Bizans, yaşadığımız dünyaya çok mu uzak?

Yavuz Bahadıroğlu, Biz Osmanlıyız kitabında devlet adamlarımızın tarihe mal olan ve bizlere yol gösterecek nitelikteki hareket ve davranışlarını belgelerle, kıssalarla, menkıbeler ve örneklerle anlatır. Metin Uygun yazdı.

Bizans, yaşadığımız dünyaya çok mu uzak?

https://www.ktpkitabevi.com/urun/biz-osmanliyizİnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” Şeyh Edebali’nin, damadı ve Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Bey'e bu tavsiyesi, Türk devlet felsefesinin, devlet geleneğinin, yönetim anlayışının oturduğu temeli anlatan, tarihe mal olmuş, ebedileşmiş bir tavsiyedir. Osmanlı’dan önce, Selçuklu Devleti ve diğer Türk devletleri de aynı felsefeyle ve düşünceyle yönetiliyordu. Birlik beraberlik, kul ve komşu hakkı, çocuklara ve yaşlılara merhamet, adalete kılı kırk yararcasına verilen ehemmiyet, temizlik, hayvanları dahi kapsayan iyilik duygusu, başka dinlere gösterilen saygı, hürmet ve ibadet özgürlüğü... Daha bunlara eşdeğerde sayılamayacak kadar fazilet ve haslet, Osmanlı medeniyetini oluşturan temel taşlardır. Temel sağlam zemin üzerine oturduğu için Osmanlı, hüküm sürdüğü altı asrın dördünde dünyanın üçte birine hükmetmiştir.

Son dönem popüler tarihçilerimizden olan ve ‘tarihi sevdiren adam’ namıyla anılan Yavuz Bahadıroğlu, Biz Osmanlıyız kitabında hey gidi günler hey diye hasretle yad edeceğimiz, anacağımız güzelliklerimizi, zaferlerimizi, devlet adamlarımızın tarihe mal olan ve bizlere ebedi ders verecek, yol gösterecek nitelikteki hareket ve davranışlarını belgelerle, kıssalarla, menkıbeler ve örneklerle anlatır. Öyle anlatır ki, kitap baştan sona hasret, Osmanlı hasreti seslendirişilidir. Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazi’nin oğluna tavsiyeleri, Şeyh Edebali’nin yine Osman Bey'e o meşhur tavsiyeleri, o dönemler yolu topraklarımıza düşen Avrupalı seyyahların Osmanlı toplumunu değerlendiren görüşleri, Osmanlı vakıf sistemi, kitapta anlatılan konulardan bazılarıdır. Fatih Sultan Mehmet’e fazlaca temas etmiş Bahadıroğlu kitabında. Fatih’in babası, annesi ve Fatih’in yetiştiği evin manevi havası, Fatih’i yetiştiren çevre ve hocaları üzerinde çokça durulan hususların başında geliyor.

Yazar buradan, gençlere hayat düsturu olacak dersler çıkarır ve bunu formülleştirir. Formülü şu sorularla belli bir çerçeveye oturtur. 1.Hedefim nedir ve nerededir? (Hedefin ebedi olmasına azami dikkat.) 2. Hedefime hangi vasıtalarla ulaşabilirim? (vasıtaların meşruiyetine dikkat.) 3. Neden ulaşmalıyım? (Maksada dikkat.) 4. Hedefe ulaşmayı yeterince istiyor muyum? (‘İstiyor gibi yapmak’la, ‘gerçekten istemek’ arasında önemli farklar bulunuyor. “Gerçekten istemek, Sultan II. Mehmet’in Bizans Fethini istemesi gibi olmalı!” diyor yazar. Yani, ‘Ya ben İstanbul’u alırım, ya İstanbul beni’ ifadesindeki kararlılık.)

Bizans’ı yıkan sebepler nelerdi?

Tarihin tekerrür ettiğine inanır Bahadıroğlu ve tarih bilmeyen devlet adamını, denizde pusulasını kaybeden kaptana benzetir. Tarih ders çıkarılmak içindir. Tarihten ders çıkarılsın ki, geleceğe sağlam ve emin adımlarla yürüyebilelim. Ebediyete kadar mevcudiyetimizi devam ettirebilelim. “Bizans neden yıkıldı?” bölümü, tarihten ders alınmasıyla ilgili çok dikkat çekici bilgiler veriyor. Fransız tarihçi Gerard Walter için “tüm Batı’da ‘yıkılış uzmanı’ olarak tanınır” diyen Yavuz Bahadıroğlu, Walter’in, imparatorlukların yıkılış sebeplerini anlatan kitaplar yazmış olduğunu ve bunları ‘imparatorlukların ölümü’ genel başlığı altında yayınladığını söyler. İbret alınması için bunlardan bazılarını almış ve “dikkatle okursanız görecekseniz ki, bu sebepler yalnız Bizans’ı değil, yakın tarihte Sovyetler Birliği ile peyklerini de yerle bir etmiştir” dedikten sonra, “Bakın bakalım 'Bizans’tan bana ne?' diyebilecek misiniz?” diye sorar.

Walter'a göre devlet israf içinde yüzüyordu. Buna karşılık halk eziliyor, sömürülüyor, kazandığı birkaç kuruş haksız vergi ya da enflasyon zoruyla elinden alınıyordu. Bu durum önce ticari hayatı çökertti. Ardından ekonomi kriz dönemine girdi. Tedbirler alınıp, israf önlenemeyince, krizlerin arkası kesilmedi. Halk inim inim inlerken, idareciler köşkler ve saraylar yaptırıyor, sık sık törenler düzenliyor, şık kıyafetler içinde boy gösteriyor, lüks ve tantana içinde yaşıyordu. Yönetim, limitsiz eğlence, sınırsız sefahat yollarını açıyor, eğlence yerlerinde içki sel gibi akıyordu... Dini duygular zayıflamış, ahlakın yerini zevk, şehvet, servet ve şöhret almıştı.

Ruhani sınıf yozlaşmıştı. Onların da ahlakı bozulmuş, dini hem ticarete, hem de siyasete alet eder olmuşlardı. Ayrıca temsil ettikleri Hıristiyanlığın içini boşaltmışlardı. Dini muhtevasıyla değil0 merasim ve boyutu ve menkıbeleriyle ilgiliydiler. Mesela Bizans kuşatma altındayken en önemli tartışma konusu meleklerin cinsiyetiydi: ‘Melekler erkek mi dişi mi?’ Ne tesadüf? Osmanlı Devleti yıkılırken de, kendini yenileyemeyen medrese de sakal ölçümünü tartışıyordu: ‘Sakal dudak altından mı ölçülmeli, yoksa çene altından mı?’ Aydınlarla zenginlerde din duygusu kalmamış, Hıristiyanlığın anlamı unutulmuş, dindarlar suçlanır olmuştu. Siyasi ve ekonomik ahlak öylesine çökmüştü ki, Fatih’in Bizans’ı kuşatacağı sırada surların tamiri işini alan müteahhitler, parayı aldıkları halde tamiratı yapmamışlardı...

Bizans’ın çöküşünü hazırlayan bu ve diğer sebeplerle ilgili Yavuz Bahadıroğlu, “Ne dersiniz, Bizans yaşadığımız dünyaya çok mu uzak?” diye sormadan edemez.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2018, 10:26
YORUM EKLE

banner19

banner13