banner17

Biraz kurgu, biraz gerçek ve çokça içtenlik: Şimdilik Havadisler Bunlar

Çehov türüne yakın bulduğum, Erhan Genç’in "Şimdilik Havadisler Bunlar" adlı son hikâye kitabını okurken, kısa hikâye türünün yeni bir örneğiyle karşılaştığımı gördüm. Şadi Kocabaş yazdı.

Biraz kurgu, biraz gerçek ve çokça içtenlik: Şimdilik Havadisler Bunlar

Yazınsal Bir Tür Olarak Kısa Öykü şeklinde Türkçeye çevrilmiş olan The Modern Short Story adlı kitabında Herbert Ernest Bates “İnsanoğlunun yaratılış öyküsündeki Habil ve Kabil birer kısa öykü kahramanıdır” diyor ve ekliyor: “Yazarın istediği her şey bir kısa öykü olabilir...” Yine aynı kitapta farklı birçok yazar ve düşünürün tanımlamaları örnekleniyor. Örneğin Herbert George Wells, kısa öyküyü, “Yarım saat içinde okunabilen kısa bir kurmaca metin” olarak tanımlamış. Elizabeth Bowen’a göre, “Kısa öykü, yazarı zorunlu olarak yazma eylemine iten geçerli bir izlenim ya da algıdan kaynaklanmalıdır.”

Guy de Maupassant ile Anton Çehov metinleri arasındaki en belirgin fark, ilkinin olay ve kahramanları okurda yoruma açık alan bırakmayacak kadar somutlaştırması, diğerininse buğulu bir atmosfer içinde, son sözü okura bırakmasıdır. Çehov türüne yakın bulduğum, Erhan Genç’in Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları arasında çıkan ve editörlüğünü de Bahtiyar Aslan’ın yaptığı Şimdilik Havadisler Bunlar adlı son hikâye kitabını okurken, kısa hikâye türünün yeni bir örneğiyle karşılaştığımı gördüm. Bu kanıya varmamı kolaylaştıran unsurlar, hikâyelerin birbirinden bağımsız epizotlardan oluşması, genel olarak diyaloglara kapalı olması, projeksiyonun geniş bir alana değil, anlık durumlara tutulmuş olması, yani mekân ve zamanın dar bir düzlemden yansıtılması ve ayrıca, tek ve dağılmayan etki yaratma girişimi diyebilirim.

Yazar daha çok kendisiyle haşır neşir

Betimlemelerden olabildiğince uzak duran ve “ben” anlatıcının hâkim olduğu hikâyelerde yazarın gündelik hayatından düştüğü notları okur gibiyiz. Erhan Genç, en çok kendisiyle haşır neşir olurken, hesaplaşmaları da çoğunlukla burada başlayıp sürer. Bu hesaplaşmalara bazen evi, eşi, çocuğu, komşuları, yakın mahalle sakinleri; bazen de sokakta yürürken gördüğü inşaat işçileri gibi sıradan insanlar dahil olur. Abartılı olmayan ailevî, meslekî ve sosyal konum mücadeleleri ve onların yazar üzerinde bıraktığı kafa karışıklığı hep devrededir.

Kolayca anlaşılabilen, zorlama cümlelere yer vermeden, duru bir Türkçe kullanan yazar, yer yer nükteye başvurur: “Uzun bir hikâyeye başlamıştım altı ay evvel; o hikâyeye hâlâ son noktayı koyamadım ama tuzu koydum çorbaya.” Aslında yazarın gündelik dertlerle baş edebilmesinin, kaçışın ve rahatlama arayışının da burada olduğunu görürüz. 

Büyümekten yakınan bir çocuk

Marketten alışveriş yaparken, arabasını yıkarken, çocukları kayınvalidesine bırakırken, evde eşine yardım ederken yakalarız onu. İçindeki, artan sorumluluklardan bunalan ve büyümekten yakınan çocuğu fark etmemek de imkansız: “Çocuk olsaydım annem salonu topluyor olurdu…” (Altı Ay)

Kimi hikâyelerinin altına açıklayıcı; ama aslında açıklamaktan çok konuyu renklendirmeye ve espriler katmaya yönelik notlar eklemiş yazar. Okurla sohbet fırsatı da veriyor bu notlar bir bakıma. Örneğin, “Dipnotlu Rüyâ” buna çok iyi bir örnek. Adı geçen hikâyede, gördüğü bir rüyâdan bahsediyor Erhan Genç. (Rüyâyı burda bir kurgu metin olarak ele almak daha doğru olur.) Bu rüyâya dipnotlar düşüyor yazar ve bir yerinde şöyle diyor: “Olay şu: Ben bu kıza, güneş Piyer Loti sırtlarından aşağıya kayarken bir ikindi suları vurulmuşum. Aslında kıza değil de simsiyah gözlerine, aslında gözlerine değil bukleleri bir saray penceresinin bulunmaz Hint kumaşından perdelerini andıran saçlarına, onlara hiç değil de sadece gülüşüne vurulmuşum...”

Biraz gülümseme, biraz kurgu, biraz gerçek ve çokça içtenlik… Şimdilik havadisler bunlar.

Erhan Genç, Şimdilik Havadisler Bunlar, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları

Şadi Kocabaş

Güncelleme Tarihi: 05 Ocak 2019, 20:26
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20