Bir Osmanlı Saraybosna'sı romanı: Yaban Kuşların Şarkıları

2009’da yazılan Yaban Kuşların Şarkıları romanı 2010 yılında Bosna Hersek’te yılın en iyi romanı seçilmiş. Enes Karić’in Türkçeye çevrilen ilk eseri de bu… Hüseyin Önal yazdı.

Bir Osmanlı Saraybosna'sı romanı: Yaban Kuşların Şarkıları

Hece Yayınları, Nisan ayında Türkçe’de ilk defa yayınlanan bir esere imza attı: Saraybosna Üniversitesi İslami İlimler Fakültesinde tefsir profesörü Enes Karić’in “Pjesme Divljih Ptica” orijinal adlı Yaban Kuşların Şarkıları romanı…

Enes Karić, 1958 Travnik doğumlu. İlk ve orta eğitimini şehrindeki Han Bila köyünde aldıktan sonra lise eğitimini romanın da mekânlarından birisi olan Gazi Hüsrev Bey Medresesi’nde tamamlıyor. Alija Izetbegović’in de dostu olan Enes Karić, 1994-1996 yılları arasında yani savaş döneminde Haris Silajdžić’in kabinesinde Eğitim, Bilim, Kültür ve Spor Bakanı olarak görev alıyor. Karić, eserinde Bosna savaşının derin tesirleri olduğunu şu sözlerle ifade etmekte: “Romanı, 2000 yılından bu yana yazdım, 1992-1995 savaşından kaynaklanan motifleri içermektedir. Bu dönemi ailemle beraber kuşatılmış Sarayevo’da geçirmiştim. Savaşın korkunç sahnelerini yakından gördüm ve Bosna Hersek’teki büyük kayıpların şahidiydim. Elbette bir de kuşatılmış Sarayevo’da Bosnalı ve Müslüman terimlerini içeren birçok tartışmayı da canlı canlı hatırlıyorum.”

Romanın üzerine kurulduğu ana vak’a İnebahtı mağlubiyeti

Romanda anlatılan, ele alınan dönem 16. yüzyılın son dönemidir. Bilindiği üzere bu dönem Osmanlı için derin bir sarsıntının başlangıcıdır. Halil İnalcık bu dönemi “Büyük Bunalım (1571-1610): Köklü Değişim” olarak ifade etmektedir. İmparatorluktaki büyük nüfus artışı, Avrupa savaş teknolojisinin ve gümüş bolluğunun etkisi altında Osmanlı’daki klasik askeri ve mâli düzenin sarsılması, Habsburg ve Safevilerle girilen uzun savaşlar ve bunların doğurduğu mâli bunalımlar yaşanan büyük bunalımı başlatan önemli gelişmelerden bazılarıdır. Yine romanda bilhassa hissedeceğimiz bir tarihsel durum daha var ki bu husus medreselerde olumsuz tesirlere sebebiyet vermiştir. Artık bu dönemde ilmiyye sınıfının ayrıcalıklarından faydalanmak isteyen ve medreseleri bundan dolayı tercih eden bir softa grubu karşımıza çıkmaktadır. Bunu roman kahramanlarından Zeynil şu sözlerle dile getirmiştir: “Softaların gürültüsünü dinliyorsun. Onlar da eskisi gibi değiller. Hiçbir şey eskisi gibi değil. Ders çalışmıyorlar, büyüklere saygıları yok, kitaplara ve bilgiye değer vermiyorlar. Çoğu başkalarından etkilenmiş durumda…”

Romanın üzerine kurulduğu ana vak’a 1571 yılındaki İnebahtı mağlubiyetidir. Don Juan kumandasındaki Birleşik Avrupa Kuvvetlerinin 7 Ekim 1571’de İnebahtı/Lepanto’da Osmanlı kuvvetlerine saldırması sonucu Türk donanması ciddi bir darbe almış, Osmanlı’ya ait 238 gemiden sadece 30 tanesi kurtulabilmiştir. İnebahtı bozgunu Osmanlı tarihi ve siyaseti açısından da bir dönüm noktası olmuştur. Artık Kanuni Sultan Süleyman’ın Halife-i Rûy-i Zemîn sıfatıyla Osmanlıyı bir dünya gücü yapma projesi ve Sokullu Mehmet Paşa’nın evrensel tasarıları bir kenara bırakılmıştır. Bu doğrultuda Volga havzasında, Hint Okyanusu’nda seferlerden vazgeçilmiş; merkez güç noktası Akdeniz olarak konumlandırılmıştır. Bu çerçevede 1574’te Tunus’un geri alınması ile Kıbrıs ve Akdeniz üzerindeki hâkimiyet pekiştirilmiştir.

Roman boyunca kahramanlarda İnebahtı mağlubiyetinden dersler alınmasına dair söylemleri yahut da bu bozgun ile çoğu şeyin tersine döndüğü inancını görmekteyiz. Bosna bölgesinin Devlet-i Ebed Müddet’in de “öteki”ye açılan kapısı olması sebebiyle Batı ile yaşanan ilişkilerin tesirleri bölgede çok çabuk hissedilmektedir. Yine romanımızdaki ana kahramanlardan Filozof Hasan, Skender Humo ile bir konuşması sırasında şunları söylemektedir: “İmparatorluğumuzun şanlı dönemi bitti. Geldi geçti. Üç yüz sene sürdü ve zirveye gelmişti. Zirvede durmayı ve kalmayı bilemedik, İnebahtı muharebesinde her şey yokuş aşağı gitmeye başladı. Herkes mühim bir şeyin yolunda gitmediğinin farkında. Herkes nasıl görüyorsa, onu her yerde ama farklı şekillerde görür. Ve her şeyin kolay tedavi edilebileceğini düşünürler. Her yerden farklı gruplar çıkıverir, hepsi kendilerinin tek kurtarıcı olduğunu düşünürler! Bu fikre de sonra körü körüne inanmaya başlarlar.”

Din, felsefe ve sanat temel üçgen

Bu ve bunun gibi birçok örnekle yazarın roman kahramanlarının ağzından yaptırdığı konuşmalarda “1992-1995 savaşından kaynaklanan motifleri” kuvvetli bir biçimde hissetmekteyiz. Bu bağlamda Bosna Savaşı dönemi ile romanda anlatılan ve ele alınan dönem arasında bir bağlantı kurmak zor olmasa gerek. Hatta daha geniş bağlamda âlem-i İslâm’ın her bölgesinde, döneminde ait olduğumuz medeniyetin kaderiyle özdeşleşen benzer bir süreç…

Başkahramanımız Skender Humo eğitim süreci sonunda Gazi Hüsrev Bey medresesinde genç bir müderris. Romanda sık sık onun iç anlatımını, iç dünyasını okuyor ve hissediyoruz. Hadžem Hajdarević’in de ifade ettiği gibi bilhassa devlet, hükümet ve gelecek gibi soruların arasında aracı olmak onu yoruyor. Romandaki kurgu Skender’in Mostar’daki çocukluğu, gençliği ve karakterinin oluşum süreci, İstanbul’daki eğitim hayatı, Saraybosna’daki çalışma hayatı ve sonunda artık 80 yaşında, ailesinden kalan Mostar avlusunda hikâyeleri tamamlaması ile son buluyor. Skender hikâyesinin sonunda Mostar’da, Tepa’da ailesinden kalanlarla kalıyor: Gözleri yeniden açılınca aynı dünyayı göremiyor.

Eserde din, felsefe ve sanat temel üçgen ve üçgenin kenarlarını temsil eden üç kahraman: Müderris Skender, Filozof Hasan ve Ressam Mustafa; üç yakın dost… Bir başka önemli karakter de Şeyh Zelkanoviç. Romanımızın içinde bir roman, hatırat yazıyor Müderris Skender Humo: “Yaban Kuşların Şarkıları”… Muderris Humo’nun yazdığı eserin ismine ilham veren de Şeyh Zelkanoviç’in İstanbul’da yaşlı bir kadının bahçesinde çalışmasıyla gelişen olaylar, orada baktığı yaban kuşlarında tanık oldukları. Ve tabi önemli iki kahraman da, o her bunalıma girdiğinde, boşluğa düştüğünde Skender’in yanında olmasalar dahî hâtıralarıyla ve geçmişte ona söyledikleriyle hatırına düşen, yardımına koşan annesi Mevliya ile Şeyh Semnani…  

Eserde “sahih” bir akış ve içerik inşâ etme çabası

Anlatılan hikâyenin akışıyla birleşen bir mizah, sıkça vurgu yapılan örfi ve dini motifler, müderris olmaya imkân tanıyan ilim ve bilgiye rağmen insan fıtratına dair menfi bazı özellikler de karşımıza çıkıyor romanda; örneğin müderris Humo yalan söylediği için ve iftira attığı için pişman olmayabiliyor. Yine ilmi ve tasavvufi tartışmalar hatta zaman zaman kavgalara varan birçok ayrışma da romanda sıkça karşımıza çıkmakta. Saraybosna toplumunun genel özellikleri; güvensizlik, korku, parçalanmış zihinler, politik kargaşalar, farklı farklı mezhepler… Romanın akışıyla birleşen bu öğeler önemli bir noktayı teşkil ediyor. Ve en önemlisi de bu öğelerin ve motiflerin “sahih” bir çerçevede ele alınması; eserde “sahih” bir akış ve içerik inşâ etme çabası…

Ivo Andrić’in Drina Köprüsü romanında örfi, dini, idari ve askeri motiflerin kimi zaman yanlış, kimi zaman yanlı aktarımı Bosna’da bugün hâlâ ciddi eleştiri konusu. Yine romanda yapılan tarihsel bazı çarpıtmalar da. Örneğin olayların çevresinde geliştiği Sokullu Mehmet Paşa Köprüsünün mimarı olarak Mimar Sinan’ın değil, Rade isminde birisinin gösterilmesi… Bu tür yaklaşımlar her ne kadar edebiyat eseri de olsa ilmî ve tarihî hakîkatlere aykırıdır. Yaban Kuşların Şarkıları’nda ise bu konuda vicdanımız fazlasıyla rahat. Enes Karić, mensubiyetinin ve fikir yapısının tabii sonucu olarak “sahih” bir içerik inşâ etmiş.

Romandaki bazı kahramanlar gerçek kişiler olarak karşımıza çıkmakta… Mesela Sokullu Mehmet Paşa romanda yer alan kahramanlardan birisi, hatta kendisine yapılan suikast de romanın içeriğinde yer almakta. Devlet idaresinde sıkıntılar içerisinde iken bir gün konağında ikindi divanına gelen bir derviş Sokullu Mehmet Paşa’ya arzuhal verecekmiş gibi yapıp koynundan bir hançer çıkararak kalbine saplar ve ağır yaralanan yaşlı sadrazam kısa bir süre sonra hayatını kaybeder. (12 Ekim 1579). Sokullu’yu öldüren kişi görünüşte tımarının azaltılmasından şikâyetçi olan bir Boşnak. Ancak bazı tarih araştırmacıları suikastta romanda kendilerinden de sıkça bahsedilen Hamzavîler’in rolü olduğu üzerinde durmaktadır. Bu tarikatın şeyhi Hamza Bâlî, Sokullu Mehmet Paşa’ya yapılan suikasttan yıllar önce İstanbul’da idam edilmiştir. Dervişin şeyhinin intikamını almak için Sokullu’yu öldürdüğü söylenir. Roman boyunca Hamzevîlerden çok da iyi bahsedilmemekte, Filozof Hasan ve birçok isim bu tarikatla mücadele etmektedir.

Hasan Kâfî Efendi’ye göre Osmanlı’da devlet idaresindeki aksaklıklar

Romanda Filozof Hasan olarak karşımıza çıkan karakter de gerçek bir kişidir: Hasan Kafi Pruščak, bizdeki adıyla Hasan Kâfî el-Akhisârî… Hasan Kafi, 1544 senesinde Bosna Hersek’teki Akhisar/Prusac kasabasında doğan, mantık ve kelâm ilimleriyle iştigal eden bir Osmanlı âlimi ve müellifidir. Arapça olarak dil, mantık, kelâm, fıkıh, biyografi ve siyaset alanlarında on sekiz eser kaleme almıştır. Kâtip Çelebi vefat tarihini 28 Ağustos 1616 olarak verse de Nizâmü’l-ulemâ adlı eserinin bir öğrencisi tarafından istinsah edilen nüshasında vefatıyla ilgili birkaç beyit, yanına da 16 Ramazan 1024 (9 Ekim 1615) tarihi kaydedildiği kaynaklarda ifade edilmektedir. Romanda da vefatı için Ekim 1615 tarihi zikredilmektedir.

Hasan Kâfî, Arapça olarak yazdığı Usûlü’l-hikem adlı eserini Eğri Kalesi’nin fethi ve Haçova zaferinden sonra (Ekim 1596) bazı devlet ve ordu ricâline sunar. Kendisine eseri Türkçe’ye çevirip şerhetmesi tavsiye edilir ve Hasan Kâfî Efendi eserin açıklamalı tercümesini yaparak tekrar İstanbul’a gider. Eser, Sadrazam Damat İbrahim Paşa vasıtasıyla padişaha arzedilince müellif padişahın da iltifatına mazhar olur. Eserini Osmanlı Devleti’nde 1572 yılından itibaren birbiri ardınca meydana gelen felâketlerin, başarısızlıkların ve karışıklıkların ortaya çıkmasının sebeplerini tesbit ederek bunlara çare bulmak gâyesiyle yazmıştır. Devrinin diğer bazı müellifleri gibi Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durumdan memnun olmayan Hasan Kâfî’ye göre adalet bozulmuş, idarede ihmal ve suistimaller meydana gelmiş, dürüst ve işinin ehli olmayan kimseler çeşitli görevlere getirilmiştir. Devlet adamları ulemânın görüşlerine itibar etmez olmuş, askerî alanda, özellikle savaş aletlerinin kullanılmasında ihmalkâr davranılmış, rüşvet yaygınlaşmıştır. Hasan Kâfî’nin en dikkat çekici tesbiti, yeni savaş teknikleri ve silâhların ortaya çıkışı ile Avrupa’nın üstünlük kazanması ve Osmanlı askerlerinin buna uyum sağlayamamasıdır. Bir başka önemli konu, eski sınıflandırmaya uyularak Osmanlı toplumunun dört gruba ayrılmasıdır (padişah ve idareciler, ulemâ, ziraat erbabı/reâyâ, zenaat ve ticaret ehli). Hasan Kâfi, bunların dışında kalanların da bu sınıflardan birine girmesi gerektiğini söyler. Yine ona göre savaş acı ve zordur, barış ise emniyet ve rahatlık sağlar; barış isteyen bir milletle savaş yapmak büyük hatadır. Roman boyunca onun bu görüşleri Filozof Hasan’ın şahsında dile getirilmektedir.

Roman içinde başkahramanımız Skender Humo, yazdığı “Yaban Kuşların Şarkıları” eseri ve Filozof Hasan için şunları söylemektedir: “Şu anda el yazmalarıma bakıyorum, mutlu bir halde. Yazdığım zamanları hatırlıyorum, hüzünleniyorum.

En az kırk sefer tekrar yazmak lazım. Mütevazı bir borcum var: Tüm dünyaya filozof Hasan’ın namuslu bir adam olduğunu anlatmak ve büyük bir bilge olduğunu bu kâğıtlardan herkesin görmesini istiyorum.

Sarayevo, merhum Hasan’a sonsuza kadar saygı duyacaktır.”

2009’da yazılan Yaban Kuşların Şarkıları romanı 2010 yılında Bosna Hersek’te yılın en iyi romanı seçilmiş. Enes Karić’in Türkçeye çevrilen ilk eseri de bu… Bu güzel eseri Türkçe’ye kazandırdıkları için Hece Yayınları’na ve mütercim hanımefendiye teşekkürler. En büyük teşekkür de tabi ki Skender Humo’nun ağzından Hasan Kafi Pruščak’a mütevazı borcunu ifâ eden, böyle güzel bir romanı kaleme alan üstâd Enes Karić’e…

Enes Karic, Yaban Kuşların Şarkıları, Hece Yayınları.

Hüseyin Önal

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2019 Salı 07:00 Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2019, 11:40
banner25
YORUM EKLE

banner26