Bir Şair Yürüyor ve Şiirinden Göğe Uzuyor Duası

Her şair gibi hayatın mâişet çukuruna düşüyor, izzet-i nefsini çiğneyerek nigâh-ı giryan ile zamânın leb-i meserretini, bekliyor! Çünkü yazdığı şiir, şiir simsarlarının nazargâhında para etmiyor! Fakat 'Allah hesâbını görecek kapanmamış yaraların' diyerek yürüyor şair… Metin Erol, Hasan Hüseyin Çağıran'ın 'Kanımız Yerde Kaldı' kitabı üzerine yazdı.

Bir Şair Yürüyor ve Şiirinden Göğe Uzuyor Duası

Bir şair yürüyor; durduğu son durak değil, ilk durağı bu. Evvela doğduğu topraklara ve anneciğine sesleniyor. Sonra Gazzâli’nin küllerine, sonra ‘Eski Neşe’lere, sonra sıradanlığına tarihin… Devleti talih kuşu sanarak kolunu kırıp, kanatlarını yolanlara sesleniyor. Takım elbiseleri içinde sıkışan zihinlerine ve elleri ceplerinde ayın 15’iyle göğüs gerip, memurluğuyla ahkam kesenlere… Adıyaman’a uzuyor elleri, Büyük Masal’ı boyunca gazeller söylüyor.

Nebbaş için bir gazel tutuyor; kefen içinde sarılıp yatandan daha çok ölüyor. Mezar taşına dokunmadan hayallerini alıyor merhumun. Yere her düşeceğindeki şükrünü alıyor. Çocuğuna bakarken gözlerindeki ışıltısını alıyor. Yârine dokunduğundaki ürpertisini ve göz göze geldiğinde kalbine oturan derin hüznünü bahtiyarlığın! Başını her yastığa koyuşundaki umutlarını, bir garibin elinden tutuşunu alıyor. Dokunmuyor mezar taşına, toprağındaki gülleri yolmuyor. Nebbaş kefeni soydukça, kim ölü kim diri ayırt edilmiyor.

“Sâde bir yerim olsun şairler kitabında”

Ölmüyor ve fakat hayat hudûd-ı zevk ü emeline sığmıyor şairin. Her şair gibi hayatın mâişet çukuruna düşüyor, izzet-i nefsini çiğneyerek nigâh-ı giryan ile zamânın leb-i meserretini, bekliyor! Çünkü yazdığı şiir, şiir simsarlarının nazargâhında para etmiyor! Fakat Allah hesâbını görecek kapanmamış yaraların, diyerek yürüyor şair… Duası ağzından düşmüyor: “Bir şair olmalıyım / Yoksula gülmeyi minnet saymayan / Düşeni kaldıran şair soyundan… / Lütfunu ucuza satmayan söz cambazı değil… / Bir şair olmalıyım / Sâde bir yerim olsun şairler kitabında

Bir şair yürüyor ve şiirinden göğe uzuyor duası… Erken kızaran güllere gazel düzüyor, Tanrısına yalvararak küçük olduğunu. Fatih’le yürüyor, vefâ tepesine şiir devletini kuruyor. Bu yol nereye çıkar diye soruyor! Anneciğiyle başladığı selamına çıkıyor. Ağarmış saçlarına, uykusuz günlerine, sabır odalarında şükür katlayan ellerine, gün geçtikçe çürüyen dizlerine, yorgun gölgesine ve bereketli topraklarına anneciğinin! Ve aleykümselam ve rahmetullah, diyor.

“Dünya, bahçesidir unutulmuş şarkıların”

Bir şair yürüyor. “Dünya, bahçesidir unutulmuş şarkıların / hayat güzeldi evlere şenlik bereketinle” diyerek ünlüyor! Gazzâli’nin küllerinde gençliğini arıyor. Öğrenci evlerini, aynalarda yiten gözlerini, saat kurma alışkanlıklarını, taze çikolatalarını ve her genç şairin düşüne giren intiharı. Gazzâli’nin küllerinde kendini yıkıyor. Yeniden diriliyor, “dağlarınıza yürüyorum / işte heybem, işte yurdum ve işte ben” diyerek eski neşesine koşuyor. Dost evlerinde ve çocukların ayak bağlarında, zamanın büyüklüğü içinde kayboluyor; eski neşesini arıyor!

Sıradanlığın tarihinde ve devlet kuşunun sakat kanatları altında umudunu yitirmiyor, cenginden geri durmuyor; Hitler’i yargılıyor, Churchill’i alkışlıyor ve Roosevelt’e karşı duruyor. Tarlasında kendi şarkısını süren çiftçinin ağıdında ağlıyor. Bin bir bereket ile Adıyaman’a uzanıyor, Bursa’da zamanı dinliyor. Nevbahar’a erse de “kanımız yerde kaldı” diyerek kocaman bir iç çekiyor.

Bir şair yürüyor; adındaki hüzünle (Hasan Hüseyin), bizleri ilk kitabına (Kanımız Yerde Kaldı) Çağıran…

Metin Erol

Not:

Hasan Hüseyin Çağıran, Devletkuşu isimli şiirini seslendirmiş:

https://www.youtube.com/watch?v=Quhj7YjCY5o

Yayın Tarihi: 02 Haziran 2018 Cumartesi 10:28 Güncelleme Tarihi: 17 Şubat 2020, 17:29
YORUM EKLE

banner19

banner36