Bilginin İslamileştirilmesi çare olacak mı?

Muna Ebu’l-Fadl’ın ‘Doğu ile Batı’nın Buluştuğu Yer’ kitabı, insanlığı felakete sürükleyen Batı’nın düğümlerini nasıl çözeriz sorusuna bir cevap arıyor.

Bilginin İslamileştirilmesi çare olacak mı?

 

Mahya Yayınları’nın Uluslararası İslam Düşüncesi Enstitüsü [IIIT] ve Bahçeşehir Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi [MEDAM] ile işbirliği anlaşmaları yaparak 2012 yılı içerisinde yayınına başlaması, ender rastladığımız yayınevi başlangıçlarından biri oldu. Yirmi kitaplık bir ilk yayın programı ve manifestoyla [Bekir Karlığa’nın kaleme aldığı “Mahya Dağı’nda Yanan Ateş” adlı yazı] yola revan olan yayınevinin, ilk düşünce kitaplarının da IIIT’de sorumluluk üstlenmiş düşünürlerin kitaplarından yapılan çeviriler olduğunu görüyoruz. Abdulhamid A. Ebu Süleyman, Abdulvahab M. El-Messiri, Muna Ebu’l-Fadl gibi isimler arasından Fadl’ın kitabı Doğu ile Batı’nın Buluştuğu Yer’den bahsedeceğiz [çev. Yasemin Savur, Mahya Y., 128 s., 2012].

Bilginin İslamileştirilmesi’nden bir cüz: “Batı Düşüncesi Projesi”Muna Ebu’l-Fadl

Doğu ile Batı’nın Buluştuğu Yer, Müslüman entelektüel çevrede çok yakından bilinen “Bilginin İslamileştirilmesi”nin bir alt projesi olarak tasarlanan “Batı Düşüncesi Projesi”nin bir el kitabı mahiyetinde. Kitapta Müslümanların modernizmin etkileri sonucunda sürüklendiği boşluğa dair tespitler oldukça isabetli; bu, “Bilginin İslamileştirilmesi” tezini savunan Müslüman düşünürlerin, hem kendi toplumlarını hem de Batı’yı ve literatürünü oldukça yakından takip ettiklerini gösteren bir durum.

Projede teklif edilen iki yakın takibin de hakkının verildiği aşikâr; yani bu projeyi teklif eden düşünürler, başta Muna Ebu’l-Fadl, aynı zamanda bu projenin ilk örneklerini de sunmuş oluyor. Müslümanların modernizmin etkileri sonucunda sürüklendiği boşlukta, modernizmin taşıyıcılığını yapan zümreye dair tespitler, Türkiye’de Kemalizm, Arap ülkelerinde Baasçılık üzerinden zirveye ulaşan örnekleri resmediyor: “Manevi unsurlar, bilişsel unsurlarla gölgelenmiştir. Çünkü kendilerini, kendi kültürlerinden bile soyutlayan Batılılaşma yandaşları tarafından iletişim kanalları kapatılmıştır. Onlar benimsedikleri dilin, değerlerin ve sembollerin içinde kaybolarak sürekli yaratmaya çalıştıkları hayali bir ‘kültürel’ ufka doğru kayıp gidiyorlar. Verimsiz tarzlarının ‘keyfini’ sürerken ‘aştıklarını’ iddia ettikleri kültürün çevresinde takılıp kalıyorlar ve dahası ona ihanet etmiş oluyorlar.”

Güç değil kültür

Burada kilit kelime “kültür”. Zira kitabın genel tezi veya çağrısı, Doğu ile Batı’nın “güç dengesi”nde değil “kültür dengesi”nde bir araya gelmesi üzerine kurulu. Bu çağrı yapılıyor çünkü Fadl’ın tabirleriyle, “Yaygın ahlakî çöküşün ve entelektüel kısırlığın önü alınmazsa, sınırların birbirine karıştığı küresel dünya düzeninde bu durum hepimizi yutabilir.” Yapılmak istenen, “Tanrı’yı kıyamete zorlamak” isteyenlere karşı İslâm’ın vasat kıstasını yürürlüğe koyma çabası. Burada ana mesele, ortada bulunan bilginin “İslamileştirilmesi”. Bu minval üzre de, “Batı Düşüncesi Projesi” aracılığıyla, Batı düşüncesinin, felsefesinin, tekniğinin, velhasıl Batı’nın bütün kalemlerde çetelesini çıkarmayı ve kritiğini yapmayı öneriyor Muna Ebu’l-Fadl.

Muna Ebu’l-FadlBurada “hangi Batı?” noktasında bir sıkıntı neşet ediyor. Bir yerde vurgulanan, Batı’nın vahiy kaynaklı birikiminden Pagan kaynaklı birikiminin ayırılması düşüncesinin zikredilmesi hariç, kitabın sonlarına gelene kadar bu konuda bir fikir serdetmiyor Fadl. Özellikle “Temel Görüşler” başlıklı bölümde, bu sorumuza dayanak sağlayacak cümleler yer alıyor. “hümanist ve akılcı iddialar gözetilmesine” referans veriliyor ve bunun üzerinden bu projelendirmenin herkesin üzerine bir borç olduğu söyleniyor; “önce etkileşimlerinin sonuçlarını bir kenara bırakarak belirli düzeyde Batı’yla etkileşimin şartlarının yeniden düzenlemekten” bahsediliyor. Bu, tek taraflı bir iyi niyet gösterisi mi yoksa?

Liberal demokrasi çare olamıyor!

Elbette değil. Kitabın “Sonsöz” bölümü bu konuda akla takılan hemen hemen tüm soruları cevaplandırıyor. Aydınlanma’ya bağlı olduklarını iddia edenlerin kibirden başka bir birikimleri olmadığını, ahlakî düzeni sağlamayı hedefleyen liberal demokrasinin bu hedefine yaklaşmakta dahi akim kaldığını söylüyor yazar.

Batı’nın kendi başına sardığı ve dünyayı da kaplayan ikilemleri çözmeden İslam’ın nasıl bir katkısı olabilir’in cevabına muhatap bir çabayı hedefleyen Fadl’ın projesi, Batı’nın da bu konuda istekli olması önkoşuluna dayanıyor. 1990’ların önde gelen konularından olan Bilginin İslamileştirilmesi meselesi, günümüzde hâlâ “gerçekliğini” bekliyor. O günlerden bugüne, Irak’ın işgalini ve Arap ülkelerindeki ayaklanma ve devrimleri gördük, görüyoruz. Batı’nın da gelip iştirak edeceği bir vasat, “bizimle sizin aranızda eşit olan bir kelime” hangi lügatta gizleniyor acaba? Bu devrim süreçlerini, işgallerin sonuçlarını bekleyip görelim diyemiyoruz zira proje zaten “güç dengesi”ne değil “kültür dengesi”ne referans veriyor. Bugün ise, hâlâ güçlerin kültürleri yok ettiği bir lügatin orta yerindeyiz.

 

M. Fatih Kutan bir projeyi yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 15:57
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13