Beyaz Türkler Küstüler! Peki, Ama Neden?

'Beyaz Türkler Küstüler' kitabını, 2010’lu yılların Türkiye’si için şaşırtıcı yorumlara dayanan bir tanıklık ve Alev Alatlı’nın kendi tabiriyle 'bir alarm zili, bir uyarı belgesi' olarak tanımlamak mümkün. Beytullah Çakır yazdı.

Beyaz Türkler Küstüler! Peki, Ama Neden?

Alev Alatlı’nın 1992- 1994 yılları arasında kaleme aldığı dört romandan oluşan “Orda kimse var mı?” serisinin, yayımlandığı ilk günden itibaren ciddi tartışmaları da beraberinde getirdiği muhakkak. Viva La Muerte ile başlayan ve Nuke Türkiye, Valla Kurda Yedirdin Beni, O.K Musti Türkiye Tamamdır kitaplarıyla devam eden serinin beşinci kitabını ise yaklaşık 20 yıl sonra, 2013 senesinde, Beyaz Türkler Küstüler başlığıyla okurla buluşturmuş Alatlı…

Dünya düzleminde meydana gelen sosyal, siyasal, ekonomik, teolojik vb. pek çok dönüşümün Türkiye’ye nasıl ve ne şekilde sirayet ettiğinin masaya yatırıldığı serinin her kitabında, dünyaya ve Türkiye’ye karşı bildiğimiz birçok şeyi ters yüz eden orijinal, özgün, derinlikli ve kışkırtıcı okumalar sunulmakta. Serinin beşinci kitabı Beyaz Türkler Küstüler, gerek taşıdığı başlık gerekse de konuları ele alış biçimiyle dikkate değer bir çalışma.

Paçoz kimdir? Paçozluk nedir?

Kitabı, 2010’lu yılların Türkiye’si için şaşırtıcı yorumlara dayanan bir tanıklık ve Alatlı’nın kendi tabiriyle “bir alarm zili, bir uyarı belgesi” olarak tanımlamak mümkün. Söz konusu alarm ve uyarının kime, neye karşı olduğunun cevabı ise tek bir kelimeden ibaret: Paçozluk… Alatlı, vermiş olduğu bir röportajda çokça kullandığı paçozluk kavramının mahiyetini ve Beyaz Türkler Küstüler romanında esasen ne anlatmak istediğini şöyle belirtmiş: “Paçoz, kendi çıkarı için her yolu mübah sayan, küstah, beş para etmez, sokak kurnazı, zevzek, müptezel, palavracı,rüküş, hoyrat, içtensiz, pespaye, nekes… Dostoyevski ‘Puşlot’ (Poshlost) der. Topluma musallat olan, iblis ayarlı paçozluktur Puşlost. İşte kitap paçozluğun hikâyesi. Puşlost, bütün bu kavramları içinde toplayan bir tanımlama. Bizde de Ömer Seyfettin’in Efruz Bey tiplemesi, Aziz Nesin’in Zübük’ü kısmen buna yakındır ama benim ele aldığım paçozluk süreci Puşlost’a daha yakın ve korkum o ki dini, ırkı, sınıfı, cinsiyeti olmayan bu iblis, giderek Türkiye’ye yerleşmektedir.”

Alatlı’dan yaptığımız bu alıntı aslında kitabın neyi, neden anlatmak istediğinin de yanıtını veriyor bizlere. Romanın ana kahramanlarını, 1970’li yılların Türkiye İşçi Partili kökenli militanı Mehmet Sedes ve onun eşi, aynı zamanda geçmişte THKP-C militanı olan Meral Sedes ve 40’lı yılların “laik-hümanist” tedrisatının şekillendirdiği, kelimenin tam anlamıyla “orijinal beyaz Türk” olan anne Mübeccel Atiye oluşturuyor. Romanın çatısı ise bu üç karakterin yaşam öyküleri, Türkiye ve dünya meselelerine dair giriştikleri diyaloglar ve kritikler çerçevesinde kurulmuş.

Bu üçlünün giriştiği diyaloglarda bütün sorunların temeline inen bir yaklaşım takınmaları ve süreçlerin, tarihi gerçekliklerle beraber şekillendirilmesi hem geçmişe hem de günümüze dair özel bilgilerle karşılaşmamızı sağlıyor. Kitapta hâkim olan bu havanın, romanı salt bir roman havasından çıkardığını söyleyebiliriz. Konuların ele alınış biçimi ve yazarın kendine has üslubuyla okura tuttuğu ayna, tedirgin edici göz kamaştırmasına yol açıyor. Zira ‘paçozlaşmanın deşifresi’ olan bu kitapta, insanın, zihnine, “Biz nereye gidiyoruz böyle?” sorusunun batıp da dertlenmemesi pek mümkün değil!

Paçoz isen gelme!

Oldukça bilgilendirici, tanımlayıcı ve açıklayıcı bir anlatımın tercih edildiği Beyaz Türkler Küstüler, dört ana bölümden oluşuyor. Her bölüm, o bölümde anlatılmak istenen içeriğe uygun bir sembolik fotoğraf ve halk ozanlarından alınmış dörtlüklerle süslenmiş. “Kırmızı halı paçozluğu” başlığıyla başlayan ilk bölümde özetle bireyselleşme, internet taarruzuna ve “turbo kapitalizme” aşırı maruz kalmış olmanın eğitim, medya ve akademi gibi pek çok alanda yarattığı çöküş ve çözülme -yazarın tabiriyle paçozlaşma- Müslümanların, insan bedenlerinin yedek parça depoları olarak sunulduğu Body Worlds Sergisi’ne karşı dişe dokunur bir söylem üretmemeleri ve hatta kayıtsız kalmaları gibi konular farklı örneklerle çözümleniyor. “The Secret” başlıklı ikinci bölüm ise; reiki, yoga, telekinezi gibi New Age ekollerin dünya ve Türkiye üzerinde gitgide yayılmasıyla deyim yerindeyse “kutsalın paçozlaştırılması” sürecini gözler önüne seriyor. Bölümün özetini, Mübeccel Atiye’nin torunu olan Melis’in ruhçuluk ekolüne merak sarması sonucu yaptığı şu değerlendirmede bulmak mümkün: “Bu kuşak çeviri bir dil konuşuyor. Genel resim, her türlü manevi otoritenin reddi şeklinde ve tamamen sübjektif. ‘İnsanın ahlak hocası dışında değil, kendi içindedir. Doğru yolu bulmak, iyi insan olmak için bir ahlak hocasına gerek yoktur’, vs. ‘İşime burnunu sokma babaanne’ demenin kibarcası lakırdılar anlayacağınız.”

Kitabın bam telini ise üçüncü bölümün oluşturduğunu söylemek mümkün zira kendisine başlıktan yer bulmuş olan “Beyaz Türk”lerin aslında kim olduğu, küskünlüklerinin ve her daim toplumdan kopuk bir kuşak olarak varlıklarını sürdürmelerinin nedenleri gibi esaslı konular en çıplak haliyle bu bölümde çıkıyor karşımıza. Romanın “en orijinal beyaz Türk” karakteri olan Mübeccel Atiye’ye ait şu sözler, Alatlı’nın küstüğünü iddia ettiği “Beyaz Türkler”in kim olduğunu anlama noktasında oldukça açıklayıcı oluyor okur için: “Her ne kadar Atatürk’ün laik, milliyetçi dünya görüşünü kıyısından köşesinden yakalamışsam da ben İsmet Paşa’nın laik-hümanist tezgâhında şekillenenlerdenim. Hamurum, Anadolu arşipeli ve ilkçağdan yoğrulmuştur. Cumhuriyet aydınının ‘insan zekâsının aslına’ inmek iştiyakıyla yanıp tutuştuğu yıllar, 1940’lar. Milletin kurtuluşunun ‘Nev Yunanilik’te olduğuna iman edildiği yıllar. Kadim Yunan ve Latin kültürü, Türk kültürüyle kaynaştırılacak, böylece oluşturulacak alaşım ışığında ‘evrensel vatandaş’ yaratılacaktı. Maarif Nazırımız Hasan Âli Bey, Yakup Kadri Bey, ‘Türk hümanizmi’nin mimarları. Lise müfredatına eski Yunanca ve Latince ekletmek için verdikleri mücadele destansıdır. Amaçlanan ise Türk halkımız için düzenledikleri yeni kültürle halkı 1923 öncesinin seçkinci Osmanlı ve kaba Türkmen kültürünü aşacak hale getirmek! Ne Nedim ne de Karacaoğlan! Sofokles’te buluşma! Ne muhteşem rüya! ‘İnsan zekâsının aslı Yunan’dadır inancıyla yetişen asimilasyon gönüllüleriydik biz. Ehlisünnetten ayrılacağımız belliydi. AK Parti fenersiz yakaladı bizi. Şaşıp kalmamız bundandır.”

Kitabın son bölümü ise “Kış Çocukları” başlığıyla karşılıyor bizi. Alatlı, bu bölümde baştan sona kadar Kürt meselesini irdelemiş. Konu Abdullah Öcalan ve PKK’ya geldiğinde ise yazarın, Öcalan’ın Yahudilerin Yehovası’na; PKK’nın ise Eski Ahid’in şedid ilahiyatına öykündüğünü söylemesi ve Eski Ahit’te Yehova’nın konuştuğu ayetleri, Öcalan’ın Apocu Militan Kişilik talimnamesindeki cümlelerle birleştirerek sunması ise oldukça ilgi çekici. Bunun dışında, başkarakterlerden Mehmet Sedes’in romanın sonunda eşi Meral Sedes’e uzattığı ve herkesin göreceği bir yere asmasını istediği yazı da eserin vermek istediği ana mesajı göstermek bakımından fazlasıyla dikkate değer: “Arsız, densiz, ilkesiz, haddini bilmez, bayağı isen, yanımıza uğrama! Küstah, mürai, tufeyli, zevzek, müptezel, basmakalıp isen, kapımızı çalma! Palavracı, korkak, kalleş, ahlaksız isen, eşiğimizi geçme! İçtenliksiz, sevgisiz, pespaye, paçoz isen, evimize gelme! Çilehanedir burası, hoşgörü dergâhı değil! Ahde vefa bilmez, tövbe tutmaz isen, sakın gelme!”

Alev Alatlı, Beyaz Türkler Küstüler, Everest Yayınları

Beytullah Çakır

Yayın Tarihi: 01 Mart 2018 Perşembe 17:31 Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2022, 10:54
YORUM EKLE

banner19

banner26