Baudrillard'ı anlamak için bir rehber!

Ahmet Dağ'ın, simülasyon kavramıyla modern çağı sorgulayan Baudrillard üzerine yaptığı çalışma 'Ölümcül Şiddet Baudrillard'ın Düşüncesi' Külliyat Yayınlarından çıktı.

Baudrillard'ı anlamak için bir rehber!

Öncü bir çalışma

Büyük kitaplar herkesin bildiği ama hiç kimsenin okumadığı kitaplardır, diye özlü bir söz vardır, bilirsiniz. Ben, büyük sanatçılar, düşünürler bahsinde de buna benzer bir düşünceye sahibim. Büyük sanatçılar da herkesin az çok bildiği ama hiç kimsenin okumak, anlamak için çaba sarf etmediği insanlardır daha çok. Günümüz düşünce dünyasında buna birçok örnek verebiliriz. Baudrillard, tam da bu bahiste ismi zikredilmeye değer bir düşünürdür. Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği’nden Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm’e, Baştan Çıkarma Üzerine’den Amerika’ya, Tüketim Toplumu’ndan Kusursuz Cinayet’e kadar her biri kült kitap olmaya aday eserler kaleme almış bir düşünür olarak Baudrillard ve onun düşünce dünyası hakkıyla değerlendirilebilmiş değil kanımca.

Bu alanda Türkiye’de önemli bir boşluğu doldurmaya aday kaynak bir kitap yayımlandı. Ahmet Dağ’ın kaleme aldığı “Ölümcül Şiddet Baudrillard’ın Düşüncesi” isimli eser, bu yılın haziran ayında

Külliyat Yayınlarından çıktı. Baudrillard felsefesi üzerine ülkemizde yayımlanan tek kapsamlı çalışma özelliği taşıyan eser, bu alanda yapılmış öncü bir çalışma olarak Baudrillard okurlarını bekliyor. Ahmet Dağ, Ölümcül Şiddet

Pergelin ayakları

Külliyat Yayınları 2008 yılında Nietzsche’nin Putların Alacakaranlığında isimli eseriyle ilk kez yayın dünyasına girdiğinde çok önemli, üzerinde düşünülmesi gereken bir manifesto yayımlamıştı. “Hz.Mevlana’nın pergel metaforundan hareketle, bir ayağını bizim medeniyet dinamiklerimize muhkem bir şekilde basan, diğer ayağıyla bütün medeniyetlere açılabilen kapsamlı bir yayıncılık projesiyle karşınızdayız” cümlesiyle özetlenebilecek bu yayıncılık olayını pek çoğumuz heyecan ve ilgiyle karşıladı. Külliyat, Yusuf Kaplan hocanın editörlüğünde kitaplar yayımlamaya devam ediyor. Ahmet Dağ’ın Baudrillard üzerine hazırladığı bu öncü çalışma da Külliyat’ın düşünce dünyamıza kazandırdığı önemli verimlerden birisi olmayı şimdiden hak ediyor.

Nietzscheci bir devrimci

Yusuf Kaplan, kitabın sunuş bölümünde Baudrillard’la olan kişisel menkıbelerinden bahsetmiş ki, Baudrillard‘ı anlama noktasında ufuk açıcı bir başlangıç yazısı olmuş bu. Kendisiyle yapılan son söyleşisinde Baudrillard’ın “insanlığın önündeki tek seçeneği [İslam’ı] terörle özdeşleştirerek yok ediyoruz!” diye haykırdığını söyleyen Kaplan, onun derviş ve devrimci bir düşünür olarak gözünü budaktan esirgemeyen bir putkırıcı olduğunu anlatıyor.

Simülasyon ve göstergeler çağı

Ahmet Dağ, önsöz bahsinde çalışmasının amacını “simülasyon kavramını ve bu kavramla günümüz dünyasını anlamaya çalışan Baudrillard’ın felsefesini, fikir kaynaklarını, iddialarını ve modern yaşama yönelik eleştirilerini ortaya koymak” şeklinde özetliyor. Simülasyon, sinsice gerçeği yok edip yerine geçmiş olan onun bir hipergerçeğidir. Yani gerçek diye bildiğimiz şeylerin dünyası aslının kopyası olan bir dünyadır ve bu dünyanın alamet-i farikası asıl – kopya arasındaki baş döndüren sihirbazlık numaralarıdır. Bu hercümerc içinde model ve kopya arasındaki muvazeneyi yitiren insanın kendisi de, ‘modern özne’ olarak şeyleşmekte, giderek nesneler dünyasının simülatif bir öğesi olmakta ve birey’leşmektedir. Bireyleşen insan kitle olmaya hazır, simülatif çarkların dişlileri arasında öğütülmeyi beklemektedir. Belki de Baudrillard felsefesinin en özgün tarafı Ahmet Dağ’ın da belirttiği gibi Baudrillard’ın kullandığı ve geliştirdiği bu kavram örgüsüdür. Bu bahiste Baudrillard, kendi felsefî lügatini, kendi düşünce kodlarını özgün bir diyalektikle kurabilmiş ve buradan yola çıkarak modern çağı sorgulayan, kurcalayan uyanık ve dikkat sahibi bir beyindir.

Postmodernizme karşı postmodernist bir düşünür

Baudrillard, postmodernist bir düşünür olarak tanıtılsa da kendisi hem modernizmle hem de postmodernizmle sorunları olduğunu ifade etmiştir. Yazdıkları da daha çok modernizm ve postmodernizm eleştirisi olarak okunmaya yatkındır. Baudrillard, ismiyle nerdeyse özdeşleşen “simülasyon” kavramı çerçevesinde teknolojik bir d/evrim geçiren modern dünyayı anlatır.

Onu çağdaşlarından ayıran en önemli nokta sadece teoride kalan soyut bir fikir hercümercinden ziyade, elle tutulur somut veriler üzerinden felsefesini açıklama konusunda gösterdiği ısrar ve titizliktir. Bu yüzden yer yer şakirdi olduğu Nietzsche’nin üslubundan esintiler taşıyan aforizmalı, çapraşık ve çok katmanlı dili, belki de onun anlaşılması yolunda dikkat edilmesi gereken ince noktalardır.

Ahmet Dağ, bununla birlikte Baudrillard’ın üzerinde durduğu modern çağın sorunlarına karşılık bir çözüm önerisi getirmediğini, sadece durum tespiti yapmakla yetindiğini ifade ediyor. Bu durumun modern Batı düşüncesinde felsefenin tıkandığı noktalar açısından bir hayli manidar olduğunu düşünüyorum.

Şiddetin ölümcül dünyası

Ahmet Dağ, bu kapsamlı çalışmasını üç ana bölümde toplamış. “Modernizm – postmodernizm ikilemi” başlıklı ilk bölümde Modernite, modern ve modernizm kelimelerinin serencamı anlatılıyor. Eserlerinde sıkı bir modernizm ve postmodernizm eleştirisi yapan Baudrillard’ı anlamak için öncelikle bu kavramların bir açıklamasını yapan Dağ, aynı zamanda Baudrillard’ın neye niçin karşı olduğunu da tafsilatıyla çözümlemeye çalışıyor. İkinci bölüm “Genel Hatlarıyla Baudrillard Felsefesi” üst başlığını taşıyor. Baudrillard felsefesinde Marx ve Nietzsche etkileri üzerinde yoğunlaşan Dağ, benzer ve farklı yönleri belli başlı örnekler üzerinden açıklıyor. Bununla birlikte Baudrillard’ın Batı felsefesindeki kimi isimlerle karşılaştırılması da onu çağdaşlarından ayıran belli başlı özellikleri dikkatlere sunuyor. Üçüncü ve son bölüm olan “Simülasyon Kavramı ve Baudrillard’ın Felsefesi”nde ise sanal, sahte, model, gerçek, hipergerçeklik, simülasyon, simülakr, ayartma gibi Baudrillard felsefinde birer işaret taşı olarak da okunabilecek kavramlar üzerinden sibernetik bir çağın öz/eleştirisi yapılıyor.

Şiddetin ölümcül dünyasında insan kendine işkence eden bir aygıta dönüşmüştür. Bir belirsizlik ve rastlantı çağına dönüştürülen hipergerçekliğin dünyasında insan, aynadaki suretine hayran kalan ve o surete benzemek için bütün kutsallarını terk eden bir zavallıdan farksızdır. Modern özne olmak uğruna kendisine yaptığı onca kötülüğü anlamak için bile bir anlayış ve kavrayış aralığından mahrum olan modern insan için tehlike çanları çalmaktadır. Bu çanlar sadece Batı için değil, tek kaygısı daha çok zenginleşmek, daha çok mal mülk sahibi olmak adına hızla sekülerleşen İslam dünyası için de çalmaktadır.

Ahmet Dağ, sonuç bölümünde Baudrillard’la yapılan bir söyleşiden aldığı şu cümleleri uyarı mahiyetinde paylaşarak bu önemli çalışmasını bitiriyor: “Dünyanın karşı karşıya kaldığı krizleri çözecek tek kaynak var artık: İslamiyet. Ama biz İslam’ı keşfetmek yerine yok etmek için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz.”

Ahmet Dağ’ın bu nitelikli ve kapsamlı çalışmasına, Baudrillard’a uzaktan yakından ilgi duyanlar bir göz atmalı…

Kerem Alkazar, altını çizerek okudu, yazdı

Yayın Tarihi: 21 Eylül 2011 Çarşamba 10:12 Güncelleme Tarihi: 29 Aralık 2021, 17:16
YORUM EKLE

banner19

banner36