Bir Yayıncı Bir Kitabı Neden Yayınlar?

Kemal Demirel’in ''Bir Kitaptan Bin Kitaba'' adlı kitabında, 1966-1980 yılları arasında kurup yönettiği Yankı Yayınları’ndan çıkan kitaplarına dair hatıraları ve anlatımları var. Demirel keşke hangi kitabının kaç baskı yaptığını ve kaç adet bastığını yazsaymış, yahut çalıştığı matbaalara dair, tercümanlara dair biraz daha fazla bilgi verebilseymiş. Ama buna da şükür tabi ki… Zira ülkemizde pek çok yayıncı, pek çok dergici var, fakat çok az istisna dışında, derli toplu bir şekilde kendi tecrübelerini yazmaktan, bir şeyler konuşmaktan imtina ediyorlar. Mehmet Erken yazdı.

Bir Yayıncı Bir Kitabı Neden Yayınlar?

Bu yazıyı bir sitem olarak da bir kitap değerlendirmesi olarak da okuyabilirsiniz. Değerlendirmeye konu olan ise, Kemal Demirel’in 2006 yılında yayınladığı “Bir Kitaptan Bin Kitaba” kitabı.

Kemal Demirel’in bu kitabında, 1966-1980 yılları arasında kurup yönettiği Yankı Yayınları’ndan çıkan kitaplarına dair hatıraları ve anlatımları var. Kitapta Demirel’in yayıncılığa nasıl-ne niyetle başladığı, kitapları nasıl seçtiği veya kitapların nasıl eline geçtiği gibi sorulara dair kısa bilgiler ve ardından, ilgili kitaptan bir parça bulunuyor.

Türkiye'de John Berger’in ilk kitabı nasıl yayınlandı?

Bu anlatımlardan en dikkatimi çeken ise, John Berger’in ilk kez bir kitabını yayınlaması ve bu vesile ile kendisiyle tanışması oldu. Bu kısa parçayı aşağıya alıntılıyorum

[John Berger- Sanat ve Devrim (Bige Berker)-1974] Bu eser çevrilmiş olarak bana geldi. Önemli buldum, dahası çok önemli buldum. Yazarına bir mektup gönderdim. Benden uygun bir telif hakkı istemesini yazdım. Kısa bir sürede yanıt geldi. John Berger diyor ki: ‘Ben soruşturdum, ülkeniz gelişmekte olan ülkelerden. Kültürüne katkısı olsun istiyorum. Bu nedenle Türkçe yayınlanacak ilk eserim için basıldıktan sonra bana sadece sekiz kitap gönderin, telif hakkı istemiyorum.’

Eseri lüks baskı olarak tüm resimleriyle hemen bastırdım. Yazarın da Prine Alpleri’ndeki adresine on beş kitap gönderdim. Sonra yazar Türkiye’ye geldi. Büyükada’daki evimizde Türk yazar ve düşünürleriyle birlikte buluştuk, tanıştık ve birbirimizi çok sevdik. John Berger ile aynı yaştaydık. Bağımsız düşünce üreten, kendine saygısı, insana saygısı olan orta Avrupa’nın en önemli sanat kritikçilerinden birisi. Birkaç yıl arayla tekrar tekrar buluşup görüştük. Her defa mutlu ve uzun saatler geçiriyorduk düşünce dünyalarımızda. (Sf 183)

İlk 4 kitabını bastıktan sonra piyasaya sürmemiş Kemal Demirel 

Kitabın özellikle ilk başlarında, Kemal Demirel’in bu yayın dünyasına ve dağıtım ağına nasıl-hangi vesilelerle girdiği veya tercümanların kendisine nasıl ulaştığı ya da kitabı kaç bastığı gibi bilgiler bulunuyor. Örneğin ilk 4 kitabını bastıktan sonra piyasaya sürmemiş, çünkü nasıl piyasaya sürüleceğinden haberdar değilmiş. Sonrasında Hürriyet’in dağıtım ağı ile görüşmüş ve kitapların dağıtımı konusunda anlaşmışlar; aynı şekilde yayın dünyasından arkadaşları Anadolu’dan bazı kitapçıların listelerini kendisine vermiş ve Kemal Demirel de bunların hepsine kitaplarını göndererek onların raflarına girmiş.

Kitabın, amacı anlamında daha da geliştirilebilir olduğunu söylemekte bir beis yok sanıyorum. Zira her kitaba dair geniş bir anlatımı yok maalesef. Bazı kitapları 1-2 paragraf ile kısaca anlatarak geçiyor. Aynı şekilde bazı bilgilere de çok az değiniyor. Örneğin keşke hangi kitabının kaç baskı yaptığını ve kaç adet bastığını yazsaymış, yahut çalıştığı matbaalara dair, tercümanlara dair biraz daha fazla bilgi verebilseymiş. Ama buna da şükür tabi ki…

Yayıncıların kendileri hakkında, yayınevi emekçileri hakkında bilgileri ara ki bulasın

Zira Türkçe yayın-yayıncılık literatüründe çok enteresan bir durum var; pek çok yayıncı var, pek çok dergici var, fakat çok az istisna dışında, derli toplu bir şekilde kendi tecrübelerini yazmaktan, bir şeyler konuşmaktan imtina ediyorlar. Yayınladıkları binlerce kitabın arkasından saklanarak gizli gizli bizi izliyorlar sanki. Kendileri hakkında mümkün olduğunca az bilgi… Bazılarının hangi kitapları bastığına ulaşamıyorsunuz. Editörlerin ismini yazmak zaten ancak yeni yeni, yayınevlerinin yarısına yakınında alışkanlık haline gelebildi. Kalanında halen yok. Dolayısıyla yayınevi emekçileri gibi devasa bir insan topluluğunun da adı yok. Bu kitap bizim elimize nasıl geliyor diye merak eden birisinin, birkaç fırın ekmek yemesi gerekir yeterli bilgiyi edinmek için. Eski dönem devlet dairelerindeki vezneler gibi, sadece evrak uzatabileceğiniz ve karşılığında evrak alabileceğiniz yerler. En büyük ilişki noktası fuarlar. Yayınevi mekanları da, yine istisnalar dışında, hep bir adım geride, okurdan saklı yerler. (Bu konuda “olmaya başladı” şerhini düşmemiz gerekiyor. Zira İslamcılık biraz da yayınevi-dergi bürolarıdır fakat bu durum artık gerçekliğini büyük oranda kaybetmiştir.)

Sadece ama sadece etkinlikte dağıtılacak kitap!?

Bu konuda Yağmur Yayınları ile yaşadığım bir diyaloğu aktarmak istiyorum. Yağmur Yayınevi dindar- muhafazakar camianın ilk yayıncılarından. Kurucusu rahmetli İsmail Dayı da aynı şekilde ilk yayıncılarımızdan. Geçen senelerde, rahmetli İsmail Dayı hakkında bir anma programı düzenlendi. Program saatinde önemli bir işim var. Fakat öncesinde müsaitim. Programda İsmail Dayı hakkında özel bir kitap verilecek. Etkinlik ile ilgili metinlerde, bu kitabın sadece etkinliğe gelenlere verileceği yazıyor. Büyük bir doğallıkla Yağmur Yayınevi’ne gittim. Niyetim, akşam gelemeyeceğimi söyleyip en azından o kitabı edinmek.

Fakat yayınevi çalışanları, bu kitabın sadece etkinliğe gelenlere verileceğini söyleyerek beni geri çevirdiler. Yine hüsn-ü zan, bütün fuarlarda Yağmur Yayınevi’nin önünde, o kitap belki basılmıştır diye bekledim. Hayır. Çünkü bu kitap, sadece etkinliğe gelenlere verilecek bir kitaptı ve verildi, bitti.

İnsan, keşke hiç yapılmasa diyor

Düşünsenize bir yayınevi kuruyorsunuz. 40-50 sene işletiyorsunuz. Vefat ediyorsunuz. Ardınızdan gelenler, adınıza bir kitap bastırıyor. Fakat bunu sizin kurduğunuz yayınevinde satışa çıkarmıyorlar. İnsan, keşke hiç yapılmasa diyor. Muhtemelen pek çok yayınevi ve yayıncı da bu nedenle, yapmamayı tercih ediyor. 20.-30.-40. yılına özel kitap, kitapçık, broşür, açık etkinlik… Hepsini geçtim, internet sitelerinde doyurucu bilgi. Hiçbiri yok.

Bahsettiğim ortamda Kemal Demirel’in kitabı, fikir itibariyle, ve kısmen içerik itibariyle gerçekten özlediğimiz bir tadı bizim için sunmuş oldu. Bu vesile ile 2009 yılında vefat eden Demirel’e rahmet diliyor, kalan yayıncılarımızdan mazilerine sahip çıkmalarını ve gelecek nesillere aktarmalarını istediğimizi bir meraklı olarak rica ediyorum.

Mehmet Erken

Bir Kitaptan Bin Kitaba, Kemal Demirel

Güncelleme Tarihi: 19 Kasım 2018, 17:26
banner12
YORUM EKLE

banner19