Bir ailenin birbirine benzemez kuşaklarının hikâyesi: Tarla Kuşunun Sesi

Mustafa Kutlu’nun 'Tarla Kuşunun Sesi' hikâyesinin ilk bölümü Sultan Abdülhamid Han zamanında yaşayan Molla Murat ve çevresini anlatırken, ikinci bölüm Molla Murat’ın ikinci kuşak torunlarının yaşadıkları dönemi ve karmaşıklığı anlatıyor. Kutlu'nun son dönemlerde yayınlanan hikâye kitaplarına göre daha hacimli olan eserin dili, kurgusu ve merak uyandırıcılığı yine aynı. Yavuz Ertürk yazdı.

Bir ailenin birbirine benzemez kuşaklarının hikâyesi: Tarla Kuşunun Sesi

Bir küçük kasaba, birbirini tanıyan fakat ayrı takılan bir grup insanın doldurduğu bir kahvehane. Oyun grubu, gündemle ilgilenip haberlere bakıp çeşitli analizler yapan emekli taifesi, hikâye anlatıcıları ve dinleyenlerinden oluşan grup. Ve birbirine sataşmadan kıvama gelmeyen iki hikâye anlatıcısı.

Mustafa Kutlu’nun geçtiğimiz günlerde yayınlanan Tarla Kuşunun Sesi adlı son hikâye kitabı tipik bir Mustafa Kutlu mekânında ve bildik kahramanlar arasında geçiyor. İki ayrı dönemin ve insanlarının hikâyesini anlatıyor oluşu ise biraz alıştığımız üslubun dışında bir görüntü. Öyle ki iki bölümden oluşan hikâyenin ilk bölümü Sultan Abdülhamid Han zamanında yaşayan Molla Murat ve çevresini anlatırken, ikinci bölüm Molla Murat’ın ikinci kuşak torunlarının yaşadıkları dönemi ve karmaşıklığı anlatıyor.

Sultan Abdülhamid Han zamanından Cumhuriyetin ilk yıllarına uzanan ilk bölümde geçiş döneminin sıkıntılarını çekmiş, savaş görmüş, ailevi problemler ve yoksunluklar yaşamış bir kahramanın ve ailesinin cihan devletinin sona ermesine şahit olmalarını okuruz. Her ne kadar kahraman ve ailesi her türlü tedbiri alıp maddi olarak pek sıkıntı çekmeseler de maruz kaldıkları manevi tahribatın etkisi, hikâyenin ikinci bölümünün de şekillenmesini sağlayan unsur olarak düşünülebilir.

Şapka kanunu ve harf inkılabına direnmeye çalışan kahramanların örnek direnişi, dik durma çabaları zamanla kırılmış ve sonraki nesiller bu kırılmışlığın etkisiyle olmalı tamamen dünyevî bir hayatın kuşatması altında bir ömür sürdürmüşlerdir. İstisnaları ayrı tutmak kaydıyla.

Tam bir Kutlu hikâyesi: Molla Murat Destanı!

Osmanlının en hareketli, en yoğun, en bunalımlı günlerinde geçen hikâyede yazarın tarihi çıkarımları ve yorumları belirgin bir şekilde görünüyor. Bu durum yazarın “destan” dediği hikâyesinin iki anlatıcısı olan Molla Murat ve Mustafendi’nin de birbirlerine sataşmalarına sebep olmuştur. Yazar bazı bölümlerde okuyucuyu da hikâyeye dahil eder ve onun görüşlerine müracat eder. Güncel konulara yine kayıtsız kalmaz Mustafa Kutlu. Hangimiz bu konulardan yakamızı kurtarabiliyoruz ki!..

Ekmek Teknesi’nde hararetli bir bir hikâyeye şahitlik ediyoruz kimi zaman. Kimi zaman bir ortaoyunu izliyoruz sanki. Fakat hikâye anlatıcısı ile dinleyici arasında daha sıkı bir irtibat var hikâyede. Özellikle de iki anlatıcı arasında. Bazen “işte şimdi birbirlerine dalacaklar” diyecek olduğumuz iki ihtiyar anlatıcı bu halleriyle kahve milletini bol bol güldürüyorlar.

“Toprağı sev, sakın satma. Toprak satılmaz unutma.”

Tarla Kuşunun Sesi’nde önceki hikâyelere göre farklı bir özellik olarak da hikayenin yörük bir ailenin etrafında dönüyor olmasını gösterebiliriz. Önceki hikayelerinde muhacir aileleri, memur ve ziraatle uğraşan kahraman ve aileleri sıklıkla ele alınırken bu hikayede kahraman ve ailesi yörüktür. Hikaye bir yönüyle bu yörük ailenin yerleşik hayata geçişleri ve adaptasyon süreçleri hakkında da bilgi verir. Maddi anlamda refah içinde yaşayan bu üç kuşaklık aile tarihinde manevi anlamda ise ciddi ayrılıklar hatta aykırılıklar var denebilir. Günümüze doğru bazı kahramanların, ana kahramanımız olan Molla Murat’ın torunlarının, para ve şöhret ile imtihanları ise ibretlik birer tablo olarak okunabilir. Herkes murad ettiğini alacak bu hikâyeden. Yine de Molla Murat’ın toprağa olan sadakati hikâyenin sonuna kadar kendisini hissettiriyor.

Toprak, hikâyede sıklıkla vurgu yapılan bir konu: “Toprağı sev, sakın satma. Toprak satılmaz unutma.” Kitabın belli bölümlerinde geçen bu hassasiyet sadece savaş ve yoksulluk görmüş bir ailenin değil, koca bir cihan devletinin de en zor dönemlerinde maddi kurtuluşlarını sağlamak pahasına da olsa topraktan vazgeçmemelerinin bir güzellemesi mahiyetindedir.

Molla Murat destanının anlatıldığı hikâyenin ilk bölümünün sonu ise biz okurları endişelendirecek bir veda niteliğinde.

Mustafa Kutlu bırakıyor mu artık?!

Kayıp tarih!

Hikâyenin ikinci bölümü Molla Murat’ın ikinci kuşak torunlarını anlatıyor demiştik. Bu bölümün başlığı da pek manidar doğrusu: Kayıp tarih. Hatta kaybedilmiş tarih bile olabilirdi belki. Dindarlığı, yardımseverliği, memleket meselelerine olan ilgisi ve bir şeyler yapma azmi, hayır hasenat peşinde koşuyor oluşu ve ardında sadaka-i cariye bırakma derdinde olan Molla Murat’ın bu özellikleriyle pek alakası kalmamış torunlarının ve çevresinin hikâyesi bu. İlk bölümdeki tarihi tecrübe, bilgi ve ibretlik tablonun yerini sosyolojik ve psikolojik bir boyut almış denebilir. İşin içine bir de dünyalık hırsı, fitne, entrika, kötü alışkanlıklar girince olay kopuyor.

Dil, kurgu ve merak uyandırıcılık aynıysa da…

Son dönemlerde yayınlanan hikâye kitaplarına göre daha hacimli olan eserin dili, kurgusu ve merak uyandırıcılığı yine aynı. Mustafa Kutlu imzası her sayfada kendini hissettirse de eser önceki dönemlerinde kaleme aldığı birer başyapıt mesabesindeki Tahir Sami Bay’in Özel Hayatı, Tufandan Önce, Mavi Kuş ya da Uzun Hikâye gibi değil.

Kitabın ilk bölümünün sonundaki veda ile okurlarını endişelendiren Mustafa Kutlu, kitabın sonunda da biraz rahatlatıyor bizleri:

- Yahu hocam ne biçim hikâye bu?

- Nesi var?

- Kahramanlar kayboluyor.

- Evet!

- Ama olur mu, insan merak ediyor. Her hadise faili meçhul kalıyor. Hikâyede bir başlangıç var ise bir son da olmalı.

- Sonumuzun ne olacağını bilemeyiz.

- Peki. Hamit Efendi’nin toprakları ne olacak, şunun-bunun elinde mi kalacak? Duyduğumuza göre adam felç geçirmiş, evde yatıyormuş.

- Allah’tan umut kesilmez.

- Ama hoocam bu gidişle destan yarım kalacak.

- Öyle deme, bak Ömer kendi atına binmiş geliyor.

Allah ömür verirse bir sonraki hikâyede Molla Murat’ın üçüncü kuşak torunu Ömer’in hikâyesini okuruz belki.

Mustafa Kutlu, Tarla Kuşunun Sesi, Dergah Yayınları

Yavuz Ertürk

Güncelleme Tarihi: 08 Ekim 2020, 09:03
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
derviş
derviş - 3 yıl Önce

Mustafa Kutlu üstadın her sene bir eser çıkarmasına alışan bizler, bu sene de karşımıza çıkan bu güzide eserler bahtiyar olduk. Kendine has üslubuyla bizleri genelde merak içerisinde bırakıp, yazın hayatına ebedi virgüller koyan Kutlu, umut ediyoruz ki uzun süre sonra can kuşunu vazifeli meleğe teslim ettiğinde geride sayısı ellileri, yüzleri geçen eser bırakmış olsun.. hem bizim ihtiyacımız var, hem bizden sonrakilerin.. Varol üstad.. kalemin dert görmesin..

banner19

banner13

banner26