluşçu terapist Irvin Yalom'un kitabına adını verdiği "Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek" ismiyle özetleyebilirim. Bir gün eğer güneşe bakacak kadar güce sahip olabilirsem, içimdeki ölüm korkusu ile yüzleşebileceğim.

Sonsuz bir hüzün ve merhamet

Kitaptan size en çok ne kaldı derseniz, sonsuz bir hüzün ve merhamet. Bir de babasının oğluna dediği “sana da aldatılmak yakışırdı oğlum” cümlesi. Sevgiyi başka hangi cümle bu kadar güzel anlatabilir bilemedim. Ve insanın yalnızlığına gönderme yaptığı nihayetinde insanın anlaşılma isteğinin, görülme arzusunun, “Bazı canlıları yaralar öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor” cümlesiyle yansıdığı dinlenilme ihtiyacı. Hepimiz bizi anlayacak bir muhatap ararız hayat boyu. Bu bazen babadır, bazen anne, bazen dost, bazen sevgili. Harlow’un meşhur maymun deneyinde, maymunun anneden alamadığı sevgi ve sıcaklık sonrası acı bir şekilde ölmesi aslında muhatapsız olmanın öldürücülüğüne de bir göndermedir.

Hasan Ali Toptaş, kitap özelinde kendi çocukluğumuzla da yüzleştiriyor bizi. Geçmiş hikayelerimizde sert, katı, otoriter bir ebeveyn figürü yer almış olsa bile, onların da zamanında bir evlat olduğunu bilmek de onları affetmemize katkı sağlayacaktır. Onları affettiğimiz zaman kendimize duyacağımız şefkat ve sevginin daha da artacağına inanıyorum. Babam ve Oğlum filmindeki “Evlatlar, babalarını hep hatırlamak istedikleri gibi hatırlarlar” repliğindeki gibi içimizde yer alan baba figürüyle de yüzleşebildiğim bir kitap oldu Kuşlar Yasına Gider.

İçinde bulunduğum şartları ve hayatı yeniden sorgulayışıma eşlik eden ve sıklıkla açıp okuyacağım başucu kitaplarımdan biri oldu Kuşlar Yasına Gider. Okuyunuz demek haddime değil belki ama kim sorarsa ne okuyayım diye ilk söylediğim kitap Kuşlar Yasına Gider. Tadı damağımda kalan bir roman oldu, eksik kaldım bitirince, içimde yatan ölüm korkusunun tezahürü belki. Dilimde uzun süre kalacak güzel bir mısra gibi Kuşlar Yasına Gider..

Not: Kitap içerisinde yer alan türküler bir araya getirilmiş. Okurken size eşlik eder belki diye linkini de buraya ekliyorum.

Hasan Avcı  


 

 

[1] Zarifoğlu, C. 2016, Yaşamak, Beyan Yayınları: İstanbul. s: 123.

[2] Yalom, I. 2008, Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek, Kabalcı Yayınevi: İstanbul. s: 35.

[3] V. Volkan, 2010, Gidenin Ardından, OA Yayınları. s:7.

Güncelleme Tarihi: 13 Temmuz 2020, 17:15
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
muhammet beyazal
muhammet beyazal - 5 ay Önce

yazmak güzeldir, bu yüzden okumak daha güzeldir.meb.

Güşçin küley
Güşçin küley - 5 ay Önce

Güzel yazı için teşekkur ederim.

banner19

banner13

banner26