Batı rüyayı tasvir eder, Doğu hakikati

Ömer Lekesiz, yeni çıkan 'Sanat Ve…' kitabında Batı ve Doğunun köklerine inerek sanatı yeniden yorumluyor. Salih Ağbalık yazdı.

Batı rüyayı tasvir eder, Doğu hakikati

Sanatın işlevi nedir? Özelde de belirli bir coğrafyanın sanat özellikleri nelerdir ve neyi adlandırır bu sanat? Doğu coğrafyası için sanatın kendine has özellikleri olması gerektiği gibi diğer toplumların da kendilerine özgü sanat anlayışları vardır. Soyut anlamıyla, sanatın ruhsal bir perspektife sahip olması ve soyut olanı adlandırma gibi bir işlevi vardır. İnsan zihninin ve ruhunun doyumsuzluğu sonucunda sanat denen uğraş ortaya çıkmıştır. Toplumlaşmanın bir gereğidir sanat. İnsanın doğa karşısında çözümsüz kalması sanatı kaçınılmaz kılmış ve nesneyi adlandırma olarak nitelenen bir kimliksel varoluş-aidiyet doğmuştur. Fakat sanat her mekan ve zamandan bağımsızdır yani stabil değildir.

Doğu coğrafyasındaki sanat anlayışının resim, şiir, müzik gibi alanlarda bir mahremiyete sahip olması onu Batının sanat anlayışından ayıran en önemli özelliğidir. Ve Batı toplumlarıyla Doğu toplumları arasında karşılaştırma yapacak olursak eğer, Batının sanat anlayışı ruhsal bir bunalıma ve bireyselleştirmeye-yabancılaştırmaya zemin oluştururken; Müslüman coğrafyasındaki sanat anlayışının dinsel etki altında oluşmuş olması onu Batının sanat anlayışından ayırır.

İslami sanat anlayışını Batı sanat anlayışından ayıran en önemli özellik

Ömer Lekesiz’in yeni kitabı “Sanat VeŞule Yayınları’ndan okur karşısına çıktı. “Sanat ve Arayışlar” ve “Sanat ve Edebiyat” adlı iki bölümden oluşan kitapta Batı ve Doğunun köklerine inerek sanatı yeniden yorumlayan usta yazar, Batı ve Doğunun sanat anlayışını karşılaştırıyor. İslami sanatın ele aldığı konuyu dil vasıtasıyla kutsal bir alana taşıdığı ve sanatı da bu vesileyle taçlandırmak gibi bir işleve sahip olduğuna değiniyor. İslami sanat anlayışını Batı sanat anlayışından ayıran en önemli özelliği ise, İslami sanatın sureti yani dış görünüşü ikonlaştırmadan, bir diğer deyişle onu beşeri sınırların içinde tutarak ele alması ve işlemesi olarak yorumluyor.

Batı sanatında ise putlaştırmanın ve metalaştırmanın varlığına işaret ederek Hz. İsa örneğinden yola çıkıyor. Hristiyan dünyasının Hz. İsa’yı sûretlendirmesinin perdeleri aralamak olduğunu ve düşünceyi yani bakış açısını sınırlandırdıklarının altını çiziyor. İslami sanat anlayışına sahip sanatkarların ise perdeleri aralamak yerine, perdeleri çeşitlendirerek düşünceyi sınırsızlaştırdıklarını yani düşünceyi özgür bırakarak sanatsal bir zenginliğin zirvesini yaşadıklarını belirtip bu vesileyle görünmeyene karşı sürekli bir arayışın, dolayısıyla bu arayış sayesinde sürekli bir üretkenliğin varlığına işaret ediyor. Ve Doğu ile Batı arasındaki bu ayrımın keskin sınırlarını şu şekilde gösteriyor: “Batı rüyayı tasvir ederken, Doğu hakikati tasvir eder.”

Tasavvuf İslam sanatının doğma ve yaşama alanı

Doğunun sanat anlayışının, sanata perde aralayan değil, sanata aralanan perdeleri çeşitlendiren bir anlayışa sahip olduğuna değinen Ömer Lekesiz, Doğunun sanat anlayışını “Din, Tasavvuf, Sanat” başlığı altında şu şekilde ifade ediyor: “Batı sanatının serüveni bir sekülerleşme serüvenidir; erken Hristiyan sanatını izleyen her yeni sanat akımı Hristiyanlıktan uzaklaşma nispetiyle maruftur. Bunun bir diğer ifadesi, Batı’da sanatın sadece doğaya tahakküm eden insanı esas alması, din ve dünya arasında yüzyıllardan beri oluşturulmaya çalışılan yarığı kapanmayacak bir şekilde derinleştirmiş olur.”

Sanatı yaşamın her alanıyla işleyen Ömer Lekesiz, sufilik, tasavvuf, estetik, inanç gibi kavramların oluşturmuş olduğu sanat ve bunların ilişkilerine değinirken sanatı derinlemesine irdeliyor. Tasavvufu İslam sanatının doğma ve yaşama alanı olarak açıklarken, sanattaki nesnenin ne tam olarak dünyevi yani faydacı ne de tam olarak ulvil olduğunu belirtiyor. Bu yönüyle sanata dair geniş bir çerçeve sunuyor “Sanat Ve…” kitabı...

Salih Ağbalık yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2018, 15:10
banner12
YORUM EKLE

banner19