banner17

Bir Mushaf'ın Yoluna Dizilmiş Ganimetler

''Faik’in Hasan’ın, dedemin Kur’an’a yeniden ısınmasına vesile olan (ve ardından sayısız insanı Kur’an’la buluşturacağı hayatının dönemeci sayabileceğimiz) Mushaf’ını dinledikten sonra, bunun mutlaka emin ellerde olması gerektiğini düşünmüş ve dedeme bu Mushaf’ı nerede bulabileceğimizi sormuştum.'' Sadullah Yıldız yazdı.

Bir Mushaf'ın Yoluna Dizilmiş Ganimetler

İki yıl kadar önceydi, dedemden öğrendiğim bir hikâyeden haber vermiştim. (Faik’in Hasan’ın Mushaf’ı haberi için tıklayınız.)

O günlerde bu hikâyeyi dinlemiş olmanın bana kendime ait yeni bir hikâyenin; II. Abdülhamid devrinde şeyhülislamlık eden Üryanizade, Oflu Mehmet Emin Efendi, Hacı Dursun Efendi veya Birgivî’nin, İzmirli İsmail Hakkı’nın kapısını aralayacağını bilmiyordum ama kapının eşiğine gelmek uzun sürmedi.

Faik’in Hasan’ın, dedemin Kur’an’a yeniden ısınmasına vesile olan (ve ardından sayısız insanı Kur’an’la buluşturacağı hayatının dönemeci sayabileceğimiz) Mushaf’ını dinledikten sonra, bunun mutlaka emin ellerde olması gerektiğini (her kitapsever için tek emin el kendininkidir) düşünmüş ve dedeme bu Mushaf’ı nerede bulabileceğimizi sormuştum. İlk seferde cevap alamadım ama sonraki hafta tekrar sordum. Bu sefer dedemi tahmine biraz zorlamış olmalıyım ki “eski kitaplardan hoca (Resul) amcanda belki biraz kalmış olabilir, varsa onların arasındadır” deyiverdi.

Sülalemizin en büyüğü hoca amca Of-Hamzalı’da olduğundan, Mushaf’ı kontrol etmek de o an için mümkün değildi. Bunu hemen not ettim.

Dehlizde okutulan Kur’an

Bayram ziyareti için köye gider gitmez ziyaret ettiğimiz hoca amcaya Mushaf’ın akıbetini sordum. Çok uzak bir hatıradan söz açtığımı belli edip “o belki odadaki raflardadır oğlum…” dedi ama pek de emin değildi.

(Oda: Asırlık kestane ağacından mamul evin birkaç adım dışında yapılmış, tek göz odadan ibaret bir kulübe. İçinde kütüphane, soba, yatak; yorganların üzerine konduğu bir sandık ve birkaç iskemlenin de sığacağı kadar alan vardır. Bu ahşap şirinliği köyün iki marangozu Faik ve Dursun ustalar, hoca amcam ve dedemin de yardımıyla 1950’de yapmışlar. İmkânsızlıklar sebebiyle yapımı uzun sürmüş, ayakkabıların bırakıldığı ve kışlık odunun ıslanmaması için tutulduğu küçük antre-koridor sonradan eklenmiştir.

Bundan da sonraları odanın altında bir boşluk açılmış, hoca amcam tek parti devrinin şiddetli zamanlarında çocuk talebelerine o dehlizde Kur’an okutmuştur. Kulübenin kiremitleri, dedemin 13 yaşındayken tek başına Kars’a gidip okuduğu mukabelelerde verilen harçlıklarıyla Uğurlu [eski adı Çuvaruksa] köyündeki fabrikadan alınmıştır. Dedemin ilk gençliğinde geçirdiği ölümcül bir hastalığı esnasında bütün ümitler kesilmişken, hocası ve cumhuriyet devrinin en önemli simalarından büyük âlim ve arif Çalekli Hacı Dursun Efendi, yanı başında uzanan çaresiz talebesinin nöbetini bir hafta boyunca bu odada tutmuştur.)

Kudemanın pek sevimli âdetlerinden biri: Kitap içine eşya ve evrak emaneti

Bir umutla odaya gittim, asırlık bir fincan takımını asırlık bir el işi masanın üzerine indirip rafın önünü açtım. Düzensizce dizilmiş kitapların üzerindeki tozu yavaşça sildim ve tek tek masaya koydum. Hepi topu yirmi cilt kitabın çoğunun şirazesi dağılmış ve hemen hepsi kurtları besleyecek kadar ilgisiz kalmıştı.

Arkamdan yetişen hoca amca, odaya adımını atarken “orda ne varsa alabilirsin” dedi ve ağır adımlarla içeri girdi. Aceleye gerek olmadığını anlayıp epey bir rahatladım. Bir yandan kitapları dikkatlice aşağı indirip diğer yandan kıymetli bir şeylere tesadüf etme ümidiyle kapaklarını aralarken, bu mühim terekenin, gözleri pek az gören bir eski zaman hocasının ilgisine artık mazhar olmadığını anladım. Kurtlar tarafından yenmiş sayfalar hatta cilt kalınlığında parçalar, kalıcı olmaya yaklaşmış tozlar ve kopan kâğıt parçaları.

O gün alıp eve götürmeye değecek cilt sayısı sadece dört oldu ve ana hedef olan o Mushaf’ı bulamadım. Yine de içimdeki burukluk zikre değecek kadar değildi çünkü hiç de zararda sayılmazdım. Aldığım dört kitaptan biri Mecmua-i Cedide adında, adı mecmua olsa da ciltli bir kitap olarak basılmış fetva müdevvenatıydı. Hicrî 1299’da (1881) İstanbul’da tab edilmiş.

Eserin ilk iki sayfasında ifade edildiğine göre başta Şeyhülislam Üryanizade Ahmed Esad Efendi ve “ilm-i fıkıhta maharet ve malumat-ı kâfiyesi olan beş-altı kadar zevattan mürekkep Fetvahane’den bir heyet-i ilmiyenin” fetvalarını içeriyor. Usul olduğu üzere fetvalar sıralanmaya kitabu’t-taharet ile başlanıyor ve soru-cevaplar konularına göre baplar altında ele alınıyor.

İlk bölümden bir fetva: “Zeyd abdest almak murad eyledikde ‘bismillahi’l-azim ve’l-hamdü lillahi ala dini’l-İslam’ deyu bed’ eylese vech-i mesnun üzere bed’ etmiş olur mu? El-cevab: Olur. Ketebehu el-fakir Muhammed Arif –afa anhu.”

Kudemanın pek sevimli âdetlerinden olan kitap içine eşya ve evrak emaneti, benim eski eserlerde ilk baktığım şeylerden olur. Mecmua-i Cedide’nin içinde sadece 16 Ekim 1996 Çarşamba gününe ait Diyanet takvim yaprağı vardı.

“Şuara suresinin tefsirinin kıraati hitam buldu”

İkinci kitap sırtı bezle sağlamlaştırılmış, taşbaskı bir Tekmile-i Tercüme-i Tarikat-ı Muhammediye. Müslümanlar’ın yüzyıllardan beri başucu eserlerinden olan Tarikat-ı Muhammediye’nin başka eserlerdeki nakiller ve fikirlerle desteklenip zenginleştirilmiş bir tercümesi. (…bazı ihvanın ikdamiyle bu abd-i fakir pür taksir, biavnillahi’l-meliki’l-kadir, bikadri’l-imkân Türkî lisan ile tercüme ve beyan eylemeğe şüru’ eyledi. Ta ki nef’i etemm ve faidesi eamm olup hayır duaya sebeb ola. Ve bazı mahalleri kütüb-i muteberattan tezyil ve tekmil olunmağla ‘tekmile-i tarikat’ deyu nam verildi.)

Konu başlıkları sayfa kenarlarında belirtilmiş, 440 sayfada da eser nihayete ermiş. Müellifin adını kitapta ne yazık ki bulamadım. Sayfalar arasında ise hatırata dair parçalar şöyleydi:

Tarihsiz, ancak 1960’tan eski olduğu kesin bir telgraf. Rüştü amcam tarafından hoca amcama yollanmış. Bu eski telgraf kâğıdının arkası dedem tarafından çeşitli vesilelerle karalanmıştır. Birinde Arapça şiir yazar: “Kader zuhur edince hazer fayda vermez.” Bir keresinde de 9 Nisan 1961 ve Hafız Hilmi imzasıyla “Şuara suresinin tefsirinin kıraati hitam buldu” yazmış.

Kenarları kararmış başka bir sarı kâğıda Ahkaf suresinin 16. ayeti yazılmış ve ayet üzerinde aşere-takrib üzere ayetin vecihleri işaretlenmiş. Dedemin bir süre aşere-takrib dersleri gördüğünü biliyoruz.

Büyük Saatli Maarif Takvimi’nin 22 Nisan 1957 Pazartesi yaprağı.

Hoca amcanın Rize’nin Yapraklar köyünde imamlık yaptığı sıralar hatıra diye aldığı, ‘karınca duası’ olarak meşhur metin. Yıl 1958.

Tekmile-i Tercüme-i Tarikat-ı Muhammediye’nin, ön-iç kapağına yapıldığı gibi, arka-iç kapağının da her boşluğu değerlendirilmeye çalışılmış. Buraya kitabın içinden önemli görülen bazı konuların bulunduğu sayfalar not edilmiş, dedemin sayıları pek fazla olmayan beyitlerinden biri de buraya bir yere gizlenmiştir. 17 Şevval 1380 olarak tarihi atılmış beytin tercümesi manzumen şöyle yapılabilir: “Kim ki bekler vefayı dünyadan/ İçmek isteyen gibidir seraptan.”

“Bu zamanda bundan istifade edilmez. İnsanın aklı bozulur.”

Üçüncü kitap İzmirli İsmail Hakkı’nın 1932’de basılan “Türkçe Kur’an-ı Kerim Tercümesi.” Bu esere pek müracaat ve iltifat edilmediği belli oluyor. Sayfaları arasında da büyük babaannemin kulak tedavisi için 1965’te Rize’ye gidildiğinde doktorun hoca amcama verdiği kartvizitten başka bir şey yok. İç kapağa düşülen nota göre 1959’da İyidere’nin Yapraklar köyünde İzzet oğlu Boyacı Emrullah tarafından hoca amcama hediye edilmiş, 1961’de de Adatepe’de imamlık vazifesini icra eden dedem tarafından ciltlenmiştir.

O gün odadan aldığım başka bir kitap da Yazıcızade’nin “Muhammediye”si. Türkler’in Peygamber sevgisinin yüzlerce yıl içinde salınıp serpilmiş harika bir numunesi olan bu manzum ama halkın başucunda rahatlıkla tutabileceği sadelikte eser 540 sayfadan müteşekkil. Allah’a hamd, Peygamber’e salat ve ashab-ı güzini methettiği bölümlerin iki sayfa sürmesinin ardından eserin yazılış sebebine anca girebiliyor müellif. İnsanı sıkmayan, sade bir şiir diliyle ve başlıklara bölünmüş okuma kolaylığıyla pek cazip bir siyer çalışması. Aynı zamanda siyer bölümünün ardından gelen, akaide ve amele müteallik meseleler de ‘halkın bilmesi gerektiği kadar’ dozda ihtiyacı karşılamayı hedeflemiş.

Eline 1968’de geçen kitabın son sayfasına hoca amcam, 1994’te şöyle bir not düşmüş: “Bu kitabı okumağa başladım fakat bu zamanda bundan istifade edilmez. İnsanın aklı bozulur. Daha muhtasar ve anlamlı kitap okumalı.”

Faik’in Hasan’ın Mushaf’ına ne oldu?

Bunlar hoca amcadan yani Of’tan aldığım kitaplardı, Faik’in Hasan’ın Mushaf’ına ulaşmayı isterken. Bu hadiseden daha yakın bir zamanda ise dedemin kütüphanesinde yine o Mushaf’tan açılan bir muhabbet dolayısıyla başka bir kitap aldım. Tek ciltte buluşturulmuş iki muazzam eser: Oflu Mehmet Emin Efendi’nin Meclis-i İrşadiye adlı Arapça mevize kitabı ile 1920’de basılmış taşbaskı Mecmau’l-Adab.

Mecmau’l-Adab, edep kaidelerini toplayan bir eser intibaı bırakırsa da “iman meselesi ehemm-i mühimmat, zarurat-ı diniye olup füruat-ı İslamiye’nin mevkufun aleyhi olduğundan” bir nevi kelam kitabına dönüşmüştür.

Bunlar bir Mushaf’a ulaşmayı isterken önüme çıkan bir nevi ganimetlerdi. Peki, Faik’in Hasan’ın Mushaf’ına ne oldu?

Onunla, hikâyenin anlatılmasından iki yıl sonra, geçtiğimiz hafta kavuşabildik. Bir vesileyle köye giden babamın amcaoğlu Adnan Yıldız, hoca amcamın evinden dedemi arayıp “bir müjde” vermiş. Dedem de Mushaf’ın peşinde olduğumuzu ve nicedir aradığımızı söyleyip en yakın zamanın yolcusuyla cildi dağılmış ve sayfaları pek eskimiş bu nefis hatırayı İstanbul’a getirtti. Sayfalarını karıştırırken “1948’de yepyeniydi” dedi, “ne kadar eskimiş…” Sonra biraz durup şu cümleyi ekledi: “Benden sonra kim bilir kaç kişi hafızlık yaptı bununla…”

Hacı Dursun Efendi bugün Of’un Sıraağaç (Çalek) köyünde, Oflu Mehmed Emin Efendi İstanbul-Fatih Camii haziresinde, Üryanizade Ahmed Esad Efendi ise Eyüp’te Ebussuud Efendi’nin yanında dinleniyor, bereketli ve müstakim bir ömür süren Rüştü amcam ise Of’un Hamzalı köyünde, evinin hemen önünde.

Kabirleri pür nur olsun ve şefaatlerine nail olmayı Allah bize nasip etsin.

Görselleri büyütmek için üzerlerini tıklayınız.

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 31 Ekim 2016, 13:56
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20