banner17

Bilimsel bir olgu olarak din nasıl incelenir?

Tayfun Atay, Din Hayattan Çıkar kitabında hayatın inanış şekline göre dizayn edildiği bir teolojik görüşten çok, dinin toplumsal kültürel değişimlerden etkilenerek değişen dönüşen bir olgu olduğunu savunur. Ayşegül Er yazdı.

Bilimsel bir olgu olarak din nasıl incelenir?

Tayfun Atay’ın Din Hayattan Çıkar, kitabını ne zaman aldım hatırlamıyorum. Ancak kitabın başlığını dini hassasiyetlerle okuduğunuz zaman hiç hoş bir etki yarattığı söylenemez. Kitabın başlığı sanki bir durum analizi yapıyor gibi gözükebilir ancak işler öyle değil. Aslında antropolojik bir bakış açısının ürünü olduğunu anlamanız için ilk sayfaları karıştırmak yeterli.

Sosyolojik açıdan baktığınız zaman toplum hakkında bir yorum çıkarmak için şeyleri ‘olgu’ olarak incelemek gerekir. Yani araştırma yaptığın konuyu kendi duygu düşünce evreninden uzak bir şekilde ele alma konusu din olgusunu incelerken de geçerli. Tayfun Atay’ın dini antropolojik açıdan incelediği bu kitabında şöyle bir iddiası var: din hayattan çıkar. Atay, hayatın inanış şekline göre dizayn edildiği bir teolojik görüşten çok, dinin toplumsal kültürel değişimlerden etkilenerek değişen dönüşen bir olgu olduğunu söyler. Buna göre, antropolojik bakış açısından din, ancak ‘insan’a bakarak anlaşılabilir.

Sosyal bilimcilerin dine bakışı

Atay’ın dini bir olgu olarak incelediğini söyledik. Bu anlamda kitabın ilk bölümlerindeki şu kısımlar çarpıcı. Din gelmiş geçmiş birçok kültürde kişinin anlam arayışına çözüm bulmak için uğradığı bir durak olmuş. Aynı zamanda dini inanca karşın reddiye ve tepkiler de her kültürde görülmüş. Sosyolojinin kurucu babalarından Durkheim, Weber, Marx gibi isimler dini önemseyerek çalışmalarında önemli bir yer veriyorlar. Kitapta Marx’ın dini “halkın afyonu” olarak tanımlama biçimi üzerinde durulmuş.

Bu ünlü söz günümüzde negatif bir anlama sahip gibi görülse de asıl kullanımı dinin halkı “teskin eden” bir etken olduğuna işaret ediyor. Hatta afyon denilen maddenin 19. yüzyılda baş ağrısını dindirmek için kullanılagelen bir şey olduğuna da dikkat çekiliyor. Marx, din halkın afyonu derken, “kalpsiz bir dünyanın kalbi”, “insani özün düşsel dışavurumu”, “ezilmiş bir yaratığın iniltisi” gibi ifadelere yer yermiştir. Tabii bu ifadelerle Marx’ın kişisel anlamda dine yakın olduğu çıkarımına varılamasa da çalışmalarında dine önem atfettiği söylenebilir.

Türkiye akademi camiasında din

Kadrajı Türkiye’deki din üzerine yapılmış çalışmalara çevirdiğimizde Avrupalı düşünürlerin aksine dışlayıcı bir tutumun varlığı göze çarpıyor. Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında İslam, halkın dini olarak görülmüş. Öte yandan yöneticilerin din algısı dini ulusalcı bir perdeden seyretmeye daha yakın. Dinin ulusal yorumu, Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesi ve yorumlanması, ezanın Türkçe okunması ve namazın Türkçe kılınması gibi girişimlerle sonuçlanmıştır. Bunun yanı sıra dinin salt kişisel vicdani alana ilişkin olarak yorumlanması ve kamusal alanda yasaklı olmasına kadar giden karmaşık bir sürece evriliyor. Dini davranış kalıplarının kaynağı olarak gören kırsal kesimde yaşayan halkın çoğunluğu için bu tutumun bir kaosa sebebiyet vermemesi şaşırtıcı.

Cumhuriyet entelektüel, yazar ve akademi çevrelerinde dinin ele alınmaya değer görülmediği söylenebilir. Batı’da insanın neden dine başvurduğu, onun anlam ve zihin dünyasında bu kadar etkin olduğu ve silinemezliği üzerine çalışmalar yapılırken Türkiye’de din gericilik ve halkın yanlış inanış biçimi olarak görülmüştür. Bununla birlikte Türkiye tarihinde din üzerine yapılan çalışmalar, ideolojik bir camdan seyredilerek ortaya konulduğundan, nitelikli bir incelemeye dayanmıyor. Dini ya masum insanları kandırma aracı ya da şer yuvalarını ilki olarak tanımlayan bir entelektüel yazar ve akademi dünyasından bahsetmek mümkün. Tabii Şerif Mardin, Nilüfer Göle, Nur Vergin, Ahmet Yücekök, Binnaz Toprak gibi istisnalar dışarıda tutulmak kaydıyla.

Toplumsal değişim ve din    

İlerleyen kısımda Türkiye tarihi üçe bölünerek kültür ve din üzerindeki değişimler ele alınıyor kitapta. 1923-50 yıllarını kapsayan ilk dönemde “Yeter! Söz devletin!” başlığı atılmış. İlk dönemde dinsel kimlik yerine kurgulanan bir ulusal kimliğin kurulma çabaları gözleniyor. Türk Ocakları, Köy Enstitüleri, Halk Evleri ve Cumhuriyet’in en önemli taşıyıcıları olarak görülen ve bir çocuğun anne-babasından sonraki ilk rol modeli olarak gördüğü Cumhuriyet’in taşıyıcıları öğretmenler de bu çabanın ürünü olarak işlev görüyor.

1950-80 arası ikinci dönem, çok partili döneme geçilmesiyle birlikte “söz” milletin olmaya başlıyor. Tek partili dönemde yukarıdan aşağı doğru bir modernleşme gerçekleşirken, çok partili dönemde halk kendi isteğiyle modernleşmeye başlar. Bunun en iyi örneği daha önceleri köyden kente gelirken şalvarıyla çarığıyla geldiği için kentin uyumunu bozar endişesiyle geri gönderilen köylülerin kendi istekleriyle şapka ve kasket giymeleri olmuştur.

Devletin toplumsal hayata yaptığı müdahalelere karşın halkın özellikle 1923-50 arası dönemde büyük bir suskunlukla karşılık vermesi dikkat çekici. Çok partili dönemde ise halkın siyasete katılmasıyla birlikte bir canlılık olsa da toplumun kalbi hala köylerde atmaya devam eder ve halk dini yaşama müdahalelere ciddi bir tepki göstermez. Demokrat Parti’nin on yıllık iktidarı boyunca dine olan yakınlaşmalar Kemalist rejimi ve onu destekleyen statükonun hoşuna gitmez. Her ne kadar çok partili yaşam halkın kendi kendini yönetmesini ifade etse de statükonun bu tarz bir yönetime hazır olmadığı açıktır.

Medya ve kitlesel dönüşüm

1980’lerden günümüze uzanan dönemde ise kitle ‘söz’ü alır. Televizyonun ve iletişim araçlarının sosyal hayata girmesiyle İslami medya da sahnedeki yerini alır. Artık dinin anlamı salt ‘anlam krizini çözmeye yarayan’ bir öğreti değil, bir kimlik belirleyeni ve ‘meta’ olarak karşımıza çıkar. Başörtüsünün ‘türban’ olarak siyasal bir propaganda aracına dönüşen anlamıü, tesettürün güzellik ve cazibe merkezi olarak sunulabilirliği anlamında ‘moda’ olarak görüldüğü zamanlara geçiş yapılmış olunur yazara göre.

Sonuç olarak, iddialarını, yorumlarını ve bakış açısını bütün yönleriyle tasvip etmesek de, din üzerine akademik bir çalışma yapmak isteyenler meseleyi antropoloji perspektifinden ele alan Tayfun Atay’ın bu kitabına göz atabilirler. Tarihte yapılanın aksine yanlı bir bakış açısının ötesine geçilerek inananların dini anlama faaliyetlerinin nasıl değiştiğini kavramak açısından faydalı bir çalışma diyebiliriz.  

Ayşegül Er

Tayfun Atay, Din Hayattan Çıkar

Güncelleme Tarihi: 06 Kasım 2018, 17:41
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20