Ben Doğurdum Anamı: Ali Örfî’nin Bir Şathiyesinin Şerhi

H Yayınları’ndan “Ben Doğurdum Anamı- Ali Örfî'nin Bir Şathiyesinin Şerhi” adıyla çıkan, yaklaşık elli sayfalık bu kitapta Tatcı, Ali Örfî’nin “Babamda ben baba iken babam doğurdu anamı / Anamda süt emer iken, anam doğurdu babamı” diye başlayan şiirini ele alıyor. Harun Sarıgül yazdı.

Ben Doğurdum Anamı: Ali Örfî’nin Bir Şathiyesinin Şerhi

Edebi metinler içerisinde anlamsal derinliği ve çözümü yönüyle farklılık gösteren metinlerden bir tanesi de şathiyelerdir. “Şath”ın sözlük karşılığına baktığımızda ise “bir şeyin fazlalığı, köpürmesi veya taşması” gibi anlamlar karşımıza çıkmaktadır. VIII. Yüzyıldan itibaren tasavvuf edebiyatının bir türü olarak karşımıza çıkan şathiyeler, hem İslâm’ın etkili olduğu diğer coğrafyalarda hem de Anadolu’da birçok mutasavvıf şair tarafından kaleme alınmıştır. Yukarıdaki tanımlamalar dışında karşımıza en çok çıkan şathiye tanımı ise “yatağı dar olan bir ırmağın sel ile kenarlarına taşması gibi sûfînin kalbinden taşan ilâhî hakikatler” ifadesidir. Bazı mutasavvıflara göre ise şathiye kabilindeki söz ve şiirler, onu söyleyen sûfîye ait olmayıp bunların gerçekteki kaynağının Allah olduğu görüşünü savunurlar. Sûfînin vecd halinde yaşadığı tecrübeleri ve özellikle vahdet makamında seyrederken yaşadığı hakikatleri olduğu gibi aktarmayıp sadece ehlinin anlayacağı şekilde, hakikati örterek ifade etmesi sonucunda şathiyeler ortaya çıkmıştır. Kültürümüzde sadece ehlinin anlayacağı adeta bir “kuş dili” oluşturmuşlardır.

İlk bakışta dine aykırı gibi görünen bu ifadeler esasında hakikatin rumuzlarla ifade edilmiş hâlidir. Hallac’ın “Enel Hak” veya Cüneyd’in “Cübbemin altında Allah’tan başkası yok” gibi dile getirdiği ifadeler şatahat kabilinden sözlerdir.  Hatta şatıh kabilindeki bu sözler söyleyenlerin hayatlarına mal olduğu da görülmüştür. Anadolu coğrafyasında ise şathiye konusunda karşımıza çıkan en önemli isim, Türkçeyi bir irfan dili haline getiren Yûnus Emre’dir. “Çıkdım erik dalına” ile başlayan şiiri bu türün en güzel örneklerindendir. Daha sonraki dönemlerde Kaygusuz Abdâl, Lâmiî Çelebî, Enverî, Elmalılı Ümmî Sinân, Niyâzî-i Mısrî, İdrîs-i Muhtefî, Azmî, Şeyh Hayretî, Hasan Ünsî gibi isimler de şatahat türünde şiirler söylemişlerdir.

Peki, bu türün ortaya çıkmasındaki amaç nedir? Mutasavvıflar, seyr u sülûk tecrübelerini kendinden sonrakilerine yol göstersin diye anlatmışlardır. Ama gelişigüzel herkesin anlayacağı şekilde değil; sadece bu yolu talep eden ve bu yolu bilen kişilerin çözeceği şekilde dile getirmişlerdir. Manaya yeni bir elbise giydirerek sadece ehline gidecek bir mektup hâline getirmişlerdir. Bu sebeplerden ötürü şathiye dilini çözmek ve ifadelerin anlamsal çağrışımlarını doğru bir şekilde yorumlamak gerçekten uzmanlık gerektiren bir iştir. Türk Tasavvuf Edebiyatı alanında yaptığı önemli çalışmalarıyla tanınan Dr. Mustafa Tatcı, bu bağlamda Ali Örfî’nin bir şathiyesinin tasavvufi şerhini yaparak Türk kültürüne yeni bir eser kazandırdı. Tatcı daha önceki yıllarda da Yûnus Emre’nin İbrahim Has tarafından şerhi yapılan şathiyesini “Kerpiç Koydum Kazana” adıyla yayına hazırlamıştı.

Arnavutluk’un Polyan beldesinde dünyaya gelen Ali Örfî son devir Melami piri Seyyid Muhammed Nûr tarafından yetiştirilmiş bir mutasavvıftır. Hilafet aldıktan sonra Selanik’te, Yalılar’daki evini bir tekke hâline getirerek burada irşad ile meşgul olmuştur. Ali Örfî’nin irili ufaklı yirmi kadar eseri vardır. Bunlardan en bilineni ise Şerh-i Dîvân-ı Niyâzî-i Mısrî adlı eseridir. Terceme-i İnsân-ı Kâmil, Şerh-i Nutk-ı Hazreti Üftâde, Dîvân-ı İlâhiyât-ı Alî Örfî ve Namâz Hakkında Bazı Müşkilâttan Sual de Ali Örfî’ye ait eserlerdir.

H Yayınları’ndan Ben Doğurdum Anamı- Ali Örfî'nin Bir Şathiyesinin Şerhi” adıyla çıkan, yaklaşık elli sayfalık bu kitapta Tatcı, Ali Örfî’nin “Babamda ben baba iken babam doğurdu anamı / Anamda süt emer iken, anam doğurdu babamı” diye başlayan şiirini ele alıyor. Gazel şeklinde kaleme alınan bu şath, incelenen dört nüsha sonucunda ortaya çıkarılmış. Tatcı, “Baba, ana, oğul, süt, nikâh, büyümek, emir” gibi kavramlar üzerine kurulan bu şiiri tasavvufi karşılıklarını ve anlamlarını ihtiva edecek şekilde açıklıyor. Tasavvuf terminolojisinde baba, anne, süt gibi kavramların ne anlama geldiğini; Ali Örfî’nin bu kavramlardan hareketle hakikat bilgisinin hangi boyutlarını ele aldığını, neler anlatmak istediğini açık bir dille bizlere anlatıyor. Şiiri açıklarken Yûnus Emre, Niyâzî-i Mısrî, İdrîs-i Muhtefî gibi büyük gönül erlerinin de şatıh kabilindeki şiirlerinden alıntılar yaparak eserin anlaşılmasına katkı sunuyor. Tatcı beyitleri şerh ederken önce kurallı cümle haline getirerek Türkçe karşılığını vermiş. Daha sonra beytin anlam dünyasını oluşturan kavramların tasavvufi açıklamalarını yapmış. Ardından da beytin geniş açıklamasını yaparken konu ile ilgili ayet ve hadislere de yer vermiş:

Yokdu anamın nâmı göstermezdi babam anamı,

Babamda ol hafî idi, anam bildirdi babamı”

“Anamın adı anılmazdı. Çünkü babam anamı göstermezdi. Anam babamda gizliydi. Babamı anam bildirdi, varlığından haberdar etti.”

Hadîs-i şerifte “kânallahu ve lem yeku ma’ahu şey’a./ Allah vardı ve O’nunla beraber bir şey yok idi.” buyurulmuştur. Cenâb-ı Hak kesrette tecelli etmeden vahdet-i zâtiyyede yani gayb âleminde idi. Buna “Amâ âlemi/ kenz-i mahfi”de denilir.

Ana, zâtta bâtın iken yine zâttaki aşkın takazası anayı peyderpey zâhir etti nitekim hadîs-i kudsîde Canâb-ı Hak “gizli bir hazine olduğunu ve bilinmeyi sevdiğini” buyurmaktadır. Bilinme arzusu sevgiyle harekete geçmektedir. Babanın anaya, yani zâtın sıfâta muhabbetinin sebebi budur. Bunun dört unsur ve onun üç evladındaki (cemâ, nebât, hayvânâttaki) tezâhürü birbirine visal suretindedir. Orada birliğe ulaşanın gözü bir üst makama visaldedir. Burada tenâsüh yok ilâhî bir tekâmül vardır.

Tarihimizde yaşayan mutasavvıfların hakikati nasıl anlattıklarını ve nasıl kavradıklarına görmek açısından değerli bir çalışma. Tasavvuf edebiyatının en çok tartışılan türlerinden birini ele alan bu eser, şathiyeler konusunda bizler içi önemli bir başucu kitabı niteliğinde. Bu alanda yapılacak birçok çalışmaya ışık tutmasını ümit ediyorum.

Harun Sarıgül

Yayın Tarihi: 24 Ekim 2020 Cumartesi 16:30 Güncelleme Tarihi: 24 Ekim 2020, 15:52
banner25
YORUM EKLE

banner26