Bu bir kalpleri derleyip toparlama çağrısıdır

Yunus Emre Özsaray’ın ‘Kefendeki Misket’le yaptığı şey aslında günümüzün kirlenen dünyasına, insanına öykü sanatı üzerinden ‘temizlenme, vicdanların odalarındaki çer çöpü bir süpürme, kalpleri şöyle bir derleme, toparlama çağrısıdır..

Bu bir kalpleri derleyip toparlama çağrısıdır

Yunus Emre Özsaray, Kefendeki Misket adlı ilk öykü kitabını İz Yayıncılık’tan çıkarmış. İsmi, her ne kadar bizim anlayışımıza ters düşüyor gibi gözükse de aslında bir özlü söz olan ‘Kefenin cebi yok’ cümlesinin anlamında bir paralellik kuşanmakta. Sonuçta, bilye, bir okuyucu olarak bizim için ne para ne pul ne de bir meta ölçüsündedir. Bilye, biraz safiyet biraz da çocuksuluk barındırır içinde. Ve bu yüzden hafiftir, masumdur.

Dolayısıyla burada bir soyutlama amacıyla kullanılmış bir başlık vardır. Belki de bizim, ahirete götürmeyi istediğimiz temizliğimiz, aydınlığımız, masumiyetimiz demektir bilye. Ölümü bizim için biraz daha sevimli yapmakta, onu daha janjanlı bir hale sokmakta. Mevlana’nın ölüme karşı beslediği fikirlerinden ve duygularından el alır ve onu modern çağa tekrardan uyarlar yazar.  Eğer öyleyse, kefenimizde misketimiz bol olsun.

Ali Haydar Haksal ve Rasim Özdenören’in izlerini görmedim değilYunus Emre Özsaray, Kefendeki Misket

Yunus Emre Özsaray’ın Kefendeki Misket’le yaptığı şey aslında günümüzün kirlenen dünyasına, insanına öykü sanatı üzerinden ‘temizlenme, vicdanların odalarındaki çer çöpü bir süpürme, kalpleri şöyle bir derleme, toparlama çağrısıdır. İnsanımızın yüzyıl öncesinden zayıflatmaya başladığı metafizik bağları, Allah’a karşı olan kulluk bilincini tekrardan bize hatırlatma çabasıdır.  Çünkü insanımız, bir asır boyunca acayip derecede kirlenmiştir, geçmişte bir eşi daha görülmedik şekilde maddeye, realizme boğulmuştur; metafiziksiz bir hayatın hissiz ve rahatsızlık verici küresinde yaşamaya başlamıştır. Daha, çağın geliştirdiği insan tipi üzerinde tam bir kesin hükme varılamamıştır ama insanlığın ruhsal ve genetik olarak dumura uğrayıp bozulduğu biliniyor. Bu arıza, bu bozuluş ne kadardır, şimdilik sadece bunu tam bilmiyoruz. Ademoğlunun eskisinden farklı bir varlık haline doğru gidip gitmediği üzerinde şüphelerimizse kesindir, doğrudur.

Belki böylesi bir yılgınlık ve tükenmişlik hissiyle okuduğumdandır bu kitabı, yazarın kullandığı teknik nedir, ne değildir üzerinde düşünecek değilim. Çünkü bazen gerçekçi ve samimi hatırlatmalar okuyucuya teknikle meşgul olmayı unutturabilir. Doğrusu, ben de bu eserle, teknik ve formellikle filan hiç ilişkiye giremeyeceğim garip bir anımda beraber oldum. Fakat Yunus Emre Özsaray’da çağımızın önemli iki öykücüsü olan Ali Haydar Haksal ve Rasim Özdenören’in izlerini görmedim değil. Onların aksanı yer yer dil ve düşünce düzeyinde kendini göstermektedir.

En önemlisi de artık anlıyorum ki, yaşarken de, ölürken de, ahirete giderken de yolları aydınlatan lambalarımızdan en önemlileri duruluk ve masumiyettir. Bizi kollayacak tek ağamız vardır o anımızda, o da safiyettir.

Adem Kalan yazdı

Yayın Tarihi: 16 Şubat 2013 Cumartesi 12:11 Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 18:29
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ali sözer
ali sözer - 8 yıl Önce

Nicedir bekliyorduk. Bir arada, seri halinde okumak da nasip oldu. Daha bir anladık, daha bir sevdik. Hayırlı uğurlu olsun!

Yaşar KOCA
Yaşar KOCA - 8 yıl Önce

Daha nice güzel eserlere imza atacağına inandığım, güvendiğim, değerli kardeşim Yunus Emre'ye başarılar dilerim...

banner26