banner17

Batılıların Şark meselesi dediği şeyin aslı neydi?

Sadettin Gömeç'in yayıma hazırladığı, Ahmet Saib’in 'Şark Meselesi' kitabında 20. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nin yüzyüze geldiği sıkıntılar ile Şark Meselesi'nin uzantısı olayların üzerinde durulur. Metin Uygun yazdı.

Batılıların Şark meselesi dediği şeyin aslı neydi?

Şark Meselesi ya da Doğu Sorunu. Osmanlı Devletinin yıkılmasında en müessir rolü oynayan, Osmanlı’nın yıkılmasıyla da durulmayan, bugün de hem Türkiye üzerinde ve hem de Ortadoğu ülkelerinde yaşanan krizlerin, işgallerin, soykırım derecesine varan kıtallerin temelinde; Avrupa’nın Şark Meselesi veya Doğu Sorunu olarak isimlendirdiği, tarif ettiği bu mesele, bu sorun vardır. Nedir bu Şark meselesi? “Bazıları bu meseleyi Hıristiyan-İslam çatışması olarak tarif etmişlerdir. Belki de İslam nazarında Türk-Avrupa çatışmasıdır” der Prof. Dr. Sadettin Gömeç.

Prof. Dr. Sadettin Gömeç Hoca’nın yayıma hazırladığı ve 2008 yılında Akçağ Yayınları tarafından basılan, Ahmet Saib’in yazdığı Şark Meselesi kitabında Şark Meselesi'nin ne olduğu ve başlangıcından günümüze kadar olan tarihi seyri, 20. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti’nin yüzyüze geldiği diğer sıkıntılar ile Şark Meselesi'nin uzantısı olayların üzerinde durulur. Bu şark meselesi olarak adlandırılan problemin doğuşunu, miladi 4. asırda, Türk-Hun ordularının Avrupa’yı fethederek Roma İmparatorluğu'nu ikiye ayırmaları ve o dönemde karanlık içinde yaşayan Avrupa’daki yerleşik düzeni altüst etmelerine kadar götürenler var. Sonra Sultan Alpaslan’ın Malazgirt Zaferi ile Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethederek, Doğu Roma olarak da kabul edilen Bizans İmparatorluğu’nu ortadan kaldırması, kendi içlerinde devamlı kavgalı ve savaş halinde olan ve derin mezhep ayrılıkları bulunan Avrupalıları Türklere karşı birleştirir. Önceleri Türkleri Avrupa’ya sokmamak şeklinde tebarüz eden doğu sorunuyla ilgili fikirleri, 1071 Malazgirt Zaferi ve 1453 İstanbul fethinden sonra Türkleri Avrupa’dan atmak ve geldikleri yere göndermek fikrine dönüşür. Sadettin Gömeç Hoca’nın Ahmet Saib’le ilgili eleştirileri de var. Hatta kitabın bazı bölümlerinde de bu eleştirilerini dipnotlarla okuyucuya aktarıyor.

Ahmet Saib'in, hakkında elimizde fazla bir malumat olmamakla beraber, ona dair değişik internet sayfalarında ve birbirinin tekrarı durumundaki hal tercemelerine bakıldığında, 1859 senesinde Dağıstan’da doğduğunu, öğrenim hayatını Rus okullarında tamamladıktan sonra, her Müslümanın özleminde olduğu üzere, bu sırada tek bağımsız Türk devleti olan Osmanlı ülkesine gelerek hizmet aldığı bilgisini veriyor Sadettin Gömeç Hoca. Daha sonra da şunları yazar onunla ve bu kitabıyla ilgili: “Ahmet Saib, Sultan Abdülhamit’in hassa süvari alayına katılır. Gazi Ahmet Muhtar Paşa ile Mısır’a gider. İlginçtir ki burada velinimeti olan Abdülhamit Han’a karşı bayrak açmış ve buna binaen de eleştirileriyle fikirlerini kaleme alabileceği ‘Sancak’ gazetesini neşretmiştir. Fakat bu tenkitleri incelediğimizde hep olumsuz tarafların ele alındığı anlaşılır. 1889’dan 1907’ye kadar yayın hayatında olan Sancak gazetesinde hazırlamaya çalıştığımız ‘Şark Meselesi’ adlı eser de tefrika olunmuş, bilahare kitap haline getirilmiştir. Okuyan ve yazan bir Osmanlı aydını olarak pek çok meseleyi ve onun çözüm yollarını işaret etmekle birlikte, çoğu zaman devrin bazı ikbalperest, gayr-ı Türk vs. ileri gelenleri gibi hissî davranmaktan da kendini alamamıştır. Çünkü eser iyice incelenecek olursa, bu husus dikkatten kaçmayacaktır.”

Şark Meselesinde Rusya başı çekmektedir. Ama Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisindeki zengin topraklarda menfaati olan diğer Avrupa devletleri de bu meseleye Rusya kadar ilgi gösterirler. Hepimizin bildiği gibi Osmanlı tebası içinde yer alan gayr-ı Türk ve Gayr-ı Müslim unsurların bağımsızlığı sağlanacak, daha sonra da Arap kıtası vasıtasıyla Türkler kıskaç altına alınacaktı. Ruslar kuzeyden ve doğudan Türkiye’yi kuşatmışlardı.” Sadettin Gömeç, “Osmanlı Devleti’nin bulunduğu mevki o kadar mühimdi ki, Avrupalı hiçbir devlet, diğerinin kendisinden fazla bir şey koparmasına göz yumamazdı” diye belirtir.

1815 Viyana Kongresi zihniyeti aynı zamanda bugünkü Avrupa zihniyetidir

Mehmet Çelik Hoca’nın Ortadoğu konulu bir konferansı olmuştu. Bu konuyla çok yakından ilgili olması sebebiyle oradan bazı notları burada paylaşmak, konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.

Prof Dr. Mehmet Çelik, 4 Aralık 2014 tarihinde Konya’nın Akşehir ilçesinde ‘Ortadoğu’nun Dünü Bugünü ve Yarını’ konulu verdiği konferansta bu konuyla ilgili olarak özetle şunları söylemişti: “19. yüzyılın başlarında Avrupa sanayi devrimini tamamlamış, bütün şehirlerinde fabrika bacaları tütmekte, dünyanın çeşitli yerlerinden çok ucuza getirip işledikleri hammaddeleri, büyük kârlarla ihraç etmekteydiler. Fabrikalar kömürle çalışmaktadır. Sonraları kömürün pahalı bir enerji kaynağı haline gelmesi onları yeni kaynak bulma noktasında arayışlara iter. Çünkü işledikleri malların maliyeti artıp kârları azalırsa, refahlarında azalma olacak, belki de o bacası tüten fabrikaların bacası tütmeyecektir. Bu kârlılığı devam ettirecek hammadde petroldür. O da Osmanlı Devleti topraklarında bulunmaktadır. O zamanın büyük devletleri 1815 yılında Viyana’da toplanarak, o meşhur ‘Viyana Kongresi’ni tertip ederler. Evsahibi Avusturya’nın yanısıra kongreye; İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Rusya katılırlar. Konu Osmanlı Devleti’nin parçalanıp aralarında bölünmesidir.”

Şöyle devam ediyor Hoca o kongrede olanları anlatmaya: “Rusya delegesi cebinden bir tespih çıkarır ve oradakilere sorar: ‘Bu nedir?’ diye. Diğer ülke delegeleri de ‘tespih’ diye cevaplarlar bu soruyu. Rusya delegesi, tespihin imamesini göstererek tekrar sorar; ‘Peki bu nedir?’ diye. Tabi bu soruyu cevaplayamazlar. Bunun üzerine sorduğu soruyu kendisi cevaplar ‘Müslümanlar buna imame’ derler. Tespih taneleri, Osmanlı’ya bağlı ülkelerdir. İmame de Osmanlı İmparatorluğu’dur. Tespihi imamesinden tutarak masanın üzerinde zikzaklar çizmeye başlar. İmame nereye gidiyorsa tespih taneleri de oraya gider. Delege tutar imameyi koparır. Bunun üzerine tespih taneleri dağılır. Mesele anlaşılmıştır. İmame koparılacak, tespih taneleri dağılacak. Bu tespih taneleri Mısır’dır, Lübnan’dır, Suriye’dir, Filistin’dir, Kuveyt’tir, Irak’tır. Velhasıl Osmanlı’ya bağlı ne kadar ülke varsa hepsidir. Bir asır Osmanlı ülkesinde Avrupa’nın tarihçileri, sanat tarihçileri, casuslar, tüccarlar, askerler sigaralarını yakıp kumun üzerine attıklarında kumun tutuştuğunu fark etmişlerdi. Bu petroldü. Ve bu petrolün fabrika bacalarının sönmemesi için Avrupa’ya getirilmesi gerekiyordu. Viyana kongresi zihniyetiyle bugünkü Avrupa zihniyeti aynı zihniyet...”

Prof. Dr. Mehmet Çelik’in, Ortadoğu konulu konferansında anlattığı da aynı zamanda ‘Doğu Sorunu’dur, ‘Şark Meselesi’dir.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Şubat 2019, 18:27
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20