Bir Şairin İzinden Türkiye Halleri

İhsan Deniz, ''Sevgilimdir Yazdığım Her Şiir Benim'' kitabında sadece kendi hayatından, kendi sanatından bahsetmiyor. Hayatı ve sanatını anlatırken hem yakın dönemin sanat-edebiyat dünyasına hem ülkenin eğitim sistemine hem yöneticiler ve insanımızın şehirleşme-modernleşme anlayışına hem de toplumdaki sosyal dokunun değişimine içeriden ve samimi bir bakış getiriyor. Ahmet Serin yazdı.

Bir Şairin İzinden Türkiye Halleri

Cümle Yayınları’nın Mehmet Solak imzasıyla 2016 ağustosunda okuyucularla buluşturduğu şair İhsan Deniz’le yapılan uzun soluklu söyleşiden oluşan “Sevgilimdir Yazdığım Her Şiir Benim” başlıklı kitap, sadece yakın döneme tanıklık etmekle kalmıyor, aynı zamanda bir yazarlar-şairler galerisi hüviyetini de taşıyor.

Kitap, her ne kadar İhsan Deniz eksenli bir çalışma olsa da, söyleşi yapılan kişinin hassasiyetleri, bunun yanında iyi bir gözlemci olması ve sözü eğip bükmeden dobra dobra söylemesi, kitabı, bir şairle sadece şiir ve edebiyat üzerine yapılan bir söyleşinin çok daha ötesine taşıyor.

Bu uzun söyleşide İhsan Deniz, sadece kendi hayatından, kendi sanatından bahsetmiyor. Hayatı ve sanatını anlatırken hem yakın dönemin sanat-edebiyat dünyasına hem ülkenin eğitim sistemine hem yöneticiler ve insanımızın şehirleşme-modernleşme anlayışına hem de toplumdaki sosyal dokunun değişimine içeriden ve samimi bir bakış getiriyor.

İğneyi çekinmeden kendimize batırmalı ki başkasını çuvaldızına gerek kalmasın

Sözgelimi, eğitim sistemimizle ilgili ilginç ve bir o kadar da ibretlik şeyler söylüyor İhsan Deniz.

Babasının işi dolayısıyla İstanbul’da başladığı okul hayatını yatılı olarak Bursa’da sürdüren İhsan Deniz, ilkokuldan sonraki eğitim hayatını hatırlamak bile istemez. Bu, aynı zamanda o dönemin eğitim anlayışına ve özellikle belli bir kimliğin eğitim yöntemlerine içeriden yapılmış ciddi bir eleştiridir. Bu zihniyetin biz Müslümanlara neler kaybettirdiği ciddi olarak analiz edilse gerek.

İhsan Deniz, ilkokul sonrası döneme ait okul anılarını anlatırken renkli ve güzel bir geçmişten değil, unutmak istediği kara ve insanın ruhunu hırpalayan günlerden bahseder.

Şair Osman Konuk ve hikâyeci Kamil Doruk’un da okul arkadaşı olduğu İhsan Deniz, parasız yatılılık sınavına girer ve sınavı kazanarak Bursa’da yatılı okumaya başlar. Yatılı okul hayatıyla ilgili hiç de iyi izlenimlere sahip olmayan İhsan Deniz, o günleri şöyle anlatır: “İlkokulu bitirdiğim yıl devlet parasız yatılı sınavlarına girdim. Sonuçlar geciktiği için o yılın güz döneminde on gün kadar Küçükyalı Lisesi’ne devam ettim. Sonuçlar geldiğinde, kendimi Bursa …………Lisesi’nde buldum. (Polemik konusu olmasın diye okul ismi yazılmamıştır. AS) Yedi yıl yatılı okudum. Söz konusu yedi yıl, benim için pek de parlak hatıraları içermez. Öğretmenler öğrencileri tam anlamıyla ezerdi, tek tip öğrenci modeli oluşturulmaya çalışılırdı vs. vs… O düzeni sevmedim ben kısaca.” (Sevgilimdir Yazdığım Her Şiir Benim, s.21)

Şairin dikkat çektiği bu düzen, zamanla iyice çekilmez hal alır ve İhsan Deniz’in “… Ve mesela Kamil Doruk, son sınıfta ayrıldı okuldan. Pansiyon eziyetine daha fazla tahammül edemedi…” (age. s. 22) cümlelerinde ifadesini bulduğu üzere, son sınıfa gelmiş bir lise öğrencisinin, tazminat ödemeyi bile göze alarak okuldan ayrılmasına yol açar.

Bu satırların, eğitimle ilgili herkes tarafından ve özellikle bizim mahalle tarafından dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum çünkü bazı şeyler hâlâ çok can sıkıcı biçimde seyrediyor.

Şehrin mimarisi meselesi

İnsanın mekânla bütünleşen bir varlık olduğunun farkında olan İhsan Deniz, uzun süre yaşadığı, yaşamak zorunda kaldığı Bursa’dan uzaklaşmak istediğini ifade eder bu kitapta. Osmanlının kurucu şehri olan Bursa, hem kendimden hem de konuştuklarımdan biliyorum ki, insanı çarpan bir şehirdir. Tanıdıkça sever, sevdikçe keşfetme merakınız artar. Nereden gelmiş olursanız olun, zamanla kendinizi iflah olmaz bir Bursalı olarak görürsünüz. Şehrin siluetinin iş bilmez kişiler eliyle bozulması, Bursa’nın kadim yeşilliğinin -güya yeşil dostu bir geleneği savunduğunu iddia eden kişilerce- tahrip edilmesi bile insanlardaki bu duyguyu değiştirmez.

Ve fakat bu durum İhsan Deniz için böyle değil. İhsan Deniz, yaşadığı şehri terk etmek isteğini, “Neden Bursa’dasınız?” sorusuna verdiği cevapta aşikar ediyor: “… Ancak, Bursa’da ikamet etmekten memnun değilim artık. Bursa, katledilmiş ve dolayısıyla kaybedilmiş bir şehirdir bana sorarsanız. Belediyeler eliyle hem de. Dünden bugüne… Bursa var ama ‘Bursa’ diye bir şehir yok artık! Düşünsenize; şehrin tam ortasına, Ulu Cami’nin hemen alt kısmına 25-30 katlı apartmanlar dikildi belediye ve TOKİ marifetiyle… Ucube yığını… Şehrin kalbine saplanan hançer! Tam bir cinayet! Bu son darbeden sonra artık isteseniz de Bursa’ya daha büyük, daha çaplı bir kötülük, bir fenalık yapamazsınız… (…) Bir Osmanlı payitahtı ancak bu şekilde iğdiş edilebilirdi her halde. Hem de ‘Osmanlı Osmanlı’ diye diye… Bakar mısınız? Ben Edirne’de yaşamak isterdim bundan sonrasını.” (age. s.26)

Şiirde kuşak mı olur yoksa akımlar mı?

Söyleşisi boyunca birçok isme değinen, bu isimlerle ilgili düşüncelerini açık ve net şekilde yazan İhsan Deniz, kendisinin de içinde yer aldığı ’80 Kuşağı’ ile ilgili düşüncelerini anlatırken aynı zamanda çok sık yapılan bir genellemeyle ilgili bir tartışmaya da giriyor dolaylı olarak. Bilindiği gibi, akademisyenlerce yazılmış edebiyat tarihlerinde ‘şiir akımları’ başlıklı konular vardır ama “şiir kuşakları” başlığı yoktur bu kitaplarda.

Günümüzde, dergilerde konuyla ilgili yazanlara bakıldığındaysa ortada bir kuşak var: 80 Kuşağı, 2000 Kuşağı vb. Çok kabaca bir ifadeyle, neredeyse on yılda bir, biçim ve içeriğin değiştiğine atfen bir şiir kuşağından bahsedilir. Bu kuşaklar, kendilerinden önceki şiir anlayışını değiştirirler, yeni açılımlar kazandırırlar şiire. Böyle yaygın bir anlayış var bilindiği gibi.

İhsan Deniz, kendisine sorulan “(…) Katılıyor musunuz, miadını doldurdu mu 80 Kuşağı şiiri?” sorusunu yanıtlarken gerçekte durumun pek de anlatıldığı gibi olmadığını “Her şiir hareketi, günü-zamanı gelir miadını doldurur. Zira ortam değişir, şartlar değişir, algı dünyası vs. değişir. Ancak şunu belirtmeliyim: 80’ler şiirini ‘taht’tan indirecek kuvvetli bir şiir hareketi ortaya çıkmadı bugüne kadar. (Belki de ben farkında değilimdir, bu da olabilir hiç kuşkusuz!) İddialara bakarsanız, ohoo, gençler dünyayı şiire boğmuş sanırsınız. 2000 kuşağı falan diyorlar… Keşke… Umarım ve dilerim 2000 kuşağı kuvvetli bir şiir hamlesiyle gelir de, Türk şiirinde yeni kulvarlar oluşur. 80 şiiri falan önemli değil… Gelsin de… Gelsin! Godot’yu bekler gibi bekliyoruz… Haydi 2000-2010 kuşağı, haydi gençler, tüm şiir putlarını yıkın!” sözleriyle ve üstelik de içinde meydan okumayı da barındıran çok iddialı bir biçimde anlatır.

Bir geçit resmi

Sadece edebiyat heveskârlarının değil, yakın dönem edebiyatımızı hakkıyla anlamak isteyen akademisyenlerin de çok yararlanacağını düşündüğüm bu kitapta, konuyla ilgisi dolayısıyla yerli yabancı birçok şair-yazardan, birçok yayınevinden, dergilerden, artık işlevini yitirmiş ama bir zamanlar bir okul görevini görmüş Cağaloğlu, Çorlulu Ali Paşa Medresesi gibi mekânlardan bahsediliyor. Üstelik de bunlar hakkındaki düşüncelerini açıkça ifade ediyor, eleştirilerini net bir şekilde yapıyor İhsan Deniz. Mesela, İhsan Deniz’in İsmet Özel’le ilgili ilginç düşüncelerini, kitabın 115. sayfasında okuyabilirsiniz.

“Sevgilimdir Yazdığım Her Şiir Benim”, yakın dönem edebiyatımızı anlamak için bir başucu kitabı olmaya aday.

İhsan Deniz, Sevgilimdir Yazdığım Her Şiir Benim, Cümle Yayınları

Ahmet Serin

Güncelleme Tarihi: 22 Kasım 2018, 17:27
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13