banner17

Bir Göç Hikayesi, ya da Kaybediş: Çöp Kovasındaki Resimler

Recep Seyhan, yurtdışı hizmeti nedeniyle bulunduğu Almanya'ya dair notlarını ve Almanya-Fransa-İsviçre hattında Avrupa gözlemlerini 'Çöp Kovasındaki Resimler' kitabında bir araya getirdi. Recep Şükrü Güngör yazdı.

Bir Göç Hikayesi, ya da Kaybediş: Çöp Kovasındaki Resimler

Öyküleri ile tanıdığımız Recep Seyhan bu defa bir gezi-hatıra kitabıyla çıktı okur karşısına: Çöp Kovasındaki Resimler. Yazar, yurt dışı görevine gitmek için uzun yıllar uğraşır ve sonunda sınavı kazanır ama bu defa görevlendirme yapılmaz. Mahkeme kararıyla bu hakkını alır ama devletin istihbarat kayıtlarında mimlidir. Çünkü dini bütün bir memurdur. Hak yemeden, hukuka riayet ederek çalıştığı için sakıncalıdır. Sürekli içse, işine sarhoş gitse, çapkınlık yapsa, bazen çalsa, vatandaşı azarlasa iyi bir memur olacaktır ama Recep Seyhan bu işlerin adamı değildir; bu yüzden de sakıncalıdır.

Mahkemeler sonuç verir ve Recep Seyhan, Almanya’nın Bavyera Eyaleti’nin Augsburg şehrine gönderilir. Bir yıldan kısa süren görevlendirmede yaşadığı olayları, şahit olduğu durumları, Alman okul disiplinini, Batı insanının hayat anlayışını gözlemler. Yazar, Avrupa günleriyle ilgili tuttuğu bu notlarını “Augsburg Notları” adıyla yazıya aktarır ve çeşitli dergilerde yayınlar ve sonunda elimizde bulunan kitabı oluşturur. Eser yazarın daha çok Augsburg şehrinde yaşadığı olaylarla ilgilidir. Eserin sonunda Aytmatov’un memleketi Kırgızistan izlenimleri dışındaki yazıların tamamı Avrupa gözlemleridir. Gözlemler Almanya-Fransa-İsviçre hattından oluşuyor.

Çöp Kovasındaki Resimler üç bölümden oluşur: Kilisedeki Osmanlı Sancağı, Çöp Kovasındaki Resimler ve Avrupa’daki Türkiye. İlk bölüm adını Dom Kilisesi’nde bulunan ve Viyana bozgununda ele geçirilip buradaki kilisenin girişine asılan Osmanlı sancağından alır. Sancak kilisenin girişinde sergileniyor o günden beri. Sebebi gayet açık değil mi?

İkinci bölüm esere de isim olur ve devlet büyüklerimizin resimlerinin çöpte bulunmasının anlatıldığı sayfalardan hareketle yazarın tutumu ele alınır. Üçüncü bölümde ise Batı âleminde yaşayan Türkiye ele alınıyor. Gurbet yaşayan gurbetçilerimizin hazin hikâyeleri, hatıraları anlatılıyor. 258 sayfadan oluşan kitap İncir Yayınları tarafından basılmış ve okura sunulmuş.

Göçle gelen hüzün

Yazar, Augsburg şehrine ilkokullardaki Türk çocuklarına Türkçe ve din bilgisi derslerini okutmak üzere gider. Çocuklar vesilesiyle aileleriyle tanışır. Ailelerin perişan durumunu gözlemler. Kimi ayrılmıştır, kimi başka bir hal yaşıyordur, kiminin anne veya babası Türkiye’ye dönmüş, aile parçalanmıştır. Çocukların dünyası yıkık ve yaralıdır. Göç maceramızda Almanya’ya giden ilk nesil geleneksel değerlerini korumuş, inancından taviz vermemiştir. İkinci kuşak gelenek ile yeni değerler arasında bocalamıştır. Üçüncü kuşak Avrupalı olmuştur, Türkçeyi zor konuşur durumdadır ve Alman vatandaşıdır. Bir kaybediş hikâyesi gibi okunuyor Çöp Kovasındaki Resimler. Avrupa’ya giden nesillerin umutlarının yıkıldığını ve sadece yoksulluğu ortadan kaldırmak için giden insanların kargo uçaklarıyla cenazelerinin gelmesi durumu çok iyi bir şekilde sembolize ediyor. Umutlar tabutla dönmüştür. Hayat ölümle dönmüştür. Neşe hüzünle dönmüştür. Eve dönüş hazin olmuştur. Yurda dönüş hiç de hesap edildiği gibi olmamıştır.

Bunun yanında içimize ferahlık veren durumlar da yaşanmıştır. Avrupa’da kaybolmayan insanlar da bir araya gelerek bir dernek, vakıf, cami etrafında toparlanıp birlik olmuşlar ve birbirlerini diri tutmayı başarmışlardır. Bugün Avrupa’da Müslüman Türk sesleri işte bu insanların sesleridir. Bunlar giderken umutlarını götürüp sokağa atmadan bir çaba içine girerek bir oluşum içine girenlerdir. Yalnız gezen kuzuyu kurt kapar. Avrupa’da yalnız gezen Türk insanı onların Hıristiyan kültürüne ayak uydurmuştur.

Çöpteki Türk büyükleri

Kitap, adını, çöp kovasına atılan Türk büyüklerinin resimlerini yazarın oradan alıp dolaba koyduğunu anlattığı hatıradan alıyor. Önce art niyetli bir davranış gibi görür ama sonra düzenli bir şekilde konmuş olduğunu fark eder. Abartmamak kaydı ile o resimlerin sınıflarda sergileneceğini öğrenir. Herhangi birisine karşı çocukları şartlandırmaması istenir. Beş ayrı okulda görev yapan yazarımız okulların adlarının o bölgenin önemli şahsiyetlerinin isimlerinden oluştuğunu anlatır. Okul müdürleri, hademeleri gayet disiplinli kişilerdir. Okulları yöneten işçi başı olarak nitelenebilecek insanlardır. Müdürler, öğretmenler işini yapıp gitmektedirler. Öğrencilere bir konuda, ödev yapma da dâhil baskı uygulanmamaktadır. Yazar, bu konuyla ilgili bir öğrencisinin üzerine fazla düştüğü gerekçesiyle sorgu geçirir.

İşçi istediler, insan gönderdik

İsviçreli yazar Max Erich’in şu ifadesi Avrupa’ya giden insanımızı en iyi tarif eden cümle olmalıdır: “Biz işçi istemiştik, insanlar geldi.” (s.220) Samsun’a göre Ankara’yı gurbet sayan o insanların yolculuklarında yaşadıkları hikâyeleri dile getirmek mümkün değildir ama her durumu gezi, hatıra, gözlem kitaplarıyla anlatmak o yaranın bir bölümüne merhem sürmek olacaktır. Türk insanı Müslüman geleneklerine göre yaşamış ve gittiği yere de bunu götürmüştür. Kendine zulmedene bile merhamet etmiştir. Temizliği, tahareti, hasbi yaşamayı göstermiştir.

Almanya’nın yekpare bir insan topluluğundan oluşmadığını da bu eserle görmekteyiz. Orada da bizdeki gibi yardımsever insanlar var. Türk dostu olduğu gibi Türk düşmanı var. Yardım etmekten hoşlanmayanlar olduğu gibi yardım etmek için çırpınanlar var. Eserin sonunda alman ve Fransız eğitim durumunu değerlendiren istatistiki bilgiler eğitimciler için önemli bir ayrıntı. Kitabın son sayfasına geldiğimizde bütün dünyada hem iyi hem de kötü insanların olduğunu görüyoruz. Avrupa’da kurallar işlerken bir zamanlar, doksanlı yıllarda, bizim ülkemizde hukuksuzluğun inançlı insanları ezdiğini ve kurallar ülkesi değil kırallar ülkesi gibi göründüğümüzü anlıyoruz. Çok şükür ki ülkemiz o meşum günlerden kurtuldu ve Avrupa ölçeğinde kuralların işlediği bir ülke olma yolunda epeyce mesafe aldı. Aslında bu “aldı” dediğimiz yol öz geleneklerimize sahip çıkmamızla elde ettiğimiz kazanımlardan oluşuyor. Kendi insanına Recep Seyhan’a yapılan zulümler gibi zulüm yapmayan bir devlet anlayışı ile ülkenin çok daha mamur olacağını görmüş, anlamış, yaşamış durumdayız. Çöp Kovasındaki Resimler kitabından özet olarak Avrupa’da kuralların uygulandığını ve bunun insana büyük bir güvence verdiğini de anlamaktayız.

Recep Seyhan, Çöp Kovasındaki Resimler, İncir Yayınları

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 28 Kasım 2018, 17:18
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20