banner17

Batı'nın Doğu'ya bakışını net bir şekilde aktardı

Halil Halid, 'Hilal ve Haç Çekişmesi' kitabında Batının kendinden olmayan dünyaya bakışını çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Metin Uygun yazdı.

Batı'nın Doğu'ya bakışını net bir şekilde aktardı

Halil Halid (1869-1934), memleketimizin az tanınan önemli şahsiyetlerinden birisidir. Çok eser vermiş. Ama çok az tanınmaktadır. Ankara’da doğmuş. Sultan Abdülmecit döneminin âlim ve şeyhlerinden (Şa’baniye şeyhi) olan Çerkeşli Mustafa Efendi’nin torunudur. İyi bir eğitim almış. İstanbul’daki siyasi havadan sıkılıp İngiltere’ye gitmiş ve buraya yerleşmiş. Burada gazetecilik yapmış. Londra’daki Osmanlı elçiliğinde konsolos yardımcılığı yapan Halil Halid, Cambridge Üniversitesi’ne öğretim elemanı olarak atanır ve burada Türkçe öğretmenliği yapar. Çeşitli yayın organlarında Türkiye hakkında sosyal ve siyasi içerikli yazılar yazar.

İngiltere’de bulunduğu esnada İngiliz dış siyasetini ve İngilizleri yakından tanıma imkanı bulur. Bu imkanı bir çok eser vererek değerlendirir. Eserlerinde, Avrupalıların Müslümanlara ve özellikle Türklere yönelik düşmanlıklarını, art niyetlerini, karalamalarını ortaya koyar. Onların çirkin propaganda ve yayınlarına karşı yazılarıyla cevaplar verir. Müslümanların Batıya ve onun taktiklerine karşı devamlı olarak uyanık olmaları gerektiğini ısrarla vurgular.

Müslüman Doğu’nun davasını savundu

Halil Halid’in eserlerinden birisi de Hilal ve Haç Çekişmesi isimli çalışmasıdır. Bu çalışmayı Prof. Dr. Mehmet Şeker ve Dr. Adnan Bülent Baloğlu hem tercüme etmişler ve hem de sadeleştirmişler. Eseri kitap olarak Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları 1997 yılında yayınlamış. Bu eser önce Londra’da 1907 yılında neşredilmiş, daha sonra Türkçesi de kendisi tarafından yapılmış ve Mısır’da 1325 yılında basılmıştır. Kitapta Mehmet Şeker ve A. Bülent Baloğlu, hem eser hakkında, hem de Halil Halid’in hayatı, çalışmaları ve eserleri hakkında geniş bilgi vermektedirler.

Kitapta yazarın Batı ile ilgili tespitleri, değerlendirmeleri bulunmaktadır. Halil Halid, Batının kendinden olmayan dünyaya bakışını çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Yazarın o gün ortaya koyduğu düşüncelerin, Batı hakkındaki tespitlerinin bugün de geçerliliğini koruduğunu yakinen görüyoruz. Bu kitabı yazmaktaki amacını “Müslüman Doğu’nun davasını savunmak ve Batı medeniyeti hakkındaki bazı düşünceleri Müslüman bakış açısıyla ortaya koymak” olarak belirtir. Halil Halid, yaşadığı dönemde birçok Osmanlı genci gibi Batı medeniyetinin üstün olduğu modasına kapılır. Avrupa’nın her şeyini takdir etme alışkanlığının kendisini de etkilediği itirafında bulunur. İngiltere’de geçirdiği on dört yıl, Halil Halid'in bu düşüncelerinin yersiz olduğunu, Batı medeniyeti hakkında ortaya sürülen fikirlerin, görüşlerin abartılı ve yanlış olduğunu yakından görmesini sağlar.

Avrupa, medeniyet kelimesini yalnızca maddi ilerleme manasında kullanmaktadır

Kitap on dört bölümden oluşur. İlk bölümde “Medeniyet Hakkında Bazı Görüşler” başlığı altında Avrupa’nın medeniyet tasavvuru hakkında değerlendirmelere yer verilir. Avrupalılar, kendi dışındaki dünyayı, hususiyle Müslümanları medenileştirmenin vazifeleri olduğuna inanırlar. Buna kendilerinden olmayan halkların, Doğunun şiddetle ihtiyacı olduğu düşüncesindedirler. Bu bir insanlık hizmetidir onlara göre. (Medenileştirme işi veya medeniyet götürme işi bugünlerde demokrasi götürme, demokratikleştirme olarak gerçekleştiriliyor.) Aslında bu düşüncedeki asıl amaç, Doğu’daki sömürgeleri genişletmektir.

Yine Avrupalıların nazarında medeni dünya kavramı yalnızca Hıristiyan dünya için geçerlidir. Doğu onların nazarında ya yarı medeni veya barbardır. Avrupa halkı medeni kelimesinin manasını iyice daraltmıştır. Bu kelime yalnızca teknolojik gelişmeyi ve maddi terakkiyi kastetmektedir onlar için. Oysa medeni kelimesi, kavramı manevi değerleri de içine alır. Maddi terakkinin manevi terakkiyi de beraberinde getirmesi gerekmektedir. O zaman mana bütünlüğüne varılmış olur. Avrupalıların maddeten ilerlemesi onları manevi olgunluğa götürmemiştir. Çünkü bunun tezahürlerini kendi dışındaki dünyaya olan davranışlarında görmek mümkün değildir.

Avrupa’nın medeniyet telakkisine vakıf biri

Avrupa Medeniyeti’ sözünü ‘şark vahşeti’ tabiri karşılığı olarak kullanmak birçok Batılı yazarca alışkanlık haline getirilmiştir. Halil Halid, “Avrupa’nın şu baskı ve üstünlüğü devrinde, Hıristiyan olmayan bir halk galiba medenileşmiş olarak kabul edilmiyor” ifadesiyle bu husustaki genel yaklaşımı ortaya koyar. Batılılar Doğu’da yeni istilalara girişebilmek için bu teşebbüslerini haklı göstermek gerektiğinden, işgal edecekleri bir Doğu memleketinin durumunu gayet perişan ve karışık bir şekilde tasvir ederler. Gerçekte o memlekette perişanlık ve kargaşa olmasa bile, bunlar gizli ve ince yollarla, mahirane bir şekilde gerçekleştirilmeye çalışılır. Bu, Doğu’da Avrupa diplomasisinin işleyişine vakıf olanlar tarafından bilinen bir durumdur.

Kitaptaki değerlendirmeler bunlardan ibaret değil. Hilal ve Haç münasebeti, Hıristiyanlıkta ruhbaniyet ve İslam’daki yeri, Hıristiyanlığın yayılması ve İslam’ın yeri, dini yaymadaki rekabet, İslamiyet’in rekabetteki başarısı, İslamiyet’te kadının yeri, çok eşli evlilik, boşanma, Hıristiyan ve Müslüman esirler (köleler), esirliğin ortadan kaldırılmasındaki insani amaç, Hilalin zaptı, Müslümanların birleşmesi (Pan-İslamizm) tehlikesi konularında Hıristiyan dünyasındaki uygulamalar anlatılır, düşünceler, ikiyüzlülükler ortaya konur. Bu konularda İslam dininin uygulamaları da belirtilir. Mukayeseler yapılır. Hıristiyanlığın düşünce ve uygulamalarına cevaplar verilir.

Yazarın uzun süre İngiltere’de yaşaması, Avrupa’nın medeniyet telakkisine vakıf olmasını sağlamıştır. Yine Batılıların Doğulu ve Müslüman halklar hakkındaki gerçek düşüncelerini yakından öğrenmesini temin etmiştir. Eser bu konuda bize ilk elden, gerçek bilgi veriyor. O günden bu yana çok şeyin değişmediğini gösteriyor.

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2018, 14:45
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20