Bilinmeyen yönleriyle Balkan Harbi'ni yazdı

Tüccarzade İbrahim Hilmi, Osmanlı’nın son dönemindeki harplere ilişkin fikirlerini, 'Balkan Harbi’ni Niçin Kaybettik?' adı altında yayımlamış. Meral Afacan Bayrak yazdı.

Bilinmeyen yönleriyle Balkan Harbi'ni yazdı

https://www.ktpkitabevi.com/urun/balkan-harbini-niin-kaybettik-129270097

Herkes çok iyi bilir ki, harp başlı başına bir sanattır. İdare, icraat, hazırlık harp sanatının icrası için eksiksiz gerekli olan üç unsurdur. Balkan Savaşları için bu unsurun üçü de mevcut değildi maalesef. “Bir musibet, bin nasihatten evladır.” derler ya büyüklerimiz, Tüccarzade İbrahim Hilmi (Çığıraçan), Osmanlı’nın son dönemindeki harplere ilişkin fikirlerini, “Balkan Harbi’ni Niçin Kaybettik?” adı altında yayımlamıştır.

Tarihi ehemmiyet vermeyince…

Tüccarzade İbrahim Hilmi, Romanya’da 1876’da doğmuş (Rumî takvime göre). Ölene kadar yüzlerce kitap neşretmiş olan bu zat, bu kitapta da harbin siyasî, askerî ve toplumsal nedenlerini o günün şartlarına göre değerlendirmiş, neler yapılması gerektiğini anlatmış. Gelecek nesillere ibret olsun diye misaller vererek, harbi nerede, niçin kaybettiğimize dair ipuçlarını anlatmış. İz Yayıncılıktan Balkan Harbi’nin 100. yılı münasebetiyle, Mecit Yıldız ve Hamdi Akyol’un (Rumeli kökenli iki araştırmacıdır) yayına hazırlamış olduğu bir eser. Yakın tarihimize ve Osmanlıca eserlere ilgi duyanlar için fevkalade yararlı olabilecek muhteviyatta hazırlanmış kanaatimce. Özenli seçilmiş kapak resmi ve konuyla ilgili kronolojik bilgi, bu eserin tıpkıbasımı yanı sıra, benzer kitapların tanıtımına da yer verilmesi, eserin muhteviyatını zenginleştirmiş.

Balkan Harbi’nin ilk başladığı dönemlerde, ümitsizlik vermemek için harbin iyi gittiği ve zafer elde ettiğimiz üzerine haberler yapılır o dönemde. İbrahim Hiilmi de, gazetecilerin yalanları milleti oyaladığından, durumun çarpıtılmasından bahseder bu kitabında. Gerçekler halka anlatılmadığı için büyüyen çatlak fark edilmemiş ne yazık ki. İdare İkinci Abdülhamit dönemindeki gibi kalınca, ıslah edilmeyince, başarısızlık sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır bu durum. “Bizim başımıza gelen felaketler, daha önceleri birçok milletin de başına gelmişti. Fakat tarihe ehemmiyet vermemek, diğer milletlerin felaketlerinden ibret almamak, kısaca söylemek gerekirse her türlü ‘uyumak’, bizi de aynı girdaba düşürdü.” Çok manidar satırlarla karşılaşmak mümkün bu kitapta.

“Sebeplere sığınmak” ve “gerçeğin inkarı” harbin kaybedilmesini engellememiş, ordunun siyasete bulaşmasını, 31 Mart Vakası’na uzanan bir süreci de başlatmaktan geri kalmadığını anlatır yazar ve devam eder: İmparatorluk bir yandan Çanakkale ve İzmir’de, Suriye sahillerinde taarruza hazırlanırken; Arnavutluk’ta savaşmaya devam etmek gibi bir hata edilir. Balkan ülkeleri, kendi aralarında Osmanlı’ya karşı ittifak etmekten geri durmamıştır bu vaziyette.

Balkanlar’da muzaffer olunan sadece iki bölgeden söz eder İbrahim Hilmi. Hikâyelere konu olabilmiş iki vakıadır bu: Silistre ve Plevne. Sonrası hep kayıptır.

Subay heyetinin uyumsuzluğu

“Tüfekler, seri ateşli toplar, diğer askere dair teçhizat, padişahlığa layık olmasına rağmen niye başarısız olunur?” sorusu şöyle cevap bulur: Subay heyetinin uyumlu olmaması! Ordu yönetimi kendi içindeki problemlere çözüm bulamamaktadır. Tüccarzade İbrahim Hilmi, “En seçkin ve fedakâr subayların çoğunluğunun Yemen, Trablusgarp ve Bingazi’de olması ordunun aleyhine bir durumdu.” der, geride kalanların da siyasi çekişmeler ve iç meselelere boğulmuş olduğunun altını çizer.

Tüccarzâde’ye göre Deniz Kuvvetleri’ne önem vermemek gibi bir hataya düşüldüğünden, bir zırhlı yaptırabilmek bile müşküldü o demlerde. Milletin hatalarına da değinir İbrahim Hilmi; Bulgarlar bile kiliselerinde, köy okullarında halkını eğitmişken, meşrutiyet ilan edildiği halde, spor cemiyetleri, nişancı kulüpleri, eğitimin gelişimi için özel kurumlar ne yazık ki açılamamıştır Osmanlı’da. Ayrıca maliye ve hariciye memurları da felaketin sorumlularındandır. Basiretsizlik dış siyaset için de geçerlidir bu kitaba göre.

“Nasılsa Bulgar, Sırp ve Karadağ’ın deniz kuvvetleri yoktur. Yunan’ın varsa da ona karşı karadan ezici bir kuvvete sahibiz. Dolayısıyla şimdilik donanmaya acil bir ihtiyaç yoktur!” diyerek, fazlaca kendine güvenen, tedbirini almayan bir anlayışı gözler önüne sermiştir İbrahim Hilmi Bey. Ayrıca Harbiye Nezareti’nde sivillerin çalışıyor olması, her orduya girenin kolayca Bahriye Nazırlığı yapıyor olması, başarısızlığı getiren etkenler arasında sayılmıştır yazar tarafından.

Bunlar yüzünden milli fikirler, mefkûreler kimsenin umurunda değildi. Kimse gayret etmediği ve bir hamlede bulunmadığı için durum vahimleşmiştir. İlköğretim kolaylaştırılıp yaygınlaşmadığından gençler eğitilememiş ve canlı idealist bir ordu elde edilmekten çok uzağa düşülmüştür. Gevşeklik, umursamazlık, ordudaki nizamsızlık yenilgiye adım adım ilerlemesine yol açmıştır Osmanlı’nın. “Askerî hayat denildiği zaman, dinimizin kutsiyeti, vatanımızın selameti, milletimizin namusu hep bu hayat içinde mevcut olduğu anlaşılır. Bir orduda askerî bir hayat olmaz, askerlik hissi ve duyguları oluşmazsa, o ordunun kıymet ve cevheri daima kayıptır!” diyen İbrahim Hilmi, hastalıklı durumlardan derhal kurtulmanın yollarını aramak gerekliliğinden söz eder bu kitabında.

 

Meral Afacan Bayrak, hayretle okudu, anlattı

Güncelleme Tarihi: 21 Aralık 2018, 15:15
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13