banner17

Beşeri ideolojilerin illüzyonunda insan

Ali Şeriati, 'İnsan' isimli eserinde insanı öyle derinlemesine inceliyor ki insanı anlamada nihai noktaya yaklaştığımızı farkediyoruz adeta. Salih Ağbalık yazdı.

Beşeri ideolojilerin illüzyonunda insan

Mutlak hakikatler eşiğinde ve mutlak yanlışların tahakümü altında kategorize edilen insan, asırlar boyunca felsefenin temel uğraş alanı olmuştur. İnsanı anlamak ve anlamlandırmak adına ortaya atılan fikirlerin eksik yönleri yeni yeni fikirler doğurmuştur. Hegel’in öne sürdüğü tez “mutlak idea” insanın öze dönüş sürecindeki serüvenini anlatırken, insan denen canlının diğer canlılardan farklı yönlerine yani iradeye değiniyor.

Dünya sınırlarına hapsolmuş insan ve bu sınırların ötesinde düşünen insan diye bir ayrıma gidecek olursak eğer, ikinci insan tipinin makul olduğuna kanaat getireceğiz, çünkü insan verilen irade sayesinde kendisini konumlandıracağı yeri kendisi belirler. Allah, insanı kokuşmuş balçıktan ve kendi ruhundan meydana getirdiği için dünya sınırları dışına çıkamayan insan tipini, balçık evresinden çıkamamış insan olarak düşünmemiz doğru bir yaklaşım olacaktır. Pekâlâ, dünya sınırları dışında düşünmek nasıl oluyor? İnsan, bir yanıyla da Allah’tan izler taşır, çünkü onun ruhunu taşıyor. Bundan dolayıdır ki kendi yaşam sınırları içerisinde Allah’ın istediklerinin dışına çıkmama koşulu, onu balçık evresinden Allah’a götürecek yegane kuraldır.

Karanlıktaki insanı aydınlığa çıkarmak için cılız ve sönmekte olan beşeri ideolojiler karşısında Allah’ın belirlediği aydınlık yolun farkedilememesi veya idrak edilememesi, nihayetinde yaşadığımız yüzyılda da insan sorunlarının devam etmesine sebep olmuştur. Temel konumuz insan ve onu anlamak olduğundan dolayı Ali Şeriati’ye uğramaksızın sürdürülen bir çalışma eksik bir çalışma olacaktır. Ali Şeriati, insanı birçok eserinde ele alıyor, fakat “İnsan” isimli eserinde insanı öyle derinlemesine inceliyor ki insanı anlamada nihai noktaya yaklaştığımızı farkediyoruz adeta.

Beşeri ideolojilerinin illüzyon kıskacında insan

Fecr Yayınları tarafından 2008 yılında okurla buluşan Ali Şeriati’nin “İnsan” isimli eseri, ideolojilerin çıkmazındaki insanı İslami açıdan ele alarak en ince ayrıntısına kadar irdeliyor. İnsanın maddi yönlerine vurgu yapan ve onu salt bir üretim aracı olarak gören ideolojilerin aksine, insana asalet yükleyen bir varlık olarak görüyor. İnsan nedir, insanın görevleri ve hakları nelerdir gibi sorular etrafında şekillenen eser şu konularda şekilleniyor: Çağdaş düşüncede tarih anlayışının niteliği, bireyin ya da toplumun asıllığı, sosyoloji ya da psikolojinin asıllığı mücadelesi, ilahi ateş, insanın terkedilmişliği, insanın yaratılış felsefesi, özgürlük, yalnızlık ve egzistanyasiyalizm’de ruhsal sarsıntı...

İnsanın yalnızlığını sazlıktan koparılmış bir kamışa benzetip onun, işlendikten sonra ney oluşunu anlatan Şeriati, ney'in sürekli inleyerek Tanrı'ya kavuşmasını yani öze dönüş serüvenini yalnızca insanın maddi yönüyle değil, metafizik boyutuyla da ele alıyor. Evrende insanın iradesi itibariyle biricik oluşu ve Allah’ın ruhunu taşıdığı için İslam’ın insana en büyük değeri verdiğini savunuyor.

Makina çarkları arasında sıkışmış ve modern kölelik diye nitelendireceğimiz sanayi devriminin, insan emeğine karşı tutumu, çarklara damlayan insan terinin buharlaşmasıyla yok olan ter gibidir. Bundan dolayıdır ki bir üretim aracı olan insanın haklarını savunan birçok ideolojinin eksik yönleri bariz bir şekilde kendisini ele veriyor. Çünkü insanı konumlandırdığı yer köleliğin ta kendisidir. Nasıl mı? Beşeri ideolojiler, insanın haklarını makinaların karşısında savunurken, onu kapitalizmin vahşi dişleri arasından çıkarmak yerine daha çok çiğnenmesine yardımcı olmaktadır. İnsanın haklarını asgari düzeyde savunarak, ona, köleleştirildiğini bir müddet unutturuyor sadece. Adeta insanın karşısına geçip madalyonu sağa sola sallayan bir hipnoz tekniğinden hiç bir farkı yoktur yaptıklarının. Beşer ideolojilerinin illüzyon kıskacından insanı kurtuluş realitesine kavuşturan Şeriati’nin bu eseri, okuyucu için tekrar tekrar başvurulması gereken güzide bir eser niteliği taşıyor tüm bunlardan dolayı.

Göklerin sönük yalnızlığında, yıldız öbekleri içinde insan yalnız değil mi?”

Peki, Ali Şeriati “İnsan’da” neler mi sunuyor? İşte cevabı: Hz. Adem’in yaratılışından yola çıkarak insanın Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduğuna dikkat çekiyor ve insanı laboratuvar ortamındaymış gibi keşfetmemizi sağlıyor. Öyle ki hümanizm ve İslam’ın insanı ele alınışını şu ifadelerle dile getiriyor: “Bugünün medeniyeti, kendi dininin temelini hümanizm yani insanın asaleti, 'insan perestlik' üzerine kurmuştur. Bunun sebebi antik din ve ekollerin, insanın şahsiyetini beş paralık etmesi, insanı tanrılara kurban olmaya zorlamış olmalarıdır. İnsanı, iradesini 'tanrı iradesi' karşısında aciz saymaya zorlamış olmalarıdır. Bundan dolayı hümanizm, Rönesans’tan bu yana gayb ve metafizik üzerine temellenmiş teist dinlerin karşısında yer alan ve insana soyluluk kazandırmak isteyen bir ekoldür.”

Şeriati, insanın varoluş sürecinde antik dönemin insanı değersizleştiren anlayışından hareketle kurtuluşu amaçlayan hümanizmin insanı sürüklediği çıkmaza karşı tanrısal olanın daha kapsayıcı ve evrensel oluşunu ise şu şekilde ifade ediyor: “Tanrı Adem’i, kendi gizli hazinelerini çıkarması ve kendisini tanıması için yaratmadı mi? Göklerin sönük yalnızlığında, yıldız öbekleri içinde insan yalnız değil mi? Samanyolunun altında yalnız değil mi? Şükreden melekler arasında yalnız değil mi? İnsan, Allah’ın yeryüzündeki halifesi, Allah’ın sırrının sahibi, bu muallimin, isimlerin gizemini öğrettiği özel öğrencisi değil mi? İsimleri sadece ona öğretmedi mi?”

İnsana yüklenen anlama dair farkındalık oluşturan Şeriati’nin “İnsan” isimli eseri, okurun düşünce dünyasında koca bir gedik açarak kendi yolunu kendisinin bulmasını sağlıyor.

Salih Ağbalık yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Ocak 2019, 16:42
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20