banner17

Bildiğin hayattan enstantaneler var bu öykülerde

Ercan Köksal, günlük hayat içerisinde önemsemediğimiz ve belki de dönüp bakmadığımız köşede kalmışlıkları bir öykünün içinde gönüllere dokundurarak sunuyor 'Bildiğin Hayat'ta. Mustafa Uçurum yazdı.

Bildiğin hayattan enstantaneler var bu öykülerde

Yaşamak ve yaşarken hayata dair bazı sahneleri hafızaya kaydederek bir öykünün cümlelerini biriktirmek. Öykücü kimliğini kendisine biçen biri için hayatın her an'ı bir öykünün birleşmeyi bekleyen parçalarıdır. Yaşadığı, gördüğü her şeyden kendisine kalacak küçük sahneler biriktirir öykücü. Birçoğunun görmediği, dikkat etmediği, görüp geçtiği ne varsa, öykücünün gözünde ete kemiğe bürünür.

Ercan Köksal’ın Okur Kitaplığı’ndan çıkan yeni öykü kitabı Bildiğin Hayat’ın içinde yer alan öykülere baktığımızda da bizi hayat gibi gerçek öyküler karşılıyor. On altı öykü ve on altı hayat.

Öykülerde Anadolu'nun sesi var

Ercan Köksal’ın öyküleri bir Anadolu motifi sunuyor bizlere. Sınırları belirsiz bir motif bu. Bir öyküde kendinizi Anadolu’nın bir köyünde ya da kasabasında dört nala bir atın peşinde ya da köyün delisinin ardında bulurken bir bakmışsınız metroda sıkışıp kalmış bir yolcusunuz.

Anadolu’yu anlatmak önemlidir ama Anadolu’yu bilmek de önemlidir. Edebiyat tarihimizde kendine yer bulmuş, kendine yer edinmiş birçok önemli yazarın Anadolu’yu görmeden, tanımadan İstanbul’daki lüks dairelerinde köy hikâyeleri yazdığı gerçeği aşikârdır. Onların eserlerinde anlattıkları Anadolu ile gerçek Anadolu’nun arasındaki uçurum da zamanla ortaya çıkmıştır.

Ercan Köksal, hem Anadolu’yu hem de metropolü bilen bir yazar. Öykülerinde bu hakimiyet hissediliyor. “Bir Ses” öyküsündeki Deli Dursun’un ve köyün anlatımı, tasviri okuyucuyu daha ilk cümlelerde kuşatıyor. Köksal o kadar içten bir giriş yapıyor ki öyküye, kendinizi bir anda uçsuz bucaksız bir yeşillikle çevrili köyün içinde buluyorsunuz.

Anadolu dendiğinde sonsuz yeşillikler ve bu yeşilliğin ortasında doldu dizgin koşan bir atın savrulan yeleleri gözde canlanır çoğu kez. “Derman” öyküsünü okurken satırlar arasında Derman adlı atın muhteşem görüntüsü sizi hiç yalnız bırakmıyor. Bütün köyün hayran olduğu, imrendiği, gözü olduğu kır at.

Anadolu, uçsuz bucaksız bozkırlar, serin bir ağaç gölgesi demişken bütün bu tabloyu tamamlayan ezgi de bir çocuğun yanık sesinden yükseliyor: “Karadır kaşların ferman yazdırır.” Gözünüzün önünden otobüs terminalleri, başını cama dayamış bir uzun yol yolcusu ve “Aşktan yana söz duyunca / Ben hep seni düşünürüm. / Uçsuz hayaller boyunca / Ben hep seni düşünürüm” diyerek bir hasreti terennüm eden nağme eşliğinde uzayıp giden yollar.

Yaşamın kendisi de bir gizemdir bazen

Ercan Köksal’ın öykülerinde okuyucunun dikkati sürekli canlıdır. Zihinde canlanan “acaba” sorusu tüm öykü boyunca okuyucunun içinde çınlayıp duruyor. Bu da öykülerde anlatılanların daha diri bir bakış açısıyla takip edilmesini sağlıyor.

İlk öyküde isimden başlayan gizem, sayfalar ilerledikçe daha da artıyor. “Boş Kutu” adlı öyküde Ercan Köksal, bir ölümü ve ölümün soğuk yüzünü adım adım hissettiriyor okuyucuya. Sonu belli öyküler yazmıyor Köksal. Son cümleye kadar okuyucuyu öykünün içinde tutmayı başarıyor. “Derman”, “Yirmi Dört Numaralı Koltuk”, “Terminal” gibi öykülerde de merak unsuru öykünün temelini oluşturuyor.

Birinci kişili anlatımın hakim olduğu öykülerde yazar kendini gizleme gereğini hissetmiyor. Birçok öykünün kahramanı yazarın kendisi. Yaşayan, olaylara yön veren ve olayları sonuçlandıran yazar, gerek konumuyla gerekse öykü kahramanlarının yöresel ağız özellikleriyle ben buradayım diyor.

Çocuklar hayatın her zaman başköşesinde yer alır. Edebiyata konu olduğunda ise çocuklarının mahzun haline şahit oluruz çoğu kez. Ercan Köksal’ın öykülerinde okuyucunun içine dokunan öyle ince noktalar var ki, günlük hayat içerisinde önemsemediğimiz ve belki de dönüp bakmadığımız köşede kalmışlıkları bir öykünün içinde gönüllere dokundurarak sunuyor Köksal. Özellikle içinde çocuk olan öykülerde bu his daha çok hissediliyor. “İçimdeki Çocuk” ile “Çocuk ve Dondurma” adlı öyküler çocukların mahzunluğunu işleyen etki gücü yüksek öyküler. Şunu anlıyoruz ki çocuklar ve sevgi hiçbir zaman ihmale gelmez. Bugünlerde bir kız evladı dünyaya gelen Ercan Köksal, bu hissi çok canlı bir şekilde veriyor.

Ercan Köksal’ın Bildiğin Hayat adlı kitabı, ismiyle müsemma bir çalışma olarak okuyucusu ile buluştu. Kitaptaki öykülerin tümü için şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki yazarının samimiyeti satırların tümüne sinmiş; içten, bildiğiniz hayattan öyküler. Şimdilerde dergilerde yeni öykülerini okumaya başladığımız Ercan Köksal’dan öyküler okumaya devam edeceğiz. Çünkü hayat devam ediyor, hem de bildiğimiz hayat tadında.

Mustafa Uçurum yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Ocak 2019, 16:43
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20