banner17

Bu çocuk neden her şeyi izliyor?

Bahaeddin Özkişi'nin Sokakta romanında bir çocuk, bir sokak, bir dost, bir cinayet ve Onlar var. Tüm bu hikâyeler aslında tek bir ana hikâyeyi mücessem kılabilmek için anlatılıyor kitapta..

Bu çocuk neden her şeyi izliyor?

Kesrette vahdeti görebilen için, bir sokağın tüm bir dünya demek oluşu pek de yadırganmamalı. Bir ucundan girilip diğerinden çıkılan ve bu giriş çıkışı yapan insanların fikirleri ve duygularıyla beslenen; her fikir ve duygunun çehresini değiştirdiği bir yapı, Sokak. Bahaeddin Özkişi’nin Sokakta romanının kahramanı bize böyle tanıtıyor sokağı.Sokakta, Bahaeddin Özkişi

Bir sokak ve bir insan tüm bir dünyadır

Bu kahraman kim? Adını bilmiyoruz. Onun sadece mescid, türbe, konak, evler ve insanlar arasında bir insan, sokağın her sakini gibi biri olduğunu biliyoruz. Adı yok. Yahut adı herhangi bir şey olabilir. Önemli olan ismi değil, önemli olan insan oluşu. Zira o “insan” için bekliyor nöbet kulesinde. Onların secde etmeyi reddettiği, Allah’ın halifesi olan insan için… Zira kıran kırana bir mücadele var. Gözler önünde cereyan eden bu savaş, bu kadar göz önünde olduğu için mi dikkat çekmiyor. Nasıl bir perde ardına gizleniyor tüm bu alenen olup bitenler?

Olup bitenler… Olmakta devam edenler… Nedir bunlar?

“Uzun ve yüksek topukların kaldırımlarımızda kikirdediği ilk gün” diye başlayan bir değişim süreci olanlar… Ve bu sürecin, artık onu üreten beyinlerce de kontrol edilemiyor oluşunun pervasızlığında olacak olanlar… “İyi de sırf yeni olduğu için bir şeyi dışlamak, bayramlık elbisesini giymek isteyen çocuğun huysuzluğundan başka nasıl değerlendirilebilir? Ya bir çocuğa bayramlık elbise diye bir soytarı kostümü giydirilmek isteniyorsa, sırf yeni ve bayramlık diye bu nasıl giyilebilir?” şeklinde uzayıp giden sorular ve yine cevabî sorular…

Sokak
(+)

Bu roman bir hesaplaşmanın romanı

Bir tarafta ısrarla üzerinde durulan “yüzyılımızda gözün görüp elin tutmadığı şeye nasıl var gözüyle bakılabilir?” iddiası; diğer tarafta yalnız müşahhas şeylerden oluşacak bir dünyanın ilkelliği. Madde ile açıklanmaya çalışılanlara karşılık, madde üstü şeylerin eylemlerimize dahlinin aşikârlığı. Bir atom çekirdeğinin gücünü, Hiroşima’nın halini gördüğü halde inkâr edebilen bir insanlık.

Ebedî düşmanı olan şeytanın emir komutası altında özgürlük naraları atan bir maddeperest zihniyet ile tefekkür ile öteleri arayan bir bütüncül nazar… Sindirilmeye, ianeye muhtaç hale getirilmeye, cahil bırakılmaya çalışılan bir din adamları topluluğu karşısında gücünü eli altındakilerden alan ve tüm değerleri reddedişle kuvvet kazandığını sanan bir ilim adamları güruhu. Ölümü sonsuz karanlıkta insan vücudunun dinleneceği bir uyku olarak görmek ile Allah’ına kavuşup, sonsuzluğa erişmenin bir eşiği olarak görmek arasındaki fark.

Tesadüfün gizli elleriyle adım adım maymundan evrildiği vehmedilen bir insan telakkisi ile, yaratıcının dünyadaki halifesi olduğuna inanılan bir insan arasındaki uçurum. Her halükarda gelenek ile modernin, madde ile mânânın, inanç ile kanıtın, bilmek ile inanmanın yüz yüze gelip hesaplaşması… Kavak ağacı kökünde asma yetiştirmek hikâyesi…

Dünyaya bir tahtanın deliğinden bakınca gördüğü aslında tahtasız da görülebilecek şeyler miydi?

Gemisi, kendi sebep olduğu bir hata yüzünden batmış bir kaptan… Elinde dürbün olduğunu vehmettiği ve dünyayı onunla seyrettiği bir tahta parçası… Ve önünde, dalıp dalıp sayfaları arasında yittiği bir seyir defteri… Bir de tüm bunları gören ve izleyen bir çocuk… Bu çocuk her şeyi izleyen bir çocuk zaten. Fakat elinde o tahtadan yok. Öyleyse bir tahtanın ucunu delmeli ve kendi dürbününü elde etmeli.

Bembeyaz bir sayfayla neler yapılabilir?

Kaptanın tahtasını tutamayacak da olsa gösterme kabiliyeti, nihayetinde bir bakış terbiyecisi. O tahtayla tek tek bakmak her şeye… Kuşa, ağaca, böceğe… Bir yaprağa bakmak… Sonra yazmaya kalkmak tıpkı kaptan gibi. Ama hiçbir sözcüğü yetirememek anlatmaya gördüklerini… “Bir çiğ taneciği ne kadar kusursuz anlatılırsa anlatılsın, defter üstünde bir çiğ tanesi olmaktan çıkıyordu. Onları gönlümce kaydedemek düşünemeyeceğiniz kadar büyük bir ıstıraptı” diye anlatmak o günleri… Sonra bir gün bakmak kaptanın seyir defterine. Bomboş sayfaları görmek… Anlamak sonra bir beyaz sayfayı bembeyaz bırakarak neler yapılabileceğini…

Bir kez sevme ihtimalin var diyelim, ne kadar sevebilirsin?

Bir de balonlardan öğrenmek hayatın sırrını, dünyanın mahiyetini… Haset ettiğin, senin olmayacaksa kimsenin olmaması gereken bir balonun, nazarın ile elden kurtulup gökyüzünde kaybolmasını. Önceden hiç değilse görebiliyor olduğun balondan artık bir nişâne bile kalmayışının acısını… Sonra tüm sevdiklerinin ve hatta kendinin bir balon gibi yitip gideceğini idrak ediş. Bu idrakle her şeyi bir defada en kuvvetli şekilde sevmek, görmek, anlamak ve bağlanmamak ihtiyacı… Milyonlarca uçan balona dönüşmüş bir koca dünya tahayyülü ile, ayaklarının hâlâ yere basmak çabası…

Sokaktayız; kimsesiz bıraktığımız bir sokakta…

Sokakta, belki de şaheserlerini veremeden dünyamızdan göçmüş ve dâr-ı bekâya intikal etmiş rahmetli Bahaeddin Özkişi’nin, Ötüken Yayınları’nca neşredilen üç romanından biri.

Onda, hayat öncesine, hayata ve ölüme dair içimizden bir bakış bulmak mümkün. Gayesi, çabası, tehlikesi, hafakanları, sekinesi ile iç içe hislerin; kadim zamanlar, hal ve muhtemel istikbal ile buluştuğu bir eser Sokakta. Aşkın, dostluğun, gençliğin, çocukluğun ve direniş zamanlarının; yani tüm insan hayatına dair geçiş anlarının birlikte anlatıldığı hikâyesiyle Sokakta, çoğumuzun maalesef gözden kaçırdığı bir büyük roman…

 

 

 

Ayşe Leyla Uysal o sokakta neler gördü neler

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 11:33
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hasan Emre Okumuş
Hasan Emre Okumuş - 8 yıl Önce

Bu güzel roman ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. teşekkür ederim.

banner8

banner19

banner20