Başlangıçtan günümüze Mekke'yi anlatmıştı

Başlangıçtan Günümüze Mekke, Martin Lings’in (Ebubekir Siraceddin) risale addedilebilecek hacimde bir eseri. Bu sene, gelenekselci ekol hakkında çalışmalarıyla tanıdığımız Nurullah Koltaş çevirisiyle İnsan Yayınları tarafından neşredildi. Suleyha Şişman yazdı.

Başlangıçtan günümüze Mekke'yi anlatmıştı

Başlangıçtan Günümüze Mekke, Martin Lings’in (Ebubekir Siraceddin) risale addedilebilecek hacimde bir eseri. Bu sene, gelenekselci ekol hakkında çalışmalarıyla tanıdığımız Nurullah Koltaş çevirisiyle İnsan Yayınları tarafından neşredildi.

Martin Lings’in bu eserini, bilgilerimizi tazelemesinden gayrı, taze bir bakış açısı sunması açısından da önemsiyorum. Çünkü metin, ilk tahlilde gayrimüslim ya da İslam’ı az tanıyanlara hitap ettiğini fark ettiren bir yalınlıkta, bize çok aşina gelen konuları Batı medeniyeti içinden, bu medeniyetin perspektifiyle de tasvire kabil olduğu için zenginlik ihtiva ediyor.

Kişi, Mekke’de İbrahim’in şehrinde olduğunun şuurunda olur

Kitapta kendisini en çok hissettiren fikir, Mekke’nin Hz. İbrahim (a.s.)’ın şehri olduğudur. Yazarın siyeri, “Hz. Muhammed’in Hayatı”nı hatırlayalım. “Allah’ın Evi” bölümüyle ve bu bölümde de Hz. İbrahim’in hikâyesiyle başlar.

Darlığı yüzünden Bekke ismiyle anılan, sadece üç geçit hariç her tarafı tepelerle çevrili kıraç bir vadi… Hz. İbrahim, Hz. İsmail ile Hacer Validemizi Ken’an ilinin kırk günlük deve yolu güneyindeki bu vadiye bıraktıktan sonra, kuraklık ve susuzluk zemzemle bolluk ve berekete dönüştü. Ve Bekke kervanların uğrak yeri haline geldi.

Kur’an-ı Kerim’den (Bakara, 127 ) İbrahim (as)’ın Hz. İsmail’le beraber Beyt’in temellerini yükselttiğini biliyoruz. Cenab-ı Hak şöyle buyurdu: “Bütün insanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak ve gerek uzak yoldan gelen incelmiş develer üzerinde sana gelsinler.” (Hacc, 27)

La ilahe illallah İbrahim halilullah

Martin Lings’in, Kâbe’nin yaratılış öncesine kadar uzanan bir geçmişi olduğunu ve Hz. Adem’in -Arafat’la olan bağına (Hz. Havva ile burada buluşup affedildiğine) değinmekle birlikte- Kâbe’yi inşa etmesi ve haccı hakkındaki rivayetleri göz ardı ettiği ve Hz. İbrahim’den yola koyulduğu bir gerçektir.

Başlangıçtan Günümüze Mekke’de, 1948’de ifa ettiği ilk haccının hemen sonrasında bir arkadaşına yazdığı mektubu alıntılayan Lings, “İslam’a şehadeti yaşamlarına İbrahimî bir biçimde hâkim kılmış hacılardan” söz eder. Bu mektupta İbrahimî bir koku vardır. “La ilahe illallah” der ve “İbrahim, O’nun elçisidir aleyhisselam…” Aktarmaya çalıştığı husus, hacıların kutsal topraklarda, her biri kendi hazırlık ve kabiliyetleri ölçüsünde Hz. İbrahim ile karşılaşmalarıdır.

Doğrusu insanlar için vaz’olunan ilk mabed, elbette Mekke’deki o çok mübarek ve bütün âleme hidayet olan beyttir

İsrailiyatta genel kabul gören eski tarih dizisine göre Hz. İbrahim, M.Ö. 2153’te doğmuştur. Yüz sene sonra Hz. İshak dünyayı teşrif etmiştir. Lings’in hesaplarına göre Kâbe’nin inşası da M.Ö. 2030 ila 2000 başları arasında gerçekleşmiş olmalıdır. Dolayısıyla Kâbe, Hz. Süleyman’ın saltanatı esnasında 1007’de tamamlanmış olan Kudüs’teki mabedden yaklaşık bin yıl kadar daha eskidir.

Lings, Hıristiyan ve Yahudilerin büyük bir bölümünün haberdar olmadığı, “Mekke’ye kadar genişletilmesi gereken kutsal topraklar tasavvuru”nu gözden geçirmeyi salık verir.

Asırlar içinde bir dudak ünsüzü B’nin bir diğerine, M’ye dönüştüğünü hesaba katarsak Bekke, hem Yahudilik hem de Hristiyanlığın tasdik ettiği, Hz. Süleyman’ın pederi olan Hz. Davud’a indirilen Mezmurlar’da, Tanrı’nın “sevgili mabedleri”nden biri olarak övülmektedir.

Mezmurlar 84’te Hacer Validemiz ve İsmail (as)’a atıf vardır: “Ne mutlu gücünü senden alan insana! Sion yolları onun yüreğindedir. Bekke Vadisi’nden geçerken pınar başına çevirirler orayı, ilk yağmurlar orayı berekete boğar.” Tekvîn’de ise vadiden bahsedilmeden Tanrı’nın çocuğun sesini işittiği, Hacer’le ilgili de Tanrı’nın onun gözlerini açtığı, böylece bir su kaynağı gördüğü söylenir.

Yahudiler, Mezmurlar’da övülen bu mabedi, ilk bin yıldan sonra ziyaretten bir şekilde vazgeçmişlerdir. Bunun sebebi Hz. İbrahim’in dinine tabi olan haniflerin sayısının azalması neticesinde, civar kabilelerin başlarda hediye olarak sundukları, sonraysa Kâbe’yi tamamen kuşatan putlar nedeniyle Yahudilerin bu mabedin artık manen fayda veremeyeceğine inanmaları olabilir. (İlginç bir noktayı da parantez içinde yazayım. Araplar, Hıristiyanların hediye ettiği Meryem ana ve çocuk (İsa) ikonografyasını, rahatsızlık duymadan putların arasına yerleştirmişlerdir.) Hz. İbrahim’in dininden sapmanın bir unsuru da ahiret inancının yok olmasıdır.

Milattan sonra 6. yüzyıla geldiğimizde, bölgedeki Yahudi ve Hıristiyanların bir peygamberin gelişinin yakın olduğundan emin olduklarını görürüz. Yahudiler, bunu kendi içlerinden beklerken bir Hıristiyan olan Varaka böyle düşünmemektedir. Kuşkusuz bu inancının zemini tesis eden fikirler, yukarıda saydığımız iki unsurdur. En azından Araplar, hayatı sadece bu dünyaya hapsetmeyen ve putperestlikten uzak olan Yahudilerden daha umutsuzca bir durumda peygambere muhtaçlardır ve onları âdetlerinden döndürecek olan ancak bir peygamber olabilir.

Buraya Muhammed Hamidullah’ın İslam Müesseselerine Giriş’inden öğrendiğim bir bilgiyi de eklemek isterim: “Hz. Peygamber Hicrî 8. senede Mekke’yi fethetti ve bu sene gayrimüslimlerle hac yaptı. 9. sene haccı idare etmek için Hz. Ebubekir’i (ra) seçer ve bu sene de hacda hem Müslümanlar hem de gayrimüslimler vardır. Ve bu seneden itibarendir ki, Hz. Peygamber gayrimüslimlerin hacca gelemeyeceklerini ilan eder. Hicri 10’da Hz. Peygamber bizzat hacca gider ki bu meşhur Veda Haccı’dır.”

Allah’ın Evi’ni tavaf

Son olarak Martin Lings’in 1948 ve 1976’da ifa ettiği hac vazifeleri ile ilgili anı ve düşüncelerini anlattığı bir belgeselden bahsetmek istiyorum: Circling the House of God. (Youtube’da üç bölüm olarak mevcut: http://www.youtube.com/results?search_query=Circling+the+House+of+God&sm=3)

Bu belgeselde, Başlangıçtan Günümüze Mekke kitabındakilerle neredeyse tamamen aynı olan cümleler hemen seçiliyor. Yayın tarihleri de birbirine yakın: kitap 2004, belgesel 2005.

Ebubekir Siraceddin, ilerlemiş yaşına rağmen –ki 2005 aynı zamanda muhteremin 96 yaşında göçtüğü yıldır- tane tane açıklıyor…

Trenden sonra Kızıldeniz üzerinden izlenen rotada deniz yolculuğu, gemide ihrama girip limana ulaşmak için ip merdivenlerle filikalara inen hacı adayları, ilk yıl sadece Mekke ve Medine olmak üzere Arabistan’ın elektriğe kavuştuğu ilk zamanlar ve direklere bağlanmış ampullerle aydınlanan methaf, Mescid-i Haram’a hürmetten alçak duvarlar, boyu çok uzamayan binalar, şehirde dolaşırken dört bir yandan ayan beyan görülen Beytullah, tavaf ve say alanlarının tekerlekli sandalyelerle değil ama tahtırevanlarla gezdirilen çocuklar, hastalar, yaşlılar… Cebel-i Rahme’nin seçildiği bir “vakfe günü”, yalınlığıyla şeytan taşlama…

Belgeselin bence en cazip taraflarından biri de, işte o yıllardan mukaddes topraklara ait kamera kayıtlarının, Ebubekir Siraceddin’in anlatımına eşlik ediyor olması…

Suleyha Şişman, “Vardır bizi Beytullah’a” dedi

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 17:38
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13