Bellini’nin ‘Oturan Kâtip’ tablosundaki sır

İskender Pala’nın İtiraf kitabı kritik bilgilerle dolu. Bellini’nin İstanbul’a gelip Fatih Sultan Mehmet’in tablosunu yapma aşaması, Venedik’ten başlatılan bir kurgu dâhilinde iç mantığı çok iyi işler ve okuyucuyu ikna eder şekilde anlatılmış.

Bellini’nin ‘Oturan Kâtip’ tablosundaki sır

İtiraf bir satrançla başlıyor. Yedi diyarın sultanı Yavuz Sultan Selim Han ile yıllarını türlü türlü işkencelerle zindanda geçirmiş fakat yeminine sadık kalarak en yakınında bulunduğu Molla Lütfi hakkında tek kelam etmemiş biri arasındaki satranç bu. Biri konuşturacak biri konuşmayacak...

Şeytandan daha şeytan bir adamın, sultanın şok sorusuna verdiği günde iki saatten oluşan cevapları ve bu arada sultanın aradığı bilgileri ve adına Ornio, Akbaba yahut Karga denilen bu kişinin itiraflarını okuyoruz. Ağlar, münasebetler ve günümüze atıflarla tecrübeyle sabit bir İskender Pala eseri meydana gelmiş yine. Katre-i Matem neyse, Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk neyse, Şah&Sultan neyse bu kitap da odur. Üslubundan ve kalitesinden zerrece taviz verilmemiş bu eser, merakımızı ve tecessüsümüzü son raddeye kadar sürdürüyor. Ornio, o kadar kötü o kadar kötü ki Nas suresinde şeytanın göğüslere üflediği o fitneyi, o vesveseyi insanların yüzlerine üflemekle mükellef bir insanoğlu âdeta. Şeytanın da ötesinde içinde beslediği kini ve intikam duygusunu daima diri tutan azaplardan azaplara, cehennemin en diplerine, gayya kuyusuna layık cemiyet düşmanı bir yaratık.

Kitap kritik bilgilerle dolu. Bu anlamda arayıp da bulunmayacak çok şey var. Bellini’nin İstanbul’a gelip Fatih Sultan Mehmet’in tablosunu yapma aşaması, Venedik’ten başlatılan bir kurgu dâhilinde iç mantığı çok iyi işler ve okuyucuyu ikna eder şekilde anlatılmış. Kitabın bir İskender Pala kitabı olması vesilesiyle biz okuyucuların beklentisi de son noktaya kadar çıkmış oluyor. Bir yanda hayranlık duymaya teşne bir ruh hâli bir yanda sükût-u hayale uğrama korkaklığı. Biri diğerini tetikliyor ve nihayet kandırıyor. Fakat bir gerçek var ki İtiraf yine tam bir İskender Pala kitabı olmuş.

Sınır tanımayan kötülük

Ornio, ailesinin başına gelenlerden sorumlu tuttuğu Tanrı’dan ve adından Baba Kartal diye bahsettiği Sultan Fatih’ten intikam alma duygusuyla bildiği ve bilmediği fitne fücur ne varsa kullanarak amacını gerçekleştirme yolunda kötülüklerini sıralıyor. Halk arasında doğrulukları, güzellikleri ve bunları yaratanı görmeyen, O’na isyan eden “kör şeytan” unvanıyla anılan Azazilin vücut bulmuş hali Ornio’dur diyebiliriz. Ornio, sınır tanımayan kötülük ateşiyle yanan ve yakan suretiyle insanlar arasında senin benim gibi gezen bir insanoğlu. Alçaklıkta şeytanla yarışsa da her şeye rağmen bir insanoğlu olmasından mütevellit, cılız bir kurtuluş ümidi varsayımıyla derece olarak şeytanın bir üst katında yanacak kötülüklerin şahı, alçakların piri…

Hz. Hamza’yı şehit eden elin sahibini ne kadar nedamet getirse de ne kadar gözyaşı dökse de ve belki cennetle şereflenecekse de Peygamber Efendimizi (sas) gören gözlerin, duyan kulakların, seven kalbin sahibinin ayağının tozu dahi olamayacak bizlerin gönlü, huzurla ve mutmain bir kalple kabullenemiyorsa bu kovulmuş şeytana vazife bırakmayacak daha hayattayken lanetlenmiş lainin, hainin, Kazak Abdal’ın “Münkir münafığın soyu/Yıktı harap etti köyü/Mezarına bir tas suyu/Dökenin de…”  sözleriyle işaret ettiği bu soysuza kim, nasıl inanacak?

Kendisine yapılan onca iyiliği bir türlü görmeyen, hatırlamayan fakat herhangi bir fenalığı ömrünce unutmayan Ornio, nam-ı diğer Akbaba, nam-ı diğer Karga, baş anlatıcı rolünde. Bir kötünün bir alçağın ağzından kötülüklerini, alçaklıklarını ve bundan aldığı keyfi ve zevki okuyoruz.  Ornio, üç amaç için yaşıyor ve bu üç amaç nefretini diri tutmasını ve hatta yaşamasını sağlıyor. Birinci amacı, duvarı tamir etmek. Bundan kastı Molla Lütfi vasıtasıyla toplum içinde dinin ve kimi bozuk fikirlerin gündeme gelmesini ve tartışılmasını sağlamak. Biliyor ki bir toplumda dini hususları az bilenler çok konuşmaya başlamışsa ve bu konuşmaların yarısı hurafelerden yahut şüphelerden oluşuyorsa şeytan nüfuzunu arttırmış demektir. Ornio’nun bunun için ihtiyacı olan şey, bol bol kötülük. Nitekim yapıyor da.

İkinci amacı, gemiyi delmek. Bundan kasıt ilim adamlarının birbirlerine düşmesi, hasedin, nefretin, şahsi hislerin ve rekabetin ön plana çıkması. Bu hislerin konuşmalara, kararlara yansıması… Ornio, biliyor ki ilim adamları mesleklerine şahsi hırslarını ve ihtiraslarını soktuklarında artık onlardan ilim yerine zehirli fikirler çıkacaktır. Ornio’nun bunun için ihtiyacı olan şey yine bol bol kötülük.

“Oturan Kâtip” tablosu

Üçüncü amacı ise çocuğu öldürmek. Bundan kasıt Fatih Sultan Mehmet Han’ı, yani İstanbul’u fethederek Bizans’ın kalbini söken adamı öldürmek. Biliyor ki Sultan Fatih zamansız bir biçimde ölürse daha doğrusu öldürülürse mevcutta dünyanın en güçlü adamının dahi yanı başına kadar sokulabilen yılanlar, çıyanlar olabiliyor ve bu durumda Osmanlı kendisini hiç de güvende hissetmesin, demiş olacak... Malumdur ki Fatih’in vefatı etrafında türlü türlü tartışmalar yapılıyor. İşte Ornio, bu kumpaslarla, bu tuzak ve hilelerle Molla Lütfi’nin sonunu hazırlamıştır. İskender Pala, muhakkak ki gerçekleşmemiş bu olayı kurgunun içine dâhil ederek ve kendisinden her türlü kötülüğü beklediğimiz Ornio’ya pekâlâ da yakıştırarak, hiç sırıtmadan eserinde yansıtmış.

Kitabın kapağında Gentile Bellini’nin Boston’daki Isabella Gardner Müzesi’nde sergilenen “Oturan Kâtip” tablosu yer alıyor. Bu tablo daha önce de Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı kitabının kapağında da yer almıştı. Tablonun yapılış şekli kitapta da belirtildiği gibi 1472 tarihli Osmanlı-Venedik anlaşmasına dayanıyor. Bu anlaşma uyarınca bir sanatçı gelip Fatih Sultan Mehmet’in tablosunu yapacaktı. Nihayetinde Bellini, 1479 tarihinde İstanbul’a gelmiş ve burada 1480 sonlarına kadar kalmıştır. İskender Pala’nın Ornio ile “Oturan Kâtip”i özdeşleştirmesini ve o sırada bir suikast girişiminde bulunmasını kitabın genel kurgusunda yer alan bir hoşluk olarak görmek gerekiyor.

Bellini’nin İstanbul’a asıl geliş amacı, Fatih’in portresini yapmaktı. Fakat Fatih Sultan Mehmet sanatçıya kendisinin tablosunu çizme ehliyetini şarta bağlar. Yani evvelinde başka portre ve manzara taleplerinde bulunur. Bellini bunları başarırsa kendi tablosunu yaptıracaktır. İşte o tablolardan biri de bahsedilen “Oturan Kâtip” portresidir.

İdris Kartal, “Az Bilen Çok Konuşursa”, Kitabın Ortası dergisi, Temmuz 2019, sayı 28.

Güncelleme Tarihi: 06 Eylül 2019, 13:46
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26