Bernart Russell: İnsanın kendi ürettiğinden fazlasını tüketmesi adaletsizliktir

Bernart Russell, “Aylıklığa Övgü” kitabında “İnsanın kendi ürettiğinden fazlasını tüketmesi adaletsizliktir.” der.

Bernart Russell: İnsanın kendi ürettiğinden fazlasını tüketmesi adaletsizliktir

Bernart Russell on beş bölümden oluşan ve kitaba adını veren ilk bölüm “Aylaklığa Övgü” yazısında aylaklık kavramını başıboşluk anlamından ziyade “çalışmanın erdem olduğu inancının köle devleti ahlâkı anlayışını doğurduğu ve modern dünyada köleye ihtiyaç olmadığı, uygarlık için boş vaktin şart olduğu” anlayışı doğrultusunda kullanmıştır. Denemede “zaman-dünyevi birikim” mukayesesi ana noktadır. Çalışma, görev, ödünç alma vb. kavramların modern dünyada algıları hakkında da fikir beyan ediliyor.

Aylaklık; çalışma sonrası boş vakitle mutlu olmaktır, uzun saatler çalışmak zorunda kalınmadan herkesin rahat edebilmesidir. Peki, modern zamanda, aylaklığa yeteri kadar zaman var mı? Daha fazla boş vakit mi yoksa daha fazla mal üretimi mi? Yazara göre; “İnsanın kendi ürettiğinden fazlasını tüketmesi adaletsizliktir.” ve “Boş vaktin, akıllıca kullanılması bir uygarlık ve eğitim sonucudur.” Zenginler (işverenler) ise yoksulların çalışmak zorunda olduğunu ve onların boş zamanlarını nasıl değerlendireceklerini bilmediklerini düşünürler.

Modern Zamanda Akla Başkaldırış

Russell’a göre çoğu ülkede bedenle çalışmak yüceltilmiş, yoksulların cennete girme olasılıklarının zenginlerinden daha fazla olduğu inancı aşılanmıştır. Oysaki bu algılatmada esas gaye; fedai işçiler yetiştirmektir. İşçiler için bedensel çalışma, geçimlerini sağlamak amaçlıdır. Serbest saatler ise mutluluklar içindedir. Yazar, yaşamsal ihtiyaçların karşılanması için gerekli çalışma saatlerinin dört saate indirgenmesi gerektiğini savunur. İnsanların, geriye kalan saatlerde saçma sapan şeylerle değil de diledikleri gibi yaşamaları gerektiğini vurguluyor. Aylaklığın en üstün yanlarından birinin insanların “mutlu yaşama fırsatı” bulması olduğunu belirtiyor.

Günümüz toplumsal hadiseleri anlamak için eski zamanlarda neler olup bittiğini anlamak gerekir. İnsanların geçmiş felsefe anlayışının değişimine sebep olan şey “akılcılıktır”, akla karşı başkaldırma alışılagelmiş kabullerin dışına çıkmaktır. Akla karşı modern zaman başkaldırışları, iyilik ve mutluluğu içine alan manevi bir kurtuluştur. Bu başkaldırış faşizmde başka, kapitalizmde başkadır. Akla başkaldırı mantık çerçevesinde olunca “akla uygunluk” söz konusu olacaktır. Akla uygunluk ise: “Evrensel ve kişilik dışı bir gerçek ölçüsüne başvurma anlamında, sadece egemen olduğu çağlarda değil, aynı zamanda hatta daha fazla, paylaşamadığı görüşü öldürebilmek erkekliğinden yoksun adamların boş rüyası diye hor görüldüğü, ret edildiği talihsiz dönemlerde de, insanoğlunun iyiliği bakımından çok büyük önem taşır.”  

Modern zamanda akla uygunluk

Komünizm ve faşizme karşı olan yazar, her iki düşünce akımının da anti-demokratik olduğunu düşünür ve bu akımlara neden karşı olduğunu Marx ve Lenin’in görüşlerine değinerek izah eder. Düşünüre göre; “Komünistlerin de Faşistlerin de aynı derecede sevimsiz olduklarına inandığım için, bunlara biricik alternatif gözüyle bakılıp, demokrasinin modası geçmiş sayılmasına üzülüyorum.” ifadesiyle iki akımdan başka seçenek olsa, halk yok olmak durumunda olacaktır. Sosyalizmin savunucu olan yazar, bunun sebebini dini inançlardan ziyade şu şekilde açıklamaktadır: “… makine üretimine getirilen, sağduyu ürünü düşüncelerin gerektirdiği ve sadece proletaryanın değil, çok ufak bir azınlığın dışında bütün insan ırkının mutluluğunu arttıracağı hesap edilen bir düzenleme gözüyle bakıyorum.”

Yazar burada sosyalizmin doktrinin kabulü için dokuz kanıt sunar: Kâr güdüsünün kırılışı, boş zaman olanağı, iktisadi güvensizlik, işsiz zenginler, eğitim, kadınların özgürlük kazanışı ve çocukların iyiliği, sanat, kârsız kamu hizmetleri ve savaş.

Russell, garipsenecek durumların başında aynı ülke insanının düşüncelerindeki “modern türdeşlik” durumu olduğunu ifade ediyor. Ona göre insanlar zamanla yaşantıda standartlaşma yoluna doğru gitmektedir. İnsanlar arası savaşlarda silahlar kullanılsa da “böcekler” kullanıldığı zaman insan soyunun sonu gelmesi büyük olasılıktır. Bu savaştan yegâne zaferle ayrılan canlı ise böcekler olacaktır. Hayatın temel kaynağı tarımda kullanılan gübreler, bombaya değişebilecek ehemmiyettedir. Eğitimin amacını “uygarlık”ta gören Russell, eğitimde özgürlüğü de ele almaktadır. Ona göre “Hiçbir kural, şefkatin ve düşünceli davranışın yerini tutamaz.” Nefse hâkimiyetten bahseden yazar, ölüm korkusunun eğitimsel bir yardıma dayandığını düşünür. Eserde son olarak beden-ruh varlığına değinen Bernart Russell, fizyologların ve filozofların fikirlerine değinir. Modern bilimlerim madde-zihin ikilemine bakış açısını izah eden yazar, bu ikilemi tahtı ele geçirmek için savaşan aslan ile masal ejderhasına benzetir. Galip ve mağlubun olmadığını vurgular.

Ahmet Kılıç, “Akla Başkaldırış ile Akla Uygunluk Arasında Bir Filozof”, Kitabın Ortası dergisi, Ağustos 2019, sayı 29.

Yayın Tarihi: 11 Ekim 2019 Cuma 11:00 Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2019, 17:16
banner25
YORUM EKLE

banner26